Peygamber Efendimizin Yüzüğü Ve Mührü

Konu sahibi son olarak 4743 gün önce görüldü
Peygamberimizin mührü, Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır.

Enes b. Malik (ra) anlatıyor

Peygamber Efendimizin Mühr-i Şerifleri (şerefli, mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı. Kaşı ise Habeş taşındandı.

Resulullah Efendimiz yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu.

Peygamber Efendimizin parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde duruyor.

Peygamber Efendimizin Mühr-i Şeriflerinin kaşına, üç satır halinde, Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda Muhammed", ikinci satırda Resul, üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu."109
 
Peygamberimiz (sav) özellikle yolculuklar sırasında ashabına su dağıttırırdı. Örneğin bir yolculuğu sırasında, bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir. Elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine de "Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını dökün" demiştir.

Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:

"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu yaratmayan Allah'a hamd olsun."

Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:

"Allah suyu temizleyici olarak yarattı. Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez."​
 


Sual: Peygamber efendimiz, ahir zaman peygamberi olduğuna ve ondan sonra peygamber gelmeyeceğine göre, nasıl oluyor da, Amerika’da Mısırlı R. Halife, Pakistan’da A. Kadıyani, İran’da Bahaullah, Türkiye’de birkaç kişi için peygamber deniyor?
CEVAP
Peygamber denilen kimselerin, Müslümanlıkla hiç alakaları yoktur. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Muhammed, Allah’ın resulü ve Hatem-ün-nebiyyindir [nebilerin sonuncusudur].) [Ahzab 40]

Eğer, (Hatem-ün-nebiyyin) değil de, (Hatem-ür-rüsul) denseydi, kötü maksatlılar, (Resul gelmez, ama nebi gelir) derlerdi. Bunun için, (Hatem-ün-nebiyyin) denmiştir.

Artık bir zındık, (Nebi gelmez, ama resul gelir) dese de, bir kıymeti yoktur. Çünkü, resullük makamında nebilik makamı da vardır. Yani her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Yeni bir şeriat getiren peygambere (Resul) denir. Yeni din getirmeyip, insanları önceki dine davet eden peygamberlere (Nebi) denir. Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, dine davette resul ile nebi arasında bir ayrılık yoktur. Resul ile nebi eşanlamlıdır. Bunun için, Peygamber efendimize, resul de, nebi de denmiştir. Mesela nebi geçen bir âyet-i kerime meali:
(Allah ve melekleri, Nebi’ye çok salevat getiriyor. Ey müminler, siz de ona salevat getirin!) [Ahzab 56]

Nebi de, resul de gelmez
Demek ki, resul olan bir peygamber, aynı zamanda nebidir. (Nebi gelmez) demek, resul de gelmez demektir. Peygamber efendimiz de, kendisinin, Hatem-ün-nebiyyin veya Hatem-ül-enbiya olduğunu bildirmiştir. (Buhari)

Allahü teâlâ, Resulüne, (Sana indirdiğim Kur’an-ı kerimi, insanlara açıkla) buyurmaktadır. (Nahl 44)

Resulullah da açıklıyor. Son peygamber ile ilgili açıklamalarından bazıları şöyledir:
(Nebilik ve resullük sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]

(Bana has olan 5 isim vardır: Muhammed
[Yerde gökte çok övülen], Ahmed [En çok övülmüş], Mahi [küfrü silen], Haşir [önce haşrolan] ve Akib [Hatem-ül-enbiya]) [Buhari]

Uzun bir hadis-i şerifte ise, ahirette kendilerinden şefaat istenen bütün peygamberler, insanları Muhammed aleyhisselama göndereceklerdir. İnsanlar da, Peygamber efendimize, (Sen Allah’ın resulü ve hatem-ül-enbiya’sın, bize şefaat eyle) diyeceklerdir. (Buhari, Müslim)

Mevahib-i ledünniyye’de buyuruldu ki:
Resulullahın getirdiği din, diğer peygamberlerin şeriatini nesh etmiş ve kıyamete kadar devam edecektir. Bu bakımdan, Resulullahın ümmeti, diğer ümmetlerden çok olacaktır. Peygamber efendimize ait haslet çoktur.

