Ramazan orucu ve oruç çesitleri

Konu sahibi son olarak 2620 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:

**Ramazan ayı mübarek bir aydır Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır [Nesai]

**Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir [Nesai]

**Ramazan bereket ayıdır Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder [Taberani]

**Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder [Deylemi]

**Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur [Taberani]

**Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir [Ebu Nuaym]

**Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir [İMansur]

**Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur [İEbiddünya]

**İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir [Müslim]

**Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir [Taberani]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

**Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur Cehennemden azat olur O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir O oruçlunun sevabı hiç azalmaz

**Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur

**Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer

**Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir

**Kur’an-ı kerim Ramazanda indi Kadir gecesi bu aydadır Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi

**İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir İbadet etmek de zaten bu demektir

**Hurma ile iftar etmek sünnettir İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir

**Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur

**Bu ayda, Cennet kapıları açılır Cehennem kapıları kapanır Şeytanlar, zincirlere bağlanır Rahmet kapıları açılır Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!

**Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

**Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur [Nesai]

**Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur [Buhari]

**Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer [Deylemi]

**Ramazan bereket ayıdır Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır [Taberani]

**Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır [İbni Ebiddünya]

**Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır [Deylemi]

**Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin! [Buhari]

**Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu (Tirmizi)

**Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz


Alintidir.
 
Oruç bir zayıflama biçimi değildir

Uzman Diyetisyen Işın Sayın, Ramazan ayı boyunca kilo vermek yerine almamaya dikkat etmenin önemini vurgulayarak, "Oruç tutmak zayıflama biçimi değildir" dedi.

Uzman Diyetisyen Işın Sayın, Ramazan ayında kilo almamak için uyarılarda bulundu. Sayın, Ramazan boyunca ibadete yoğunlaşmak gerektiğini vurgularken, kilo vermek yerine almamaya dikkat etmenin doğru olacağını söyledi. Oruç tutmanın bir zayıflama biçimi değil ibadet olduğunu söyleyen Sayın, "Oruç tutmak zayıflama biçimi değildir. Oruç tutarken uzun saatler boyu metabolizmamız çok yavaş çalışır. Ancak bir yandan düşünür, hareket ederiz. Yani yakıt olarak kullanılan kan şekeri düşer. İftarda ciddi bir iştah potansiyeli birikir. Eğer iftarda çok tatlı, fazlaca pide, pilav yersek aniden yükselen kan şekeri bizi uyuşturur, ağırlık ve rehavet verir. Bu şekilde çoğu kez kilo almak kaçınılmazdır" dedi.

Oruç tutmayı bir zayıflama yöntemi olarak düşünenlere uyarılarda bulunan Sayın, "Kimisi orucu bir zayıflama metodu gibi düşünür. Oruçluyken metabolizmanın yavaşlamasına rağmen kilo verebilmek için gerçekten çok düşük kalorili beslenmeniz gerekir. Eğer Ramazan ayında böyle düşük kalorili beslenmeyle 2 kilo ve daha fazla zayıflıyorsanız kaslar eriyebilir. Kalıcı bir metabolik yavaşlama olabilir. Bu da artık daha kolay kilo almak, daha zor kilo vermek anlamına gelir. Sorun kilolarımıza dikkat etmemiz gereken esas şey şudur; uzun süreli açlıkla kan şekerimiz ay boyu düzensizleşir. Ucunda da bayramı vardır. Oruç ayı boyunca tatlı yememişiz gibi bayramda da yeme eğilimindeysek lütfen esas olarak bu konuda dikkatli olalım" diye konuştu.

"Ramazan'da ibadete odaklanılmalıdır" diyen Sayın, "Bu esnada da kiloyu koruyabilmeye bakın. Bayramda da kilo almamaya çalışın. Tatlı ve hamur işleri, pilav, makarna bu yolda en kolay kilo aldıran ve sağlığı tehdit eden unsurlardır. Tadımlık yemeye ve kendinizi korumaya çalışın. Kilo vermeyi bu süreçte mutlaka erteleyin. Amacınızı sorgulayıp, dürüst olmak ve kilo korumaya çalışmak en sağlıklısıdır. Böylece kaslarınız korunacaktır. Metabolizma hızınızı kalıcı bir yavaşlamaya karşı korumuş olursunuz. Bayramdan sonra da bu sayede daha ritmik kilo verebilirsiniz" ifadelerini kullandı.

(İHA)
 
Oruç tutan böbrek hastalarına tavsiyeler

MEHMET OKAY - BITLIS


Bitlis'in Tatvan Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Onur Dede, Ramazan ayında oruç tutacak olan böbrek taşı rahatsızlığı bulunan hastaların mutlaka hekim kontrolünden geçmeleri gerektiğini söyledi.

Ramazanda oruç tutacak olan böbrek rahatsızlıkları bulunan hastalar için tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Onur Dede, "Böbrek taşı olan hastalar oruç tutmalarının sağlıkları açısından uygun olup olmadığını öğrenmek için doktor kontrolünden geçmeleri gerekiyor. Kontrole giren hastaların böbrek taşlarının boyut ve bulundukları böbrek lokalizasyonlarına göre değerlendirilmeleri yapılması gerekiyor. Yapılan kontrol sonucunda hastanın oruç tutmasının uygun olup olmadığı belirlenebilir." dedi.

Oruç tutan hastalarda böbreğin çıkış kanallarını tıkamamış, ağrı yapmayan stabil taşların oruç tutmaya bir zararı bulunmadığını ifade eden Dede şöyle konuştu: "Özellikle kanala düşen, böbrekte tıkanıklığa bağlı genişlemeye neden olan taşlar nedeniyle hastaların oruç tutmaları sağlıkları açısından pek uygun değildir. Çünkü bu hastaların gün içerisinde sıklıkla sıvı tüketmeleri gerekmektedir. Yaz aylarında oruç tutarken sahur ve iftarda tuz miktarının azaltılması su ihtiyacınızı azaltacaktır. Bunun dışında sıvı tüketimini yeterli düzeyde tutmak ve sıvı kaybını azaltmak için sıcaklıkların yüksek olduğu saatlerde kapalı ve serin mekanlar tercih edilmelidir. Prostat rahatsızlığı nedeniyle ilaç kullanan hastalar için mutlaka ilaçlarının aksatmamalarını, hipertansiyon hastalarının bu dönemde düzenli tansiyonlarını ölçtürmelerini ve ilaçların yan etkileri açısından kan değerlerine baktırmalarını öneriyoruz."

"HEKİM TAVSİYELERİNE UYULMALIDIR"


Doğuştan veya sonradan tek böbrekli kalan hastanın böbrek fonksiyonlarını gösteren kan değerleri ve sahip olduğu böbreğinde rahatsızlık bulunmayan hastaların oruç tutmasında bir sakınca olmadığını aktaran Dede, bu hastaların ramazan boyunca hekim tavsiyelerine uyararak oruç tutmaları gerektiğine vurgu yaptı.

Tek böbrekli olup bu böbreğinde veya böbrek fonksiyon testlerinde anormal bulguları olan hastaların özellikle yaz aylarında sıvı kaybının çok olması nedeniyle mevcut bulgularında kötüleşme olabileceğini göz önünde bulundurmaları gerektiğine dikkat çeken Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Onur Dede, rahatsızlıkları bulunan hastaların oruç tutmadan önce mutlaka bir hekime danışmalarını gerektiğini sözlerine ekledi.

(CİHAN)
 
Sahurda yumurta tüketin

Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Özge Akar, tok tutucu özelliğinden dolayı sahurda yumurta tüketilmesini önerdi. Akar, oruç tutarken mutlaka sahura kalkmak gerektiğini, aksi halde kan şekerinin erken düştüğünü ifade etti.

Medical Park Tarsus Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Özge Akar, bu yıl oruç tutanların neredeyse 15 saat aç kalacağını, bu süre içinde de kan şekerinin düşebileceğini belirtti. Sahurda sadece su içerek niyetlenmenin veya gece yatmadan önce yemek yemenin zararlı olduğunun altını çizen Akar, "Çünkü bu beslenme tarzı, aç kalma süresini uzatmaktadır. Açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Bu durumun aksine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa, gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Sahurda tok tutucu özelliğinden dolayı yumurta tüketimi önemlidir. Sahurda bol su içilmeli, aşırı yağ ve tuzlu besinler tüketilmemelidir. Yiyecek olarak da çorba, az yağla yapılmış sebze, zeytinyağlı yemekler veya hafif kahvaltılardan birini seçmek en doğrusu olacaktır." dedi.

