POPÜLER KÜLTÜRÜN NE OLDUĞU ÜZERİNE
--------------------------------------------------------------------------------
İrfan ERDOĞAN*
Prof. Dr. Ankara Üniversitesi,
İletişim Fakültesi, Öğretim Üyesi
Popüler kültürün ne olduğunu anlamak için kültür ve popüler kavramlarının anlamını bilmek gerekir. Bu kavramları anlamak için de popüleri ve kültürü yaratan insana bakmak gerekir. Bu da kaçınılmaz olarak insanın yarattığı tarihe gitmeyi ve bu tarihte belli yer ve zamanlarda kültürü ve popüleri aramayı ve anlamayı gerektirir. Bu gerekli fakat uzun bir yoldur. Bu ma*kalede popüler kültür; çağdaş toplum ve insan faaliye*ti ile ilişkilendirilerek en özlü bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.
İnsan
insanın en temel faaliyetleri fiziksel varlığını sür*dürmek zorunluluğundan doğar. Yemesi, içmesi, barınması, korunması, dinlenmesi gerekir. Bu zorunlulukların getirdiği gereksinimleri karşılamak için insan çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerle insan ken*dini sürekli yeniden üretir. Bu faaliyetler aynı zamanda insanın oluşturduğu toplum denen örgütlü sosyal yapı içinde olur. İnsan kendi tarihini üretim faaliyetleriyle biçimlendiren bir varlıktır. Dolayısıyla, insan dediği*mizde kendi tarihini kendi istediği biçimde yapan ve yalnız yaşayan tek bir varlıktan bahsetmiyoruz. İnsan dediğimizde, tarihini örgütlü birliktelikle (toplumla) yaratan sosyalleşmiş varlıktan bahsediyoruz. Bu insan kendi tarihini örgütlü güç ilişkilerindeki insanlar tarafından tarihsel olarak yaratılmış koşullar içinde yapar.
İnsan, Toplumu ve Kültürü
Toplum içinde belli örgütlü yer ve zamanda belli biçimlerde faaliyette bulunan insan hem kendini hem de sosyal alanı yeniden üretir. Maddesel hayatını günlük üretim faaliyetleri ağı içinde üreten insan aynı zamanda bu hayatı, üretimi, üretim ilişkilerini ve sonuçlarını, umut ve beklentilerini, umutsuzluk ve korkularını kendisi ve toplum için açıklar. Dolayısıyla materyal hayatını üreten insan aynı zamanda bu materyal hayatın bilincini de (ruhsal ve dinsel dahil düşünsel, biliş*sel, ideolojik açıklamasını) üretir. Materyal ve düşünsel üretimin biçimi insanın kültürünü oluşturur. Dolayısıyla materyal ve düşünseli üreten insan, bu üretimiyle birlikte, ona bağlı olarak gelen kültürünü de üretir. Kültürle, yani materyal hayatını ve bu hayatın bilincini üretme biçimiyle, insan belli zaman ve yerde kendinin ve topluluğunun kimliğini oluşturur ve kaçınılmaz olarak kendini "ötekilerden" ayırır. Demek ki, kültürü ya*ratan örgütlü ilişkilerdeki insandır: Kültür insanın top*lum içindeki kendini ve dolayısıyla toplumu ifade biçimidir. Bu ifade biçimi dinamik bir karaktere sahiptir: İnsan toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinde (kendini üretme biçiminde) yaptığı değişiklikle yaşam biçimini, bu biçimin ifadesini ve dolayısıyla kültürünü de değiştirir. Yani kültürün değişimi ancak yaşamı ifade biçimlerinin değişimiyle gelir.
Toplumsal üretim biçimi sınıf egemenliğini ve ücret köleliğini getiriyorsa, bu egemenliği ve köleliği ifade eden kültürel biçimler oluşur ve gelişir. Bu kültürel biçimlerin üretilmesi egemenliğin ve köleliğin üretilmesinin bütünleşik bir parçasıdır. Yani, örgütlü üretim tarzı içinde oluşturulan güç ilişkileri, eşitsizlikler, bun*ların günlük yaşamın her alanında ifade biçimleri kültürde yansır, yansıtılır. Dolayısıyla, kültür örgütlü ilişki tarzlarıyla ve bu tarzı çeşitli biçimlerde ifadesiyle kendini gerçekleştiren bu gerçekleştirme tarzıdır.