Her milletin peygamberi
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kıyamette tebaası en çok olan Peygamber ben olurum.) [Buhari]

(Bütün nebilere altı hasletle üstün kılındım. Ben bütün insanlara gönderildim. Nebiler benimle tamamlandı.)
[Müslim]

(Her nebi, kendi kavmine gönderilmiştir. Ben ise, kızıl kara her millete gönderildim.)
[Buhari]

İslamiyet’ten önce, zina çok olurdu. Bir kadın, bir erkek ile uzun zaman, flört edip metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. Hazret-i Âdem, öleceği zaman, oğlu Hazret-i Şit’e, (Yavrum, alnında parlayan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselamın nurudur. Bu nuru, mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyet et) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

Her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir
Mezhepsiz türediler, her gün yeni bir yorum getirerek, 14 asırdır bozulmadan gelen dinimizi dört koldan bozmaya, yıkmaya çalışıyorlar. Hadis-i şerifleri inkâr için adeta birbirleri ile yarış ediyorlar. Kimi hayzlı iken namaz kılınır, oruç tutulur diyor. Kimi cünüpken Kur’an okutuyor. Kimi de, akraba dışındaki kadınlarla yapılan zina günah değil, cinsel hizmet vermektir diyor. Kimi mehdi olduğunu ilan ediyor, R. Khalife, A.Kadıyani, Bahaullah ve daha başka zındıklar da kendilerine peygamber diyor.
19’cu Reşat Halife ve bazı zındıklar peygamberim (Resulüm) diyebilmek için, Ahzab suresinin, (O, [Muhammed aleyhisselam] Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur) [mealindeki 40. âyet için, “Nebi gelmez ama resul gelir” diyorlar. Halbuki “Nebi” gelmezse, “Resul” hiç gelmez. Çünkü nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Risalet [Resullük] makamı, nübüvetten [nebilikten] daha özel ve yüksektir. Her resul nebidir; fakat her nebi resul değildir. Artık peygamber gelmeyeceğini âyet ve hadislerle tekrar yazalım.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.) [Buhari]

(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim]

Kur’an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki:
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

Allahü teâlâ, son peygamberini gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur. Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmak, imanın şartlarındandır.

Yeni bir din getiren, kendisine kitap verilen Peygambere resul dendiği gibi nebi de denir. Yani her resul, nebidir. Her nebi, resul değildir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet edenlere nebi denir. Fussilet suresinin (Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki resullere söylenmiş olandan başka bir şey değildir) mealindeki âyet-i kerimesi de, resullere kitap verildiğini göstermektedir. Allahü teâlâ, dinini bildiren kitap göndermedikçe ceza vermiyor. İsra suresinin (Biz resul göndermedikçe azap etmeyiz) mealindeki 15. âyet-i kerimesi de, resulün kitap getiren peygamber olduğunu bildirmektedir. Peygamber Farsçadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Nebilik resullük makamı içindedir, nebi gelmezse, resul hiç gelmez. Sapıkların dediği gibi, resullük nebilik makamı içinde değildir.

Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, Peygamber sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313’tür.) [Hâkim]

Kur’an-ı kerimde bir resul için, o bir nebi idi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Resulullah olan Peygamber efendimizin de nebi olduğu birçok âyette geçiyor. Ankebut suresinin, (İshak ve Yakub’u ona bağışladık. Nebiliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilenler yani resuller de vardır.

Kendilerine kitap verilen resullerden bazıları şunlardır:
Hazret-i Nuh resul ve nebi idi. (Şuara 107, Araf 61)
Hazret-i İbrahim, resul ve nebi idi. (A. İmran 84, Meryem 41)
Hazret-i Musa, resul ve nebi idi. (Meryem 51, Araf 104, Zuhruf 46)
Hazret-i İsa, resul ve nebi idi. (Nisa 157, Maide 75)
Hazret-i Hud, Hazret-i Salih, Hazret-i Lut, Hazret-i Şuayb resul idi. (Şuara 125, 143, 162, 178)

Nebilere örnek:
Hazret-i Harun nebi idi. (Nisa 163, Meryem 53) [Hazret-i Musa zamanında ona nebilik verildi, Museviliği tebliğ etti.]
Hazret-i Yahya nebi idi. (A. İmran 39) [ Hazret-i İsa zamanında İseviliği tebliğ etti.]