Oruç tutanların sahura kalkmaması halinde kan şekerinin düşüşünün erken başlayacağını söyleyen Özge Akar, Ramazan ayında da öğün sayısının en az üç olacak şekilde planlanmasını önerdiklerini aktardı. Özge Akar şöyle devam etti: "Bu beslenme şekline dikkat etmeyen, sağlıklı kişilerde bile zaman zaman sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi gibi rahatsızlıklar görülebilir. Özellikle bu dönemde tüketilen hamurlu tatlılar, pideler, böreklerin ve yüksek kalorili besinlerin tüketiminin artmasına bağlı olarak kilo artışı yaşanabilir.Yeterli ve dengeli beslenmenin ramazan ayında da sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir."


(CİHAN)
 
Ramazan ayı içinde barındırdığı Kadir gecesiyle, müminlere izzet-i ikram olarak sunulmuş huzur ve bağışlanma zamanıdır. Efendimiz (sas), “Ramazan; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.” buyuruyor. Bu mübarek ayın sonuna yaklaşsak da bereketinden faydalanmak için daha on günümüz var. Bugünlerde af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açık…

Günlük hayatımızda kullandığımız “Sayılı gün çabuk geçer.” ifadesinin esasında psikolojik bir temeli var. Bizi terk edip gitmesini istemediğimiz günler, su gibi akıp geçiyor. On bir aydır hasretle beklediğimiz Ramazan ayının sonlarına yaklaştık. Ramazan, bu ayın Allah katındaki değerini, bu ayda yapılan ibadetlerin sevaplarının katlanarak geri döneceğini bilen bir Müslüman için gerçekten hızlı geçiyor. Neyse ki, on günümüz daha var. Manen temizlenmek için bir fırsat niteliğinde bir on gün…
Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Ramazan ayının; evvelinin rahmet, ortasının mağfiret, sonunun ise cehennem azabından kurtuluş zamanı olduğunu hatırlatıyor. Peygamber Efendimiz (sas), Ramazan ayının son on gününü; “Mümin kulların, Ramazan’a hürmet eden, Ramazan’da gayret eden kulların cehennemden azad olma zamanı.” diye tarif ediyor. Yani kulların cehennemlik olacak günahları varsa bile, Ramazan bereketinde Allah’ın (cc) rahmetiyle bağışlanıp cehennemden azad olacakları zaman olduğu müjdesini veriyor. Prof. Dr. Altıntaş’a göre, bu mübarek ayı, Allah’ın istediği gibi, bireysel ve sosyal ibadetlerle değerlendirip bu ayın hakkını vermiş bir kulun bağışlanmayı ümit etmesi gerekiyor.


Biz oruç tutarız, oruç da bizi…
Bakara Sûresi’nin 43. âyetinde orucun farz olduğundan bahsediliyor. Bu âyet, “…umulur ki korunursunuz.” diye bitiyor. Altıntaş, Arapçada ‘oruç’ kelimesinin tam karşılığının ‘tutmak’ olduğunu hatırlatıyor ve, “Biz oruç tutarız, oruç bizi tutsun diye. Oruç tutan bir Müslüman, iç ve dış dünyasını kötülüklere geçit vermemek için adeta bir zırhla örmüş gibidir.” diyor. Zira Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerde, inanarak ve karşılığını da sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını namazla, oruçla geçiren ve Kadir Gecesi’ni ihya eden bir Müslüman’ın günahlarının bağışlanacağı ifade ediliyor.
Ramazan ayının son on gününün ehemmiyetli olduğuna dair bir ışık daha var. Kur’an-ı Kerim’de, Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde Ramazan ayının son on gecesi üzerine yemin ediliyor. Altıntaş’a göre, Yüce Allah bir şeye yeminle başlıyorsa, onun değerli ve önemli olduğunu beyan etmiş oluyor.


Efendimiz, son on güne ayrı önem verirdi
Peygamber Efendimiz’in kızı Hz. Aişe Validemiz’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı. Mescid-i Saadet’te itikâfa girerdi. Hayır ve hasenat alanında daha fazla yoğunlaşırdı. Peygamberimiz’in bu davranışı vefatına kadar sürmüş. Her yıl on gün itikâfa girerken, vefat ettiği yıl itikâfı 20 gün sürmüş, o yılki Ramazan ayında Cebrail (as) Kur’an-ı Kerim’i iki defa arz etmiş, karşılıklı okumuşlardı.

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Ramazanın son günlerini sünnete uygun geçirmek için vakit namazlarını cemaatle kılmayı tavsiye ediyor. Diğer gecelerden farklı olarak kılınabildiği kadar gece namazı kılınmasının da çok faziletli olduğunu vurguluyor.
Bir de Efendimiz’in Aişe Validemiz’e bugünlerde sıkça okumasını tavsiye ettiği duayı hatırlatıyor: Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu annî. (Allah’ım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.)


Gece namazı
Sahabe efendilerimizden İbn Abbas, Hz. Peygamber’in Ramazan ayının bütün gün ve gecelerinde olduğu gibi son on gününde de bol bol Kur’an okuduğunu, hayır ve hasenat yaptığını, geceleri teheccüd namazı kıldığını rivayet ediyor. Prof. Dr. Altıntaş’ın anlattığına göre, Hz. Peygamber; Kur’an’ın doğum gecesi olan Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on gününde arayın demiş ve bu ayın 23., 25. ve 27. geceleri Mescid-i Nebevi’de ashabına 8 rekatı nafile 3′ü vitr olmak üzere 11 rekât gece namazı kıldırmış. Cemaatle kılınan bu namazlar, sahur vaktine kadar devam etmiş. Altıntaş, bu namazların bizim için de sünnet-i müekkede ve çok faziletli olduğunu ifade ediyor.

***
İtikâfa bir oda ayırabilirsiniz
İtikâfta önemli olan, insanın günlük meşguliyetlerden sıyrılıp maneviyat iklimine girmesidir. İtikâfla Müslüman nefis muhasebesi yapar, Rabb’iyle bağ kurar. Günümüzde dünya meşguliyetleri eskiye nazaran fazla olduğu için itikâf yapmak çok zor gelebiliyor. Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, bu sünneti ihya etmeye yeniden alışmak için birkaç günlük itikâflar düşünülebileceğini anlatıyor. Bu konuda bazı tavsiyeleri var: Mesela evinizde bir odayı ayırıp adını ‘itikâf odası’ koyabilirsiniz. Bu odada işi olmayan aile bireyleri birkaç saatliğine de olsa itikâfa girebilirler. Hatta durumu uygun olanlar 2 gün, 3 gün veya 10 güne kadar itikâf yapabilirler.


***
Nefis muhasebesi, insanı adam eder
Ramazanın son günlerinde ibadete sımsıkı sarılmak gerekiyor. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, son on günle ilgili tavsiyelerde bulunuyor. “Bu günlerde Kur’an-ı Kerim’i elden düşürmemeliyiz. Günahlarımızın bağışlanması için bol bol dua etmeliyiz. Oruç ibadetinin hakkını vermeli, geceleri teravih, teheccüd ve nafile namazlarla değerlendirmeliyiz. Farz ve vacip olan zekât ve fitrelerimizi vermenin yanında hayır ve hasenat yapmalıyız. İftar sofralarımıza fakiri, fukarayı davet etmeli, çocuklarımıza bu gecelerin önemini yaşayarak öğretmeliyiz. Mümkünse, son on günün bir ya da iki gününü bir camide ya da evimizde itikâfa girerek ibadette yoğunlaşmalıyız.
Altıntaş, nefis muhasebesi yapmanın önemini de vurguluyor. Ömrümüzün bir muhasebesini yapmalı ve hayatımızı ‘helal ve haram’ sınırlarını gözeterek yaşama konusunda kendimize bir istikamet çizmeliyiz. Altıntaş’a göre, nefis muhasebesi, toparlanmak ve değişmek için önemli bir vesile. Bir kimse nefis muhasebesi yapınca Ramazan ayını verimli geçiriyor. Bu da diğer aylarında maneviyatla geçmesini sağlıyor. Altıntaş’a göre iyi bir nefis muhasebesi ve ibadetle geçirilen bir Ramazan ayı, kişide iyi yönde ahlaki değişimi gerçekleştiriyor. Tabiri caizse, iyi bir nefis muhasebesi, insanı adam ediyor. Bu kişinin hayatında muhakkak olumlu değişiklikler gözleniyor.