Bu ifade tarzı hem maddî olanın (giyecek, yiyecek, kullanılacak, barınacak, oynanacak, zevk alınacak maddesel kültürün) hem de eylemsel ve düşünsel/entelektüel olanın (inanç, kadercilik, teoloji, din, efsane, masal, şiir, müzik, çeşitli temsiller, oyun, eğlence, dinlenme, kutlama, sevinme ve üzülmenin) üretimidir. Maddî kültür aynı zurnanda kendi düşünselini (ideolo*jisini) de beraberinde taşır. Örneğin, seyretmek için aldığımız bir vcd hem maddî hem de taşıdığı içerikle ideolojik bir kültürel üründür.
Kültürel, ekonomik ve siyasal süreçler sosyal hayatın birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kültürel olan siyasal ve ekonomik olan için hayati*dir. Kültür sadece değerleri, yargıları, tutumları vb. taşıyan düşünsel bir süreç değildir; kültür yaşanmış ve yaşanandır, yaşanmış ve yaşananla ilgilidir. Kültür insanla*rın kendi yaşam deneyleriyle biçimlenmiştir ve yaşam biçimlerinin bütününü oluşturur. Bu yaşam deneyi bir zamanlar belli bir coğrafî bölgeye ait, yerel ve doğrudan, birebir ilişkilerle oluşuyordu. Şimdi ise buna yoğun bir şekilde dolayımlı, dışarıdan ve uzaktan gelen "başkalarının yaşam deneyimle*ri" ve özellikle dünyaya egemen bir pazarın yaşam koşullarının belirlediği planlı yaşam deneyimleri eklem*lendi. Dolayısıyla kültür aynı zamanda ilişkisel ve tarihseldir. Çünkü kültürel biçimlenme ve değişim birbiriyle içten bağlı iki boyuta sahiptir: Kültür hem bilinçli şekilde seçen ve deneylerinin muhasebesini yapan in*sanlar tarafından kendileri için inşa edilir hem de aynı anda, geçmişteki insanların seçim ve değerlendirmelerinden miras kaldığı için, seçim ve etkinliklerin önce*den belirlenmiş kurucusu işlevini görür. Birinci boyut*ta insan kendini kendine, kendi gibilere ve ötekilere anlatır. Kendisi için kendisiyle ve diğerleriyle faaliyetler kurar ve yürütür. Bu faaliyetlere gerektiğinde dost ve düşman ötekileri de katar. İkinci boyutta egemen ve mücadeleci kalıplar (iş, yapış, düşünce ve inanç bi-çimleriyle gelen âdetler, örfler ve gelenekler) oluşturulur ve yetişen nesillere aktarılır. Bu ikinci boyutu nedeniyle, kültür sosyal yaşamı farklı biçimde üretmeye ve anlamaya karşı güçlü bir engel olarak da durur. Dikkat edilirse, insanların şeyleri yapma biçimi (kültürü) toplumun kendine bakışı, görünüşü, hissedişi, duyarlılığı, estetiği, yaratıcılığı, kendini kendine ve dışına anlatışıyla gelen sosyal kişiliğidir. Bütün bunlardaki farklılıklar aynı zamanda hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki farklılıkları da oluşturur. Sosyal üre*timde ve ilişkilerde ne kadar farklılaşma ve kademeleşme üretiliyorsa (ya da benzeşme üretiliyorsa), o kadar farklılaşmış ve karmaşık kültür (o kadar homojen kültür) üretiliyor demektir. Dolayısıyla kültürün üretimi ve paylaşımı topluluğun kendini nasıl ürettiği ve paylaştığına göre biçimlenir.