Resul, elçi, haberci anlamında da kullanılır. Melekten veya peygamber olmayan insanlardan da resul olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki resullerimiz [elçilerimiz yani hafaza melekleri de] yazmaktadır.) [Zuhruf 80]

(Birinize ölüm gelince, resullerimiz
[elçilerimiz yani görevli melekler] onun canını alır.) [Enam 61]

(Melekler dediler ki: Ey Lut, Biz Rabbinin resulleriyiz
[yani elçileriyiz].) [Hud 81]

(O Kur’an, itibarlı bir resulün
[elçinin yani Cebrail’in] getirdiği sözdür.) [Tekvir 19]

(Melikin elçisi Yusuf’a geldiği zaman...)
[Yusuf 50]

(
[Melike Belkıs dedi ki] hediyelerle gönderdiğim mürseller [elçiler] ne ile dönecek.) [Neml 35]
Herkese gönderilen Peygamber
Sual:
Yeni bir peygamber gelecek mi? Bazıları, (Nebi gelmez; ama resul her zaman gelir, şu anda resuller, yani elçiler vardır) diyorlar. Peygamber efendimiz son nebi ve son resul değil midir?
CEVAP
Evet, son nebi ve son resuldür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi] (Nübüvvet ve risalet peygamberlik demektir. Bu hadis, açıkça, nebi de, resul de gelmeyeceğini bildirmektedir.)
(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim] (Bu iki hadis-i şerif de, resulün de, nebinin de gelmeyeceğini açıkça bildiriyor. Necdiler, ilk peygamber olan Âdem aleyhisselamı inkâr ediyorlar.)

(Öğünmüyorum, ben nebilerin efendisi, sonuncusu ve şefaat edicilerin de ilkiyim.)
[Darimi]

(Peygamberim diyen yalancılar çıkar, benden sonra peygamber gelmez.)
[Mişkat-ül-mesabih]

(Diğer nebilere göre benim durumum şuna benzer. Güzel bir ev yapılır, ama bir kerpici eksiktir. Ziyaretçiler, evi beğenir. Yalnız
"Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim, nebilerin sonuncusuyum.) [Buhari, Müslim]

(Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.)
[Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai] (Peygamber efendimiz, âlemlere rahmet olarak bütün dünyaya gelmiştir. Hatta cinlerin de Peygamberidir.İki âyet meali şöyledir:
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
(Âlemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]
Allahü teâlâ, âlemlere rahmet olarak gönderdim diyor, o, bütün insanların peygamberi diyor. Allah’ın bu rahmeti yetmiyor mu da, yeni elçi aranıyor? İslam binası tamamlanmıştır. Bir âyet meali:
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.) [Maide 3] (Son Resul gelip din tamamladığına göre, artık başka din ve başka Resul aranmaz.)

Nebi, Resul gelmeyecek ama ben resulüm diyen yalancılar çıkacak. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Davaları bir olan iki büyük ordu, çarpışmadıkça ve kendilerine ben resulüm [peygamberim, elçiyim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed] (Bu hadis-i şerifler, Resulullah efendimizin mucizelerindendir.)

(Resulüm diyen yalancılar çıkacaktır. Benden sonra resul yoktur.)
[Nesai, İ.Ahmed, Taberani]

(Deccal gelmeden otuz kadar veya daha fazla kendilerine resul
[elçi] diyen yalancılar çıkar. Bunlar, sizde olmayan âdetler, bid’atler çıkarır ve dininizi değiştirirler. Bunlardan sakının ve onlara düşman olun.) [Taberani] (Mesela bunlar imanın şartını eksiltir veya çoğaltırlar, kaderi inkâr ederler, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu kabul etmezler. 19 un katı olmayan âyetler uydurma derler. Hadisleri inkâr ederler. İslâm âlimleri dini yanlış bildirmiş derler.)