***
İtikâf, mağfiretin anahtarı…
İtikâf; Ramazan ayının son on günü itikâf niyeti ile bir camiye, mescide ya da kadınlar için evde uygun olan bir odaya çekilerek zarurî ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmadan inzivaya çekilip zamanını ibadet ve dua ile geçirmektir. İtikâf, kifâî nitelikli bir sünnet-i müekkededir. Hz. Aişe Validemiz’in (ra) anlattığına göre Peygamber Efendimiz (sas) Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerlerdi. Bu, aziz ve celil olan Allah’ın kendisini ebedî âleme alıncaya kadar devam etti. Kendinden sonra hanımları da odalarında itikâfa girerlerdi.
Emekli imam Mehmet Duman, ömrünü hayır işlerine adamış insanlardan biri. Her sene Ramazan ayında bir mani olmadığı takdirde itikâfa giriyor. Duman, ihlâs ile yapılan bir itikâfın, amellerin en faziletlisi sayıldığını hatırlatıyor. Bu sayede kalpler bir müddet için de olsa dünya işlerinden sıyrılıp Allah ile irtibat içinde oluyor. Duman, konuyla ilgili bir rivayeti anlatıyor: “İslâm büyüklerinden Atâ şöyle der: “İtikâfa giren kimse ihtiyacından dolayı büyük bir zâtın kapısında oturup ‘Hâcetimi yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem.‘ diye yalvaran bir kimseye benzer. O da Allah’ın bir mâbedine sokulmuş, ‘Beni bağışlayıp mağfiret etmedikçe buradan ayrılıp gitmem.‘ demektedir. Kısacası, itikâf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişaneleri parlar, feyizlere mazhar olur.”


***
Kadir Gecesi son on günde saklı
Kadir Gecesi, müminlerin en değerli, en bereketli gecesi. Çünkü Rabb’imizin rahmet kapılarını sonuna kadar açtığı, manevî ziyafetin davetlilerine her türlü ihsanda bulunulduğu bin aydan daha hayırlı bir gece. Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir hadise göre Peygamberimiz, Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuş: “Kim ki inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.
Ramazan ayının hangi gecesinin Kadir Gecesi olduğu belli değil. Peygamberimiz’in tavsiyesi, onu Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinde aramak… Buna göre Kadir Gecesi Ramazan’ın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi ve yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, bu gecede uzun uzun dua etmeyi ihmal etmemek gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü bu gece Rabb’in kullarına ihsan gecesi… Aydın’a göre, herkesin iyiliğini isteyerek genelden başlayarak özele doğru dua etmemiz gerekir. Yani insanlık, İslam âlemi, Müslümanlar, ülkemiz, yakınlarımız, çevremiz, sevdiklerimiz, dostlarımız, ailemiz ve kendimiz sıralamasıyla dua etmek faziletlidir.
 
Orucun sahih olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz oruç makbul değildir.

Ramazan orucuna, akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki:


Normal olarak oruca, sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Ramazan ayında tutulamayan orucu, başka günlerde kaza ederken niyetin geceleyin «tan yeri ağarmadan önce» yapılması gerekir. Keffaret oruçları da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez.

Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarınki orucuna" diye söylemelidir.
 
1. Açlıkta kalp safası, gönlün hakka teslimiyeti, göz keskinliği vardır.

Tokluk ise aptallık ve tenbellik verir, basireti kör eder.

2. Açlıkta kalp inceliği artar. Kalbin ve duyguların incelmesi de insanı Rabbine yakarışındaki lezzeti idrak etmeye hazırlar.

3. Lüzumsuz rahatlık, gamsızlık ve Allah’a isyanın başlangıcı ve aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan iftihar ve böbürlenme duygusu gider. Nefis açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz.

4. İnsan kendisi açlığın acısını yaşarken, başkalarını daha iyi anlar. Aç olanlar, fakirleri ve zayıfları unutmazlar.

5. Açlık bütün günaha dönük arzuları kırar, devamlı kötülüğü emreden nefsi (nefs-i emmareyi) dizginler.

6. Açlık, kişinin üzerindeki gafleti atar. Bu sebeble büyük veliler sevenlerine, “Çok yemeyiniz, çok içmeyiniz, bu sebeple çok uyursunuz ve hüsrana uğrarsınız” diye tavsiyede bulunmuşlardır.

7. Açlıkta ibadete devam kolaylaşır. Toklukta insana çöken miskinliği atmak daha zordur. Aç insanın Rabbine yönelişi daha samimidir.


8. Açlıkta sıhhat vardır. Hastalıkların çoğunun sebebi çok yemek, çok içmek, çok uyumaktır.

9. Az yemeğe alışanlar, az mala da kanaat eder. Bu sebeble Rasûlullah (sas) : “İktisada riayet eden fakirliğe düçar olmaz.” buyurmuşlardır.

10. Aç insan açlığın ne olduğunu bildiği için, yemeğinin artanını, ya da sadakasını verirken daha bir yüksek gönüllü olur. Kıyamette de bu fazileti vesilesiyle sadakası altında gölgelenir
 
Şeftali: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır. Bağırsakları yumuşatır. Hazmı kolaylaştırır. Susuzluğu ve ağız kokusunu giderir. Cildi nemlendirir dudaklara sürüldüğünde nemlendirici özelliği ile oruç tutanların dudaklarının kurumasını önler.

Meyan şerbeti: Bağışıklık sistemini güçlendiren ve sıcak havalarda gazlı içeceklerin yerine tercih edilmesi gereken ve susuzluğu gün boyu gideren ender içeceklerden bir tanesi.

Siyah üzüm: Antioksidan özelliği çok kuvvetli olan ve yaz aylarında kolayca bulunabilen siyah üzüm de susuzluğu gideren gıdaların başında geliyor.

Kavun ve karpuz: Yaz meyvelerinden olan kavun ve karpuz da sahurda soğuk olarak tüketildiğinde uzun süre su içme ihtiyacını gideriyor.

Ev yapımı Yoğurt: Evde hazırlanacak olan mayalanmış tuzsuz yoğurt da susuzluğu gidererek yazın sıcak günlerinde oruç tutanlara kolaylık sağlıyor.



Domates: Yüzde 95 oranında su içeren domates, serinleten bir sebze. Domateste bol miktarda magnezyum, potasyum ve kalsiyum, ayrıca vitamin ve lif bulunuyor.

Hurma: Bol miktarda potasyum, magnezyum ve demir içeren hurma adete bir mineral bombası. Spor yapanların harcadıkları enerjiyi hızlı bir şekilde yeniden veriyor. Çöl meyvesi hurma, susuzluğu da gideriyor.

Maden suyu: İçme suyuna kıyasla manden suyunda, sodyum, magnezyum, kalsiyum gibi değerli katyonlar içerir. Ayrıca klorür, sülfat, nikrat ve hidrojen karbonat gibi anyonlar bulunuyor. Soda susuzluğu gidermekte oldukça etkili bir içecek.
 
17 saatlik oruç süresini sağlıklı geçirmek isteyenler dikkat! Seçtiğiniz gıdalar sizi daha çok acıktırabilir. Yapacağınız 13 doğru seçim sayesinde tok kalabilir; açlığın olumsuz etkilerinden korunabilirsiniz...

Ramazan'ın sıcaklara denk gelmesi ve 17 saatlik açlık süresi, oruç tutanların beslenmesine ayrı bir önem vermesini gerektiriyor. Seçilecek doğru gıdalar hem oruç süresince açlığı geciktiriyor, hem de sağlığı koruyor. Sahura kalkmadan daha da uzatılan açlık süresi beraberinde birçok hastalığı da getiriyor. Bunlar; halsizlik, tansiyon düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hipoglisemi (şeker düşmesi) vb. Bu nedenle sahura kalkılması ve doğru besinleri tüketmek gerekiyor. İşte iftar ve sahur sofralarında yapılması gereken 13 doğru tercih...

* Pirinç pilavı yerine bulgur pilavı
* Kızartma yerine ızgara
* Meyve suyu yerine ayran
* Beyaz makarna yerine kepekli makarna
* Patates yerine bakliyat
* Kavun yerine karpuz
* Sahanda yerine haşlanmış yumurta
* İncir yerine şeftali kayısı
* Beyaz ekmek yerine kepekli
* Çikolata yeri dondurma
* Cips yerine kuruyemiş

* Baklava yerine güllaç
* Maden suyu


Her gün mutlaka salata

Ana yemeklerde et grubundan, ızgara ya da fırında yağı alınmış et-derisiz tavuk, hindi, balık; ekmek grubundan bulgur pilavı veya bakliyatlar ile sebze yemeği tüketilebilir. Her gün mutlaka salata, yoğurt, ayran veya süt tüketilmesi de önemli.

İdeal sahur sofrası

Yumurta, süt, yoğurt, peynir, kurubaklagiller, zeytin, peynir, esmer ekmek, çiğ sebzeler, süt veya yoğurt, meyve veya taze sıkılmış meyve suları, reçel, komposto, kurubaklagil çorbaları, etli veya etsiz sebze yemeği, esmer ekmek.

Kan şekerine dikkat

İftar yemeği kan şekerinin yükselmemesi için yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde tüketilmeli. Örneğin; 1 bardak suyla oruç açıldıktan sonra 1 kase çorba ve birkaç dilim tam tahıllı ekmek tüketilmeli sonra yemeğe geçilmeli.

Posanın büyük gücü


Tokluk veren posalı gıdaları sofranızdan eksik etmeyin. Posa tüketimini artıracak besinler şöyle:
Çiğ yenebilen sebzeleri çiğ tüketin. Kurubaklagillere ağırlık verin. Omletlere çeşitli sebzeler ekleyin. Kahvaltılık gevrekleri unutmayın.