--------------------------------------------------------------------------------
İrfan ERDOĞAN*
Prof. Dr. Ankara Üniversitesi,
İletişim Fakültesi, Öğretim Üyesi
Popüler kültürün ne olduğunu anlamak için kültür ve popüler kavramlarının anlamını bilmek gerekir. Bu kavramları anlamak için de popüleri ve kültürü yaratan insana bakmak gerekir. Bu da kaçınılmaz olarak insanın yarattığı tarihe gitmeyi ve bu tarihte belli yer ve zamanlarda kültürü ve popüleri aramayı ve anlamayı gerektirir. Bu gerekli fakat uzun bir yoldur. Bu ma*kalede popüler kültür; çağdaş toplum ve insan faaliye*ti ile ilişkilendirilerek en özlü bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır.
İnsan
insanın en temel faaliyetleri fiziksel varlığını sür*dürmek zorunluluğundan doğar. Yemesi, içmesi, barınması, korunması, dinlenmesi gerekir. Bu zorunlulukların getirdiği gereksinimleri karşılamak için insan çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu faaliyetlerle insan ken*dini sürekli yeniden üretir. Bu faaliyetler aynı zamanda insanın oluşturduğu toplum denen örgütlü sosyal yapı içinde olur. İnsan kendi tarihini üretim faaliyetleriyle biçimlendiren bir varlıktır. Dolayısıyla, insan dediği*mizde kendi tarihini kendi istediği biçimde yapan ve yalnız yaşayan tek bir varlıktan bahsetmiyoruz. İnsan dediğimizde, tarihini örgütlü birliktelikle (toplumla) yaratan sosyalleşmiş varlıktan bahsediyoruz. Bu insan kendi tarihini örgütlü güç ilişkilerindeki insanlar tarafından tarihsel olarak yaratılmış koşullar içinde yapar.
İnsan, Toplumu ve Kültürü
Toplum içinde belli örgütlü yer ve zamanda belli biçimlerde faaliyette bulunan insan hem kendini hem de sosyal alanı yeniden üretir. Maddesel hayatını günlük üretim faaliyetleri ağı içinde üreten insan aynı zamanda bu hayatı, üretimi, üretim ilişkilerini ve sonuçlarını, umut ve beklentilerini, umutsuzluk ve korkularını kendisi ve toplum için açıklar. Dolayısıyla materyal hayatını üreten insan aynı zamanda bu materyal hayatın bilincini de (ruhsal ve dinsel dahil düşünsel, biliş*sel, ideolojik açıklamasını) üretir. Materyal ve düşünsel üretimin biçimi insanın kültürünü oluşturur. Dolayısıyla materyal ve düşünseli üreten insan, bu üretimiyle birlikte, ona bağlı olarak gelen kültürünü de üretir. Kültürle, yani materyal hayatını ve bu hayatın bilincini üretme biçimiyle, insan belli zaman ve yerde kendinin ve topluluğunun kimliğini oluşturur ve kaçınılmaz olarak kendini "ötekilerden" ayırır. Demek ki, kültürü ya*ratan örgütlü ilişkilerdeki insandır: Kültür insanın top*lum içindeki kendini ve dolayısıyla toplumu ifade biçimidir. Bu ifade biçimi dinamik bir karaktere sahiptir: İnsan toplumsal üretim tarzı ve ilişkilerinde (kendini üretme biçiminde) yaptığı değişiklikle yaşam biçimini, bu biçimin ifadesini ve dolayısıyla kültürünü de değiştirir. Yani kültürün değişimi ancak yaşamı ifade biçimlerinin değişimiyle gelir.
Toplumsal üretim biçimi sınıf egemenliğini ve ücret köleliğini getiriyorsa, bu egemenliği ve köleliği ifade eden kültürel biçimler oluşur ve gelişir. Bu kültürel biçimlerin üretilmesi egemenliğin ve köleliğin üretilmesinin bütünleşik bir parçasıdır. Yani, örgütlü üretim tarzı içinde oluşturulan güç ilişkileri, eşitsizlikler, bun*ların günlük yaşamın her alanında ifade biçimleri kültürde yansır, yansıtılır. Dolayısıyla, kültür örgütlü ilişki tarzlarıyla ve bu tarzı çeşitli biçimlerde ifadesiyle kendini gerçekleştiren bu gerçekleştirme tarzıdır.