(Kıyametten önce resulüm diyen yalancılar çıkar. Onlardan sakının.)
[Müslim, Taberani]
 
Resullullah'ı Sevdirmek Özellikle Çocuklara

Resullullah'i (sav) Sevdirmek,Ozellikle Cocuklara

Toplumumuza Resulullah’ı (sas) insani yönleriyle gösterebilsek O’nu daha rahat sevdirebiliriz. Özellikle çocuklarımıza... Tirmizi ve Ebu Davud’un (ra) müşterek rivayetine göre şöyle demişti o Şanı Yüce Nebi: “Merhamet ancak şaki olanlardan kaldırılmıştır”. Yine “Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir.” buyurmuştur O (sas). (Ebu Davud) Bir seferinde “Çocuklarınızı öper misiniz?” diye soran bedevilere “evet” demişti. Onlar, “Fakat biz, Allah’a and olsun ki öpmeyiz.” deyince O şefkatin timsali insan şöyle cevap verdi: “Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?” (İbn-i Mace) Hz Peygamber çocuklarla haşır neşirdir. Kendisiyle onlar arasında hiçbir hiyerarşi ve engel koymamıştır. Çocukların çekinip ürkmelerine sebebiyet verebilecek her çeşit tutumdan kaçınmış, onların teklifsizce yanaşıp konuşmalarını teşvik edecek davranışlara ehemmiyet vermiştir. Resul-i Ekrem Efendimiz (sas) çocukları reyhan çiçeğine benzetmiş ve “Çocuk kokusu cennet kokusudur.” buyurmuşlardır. Onların arasında kendisini bir bahçede hissetmiş, hepsini ayrı ayrı öpmüş ve koklamıştır. O, çocukların da sevgilisiydi. Bir yerde O’nu gören çocuklar hemen O’na doğru koşar etrafını sarar, O da her biriyle ilgilenir, hallerini sorar, sevgilerine karşılıkta bulunur ve onlarla şakalaşırdı. Bu sünneti ihya, geleceğimiz adına çok önemlidir. En azından bu konuda O’na benzemeye çalışalım. Çocuklara Resulullah’ı hatırlatalım; halimizle, tavırlarımızla. Çocuklar bizim Cennetimiz olsun, biz onların Cenneti olalım. Ciddiyetimiz latife yapmamıza engel olmasın

Zira O’nun (sas) latifeleri bile öğreticiydi. Enes bin Malik, O’nun için, “Resulullah (sas) çocuklarla en çok şakalaşan idi.” der. (İbnü’l-Esir/3-466) İşte çocuklarla ilişkisine örnekler: Ebu Seleme İbn Abdurrahman’ın nakline göre Hz. Peygamber (sas) dilini, torunu Hasan’a doğru uzatırdı. Çocuk dilinin kızıllığını görünce neşe ile dolardı. (Suyuti, Tarih-i Hulefa, sh. 189) Ensar çocuklarından Mahmud bin Rebii, beş yaşlarındayken Hz. Peygamber’in (sas) bir kovadan ağzına su alarak yüzüne püskürttüğünü rivayet eder. (Buhari) Ya’la İbn Murre’nin nakline göre bir davete gitmekte olan Hz. Peygamber, yolda çocuklarla oynamakta olan torunu Hüseyin’i de beraberinde götürmek için yakalamak ister. Fakat çocuk bir sağa, bir sola kaçmaya başlayınca, Hz. Peygamber (sas) yakalayıncaya kadar onu takliden sağa sola koşarak peşinden gider. Tutunca elinin birini ensesinin altına, diğerini çenesinin altına kor, öper ve “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim.” buyurur. (İbn-i Mace) Hz. Cabir, bir gün Resulullah’ın (sas) huzuruna girdiğini, bu sırada sırtına Hasan ve Hüseyin’i bindirmiş olan Hz. Peygamber’in dört ayak vaziyetinde yürümekte olduğunu görür ve Cabir dayanamaz, gülümseyerek: “Binitiniz ne iyi binit, sizler de ne iyi binicilersiniz!” der. Çocuk, cübbesini kirletince ne oldu?