Dinç tutan meyveler

Yaban mersini: Kan şekerini dengeleyerek vücudun uyku moduna girmesini engelliyor.
Keçiboynuzu: Yorgunluk ve isteksizliği ortadan kaldırıyor. Böğürtlen: Kan şekerini dengeliyor.
Kızılcık: C vitamini ile direnç veriyor.


Kaynak: Takvim / Haber7
 
fft2mm2875716.jpg



İsveç'in kuzey kutup çizgisindeki Lulea kentinde günde 21 saatten fazla oruç tutuluyor. Lulea'da iftar 23.50'de başlarken, yatsı ve teravih 00.28'de oluyor. İmsak ise saat 02.37'de başlıyor

Bu yıl Ramazan ayında en uzun orucu, İskandinavya ülkelerinde yaşayan Müslümanlar tutacak. Türkiye'de yaklaşık 17 saat oruç tutulurken, beyaz gecelerin yaşandığı ve güneşin hemen hemen hiç batmadığı İskandinavya ülkelerinde bu süre 21 saati bulacak.

İFTAR, YATSI VE SAHUR GÜN IŞIĞINDA YAPILIYOR

İsveç'in en kuzeyinde bulunan Kiruna ve Norveç'in Trömse şehirlerinde oruç tutma süresi 21 saat iken, Stockholm, Oslo, Kopenhag ve Helsinki'de Müslümanlar 20 saat oruç tutacak. Dünyada gün boyu en uzun süre oruçlu kalınan yerlerden olan İsveç'in kuzey kutup çizgisindeki Lulea kentinde ise günde 21 saatten fazla oruç tutuluyor. Yaz mevsiminde güneşin batmadığı kentte iftar da, sahur da gün aydınlığında yapılıyor. Türklerin de yaşadığı Lulea'da iftar ile sahurun arası sadece 3 saat var. Türkiye saatiyle Lulea'da iftar 23.50'de başlarken, yatsı ve teravih 00.28'de oluyor. İmsak ise saat 02.37'de başlıyor. Ancak bu süreler içinde Lulea'da hava kararmıyor, açık havalarda ise güneşin hiç batmadığını görmek mümkün. Yani iftar gün ışığında açılıyor, yatsı ve sahur da yine hava kararmadan oluyor.
 
Oruç ORUÇ, RÛHU GELİŞTİRİR Mumsema ORUÇ, RÛHU GELİŞTİRİR
İnsanlarda rûh cesedin, cesed de rûhun rağmına gelişir. Rûhanî yönleri itibariyle gelişmek isteyenler, mutlaka oruç tutmalıdırlar. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Oruç tutmayanlar, cesedlerinin altında kalır ve hiçbir zaman tam olarak rûhanî olgunluğa ulaşamazlar.
ORUÇ, NEFSİ GEMLER
Nefsin gemlenmesi, frenlenmesi bakımından oruç, ciddi bir dinamiktir. Onun içindir ki, ehlullah sürekli riyazat yaparak rûhî formlarını korumaya çalışmışlardır. Hatta yogilerin aç-susuz durmakla rûhî güç ve kuvvetlerini kazandıkları hepimizin malumudur. Bazı mistiklerin nefislerine bir kısım eza ve cefa çektirmek suretiyle belli nisbette rûh yüceliğine ulaştıkları öteden beri bilinen bir vakıadır. Ama ne yoginin ne de mistiklerin ahiret adına elde edecekleri hiçbir şey yoktur. Zira aç ve susuz kalma ve riyazat yapma ancak ibadet niyetiyle yapılırsa bir değer ifade eder. Bu niyet Müslümanlıkta oruç şeklinde tecelli eder. Öbür türlü, insan, sadece harikulâde bazı hâllere mazhar olur ki, bu da kat’iyen gaye ve hedef değildir ve olmamalıdır da.
ORUCUN VEFA YÖNÜ
Oruç, vefa duygusunun tezahür ettiği en güzel bir ibadettir. Zira oruç, Allah ile kul arasında yapılmış bir ahiddir. Kul, belirli zaman dilimlerinde, belirli şeylerden vazgeçer ve bu hareketleriyle, ahdinde vefalı olduğunu gösterir. Aynı zamanda insan, tuttuğu oruçlarla vefa duygusunu öyle geliştirir ki, vefa onun ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Bu durumu kazanan kimse, içtimaî, ailevî ve ferdî hayatında zamanla âdetâ “vefa”dan bir abide durumuna yükselir.
ORUÇ, VESVESEYE SED ÇEKER
Oruçla insan, nefsin kendisine fısıldamaya çalıştığı şeytanî vesveselerin önüne bir sed çeker derken zimamı eline alır ve nefsini yönlendirmeye çalışır. Zira o artık, yemeğe, kadına ve dünyaya karşı kapalı bir durumdadır ve bu sayede o, dünya adına gelecek baskılardan azade olarak, izzetli bir hayat yaşamaya namzet demektir ki, böyle birisi ise, Cenab-ı Hakk’ın hakiki mü’minleri şereflendirdiği izzet duygusunu yakalamış olur. “İzzet (üstünlük), ancak Allah’a, elçisine ve mü’minlere mahsustur.”
ORUÇLUNUN AĞIZ KOKUSU
Oruç tutanın ağız kokusu açlıktan kaynaklanır. Kıyamet günü Cenab-ı Hakk katında, bu kokunun miskten, anberden daha şirin ve daha enfes bir semereye vesile olacağına işâret buyurulmuştur. Melâike-i kiram, arş u ferşi çınlattıracak bir velvele içerisinde Allah’a karşı kulluk vazifesini yapmaktan hoşlandıkları gibi, hoşlandıkları birtakım kokular vardır. Onlar, gül kokusundan çiçek kokusuna, miskten anbere kadar bütün güzel kokulardan lezzet alırlar. Mele-i a’lâda güzel kokular sırlı hazineleri açan anahtar hükmündedir ve işte oruçlunun ağız kokusu da perde arkası dalga boyuyla bu güzel kokular cümlesindendir.
ORUÇ BEDENİ DİNLENDİRİR
Faaliyet içinde olan her makina bir müddet sonra bakıma ve dinlenmeye tâbi tutulmazsa, verimli çalışamaz. Aksine dinlendirilmediği takdirde ya makina tamamen harap olur ya da ömrü kısalır. Bir talebe, belirli bir süre tedrisat gördükten sonra dinlendirilir. Bir işçi sabahtan akşama kadar çalışabilir, gelir akşamleyin istirahata çekilir. Evet böyle bir mola ve dinlenme olmadan aynı tempoda çalışma ve hele semereli olma mümkün değildir.
İnsanın vücûdu da tıpkı bir fabrika gibi farzedilecekse, onun azaları o fabrikanın aletleri hükmündedir. Oruç ise, vücut fabrikasının dinlenmesine, eskimemesine ve mükemmel bir şekilde çalışmasına en önemli bir vesiledir. Oruçla, vücutta biriken zararlı yağlar, şişmanlık vesilesi fazla etler atılmış ve vücut belli ölçüde tutulmuş olur. Bugün şişmanlıktan dolayı şikayet eden ve buna çare arayan dünya kadar insan var ve bu şişmanlığın kanın deveranına, beynin yavaş çalışmasına sebep olduğu da yine erbabının kabul ettiği gerçeklerden. Bu itibarla, orucu, maddî-ma’nevî hem değişik dertlere çare, hem de sevap kazanmanın önemli bir vesilesi saymak mümkündür.


ORUÇ ŞEFAAT EDECEKTİR
Oruç kıyamet günü oruçlu için şefaat edecek ve Cenab-ı Hakk’a niyazda bulunarak: “Ya Rabbi! Ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur” diyecektir
 
Allah herkese sabir ve kolaylik versin :rolleyes:
 
Sıcak havalarda uzun süre oruç tutmak çeşitli rahatsızlıklara neden olabilmektedir. İlk sırada ise baş ağrısı vardır. Çok şiddetli olmayan baş ağrılarını oruçluyken gidermenin bir yolu mutlaka vardır. İşte oruçluyken yaşadığınız baş ağrısından kurtulmak için çözüm önerileri

Öncelikle yaşadığınız baş ağrısından kurtulmak için bazı egzersizler yapabilirsiniz. Yaptığınız egzersizler nefes ve gevşeme egzersizleri olmalıdır. Bu sayede ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışın ve vücudunuzun oksijen almasını sağlar ve dokulara daha fazla oksijen gönderirsiniz.

Loş bir ortam sağlayın kendinize. Gürültü ve sinir bozucu seslerden uzak durun. Gözlerinizi kapatın dinlenme pozisyonuna geçin. Eğer bunlar faydalı olmuyor ise başınızı bir tülbent yardımı ile sıkın, başınıza buz yada soğuk uygulayın.