Bu ifade tarzı hem maddî olanın (giyecek, yiyecek, kullanılacak, barınacak, oynanacak, zevk alınacak maddesel kültürün) hem de eylemsel ve düşünsel/entelektüel olanın (inanç, kadercilik, teoloji, din, efsane, masal, şiir, müzik, çeşitli temsiller, oyun, eğlence, dinlenme, kutlama, sevinme ve üzülmenin) üretimidir. Maddî kültür aynı zurnanda kendi düşünselini (ideolo*jisini) de beraberinde taşır. Örneğin, seyretmek için aldığımız bir vcd hem maddî hem de taşıdığı içerikle ideolojik bir kültürel üründür.
Kültürel, ekonomik ve siyasal süreçler sosyal hayatın birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kültürel olan siyasal ve ekonomik olan için hayati*dir. Kültür sadece değerleri, yargıları, tutumları vb. taşıyan düşünsel bir süreç değildir; kültür yaşanmış ve yaşanandır, yaşanmış ve yaşananla ilgilidir. Kültür insanla*rın kendi yaşam deneyleriyle biçimlenmiştir ve yaşam biçimlerinin bütününü oluşturur. Bu yaşam deneyi bir zamanlar belli bir coğrafî bölgeye ait, yerel ve doğrudan, birebir ilişkilerle oluşuyordu. Şimdi ise buna yoğun bir şekilde dolayımlı, dışarıdan ve uzaktan gelen "başkalarının yaşam deneyimle*ri" ve özellikle dünyaya egemen bir pazarın yaşam koşullarının belirlediği planlı yaşam deneyimleri eklem*lendi. Dolayısıyla kültür aynı zamanda ilişkisel ve tarihseldir. Çünkü kültürel biçimlenme ve değişim birbiriyle içten bağlı iki boyuta sahiptir: Kültür hem bilinçli şekilde seçen ve deneylerinin muhasebesini yapan in*sanlar tarafından kendileri için inşa edilir hem de aynı anda, geçmişteki insanların seçim ve değerlendirmelerinden miras kaldığı için, seçim ve etkinliklerin önce*den belirlenmiş kurucusu işlevini görür. Birinci boyut*ta insan kendini kendine, kendi gibilere ve ötekilere anlatır. Kendisi için kendisiyle ve diğerleriyle faaliyetler kurar ve yürütür. Bu faaliyetlere gerektiğinde dost ve düşman ötekileri de katar. İkinci boyutta egemen ve mücadeleci kalıplar (iş, yapış, düşünce ve inanç bi-çimleriyle gelen âdetler, örfler ve gelenekler) oluşturulur ve yetişen nesillere aktarılır. Bu ikinci boyutu nedeniyle, kültür sosyal yaşamı farklı biçimde üretmeye ve anlamaya karşı güçlü bir engel olarak da durur. Dikkat edilirse, insanların şeyleri yapma biçimi (kültürü) toplumun kendine bakışı, görünüşü, hissedişi, duyarlılığı, estetiği, yaratıcılığı, kendini kendine ve dışına anlatışıyla gelen sosyal kişiliğidir. Bütün bunlardaki farklılıklar aynı zamanda hem toplum içindeki hem de toplumlar arasındaki farklılıkları da oluşturur. Sosyal üre*timde ve ilişkilerde ne kadar farklılaşma ve kademeleşme üretiliyorsa (ya da benzeşme üretiliyorsa), o kadar farklılaşmış ve karmaşık kültür (o kadar homojen kültür) üretiliyor demektir. Dolayısıyla kültürün üretimi ve paylaşımı topluluğun kendini nasıl ürettiği ve paylaştığına göre biçimlenir.