İbn Mace’nin rivayetine göre Hz. Abbas’ın zevcesi Ümmü Fadl, Hasan veya Hüseyin efendilerimizden birini Resulullah’ın yanına getiriyor. Hz. Peygamber’in kucağında çocuk idrarını yapınca Ümmü Fadl, “Resulullah’ı pislettin.” deyip omuzuna vurup azarlayınca Hz. Peygamber,Allah iyiliğini versin. Oğlumun canını yaktın.” diyerek memnuniyetsizliğini izhar eder. (İbn-i Mace) Ebu Davud’un nakline göre Enes bin Malik’in kardeşi Ebu Umayr’ın bir kuşu vardı; onu sever, oynardı. Bir gün kuş ölünce çocuk çok üzülür. Ebu Umayr’ı gören Resulullah (sas), “Niye üzgün?” diye sorar. Durumu öğrenince çocukla ilgilenir ve teselli eder. Ve sonra Ebu Umayr’ı her görüşünde takılarak ;“Ya Eba Umayr, küçük kuşun ne oldu?” diye sorar. Siyer ve hadis kitaplarında bu konuda pek çok rivayet vardır.



Salih OKUR

Askiyla hemdem olan anne-baba ve egitimcilerin Rabbim sayilarini artirsin ve hepimizin gonlunu Efendimizin (sav) aski ile tutustursun insaAllah.
 
Hz.Hasan (R.A.)'ın Muaviye ile barış yapması

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahihle ve mütevatir bir derecede bize vasıl olmuş ki, minber üstünde, cemaat-i Sahabe içinde ferman etmiş ki:
اِبْنِى حَسَنٌ هٰذاَ سَيِّدٌ سَيُصْلِحُ اللهُ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ
İşte, kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye (r.a.) ile musalâha edip, cedd-i emcedinin mucize-i gaybiyesini tasdik etmiştir.


Hadisin Meali;


"Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır." Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi'n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum'a: 27; Müsned, 5:38, 44, 49, 51.


On Dokuzuncu Mektub, Bediüzzaman Said Nursi

 
130 Sahabenin bereket ile tok olması

Başta Buharî ve Müslim , kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki:
Abdurrahman ibn-i Ebî Bekr-i Sıddık der: Biz yüz otuz Sahabe , bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Dört avuç miktarı olan bir sâ` ekmek için hamur yapıldı. Bir keçi dahi kesildi, pişirildi; yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı. Kasem ederim, o kebaptan, yüz otuz Sahabe den herbirisine bir parça kesti, verdi. Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm pişmiş eti iki kâseye koydu. Biz umumumuz tok oluncaya kadar yedik; fazla kaldı. Ben fazlasını deveye yükledim.

(Buharî, Hibe: 28, Et’ıme: 6; Müslim , Eşribe: 175; Müsned: 1:197, 198; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî: 22:55.)
On Dokuzuncu Mektup/Mu'cizât-ı Ahmediye/ bereket-i taam/ Bediüzzaman Said Nursî

Resulü ekrem aleyhisselamın mucizelerinden.
 


Allah ve Resulünü çok sevmek için

Sual:
Allah ve Resulünü ve İslam âlimlerini çok sevebilmek için ne yapmalıdır?

CEVAP

1-
İmanı Ehl-i sünnet itikadına göre düzeltmelidir! İman doğru olmadıkça, Allahü teâlâ ve Onun sevdikleri sevilemez. Kur'an-ı kerimde mealen, (İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır) buyuruluyor. (Bekara 165)

Sevgi, imanın esaslarındandır. Hadis-i şerifte, (Bir kimse, Allah ve Resulünü her şeyden daha çok sevmedikçe, iman etmiş sayılmaz) buyuruldu. (Buhari)

Demek ki, hakiki imana kavuşanlar, Allah ve Resulünü çok severler, sevdiklerini de Allah rızası için severler, buğzettiklerine de Allah için buğzederler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.) [İ. Ahmed]

2-Haramlardan kaçıp bütün ibadetleri yapmaya çalışmalıdır! Bilhassa bid'at işlemekten çok sakınmalıdır!

Allahü teâlâyı seven, Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Resulü Muhammed aleyhisselamı sever, onun sünnetine riayet eder. Böyle bir kimse de elbette Cennete gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, beni sevene Cehennem ateşini haram kılar.) [Ebu Nuaym]

3- İmam-ı Rabbani hazretlerinin (Mektubat Tercümesi) kitabını severek çok okumalıdır! Büyüklerin feyzleri sayesinde Allahü teâlâ ve Onun dostları sevilir.