Bir süre uyumayı deneyin. Oruçluyken baş ağrısı yaşamamak için kullandığınız ilaç varsa sahurda mutlaka için.
 
FİTRE SADAKASI

Fitre sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdarı bir mala sahip bulunan her müslüman için verilmesi vacib olan bir sadakadır. Buna yalnız "Fitre"de denir. Fıtrat sadakası, sevab için verilen yaratılış ikramı demektir.

Fitre sadakasının vacib olması, zekatın farz kılınmasından öncedir. Orucun farz kılındığı yıla raslar. Bu bir yardımlaşmadır, orucun kabulüne ve can çekişme ile kabir azabından kurtuluşa bir yoldur. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram gününün sevincine katılmalarına bir yardımdır. Bu yönü ile fitre sadakası, insanlık için bir hayır ve bir görevdir.

Fitre sadakası, Ramazan Bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacib olursa da, bundan önce ve bundan daha sonra da verilebilir. Önceden verilmesiyle fakirler bayramlık ihtiyaçlarını gidermiş olurlar.

(Üç İmama göre, fitre sadakası Ramazanın son akşamında güneşin batmasından itibaren vacib olur. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir.)

Fitre sadakası, nisab mikdarı bir mala sahib olan her hür müslüman için vacibdir, ister çocuk olsun, ister mecnun olsun...

Bunların velileri, bunların mallarından bu sadakayı vermezlerse, kendileri baliğ olduktan veya iyileştikten sonra bu sadakayı ödemekle yükümlü bulunurlar. Bu mesele, İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre, bunlara fitre sadakası vacib olmaz. Bu gibilerin babaları veya vasileri bu sadakayı onların mallarından verirlerse, onu ödemek zorunda olurlar. Bu sadakayı onlar adına vermek, babalar üzerine vacib olur. Fitrelerini babalar kendi mallarından verirler.

Bu nisabdan maksad, iki yüz dirhem gümüş veya yirmi miskal altın veya bunlann kıymetine denk bir maldır. Bu mal, temel ihtiyaçlardan (borçtan, oturulan evden, ev eşyasından, bineceği at ve kuşanacağı silahdan, ailesinin bir aylık veya bir yıllık geçiminden) fazla bulunmalıdır. Bu fazla malların para veya ticaret malı olması şart değildir. Bu fazla olan mal üzerinden bir yıl geçmesi de aranmaz.
İşte bu mikdar bir mala sahib olan her müslüman için zekat almak veya vacib olan sadakaları kabul etmek haramdır. Üzerlerine kurban kesmek de vacibdir.

(Üç îmama'a göre, Bayram günü ile bayram gecesine mahsus olmak üzere, kendisi ile aile halkının yiyeceklerinden ve temel ihtiyaçlarından fazla fitre mikdarı bir mala sahib olan bir müslüman için fitre sadakası vacib olur.)

Ramazan Bayramının ilk günü fecrin doğuşundan önce vefat eden veya fakir düşen veya fecrin doğuşundan sonra dünyaya gelen veya (İslama giren) bir müslümana fitre sadakası vacib olmaz. Fakat fecirden sonra ölen bir müslümana vacib olur. Eğer vasiyet etmişse, terekesinin üçte birinden ödenir. Varislerin kendi mallarından vermeleri de caizdir.

Nisab mikdarı mal, fitre sadakasının vücubundan sonra telef olsa fitre düşmez, çünkü verilmesi için önceden bir imkan hasıl olmuştu. Zekat ise böyle değildir, onda kolaylığı gerektiren bir imkan gereklidir.

Ramazanda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vacibdir. Hasta, yolcu ve takatsiz kalmış ihtiyar gibi...

Nisaba malik olan bir mü'min hem kendisi, hem bunak ve mecnun olan evladı, hem küçük yaşta olan çocukları ve hem de hizmetinde bulunan köle ve cariyeleri için fitre sadakasını vermekle yükümlüdür. Köle ve cariyeleri müslüman olmasalar da, bunlar için fitre vermesi yine vacibdir. Fakat ticaret için olan köle ve cariyelerden ötürü fitre vermek gerekmez. Çünkü bunlar zekata bağlıdırlar. Bir maldan hem zekat, hem de fitre vermek olmaz. Bunlar birleşmez.

Yukarıda açıklandığı gibi, İmam Muhammed'e göre, zengin olan çocuklar için de fitre sadakası vermek babalarının malına düşen bir borçtur.

Fakir bir çocuğun babası ölmüş olursa veya fakir düşerse, dedesi (babasının babası) nisaba malik ise, çocuğun babası yerine geçer ve fitre sadakasını verir. Bununla beraber sahih görülen bir görüşe göre, bu çocuk için fitre vermek dedesi üzerine vacib olmaz.

Bir kimse, kendi zevcesinin ve akıl sağlığı yerinde büyük evladının fitre sadakasını vermekle yükümlü olmaz. Çünkü bunlardan her biri kendi başına tasarruf hakkına sahib mükellef kimselerdir. Onun için bunlardan her biri nisaba malik ise, zekatını kendi malından vereceği gibi, fitre sadakasını da kendi malından vermekle yükümlüdür. Aynı zamanda sadakalarda bir ibadet manası vardır. Koca, zevcesine ait bir ibadet görevini yüklenmek için evlenmemiştir.

Bir kimse, zevcesinin veya büyük yaştaki evladının fitrelerini onların izinleri ile kendi malından verecek olsa yeterli olur. Bunlar kendi idaresinde ve geçimi altında bulundukları takdirde izinleri olmaksızın vermesi de yeterlidir. Çünkü bu durumda adet bakımından izin var sayılır. Aile arasında bulunan diğer şahıslar hakkında da hüküm böyledir. Gerçek yönden veya adet bakımından izin gereklidir. Çünkü fitre sadakasında niyet bulunmalıdır, niyetsiz verilemez. Böyle bir izin ise, niyet yerine geçer.

(İmam Şafiî'ye göre, zevcenin fitre sadakası, kendisi zengin olsa bile, kocasına aittir. Kendilerine ücret tayin edilmeyen hizmetçiler hakkında da hüküm böyledir.)

Bir kimse, kendi geçimi altında bulunsalar bile, babasının ve annesinin fitre sadakasını vermekle yükümlü değildir. Baba fakir olduğu halde mecnun ise, fitresini vermek zorundadır.

Fitre sadakası dört cins maldan belli bir mikdarda verilir. Şöyle ki: Buğdaydan yarım sa'(Irakî) ki, beş yüz yirmi dirhem verilir. Buğday unu ile kavutu da, buğday hükmündedir. Arpadan, kuru üzümden ve kuru hurmadan da bir sa'(bin kırk dirhem) verilir. Bunların yerlerine kıymetlerinin verilmesi de caiz hatta daha faziletlidir. Fakat fakirlerin ihtiyacı bunların kendilerine daha çok ise, o zaman kendilerini vermek daha iyi olur.(*)

Burada dirhemden maksad, zekat nisabında olduğu gibi, Şer'i dirhemdir. Bununla beraber her beldenin Örfde kullandığı dirhem ölçüsünü esas kabul etmek gerektiğini söyleyenler de vardır. Örfi dirhem daha fazla olduğu için, fitre sadakasını bundan vermek ihtiyata uygundur ve ziyade sevabı vardır.

(Üç İmama göre, fitre sadakası buğdaydan da bir sa'dır. Fakat bu sa'dan maksad, Irak sa'yi değil, Hicaz sa'yi olan 693 1/3 dirhem mikdarıdır.)

Fitre sadakası için buğday, arpa, üzüm ve hurma birer değişmez ölçüdür. Çünkü bunlardan maksad, fakirin bir günlük ihtiyacını gidermektir. O da bunlarla karşılanır. Eğer belli bir para ölçü olarak gösterilmiş olsaydı, ,bu gaye elde edilemezdi. Çünkü yiyeceklerin fiyatı zaman zaman değişmekte olduğundan, belli para bazı yıllar bu maksadı karşılar ve bazan da karşılayamazdı.

Fitre sadakası, zekat gibi niyet edilerek fakirlere temlik şekli ile verilir. Yemek ikramı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakire verirken de yapılabilir. Ancak fakire bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez.

Fitre sadakasını, aralarında zevciyet veya doğum bakımından ilgi bulunanların birbirlerine vermesi sahih değildir. Bir kimse fıtresini, fakir olan karısına, babasına ve oğluna veremez.

Fitre sadakası, İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî'ye göre, fakir olan zîmmîlere de verilemez. Fetva da bu şekildedir. Çünkü bunun verilmesindeki maksad, bayram gününde fakir müslümanların ihtiyaçlarını gidererek onların da bayrama sevinçle katılmalarını sağlamaktır. Bu maksad, fitrenin zimmîlere verilmesi ile elde edilmez. Bununla beraber, fitrenin zimmîlere verilebileceğini söyleyen alimler diyorlar ki: Bu sadakadan asıl maksad, mutlak olarak fakirlerin ihtiyacını bir ibadet niyeti ile karşılamaktır. Bu maksad, fakir zimmîlere verilmekle de kazanılır. Çünkü onlara verilecek sadaka da bir ibadettir.

