Rûhun gıdâsı dindir, kalbin gıdâsı ilimdir

Konu sahibi son olarak 2796 gün önce görüldü
Rûhun gıdâsı dindir, kalbin gıdâsı ilimdir
Sohbet-i sâlihîn;
Mübarek hocamız, rûhun gıdâsı dindir, kalbin gıdâsı ilimdir, buyurmuşlardı. İlmi olmayan, ya'nî din kitâbı okumayanın, dîni sohbet yapmıyanın gönlü, kalbi ölür. Hasta birden bire ölmez. Evvelâ za'îfler, za'îf, güçsüz bir insanda meydâna gelen acılar, ızdıraplar bedene yansır. Bedende ise ba'zı alâmetler, anormallikler meydâna gelir. Eğer bu ses duvarını aşarsa deli olur. Ses duvarını aşmadığı müddetçe de bedeninde bir çok hastalıkların biri gider, biri gelir. Rûhun hastalığı da böyle. Netîce i'tibariyle, rûhun gıdâsı nemâz kılmak, Kur'ân-ı kerîm okumakdır, dîni sohbet, zikrdir. Bedeni ve rûhu beraber tahrib eden zehirler; harâmlardır. Hem rûhu hem bedeni dejenere eder, hasta eder.
NOT;
Ehl-i sünnet alimleri, mürşid-i kamil zatlar buyuruyor ki;
Din, Muhammed aleyhisselamın 23 yıl boyunca eshabına açıkladığı, öğrettiği iman ve islam bilgileridir. Peygamber efendimiz, doğru bir tanedir, benim ve eshabının yoludur buyuruyor. Bu bilgileri ilk defa dört hak mezhebin kurucuları olan ehl-i sünnet alimleri yazdı, kitaplaştırdı. Sonra gelen ve o kitaplardan hiç değiştirmeden, nakleden, kendi kafalarından ilaveler, çıkarmalar yapmadan yazan ve anlatan alimler de ehl-i sünnet alimleridir. Onların sohbetini dinleyen veya kitaplarını okuyarak uyan kimselere o büyükler hem bilgi hem de feyiz verirler, olgunlaştırırlar. Kalbin ve ruhun gıdası onların sohbeti ve kitaplarıdır. İnsanların kendi akılları, görüşleri, sözde ilhamları ile yorum getirip söyledikleri, yazdıkları kalbi karartır, zehirler. Ebedi felakete sürükler.
 
Geri