4- İstediğiniz sevgiye kavuşabilmek için dua etmeye devam etmelisiniz! Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:

(Ya Rabbi, bana kendi sevgini, seni sevenin sevgisini, beni sevgine yaklaştıracak şeylerin sevgisini nasip eyle ve kendi sevgini, [susuzluktan yanan kimsenin şiddetle arzuladığı] soğuk sudan benim için daha sevgili kıl!)[Tirmizi]


 
Cennete da'vet eder

Beraberce Resûlullahın huzûruna vardık. Bana buyurdu ki:

- Yâ Osman, Hak teâlâ seni Cennete misâfirliğe da’vet eder. Sen de bu da’veti kabûl et! Ben bütün insanlara hidâyet rehberi olarak gönderildim.

Resûlullahın, güleryüzle gâyet samîmî bir şekilde yaptığı bu da’vet üzerine, hemen büyük bir şevkle kelime-i şehâdet getirip, Müslüman oldum.

Daha sonra Resûlullaha, Şam’a gittiğimde gördüğüm rü’yâyı anlattım. Rü’yâmda, “Ey insanlar, uyanın! Ahmed Mekke’de zuhûr etti” diye nidâ işitmiştim. Sonra da Mekke’ye gelince de, teyzem bana Resûlullah efendimizden haber vermişti.

Hz. Osman, çok cömert idi. İyilik yapmayı, muhtaç kimselerin ihtiyaçlarını görmeyi çok severdi. Güzel hâllerinden dolayı, Resûlullah efendimiz kendisini çok severdi.

Peygamber efendimiz, Eshâbının ileri gelenlerinden çoğunun bulunduğu bir toplantıda, sohbet buyururken:

- Herkes dostunun yanına varsın, buyurdu.
 
Hesapsız Cennete Girmek

Abdullah Ibni Abbas radiyALLAHu anhuma’dan rivayet edildigine gore Resulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

“(Gecmis) ummetler bana gosterildi. Peygamber gordum, yaninda uc–bes kisilik kucuk bir grup vardi. Peygamber gordum, yaninda bir iki kisi bulunuyordu. Ve peygamber gordum, yaninda kimsecikler yoktu.

Bu arada onume buyuk bir kalabalik cikti. Kendi ummetim sandim. Bana ‘Bunlar Musa’nin ummetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktim; (cok) buyuk bir karalti. ‘Iste bunlar senin ummetindir. Iclerinden hesapsiz–azabsiz cennete girecek yetmis bin kisi vardir’ dediler.”

(Ibni Abbas diyor ki) Soz buraya gelince Peygamber aleyhisselam kalkip evine gitti. Oradaki sahabiler bu hesapsiz–azabsiz cennete girecek yetmis bin kisinin kimler olabilecegi hakkinda konusmaya basladilar:

Kimileri, “Bunlar peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalidir” derken, kimileri, “Bunlar Islam geldikten sonra dogup, sirki tanimamis olanlardir” dediler. Daha baska bircok gorus ileri surenler oldu.

Onlar bu meseleyi tartisirken Peygamber aleyhisselam cikageldi.

– “Ne hakkinda konusuyorsunuz?” diye sordu.

– Hesapsiz–azabsiz cennete gireceklerin kim olduklari hakkinda konusuyoruz, dediler.

Bunun uzerine Nebi sallALLAHu aleyhi ve sellem:

– “ Onlar buyu yapmayan, yaptirmayan, ugursuzluga inanmayan ve Rablerine guvenenlerdir” buyurdu.

Ukkase Ibni Mihsan yerinden firladi ve:

– Beni de onlardan kilmasi icin ALLAH’a dua et (Ya ResulALLAH)! dedi.

Peygamber aleyhisselam da:

– “Sen onlardansin!” buyurdu. Sonra bir baska kisi daha kalkti ve:

– Beni de onlardan kilmasi icin dua buyur, dedi.

Peygamber aleyhisselam bu defa:

– “Firsati degerlendirmekte Ukkase senden once davrandi” buyurdu.

(Buhari ,Muslim)

Günümüzde sünnet-i seniyyeye karsi bir tutarsizlik var.Mesela namazlari kilarken sünnete ne gerek var ben farz olani yaparim diyenlere çokca rastlanir oldu.

1- Sünnetler yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. Çünkü Peygamber efendimiz, farzın yanında nafile namaz da kılardı. Kıldıkları bize sünnet olmuştur. Beş vakit namazın sünnetlerini kılmaktan maksat, o vakit içinde, farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Farzın yanında kaza kılınca yine sünnet kılınmış oluyor. Sadece farz kılıp yanında hiçbir şey kılmayan, ancak o zaman sünneti terk etmiş olur. (Nevadir-i Fıkhiye)

2- Kaza borcu olanın sünnet ve nafile kılması, ahmaklıktır. Dört mezhepte de kaza kılması gerekir.

Din kitaplarında diyor ki:

Kaza namazı borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Bey ve Şira risalesi)

Hazret-i Ali'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.) [Zahire-i Fıkh, Fütuh-ul-gayb m.48]

(Bu hadis-i şerifi açıklayan Hanefi âlimlerinden Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki: Bu hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu olanın, sünnetleri de kabul olmaz. Çünkü sünnetler de nafiledir.)

Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyurdu ki:

(Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafile ile meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler ise kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m.48)

Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer'e yaptığı vasiyette buyurdu ki:

Üzerinde farz borcu olanın nafile ibadetlerini, ALLAHü teala kabul etmez. (Kitab-ül Harac)

3- (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) hadis-i şerifindeki sünnet, namazın sünnetleri değildir, diğer sünnetler de değildir. İslamiyet demektir. Burada sünnet, yol demektir. Benim sünnetim demek, benim yolum demektir. Şeyh-ul-islam İbni Kemal Paşazade hazretleri, (Şerh-ı hadis-i erbain) kitabında, (Sünnetimi terk edene şefaatim haram oldu) hadis-i şerifini açıklarken buyuruyor ki: Bu hadis-i şerifteki sünnet, İslamiyet demektir; çünkü mümin, büyük günah işlese de şefaatten mahrum kalmaz. Nitekim hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Ümmetimden, büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Ebu Davud]

Gerek namazın sünnetlerini ve gerekse diğer sünnetleri terk etmek, büyük günah değildir. Büyük günahlara şefaat edilince, sünneti terk edene elbette şefaat edilir.

(Sünnet yerine kaza kılma, şefaatten mahrum kalırsın) diyenlerin, aşağıdaki sünnetlerin çoğunu yapmadıkları görülür:

1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.

2- Namazları sarık veya takke ile kılmak.

3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak.

4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak. [Maliki ve Hanbeli'de farzdır].

5- Misvak kullanmak.

6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüt Tehıyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak.

7- İstişare ve istihare yapmak.

8- Aksırınca Elhamdülillah demek.

9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Vacib diyen âlimler de vardır.

10- Sünnete uygun selam vermek.

11- Cuma günü gusletmek.

12- Duada elleri sünnete uygun açmak.

13- Faydalı işe başlarken, Besmele çekmek.

14- Yatağa abdestli girmek.

15- Biri ölünce veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve inna ileyhi raciun) demek sünnettir.

Genelde terk edilen diğer sünnetlerden bazıları da şunlardır:

1- Sakalı bir tutam yapmak.

2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak.

3- Yemeğe tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek.

4- Sofrada sirke bulundurmak.

5- Gece ibadet edenler için Kaylule yapmak. [Öğleden önce biraz uyumak].

6- Yaptığı işlerde teke riayet etmek. [1, 3, 5, 7 gibi].

7- Müslümanın evine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.]

8- Kesilen tırnaklarla saçları ve çekilen dişleri gömmek.

9- Cuma günleri ziynetli elbise giymek.

10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri, kurulamamak da sünnettir.]

Bu sünnetlere uymak elbette büyük nimet ve saadettir ama bunlardan bir kısmını yapmayan Müslümana, (Sen şefaatten mahrum kalırsın) demek çok yanlış olur; çünkü Peygamber efendimiz, büyük günah işleyenlere bile şefaat edecektir. (Ebu Davud)

 
Geri