Bir kimse fıtresini bir fakire verebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. Birçok kimseler de, fitrelerini birkaç fakire verebilecekleri gibi, bir fakire de verebilirler.

Fakat bir görüşe göre, bir fitre birkaç kimseye verilemez.

Birkaç fitre, gerek aynen ve gerek kıymet olarak sahiblerinin izni ile karıştırılmış bir halde fakirlere verilebilir. Her fitreyi diğerinden ayırmaya gerek yoktur. Bununla beraber fitrelerin ayrı ayrı verilmesi ihtiyata daha uygundur.

Fitre sadakası, yükümlünün bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi mekruhtur.

"Eksiklikten ve fazlalıktan münezzeh ve yüce olan Allah, doğruyu daha iyi bilir ve O'nun kereminin kemâlinden başarıya ulaştırması ve mükâfatlandırması umulur."

* Bir sa' (Irakî), 1040 Şer'i dirhemdir. 910 örfi dirheme eşittir. O halde 520 şer'i dirhem de 455 örfi dirheme eşittir. Küsurlara bakılmazsa, 1040 şer'i dirhem 2917 kg.dır. 1040 örfi dirhem de (3.333 kg.) eder. O halde, 520 şer'i dirhem 1.458 kg.dır. 520 örfi dirhem de 1.667 kg.dır. Bir kg 357 şer'i dirheme ve 312 örfi dirheme eşittir. Bir kilo mikdarındaki bir şeyin, bir buğdayın fiyatı elli lira kabul edilecek olsa, 1.667 kg. buğdayın tutarı, 1.667x50=83 lira 35 kuruş olur.


Büyük islam ilmihali
 
Oruçluyu İftar Ettirmek

Oruçluyu İftar Ettirmek (Bir Oruçluyu İftar Ettirmenin Ve Kendisi Oruçluyken Yanında Yemek Yenen Kimsenin Fazileti, Yiyenin Yedirene Dua Etmesinin Sevabı)

Bu bölümdeki üç hadisten, oruçluya iftar ettirenin oruçlu kadar sevap kazanacağını, oruçlu bir kimse başkasına yemek ikram ederse, yemek bitinceye kadar meleklerin o kişiye dua ettiklerini, Rasulullah (s.a.v.)’ın yemekten sonra yaptığı duayı öğreneceğiz. [1]

Zeyd ibni Halid el-Cüheni (r.a.)’dan bize aktarıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”[2]

Ümmü Umâre el–Ensâriyye radıyallahu anhâ'dan nakledildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Ümmü Umâre'nin evini teşrif etti. O da hemen Resûl–i Ekrem'e yemek ikram etti. Hz. Peygamber:

– "Buyur, sen de ye!" teklifinde bulundu. Ümmü Umâre:

– Ben oruçluyum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Oruçlu bir kimsenin yanında yemek yiyenler yemeği bitirinceye kadar melekler o oruçluya dua ederler."

Hz. Peygamber bazan da "Yemek yiyenler doyuncaya kadar…" derdi.[3]

Enes radıyallahu anh'den nakledildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün Sa'd İbni Ubâde'nin yanına geldi. Sa'd derhal bir parça ekmek ve zeytin çıkarıp Resûlullah'a ikram etti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bunları yedikten sonra ona şöyle dua etti:

"Evinizde hep oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin, melekler de duacınız olsun."[4]

* Bu üç hadiste farz olsun nafile olsun oruç tutan kimselere iftar ettirmenin sevabını görüyoruz. Başka rivayetlerden de öğrendiğimize göre iftar ettirmek bizim bugünkü yaptığımız gibi mükemmel sofralarda onlarca çeşidin bulunduğu yemek türleriyle değil, bir hurma bir yudum su, birkaç zeytin veya bir bardak süt ile de olabilir ve kişiye aynı sevabı kazandırır.

Mükemmel sofralarda pek çok çeşitle iftar ettirememek korkusundan dolayı bugün Müslümanlar ne Ramazanda ne de Ramazan dışında evlerinde misafir ağırlama ve iftar ettirmeyi yapmamaktadırlar. Herkes gücüne göre kendi yediğinden yedirmekle bu ikram işine başlanılmalıdır. Lüks, israf, gösteriş ve reklama kaçmanın hiçbir mantığı yoktur.

Oruçlu iken başkasına yemek yedirene, “Biri yer biri bakar” diye başlayan söz de tutarsızdır, çünkü (1267 hadis öyle söylemiyor).

Kişi her zaman durumuna göre elinde ve evinde bulunandan ikram ederek misafir ağırlamalı, infak ve harcamada bulunarak fedakar olmalıdır. Mallarından bu şekilde fedakarlıklarda bulunamayanlar canlarından asla fedakarlık yaparak şehid olamazlar. [5]

-----------------------------------------------------------------------

[1] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 368.

[2] Tirmizi, Savm, 82.

[3] Tirmizî, Savm 66. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sıyâm 46.

[4] Ebû Dâvûd, Et'ime 54. Ayrıca bk. İbni Mâce, Sıyâm 45.

[5] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 368.
 
FİTRE (SADAKA-İ FITIR)






941849952.gif




101pp0.gif
SADAKA-İ FITIR (FİTRE)

Sadaka-i fıtır, Ramazan-ı Şerîf’in sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisâp miktârı (80.18 gr. altın veya ona denk miktarda) bir mala mâlik bulunan her Müslümanın vermesi vâcip olan bir sadakadır.

Zekâtın farz olmasından önce, orucun farz kılındığı sene vâcip olmuştur. Sadaka-i fıtır, orucun kabulüne, ölüm ânının sıkıntılarından ve kabir azâbından kurtuluşa vesîledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşesinden onların da istifâde etmelerine bir yardımdır. Bu cihetle sadaka-i fıtır, insânî bir vazifedir.

Sadaka-i fıtır, her Müslümanın kendisi ve fakir olan küçük çocuğu için de vâciptir.

Büyük çocuğun ve zengin olan çocuğun fitresi babasına vâcip değildir.

Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecr-i sâdıkın doğuşundan (sabah namazı vaktinin girmesinden) itibâren vâcip olur. Fakat bundan daha önce de verilebilir. Tâ ki fakirler, bununla bayram namazına çıkmadan evvel noksanlarını tedârik edebilsinler.

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşuyla vâcip olduğundan fecirden önce çocuk dünyaya gelse onun için de sadaka-i fıtır vâcip olur. Şâyet fecirden sonra doğarsa bir şey lâzım gelmez.

Bir kimse, kendi idâresinde olmayan hanımının veya büyük evlâdının fitrelerini onların izinleriyle verebilir. Kendi âilesi, idâresinde bulunduğu takdirde -âdeten izin bulunduğundan- izinleri olmaksızın vermesi de kâfidir.

blulineqt8.gif



Sadaka-i fıtır; “fıtret” (yaratılış) sadakasıdır. Halk dilinde buna fitre denilir.

Nisâba malik olan babaya kendisi için fitre vermek vâcib oldugu gibi, bâlig olmayan küçük çocukları için de fitra vermesi vâcibdir.

Eşinin fitresi için koca, büyük evlâdın fitrasi için baba mükellef degildir.

Yerde, bir hânede bulundukları takdirde, kişinin; eşinin ve büyük evlâdının fitresini vermesi (istihsânen) câizdir. Müftâ bih olan budur.

ramadankarimbu9.gif


Hanefî mezhebine göre: Sadaka-i fıtır, velâyet ve nafakaya bağlıdır.

Kişinin, velîsi oldugu ve nafakasını temîne mecbur olduklarının fitresini vermesi vâcibdir.

Babasının bulunmaması halinde, fakir oglundan olan torunlarının fitresini dedesinin vermesi lâzimdir.

Ramazân-ı Şerif’te oruç tutmayana, hastaya, seferde olana ve oruç tutamayacak derecede ihtiyâr olana da fitre vermek vacib olur.

Fitre mâlî bir ibâdettir. Vâcib olduktan sonra hac ve kurban gibidir. Ödemedikçe ömür boyu borç olarak kalır.

Fitrenin vücûb vakti; imsâk saati ile bayram namazı arasındaki vakittir.

Fukarânın bayram ihtiyacının karşılaması ve onlara yardım edilmesi için fitrenin daha önceden verilmesi de câizdir.

Fitreyi bayram namazından sonraya bırakmak mekruhtur. Müstehab olan namazdan evvel verilmesidir.

Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz “Bayram namazından sonra verilen fitre, diger sadakalardan (nâfile) bir sadakadır. Lâkin bayram namazından evvel verilen fitre, Hakk Teâlâ’nın katında makbûl bir sadakadır.” buyurdular.





