-
- Katılım
- Kasım 23, 2010
-
- Mesajlar
- 327
-
- Tepkime puanı
- 2,357
-
- Puanları
- 353
-
- Konum
- Neptün
İnananlar için bu dünya bir rüyâdan, oyundan ve imtihandan ibâret. İnanmayanlar zaten geldikleri gibi gidecekler; onlar kendilerine değer vermiyorlar öyle ki. Geldiklerinde bir anlam olmadığı gibi, gittikleri zaman da bir anlam olmayacak (onlara göre) Ama inananlar, buraya geldiklerine bir anlam yükledikleri gibi, varlıklarına da bir anlam katıp, iyi ya da kötü şekilde devam edeceklerini düşünüp, mevcutlarına değer ve anlam katıyorlar. Neyse konumuz bu değil. Gelelim asıl mevzuya:
Dünya bir oyundan veya hayâlden ibâret ise şâyet, dijital ortam olan sanal âlem de rüyâ içinde rüyâ gibidir. Neticede uykudaki ter gibi, sayıklama gibi bir birine bağlıdır ama kişilikleri ile, karakterleri ile, duyguları ve anlamları ile farklı bir dünyâdır. Çoğu insan kendini buraya bağlar ve dış dünyadan bir nevi kopuk yaşar. Asosyal tâbiriyle insanlar vuku bulur. Onlar zaten mevcut olan bir rüyânın içinde başka bir rüyâ âlemindelerdir. Gerçekten uykuda iken rüyâ içinde rüyâ görenler olduğu gibi.
Peki daha ileride rüyânın içinde rüyâ görenler, sonra bir rüyâya daha dalarlar mı sizce? Başlangıç - Inception filmini izleyenler hatırlayacaktır, rüyâya dalanlar bir rüyâ katmanına daha girerler, ardından bir üçüncü katman içinde rüyâ içindeki rüyânın rüyâsına dalarlar ve olaylar o şekilde devam eder...
Toparlayacak olursak:
İnsanoğlunun gerçekten uzak bir hayat sürmeye programlanması sebebiyle midir bunca olanlar? Hani çoğu insan gerçeği kabullenmek istemez, ondan kaçar, hep kendi doğruları ile dünyalar kurar, hayâller üretir. Zaten bir kurgunun içinde, olası senaryo eşliğinde, geçici karakterini yansıtan insanın, başka hayâller peşinde koşması tesâdüf müdür?
Moderatör tarafında düzenlendi:
