'sonra yıllar geçti tabi, bizi anlamayan insan ve nesne sayısı arttı, ümitsizlik arttı, bazı şeyler arttıkça içimizdeki mücadele de azaldı.
tek yönlü sokak gibi ortada kaldık. ruhumuzu özgürlüğüne bırakacak sokaklarda kalmadı. ne yazacağımızı bulamadık bazı zamanlar, bazı zamanlar bulurken kaybettik cümleleri. adını titizce içimizde sakladığımız bu sokaklarda tek başımıza üşüdük. bir ömür kıştı sanki.
sonra içimizden biri bu sokaklar bize göre değil dedi, biz de sefiller gibi sürüklendik ordan oraya, diğer sokaktan başka sokağa.. kahkahalar, lastik gıcırtıları, yağmurun insafsız şiddeti, balkonda sigara içen insanlar, ve onları duyan, seyreden bizler.. güzeldi tabi bunlar. yarısını rüzgar içerdi sigaramızın, o da onun hakkıydı. ama sesler vardı tabi, en acısı buydu.. sesler bizim için özlemdi.
woody'nin dediği gibi: “Tanrı sessizdir.” derdi sık sık. “Bir de insanı susturabilsek!”
susturamazdık insanı, kimse susmadıkça bizim canımız acırdı. bu sokakta yazılacak çok şey vardı, ama korkardık tabi, gecenin içinde yankılanırdı tüm iç çekişlerimiz.'