[FONT=&quot][/FONT]


[FONT=&quot]صدقة[/FONT]


[FONT=&quot]أولاً: أنها تطفىء غضب الله سبحانه وتعالى كما في قوله[/FONT][FONT=&quot] :
[/FONT]

[FONT=&quot] } [/FONT][FONT=&quot]إن صدقة السر تطفىء غضب الرب تبارك وتعالى[/FONT][FONT=&quot] { [/FONT][FONT=&quot]
[/FONT]"Sadaka, Rabbin öfkesini söndürür ."

[FONT=&quot]ثانياً: أنها تمحو الخطيئة، وتذهب نارها كما في قوله[/FONT][FONT=&quot] :

}[/FONT]
[FONT=&quot]والصدقة تطفىء الخطيئة كما تطفىء الماء النار[/FONT][FONT=&quot] {[/FONT][FONT=&quot]
[/FONT]
[FONT=&quot]: “Sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi.”[/FONT]

[FONT=&quot]ثالثاً: أنها وقاية من النار كما في قوله : { فاتقوا النار، ولو بشق تمرة[/FONT][FONT=&quot] }[/FONT][FONT=&quot]
[/FONT](Allah rızası için verilen sadaka, Cehennem ateşinden korur) [Taberânî]

(Yarım hurma da olsa, sadaka vererek Cehennemden korunun!) [TGafilin]


[FONT=&quot]رابعاً: أن المتصدق في ظل صدقته يوم القيامة[/FONT]

[FONT=&quot][/FONT]Sadaka veren Mü’min, kıyâmet gününde, sadakasının gölgesinde duracaktır ”.
[FONT=&quot] كما في حديث عقبة بن عامر قال: سمعت رسول الله يقول: { كل امرىء في ظل صدقته، حتى يقضى بين الناس }.[/FONT]
“Kişi, kıyamet günü, insanlar arasında yargılanıncaya kadar, sadakasının gölgesindedir”[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] قال يزيد: ( فكان أبو مرثد لا يخطئه يوم إلا تصدق فيه بشيء ولو كعكة أو بصلة )، قد ذكر النبي أن من السبعة الذين يظلهم الله في ظله يوم لا ظل إلا ظله: { رجل تصدق بصدقة فأخفاها، حتى لا تعلم شماله ما تنفق يمينه[/FONT][FONT=&quot] {[/FONT][FONT=&quot]
[/FONT]Sadaka, sahibine kıyamet gününün şiddetli sıcağında gölge olur.
[FONT=&quot]خامساً: أن في الصدقة دواء للأمراض البدنية كما في قوله : { داووا مرضاكم بالصدقة }. يقول ابن شقيق: ( سمعت ابن المبارك وسأله رجل: عن قرحةٍ خرجت في ركبته منذ سبع سنين، وقد عالجها بأنواع العلاج، وسأل الأطباء فلم ينتفع به، فقال: اذهب فأحفر بئراً في مكان حاجة إلى الماء، فإني أرجو أن ينبع هناك عين ويمسك عنك الدم، ففعل الرجل فبرأ[/FONT][FONT=&quot] ) [[/FONT][FONT=&quot]صحيح الترغيب[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]سادساً: إن فيها دواء للأمراض القلبية كما في قوله لمن شكى إليه قسوة قلبه[/FONT][FONT=&quot]:

{ [/FONT]
[FONT=&quot]إذا إردت تليين قلبك فأطعم المسكين، وامسح على رأس اليتيم[/FONT][FONT=&quot] }[/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]سابعاً: أن الله يدفع بالصدقة أنواعاً من البلاء كما في وصية يحيى عليه السلام لبني إسرائيل: ( وآمركم بالصدقة، فإن مثل ذلك رجل أسره العدو فأوثقوا يده إلى عنقه، وقدموه ليضربوا عنقه فقال: أنا أفتدي منكم بالقليل والكثير، ففدى نفسه منهم ) [صحيح الجامع] فالصدقة لها تأثير عجيب في دفع أنواع البلاء ولو كانت من فاجرٍ أو ظالمٍ بل من كافر فإن الله تعالى يدفع بها أنواعاً من البلاء، وهذا أمر معلوم عند الناس خاصتهم وعامتهم وأهل الأرض مقرون به لأنهم قد جربوه[/FONT][FONT=&quot]. [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]ثامناً: أن العبد إنما يصل حقيقة البر بالصدقة كما جاء في قوله تعالى: لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ [آل عمران:92[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot]
[/FONT]

Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn(tuhibbûne),

Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe (Allah için vermedikçe), asla Birr'e nail olamazsınız.







[FONT=&quot]تاسعاً: أن المنفق يدعو له الملك كل يوم بخلاف الممسك وفي ذلك يقول : { ما من يوم يصبح العباد فيه إلا ملكان ينزلان فيقول أحدهما: اللهم أعط منفقاً خلفاً، ويقول الآخر: اللهم أعط ممسكاً تلفاً[/FONT][FONT=&quot] } [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]عاشراً: أن صاحب الصدقة يبارك له في ماله كما أخبر النبي عن ذلك بقوله[/FONT][FONT=&quot]:

{ [/FONT]
[FONT=&quot]ما نقصت صدقة من مال[/FONT][FONT=&quot] } [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]الحادي عشر: أنه لا يبقى لصاحب المال من ماله إلا ما تصدق به كما في قوله تعالى: وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَلأنفُسِكُمْ [/FONT][FONT=&quot][[/FONT][FONT=&quot]البقرة:272].[/FONT]



ve mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum,

Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, işte o sizin kendi nefsiniz içindir

.

[FONT=&quot] ولما سأل النبي عائشة رضي الله عنها عن الشاة التي ذبحوها ما بقى منها: قالت: ما بقى منها إلا كتفها. قال: { بقي كلها غير كتفها } [في صحيح مسلم[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]الثاني عشر: أن الله يضاعف للمتصدق أجره كما في قوله عز وجل: إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ [الحديد:18[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot]][/FONT]




İnnel mussaddikîne vel mussaddikâti ve akradûllâhe kardan hasenen yudâafu lehum ve lehum ecrun kerîm(kerîmun).

Muhakkak ki, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah'a (Allah için) güzel borç verenler (sadakalar ve borçlar) onlara kat kat ödenir. Ve onlar için kerim ecir vardır.



[FONT=&quot]وقوله سبحانه: مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافاً كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ [البقرة:245[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]




Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah(kesîraten), vallâhu yakbidu ve yebsut(yebsutu) ve ileyhi turceûn(turceûne).

Kim Allah'a güzel bir borç verirse, o taktirde, o (verdiği) kendisine kat kat çoğaltılarak ödenir. Ve Allah, (ilâhi kanun gereği kişinin rızkını) daraltır ve genişletir. Ve O'na döndürüleceksiniz.


[FONT=&quot]
[/FONT][FONT=&quot]الثالث عشر: أن صاحبها يدعى من باب خاص من أبواب الجنة يقال له باب الصدقة كما في حديث أبي هريرة أن رسول الله قال: { من أنفق زوجين في سبيل الله، نودي في الجنة يا عبد الله، هذا خير: فمن كان من أهل الصلاة دُعي من باب الصلاة، ومن كان من أهل الجهاد دُعي من باب الجهاد، ومن كان من أهل الصدقة دُعي من باب الصدقة، ومن كان من أهل الصيام دُعي من باب الريان } قال أبو بكر: يا رسول الله، ما على من دُعي من تلك الأبواب من ضرورة فهل يُدعى أحد من تلك الأبواب كلها: قال: { نعم وأرجو أن تكون منهم } [في الصحيحين[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]
[/FONT]
Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.):

“Kim ALLAH yolunda iki çift/çeşit infakta bulunursa cennet kapılarından ona:

“Ey ALLAH'ın kulu! Bu bir hayrdir' diye seslenilir. Namaz kılan kimseler*den ise namaz kapısından, cihad edenlerden ise cihad kapısından, sadaka verenlerden ise sadaka kapısından ve oruç tutanlardan ise Reyyân kapısın*dan çağrılacaktır” buyurdu. Ebu Bekr:

“Ey ALLAH'ın resulü! Bir kimsenin bu kapıların hepsinden çağrılmasında bir problem var mı? Acaba bir kimse bu kapıların hepsinden çağrılabilir mi?” diye sordu. Resulullah (s.a.v.):

Evet, ben senin bu kimselerden olacağım umuyorum” buyurdu
[FONT=&quot][/FONT]

Buhârî, Savm 4, Fezaİlu's-Sahabe 5; Tirmizî, Menakıb 16, 3674; Nesaî, Zekat 1, Siyam 43, Cihad 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/268, 449. [FONT=&quot][/FONT]

[FONT=&quot]الرابع عشر: أنها متى ما اجتمعت مع الصيام واتباع الجنازة وعيادة المريض في يوم واحد إلا أوجب ذلك لصاحبه الجنة كما في حديث أبي هريرة أن رسول الله قال: { من أصبح منكم اليوم صائماً؟ } قال أبو بكر[/FONT][FONT=&quot]: [/FONT][FONT=&quot]أنا. قال: { فمن تبع منكم اليوم جنازة؟ } قال أبو بكر: أنا. قال: { فمن عاد منكم اليوم مريضاً؟ } قال أبو بكر: أنا، فقال رسول الله : { ما اجتمعت في امرىء إلا دخل الجنة } [رواه مسلم[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot]
[/FONT]Ebu Hureyre (r.a)'tan rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.):

“Bugün içinizden kim oruçlu olarak sabahladı?” diye sordu. Ebu Bekr:

“Ben” diye cevap verdi. Resulullah (s.a.v.):

“Bugün içinizden kim bir cenazenin peşin gitti?” diye sordu. Ebu Bekr:

“Ben” diye cevap verdi. Resulullah (s.a.v.):

“Bugün içinizden kim bir düşkünü doyurdu?” diye sordu. Ebu Bekr:

“Ben” diye cevap verdi. Resulullah (s.a.v.):

“Bugün içinizden kim bir hasta ziyareti yaptı?” diye sordu. Ebu Bekr:

“Ben” diye cevap verdi. Resulullah (s.a.v.):

“Bu hasletler kendisinde toplanan bir kimse, elbette cennete girer” bu*yurdu.
Buhâri Edebü'l-Müfred, 515; Nesâî, Fezâilu's-Sahâbe, 6; İbn Huzeyme, Sahih, 2131[FONT=&quot][/FONT]

[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot]الخامس عشر: أن فيها انشراح الصدر، وراحة القلب وطمأنينته، فإن النبي ضرب مثل البخيل والمنفق كمثل رجلين عليهما جبتان من حديد من ثدييهما إلى تراقيهما فأما المنفق فلا ينفق إلا اتسعت أو فرت على جلده حتى يخفى أثره، وأما البخيل فلا يريد أن ينفق شيئاً إلا لزقت كل حلقة مكانها فهو يوسعها ولا تتسع [في الصحيحين] ( فالمتصدق كلما تصدق بصدقة انشرح لها قلبه، وانفسح بها صدره، فهو بمنزلة اتساع تلك الجبة عليه، فكلمَّا تصدَّق اتسع وانفسح وانشرح، وقوي فرحه، وعظم سروره، ولو لم يكن في الصَّدقة إلا هذه الفائدة وحدها لكان العبدُ حقيقياً بالاستكثار منها والمبادرة إليها [/FONT]

[FONT=&quot]وقد قال تعالى: وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ المُفْلِحُونَ [الحشر:9[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]

[FONT=&quot]
[/FONT]

ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne


Ve kim nefsini cimrilikten korursa, o taktirde işte onlar, onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.


[FONT=&quot]السادس عشر: أنَّ المنفق إذا كان من العلماء فهو بأفضل المنازل عند الله كما في قوله : { إنَّما الدنيا لأربعة نفر: عبد رزقه الله مالاً وعلماً فهو يتقي فيه ربه ويصل فيه رحمه، ويعلم لله فيه حقاً فهذا بأفضل المنازل.. } الحديث[/FONT][FONT=&quot]. [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]السابع عشر: أنَّ النبَّي جعل الغنى مع الإنفاق بمنزلة القرآن مع القيام به، وذلك في قوله : { لا حسد إلا في اثنين: رجلٌ آتاه الله القرآن فهو يقوم به آناء الليل والنهار، ورجل آتاه الله مالاً فهو ينفقه آناء الليل والنهار }، فكيف إذا وفق الله عبده إلى الجمع بين ذلك كله؟ نسأل الله الكريم من فضله[/FONT][FONT=&quot]. [/FONT][FONT=&quot]

[/FONT][FONT=&quot]الثامن عشر: أنَّ العبد موفٍ بالعهد الذي بينه وبين الله ومتممٌ للصفقة التي عقدها معه متى ما بذل نفسه وماله في سبيل الله يشير إلى ذلك [/FONT]



[FONT=&quot]قوله جل وعلا: إِنَّ اللهَ اشْتَرَى مِنَ المُؤمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِى سَبِيلِ اللهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقتَلُونَ وَعداً عَلَيْهِ حَقّاً فِى التَّورَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالقُرءَانِ وَمَنْ أَوفَى بِعَهدِهِ مِنَ اللهِ فَاستَبشِرُواْ بِبَيعِكُمُ الَّذِى بَايَعتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الفَوزُ العَظِيمُ [التوبة:111[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot]
[/FONT]




İnnallâheşterâ minel mu’minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumul cenneh(cennete), yukâtilûne fî sebîlillâhi fe yaktulûne ve yuktelûne va’den aleyhi hakkan fît tevrâti vel incîli vel kur’ân(kur’âni), ve men evfâ bi ahdihî minallâhi, festebşirû bi bey’ıkumullezî bâya’tum bihî, ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).

Allah muhakkak ki; Allah yolunda savaşan, böylece öldüren ve öldürülen mü'minlerden onlara verilecek cennet karşılığında, canlarını ve mallarını satın almıştır. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da, O'nun (Allah'ın) üzerine hak olan vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa eden kimdir? O'nunla yaptığınız alışveriş ile sevinin! Ve işte o, en büyük fevz (mükâfat)dir.

[FONT=&quot]التاسع عشر: أنَّ الصدقة دليلٌ على صدق العبد وإيمانه كما في قوله : { والصدقة برهان } [رواه مسلم[/FONT][FONT=&quot]]. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]العشرون: أنَّ الصدقة مطهرة للمال، تخلصه من الدَّخن الذي يصيبه من جراء اللغو، والحلف، والكذب، والغفلة فقد كان النَّبي يوصي التَّجار بقوله: { يا معشر التجار، إنَّ هذا البيع يحضره اللغو والحلف فشوبوه بالصدقة[/FONT][FONT=&quot] }[/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]الصدقة لاتكلفك أقل شئ ،،،، تصدق بريال واحد كل يوم تكسب دعوة ملكان من السماء [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]ينزلان كل ليلة فيقول الأول" اللهم أعط منفقا خلفا " ويقول الآخر " اللهم أعط ممسكاً تلفا[/FONT][FONT=&quot] ".[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]تصدق [/FONT][FONT=&quot]ولو بالقليل فالقليل عند الله كثير[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]واذا كان هذا فضل الصدقه[/FONT][FONT=&quot].. [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]وشلون بيكون فضلها اذا الاجر مضاعف في رمضان[/FONT][FONT=&quot] ..[/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]وهذا جواب منزلة الصدقه لأحد المفتين[/FONT][FONT=&quot] .. [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]ما هي منزلة الصدقة في رمضان‏؟‏[/FONT][FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]الصدقة في رمضان أفضل من الصدقة في غيره؛ لأن النبي صلى الله عليه وسلم سماه شهر المواساة‏.‏ [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]وكان صلى الله عليه وسلم أجود ما يكون في شهر رمضان حين يلقاه جبريل في رمضان، كان أجود بالخير من الريح المرسلة‏‏.‏ [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]وقال عليه الصلاة والسلام‏:‏ ‏"‏من فطر فيه صائمًا؛ كان كفارة لذنوبه، وعتق رقبته من النار، وكان له من الأجل مثل أجر الصائم من غير أن ينقص من أجره شيئًا‏"‏ ‏[‏انظر‏:‏ ‏سنن الترمذي‏‏‏]‏‏.‏ [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]فهذا دليل على فضل الصدقة في شهر رمضان، لا سيما وأنه شهر الصيام، ويحصل للمحتاجين فيه جوع وعطش، مع قلة ما بأيديهم؛ فإذا جاد عليهم المحسنون في هذا الشهر؛ كان في ذلك إعانة لهم على طاعة الله سبحانه وتعالى في هذا الشهر‏.‏ [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot]إضافة إلى أن الطاعات عمومًا تضاعف في الزمان الفاضل والمكان الفاضل، فتضاعف الأعمال لشرف الزمان؛ كما أن الأعمال تضاعف لشرف المكان؛ كما في مسجدي مكة والمدينة؛ فإن الصلاة في مسجد مكة عن مئة ألف صلاة فيما سواه، والصلاة في مسجد النبي صلى الله عليه وسلم بالمدينة عن ألف صلاة فيما سواه، وذلك لشرف المكان، وكذلك شرف الزمان؛ تضاعف فيه الحسنات، وأعظم ذلك شهر رمضان الذي جعله الله موسمًا للخيرات وفعل الطاعات ورفعة الدرجات‏.‏ [/FONT][FONT=&quot][/FONT]
[FONT=&quot][/FONT]​
[FONT=&quot] [/FONT][FONT=&quot][/FONT]​
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri