Peygamber Efendimizin(sav) Hadisleri

Konu sahibi son olarak 3724 gün önce görüldü
Peygamber Efendimiz (sav)’in Güzel Ahlakla İlgili Sözleri

Allah’a takva ve güzel ahlak.” (En ziyade neyin insanları cennete sokacağını soruyorlar.)

(Tirmizi, Birr 62, kutub-ı sıtte, 16. Cilt , sf. 329)

Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer.

Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.792

Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"

G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9

İmanın kemali, güzel ahlakladır.

G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4

Güzel ahlak hataları eritir. Suyun buzu erittiği gibi. Fena ahlak ta ameli bozar. Sirkenin balı bozduğu gibi.

(Hz.İbni Abbas r.a.) Ramuz el-Hadis s.215

"Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz."

Bezzar, Ebu Yala, Taberani; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 111


"Allah Teala kolaylık gösteren ve güler yüzlü kişiyi sever."

Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998,, s.444
 
Resulullah’ın üç nasihati

hakikidinimiz_1328314678161.jpg


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Mübarek bir zat, devrin sultanına şunları anlatır:

Peygamber efendimiz, vefatlarına yakın Bilal-i Habeşi’ye buyurdu ki:

Yâ Bilal, ümmetime haber ver ki, şu üç şeyi yaparlarsa, her işte muvaffak olurlar:

1- Ne yaparlarsa, hep Allah rızası için yapsınlar.

İki türlü maksat olur. Ya Allah rızası için veya nefsin yani insanların rızası için. İnsanların rızasını tercih edenlerin işini, Cenab-ı Hak insanlara bırakır.

Kendi rızasını tercih edenleri himayesine alır. Kim Allah içinse, Allah da onun içindir. Seyyid Abdülkadir Geylani hazretlerine, (Siz ne mübarek bir zatsınız) demişler. (Nereden biliyorsunuz?) diye sormuş.

(Herkes sizi sevip övüyor)
demişler. Buyurmuş ki, (İnsanlar bizi sevsin diye Müslüman olmadık. Allah sevsin diye Müslümanız. Bu insanlara güven olmaz; bugün severler, yarın söverler.)

2- Birlik ve beraberlik içerisinde olsunlar.

Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Birlikten kuvvet, ayrılıktan felaket doğar. Birlik ve beraberlikten maksat, bedenlerin birlik ve beraberliği veya aynı yerde olmak değil, gönüllerin birliği, hedeflerin ortak olmasıdır. Hedefi Allah rızası olanın yüzü aktır, yardımcısı da Cenab-ı Hak’tır.

3- Asla doğrudan ayrılmasınlar.

Allahü teâlâ doğruların yardımcısıdır. Peygamber efendimiz Müslümanı, (Elinden ve dilinden emin olunan insan) diye tarif etmiştir. Müslüman demek, doğru insan demektir. İşi, ameli, sözü doğru, her şeyiyle dürüsttür, gözü gönlü toktur, onda sahtekârlık yoktur. Doğruluk onun alameti, hem de selametidir.

Bu arada sultan, (Herkese iyilik yapıyorum, ama bazılarından düşmanlık görüyorum. Niçin böyle yaparlar ki?) diye sorar. O zat der ki:

Sultanım, bunu Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor:

(İyilik ettiklerinize çok dikkat edin! Size bir zararları dokunabilir.)

Eğer iyilik edilen kimse, fâsıksa veya din iman tanımıyorsa, bu iyilik onda ters etki yapabilir. Baklavanın şeker hastasına dokunması gibidir. Bu yüzden, iyilik ettiğimiz şahıslara karşı dikkatli olmalıyız.

Sohbette bu zatın oğlu da varmış. Sultan bunları yolcu eder. Yolda giderken oğlu, (Baba, sen sultana hep dinden bahsettin, nasihat ettin. Hiç dünya işlerinden, siyasetten bahsetmedin) der. Babası da, (Oğlum, bizim başka sermayemiz yoktur. Her kaptan içindeki sızar. Bizden de bunlar sızdı) buyurur.
 
Bir gün Peygamber Efendimiz (sav), sahâbîlerine:
“–Gözlerinize ibâdetten nasîbini veriniz!” tavsiyesinde bulunmuştu.

“–Gözlerimizin nasîbi nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (sav)de:

“–Mushafa bakmak, onun içindekileri düşünmek ve inceliklerinden ibret almaktır.” buyurdular.


(Süyûtî, I, 39)
 
"O'nunla başbaşa yemek yerken
Efendimiz (s.a.v.) kendi eliyle ağızıma lokma tutardı ... Ben bardağın neresinden su içersem O'da oradan içerdi..."

Sevgi ne boğazda, ne mum ışığında yemek yemek...
Nede pahalı bir pırlanta demek...
Sevgi; bir bardağın kenarında, aynı noktada iki dudak izi.
Bir lokmada iki mutlu insan demek...
 
Peygamber Efendimiz (sav)’in Namaz ile İlgili Hadisleri

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.

(Buhârî, Vudû’ 3; Müslim, Tahâret 35)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Mü’minin nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.”

(Müslim, Tahâret 40. Ayrıca bk. Nesâî, Tahâret 109)

Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir.”

(Müslim, Mesâcid 284)

Osman İbni Affân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.”

(Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Osman İbni Affân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: “Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de fazladan kazanç sayılır.”

(Müslim, Tahâret 8. Benzerleri içi bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 50; Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Ebû Züheyr Umâre İbni Ruveybe radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi: “Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir.” Resûl-i Ekrem bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmişti.

(Müslim, Mesâcid 213-214. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 9)

Cündüb İbni Süfyân radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.”

(Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)

Cerîr İbni Abdullah el-Becelî radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idik. Dolunay halindeki aya bakarak şöyle buyurdu: “Siz şu Ay’ı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılınız.”

Buhârî’nin bir rivayetinde: “Resûl-i Ekrem, Ay’ın on dördüncü gecesi Ay’a bakmıştı” denilmektedir.

(Buhârî, Mevâkît 16, Tefsîru sûre (50) 2, Tevhîd 24; Müslim, Mesâcid 211. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 19; Tirmizî, Cennet 16; İbni Mâce, Mukaddime 13)

İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: Hangi ameller daha faziletlidir? diye sordum. “Vaktinde kılınan namaz” buyurdu. “Sonra hangisi?” dedim. “Ana babaya iyilik etmek” cevabını verdi.

(Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51)

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının farzından önceki dört rekat ile sabah namazının farzından önceki iki rekatı hiç terk etmezdi.

(Buhârî, Teheccüd 34. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 56)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.”

(Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 249. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 42; İbni Mâce, Mesâcid 16)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah’ın evi Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.”

(Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîru sûre(2) 30; Müslim, Îmân 19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, Îmân 13)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi: “Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahâbîler: O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resûl-i Ekrem: “Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder” buyurdular.

(Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283. Ayrıca bk. Tirmizî, Emsâl 5; Nesâî, Salât 7; İbni Mâce, İkâmet 193)

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır” buyururken işittim.

(Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17)
 
CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ PEYGAMBER EFENDİMİZ MÜBAREK SÖZLERİ

"Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür.
Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı."

.........

"Bazı kimseler cuma namazlarını terketmekten ya vazgeçerler veya Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar."

"Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır.

Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve mânasız bir iş yapmış olur."

"Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur."

CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN

282692_10150308261328134_216813108133_9330121_951572_s.jpg
 
Peygamber Efendimizin Mektubu

[FONT=Arial, Helvetica, sans-serif]Doç. Dr. Ahmed Akgündüz 1987 yilinin baslarinda dergimizi aradiginda ZAFER tarihinde dönüm noktasi olacak bir sayinin müjdesini daha büyük bir müjde ile beraber veriyordu.

Peygamber Efendimiz' in (S.A.V.) yalanci peygamber Müseylime'ye gönderdigi mektup, Topkapi Sarayi Müzesi'nin Mukaddes Emanetler Dairesi'nde ortaya çikarilmisti.

Hadis âlimleri ve çesitli islâm kaynaklari tarafindan muhtevasi günümüze kadar aktarilan, fakat simdiye kadar bulunamayan bu mukaddes vesika ilk defa ZAFER vasitasiyla bütün dünyaya ilân ediliyordu.


[/FONT]
peygmek.jpg


Mektubun orijinali


Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Dogu Roma (Bizans) imparatorlugu olmak üzere dünyanin en büyük devletlerine teblig mektuplari göndermis ve kendilerini islâmiyete dâvet etmisti.

Efendimizin tesebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akin akin müslüman olmaya basladi. Bu gâye ile Medine'ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasinda, Müseylime adinda birisi vardi.

Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu sahis, Müslümanlari gördükten sonra onlara karsi duydugu kiskançligi, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek sekilde izhâr etti ve peygamber oldugunu ileri sürerek, kavminin Efendimize degil de kendisine tâbi olmasini istedi.


Müseylime'nin bu iddiasi bazi münâfiklarin da yardimiyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçogunu dininden döndürdü. Yalanci Peygamber Müseylime, sonralari daha da ileri giderek Efendimiz'e (S.A.V.) su meâlde bir mektup yazdi:

"Allah'in Resulü Müseylime'den, yine Allah'in Resulü Muhammed'e, Sana selam olsun. Ben, seninle biriíkte peygamberlik vazifesine ortagim. Yeryüzünün yarisi bize, yarisi da Kureys Kabilesine âittir. Ancak Kureys haddini asan bir kavimdir."

Peygamberimiz bu satirlari okuyunca, onu getiren elçilere:


"Eger elçilerin öldürülmeyecegine dâir bir kâide olmasaydi, sizin boynunuzu vurdururdum" demis ve Ubeyy bin Kaab'a yazdirdigi asagidaki mektubu, Müseylime'ye göndermistir. (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamistir.)

"Rahman ve Rahim olan Allah' in adiyla; Allah'in Resulü Muhammed'den, yalanci peygamber Müseylime-tül-Kezzab'a . Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah' indir. Onu, kullarindan diledigine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir.(Allah'tan korkan mümin kullara aittir.) Sen ve beraberindekiler eger tövbe eder seniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder."


···

MÜSEYLIME' NIN SONU:


Uhud harbinde Hz. Hamza'yi sehid eden Hz. Vahsi, sonradan müslüman olmus ve Hz. Ebubekir zamaninda Halid Bin Velid komutasindaki bir orduda yer alarak Müseylime' nin askerleri ile çarpismisti. Hz. Vahsi, bu savasta Hz. Hamza' yi sehid ettigi mizragi kullanarak Müseylime'yi öldürmüs ve Hz. Hamza'ya mukabil olmasini istedigi bu hareketiyle Allah'tan affini istemistir.
 
Peygamber efendimizin ettiği dua

Peygamber Efendimizin ettiği dualar Peygamberimizin ettiği dualar peygamberimizin tavsiye oglan duası oğlan duası

Bismillahirrahmanirrahim

Gelecek için üzüntü çekmekten, geçmişe kederlenmekten, tembellikten, cimrilikten, acizlikten, korkaklıktan, ağır borç yükünden,zulüm yapmaktan ve zulüm görmekten, azdıran zenginlikten, isyan ettiren fakirlikten, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve zalimlerin başa geçip zulmetmesinden sana sığınırım Allah’ım...

Hz.Muhammed(SAV)
 
Ebû Hureyre (ra) şöyle demiştir:
Cebrâil as.) her sene (Ramazanda) Kurân-ı Kerîm’i Hz. Peygamber (asm)’a bir defa arz eder, okurdu. Vefat ettiği sene iki kere arz etti, okudu.
(Buhârî)

İmâm-ı A’zam bu hadisten yola çıkarak, her Müslümanın senede iki kere Kur’ân’ı, hatmetmesi gerektiğine hükmetmiştir. Haftada bir cüz okuyan bir kimse ortalama olarak bu hükmü yerine getirmiş kabul edilebilir.


وَعَنْ أَب۪ي ذَرٍّ رَضِيَ ا للّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ ا للّٰهِ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّكُمْ لَا تَرْجِعُونَ إِلَى ا للّٰهِ بِشَيْءٍ أَفْضَلَ مِمَّا خَرَجَ مِنْهُ يَعْنِي الْقُرْآنَ.
رَوَاهُ الْحَاكِمُ وَصَحَّحَهُ وَرَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ ف۪ي مَرَاس۪يلِه۪ عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ

Ebû zer (ra) Peygamberimizin (asm) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
“Siz, Allah’ın huzuruna, O’nun kelâmı Kur’ân’dan daha faziletli, hiçbir şey ile dönemezsiniz.”

(Hakim, Ebû Dâvud)


________________________________________

وَعَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ ا للّٰهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ ا للّٰهِ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: يَج۪يءُ صَاحِبُ الْقُرْآنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ الْقُرْآنُ: يَا رَبِّ حَلَّهُ : فَيُلْبَسُ تَاجَ الْكَرَامَةِ ثُمَّ يَقُولُ: يَا رَبِّ زِدْهُ. فَيُلْبَسُ حُلَّةَ الْكَرَامَةِ ثُمَّ يَقُولُ: يَا رَبِّ ارْضَ عَنْهُ. فَيَرْضٰى عَنْهُ. فَيُقَالُ لَهُ: اِقْرَأْ وَارْقِ وَيَزْدَادُ بِكُلِّ آيَةٍ حَسَنَةً. رَوَاهُ الترْمِذِيُّ وَحَسَّنَهُ وَابْنُ خُزَيْمَةَ وَالْحَاكِمُ وَقَالَ صَح۪يحُ الْإِسْنَادِ

Ebû Hureyre (ra) Resûlullah (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

Kur’ân’ın dostu kıyâmet gününde (Allah’ın huzuruna) gelir, Kur’ân: “Ya Rabbi! Ona hulle giydir” der. Bunun üzerine kendisine şeref tâcı giydirilir. Sonra Kur’ân: “Yâ Rabbi! Ona ihsânını artır” diye duâ eder, şeref elbisesi giydirilir. Daha sonra Kur’ân: “Yâ Rabbi! Ondan râzı ol” der. Allah da ondan razı olur ve kendisine: “Oku ve yüksel” denilir. Okuduğu her âyetten dolayı bir iyilik de fazla verilir.

(Tirmizî, Hâkim, İbn-i Huzeyme)


________________________________________

وَعَنْ جَابِرٍ رَضِيَ ا للّٰهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: اَلْقُرْآنُ شَافِعٌ مُشَفَّعٌ وَمَاحِلٌ مُصَدَّقٌ. مَنْ جَعَلَهُ أَمَامَهُ قَادَهُ إِلَى الْجَنَّةِ وَمَنْ جَعَلَهُ خَلْفَ ظَهُرِه۪ سَاقَهُ إِلَى النَّارِ
رَوَاهُ اِبْنُ حِبَّانَ ف۪ي صَح۪يحِه۪

Câbir (ra) Hz. Peygamber (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

“Kur’ân-ı Kerîm Şefaat eden ve şefaati kabul edilendir. Savunucudur, savunması tasdik edilendir. Kim onu önünde tutarsa, kendisini Cennete sevk eder. Kim onu arkasına iterse, kendisini Cehenneme sev keder.”

(İbn Hıbban)

________________________________________

وَعَنْ أَب۪ي سَع۪يدٍ رَضِيَ ا للّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ ا للّٰهِ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَقُولُ
الرَّبُّ تَبَارَكَ وَتَعَالٰى مَنْ شَغَلَهُ الْقُرْآنُ عَنْ مَسْأَلَت۪ي أَعْطَيْتُهُ أَفْضَلَ مَا أُعْطِيَ السَّائِل۪ينَ وَفَضْلُ كَلَامِ ا للّٰهِ عَلٰى سَائِرِ الْكَلَامِ كَفَضْلِ ا للّٰهِ عَلٰى خَلْقِه۪
رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ وَقَالَ حَد۪يثٌ غَر۪يبٌ

Ebû Said (ra) Peygamberimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

Rab Tebâreke ve Teâlâ buyuruyor ki; “Kimi Kur’ân okumak, benden bir şey istemekten alıkoyarsa, ben ona isteyenlere verilenlerden daha üstününü veririm.” Allah kelâmının, diğer kelâmlara, sözlere olan üstünlüğü, Allah’ın, yarattığı mahlûkatına üstünlüğü gibidir.
(Tirmizî)


________________________________________
عَنْ اِبْنِ عُمَرَ رَضِيَ ا للّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ: إِنَّ هٰذِهِ الْقُلُوبَ تَصْدَأُ كَمَا يَصْدَأُ الْحَدِيدُ إِذَا أَصَابَهُ الْمَاءُ ق۪يلَ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَ مَا جِلَاؤُهَا قَالَ: كَثْرَةُ ذِكْرِ الْمَوْتِ وَ تِلَاوَةُ الْقُرْآنِ.
رَوَاهُ الْبَيْهَقِيُّ ف۪ي شُعَبِ الْا۪يمَانِ

İbn Ömer (ra) der ki; Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“Muhakkak ki, demire su değdiğinde nasıl paslanıyorsa, şu kalpler de pas tutar.” “Ya Resûl! Onun cilâsı nedir?” diye sordular. Cevaben “Ölümü çok zikretmek, hatırlamak ve çokça Kur’ân okumaktır” dedi.

(Beyhakî, Şuab-ı İman)


________________________________________
وَعَنْ عَبْدِ اللّٰهِ يَعْنِي ابْنَ مَسْعُودٍ رَضيَ اللّٰهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِنَّ هٰذَا الْقُرْآنَ مَأْدَبَةُ اللّٰهِ فَاقُبَلُوا مَأْدَبَتَهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ إِنَّ هٰذَا الْقُرْآنَ حَبْلُ اللّٰهِ وَالنُّورُ الْمُب۪ينُ وَالشِّفَاءُ النَّافِعُ عِصْمَةٌ لِمَنْ تَمَسَّكَ بِه۪ وَنَجَاةٌ لِمَنْ اَتْبَعَهُ لَا يَزِيغُ فَيَسْتَعْتِبَ وَلَا يَعْوِجُ فَيَقُومَ وَلَا تَنْقَض۪ي عَجَائِبَهُ وَلَا یَخْلُقُ مِنْ كَثْرَةِ الرَّدِّ. اُتْلُوهُ فَإِنَّ اللّٰهَ يَأْجُرُكُمْ عَلَى تَلَاوَتِه۪ كُلَّ حَرْفٍ عَشْرَ حَسَنَاتٍ أَمَّا إِنّ۪ي لَا أَقُولُ الۭم ۭحَرْفٌ وَلٰكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ وَلَامٌ حَرْفٌ وَم۪يمٌ حَرْفٌ
رَوَاهُ الْحَاكِمُ مِنْ رِوَايَةِ صَالِحِ بْنِ عُمَرَ عَنْ إِبْرَاه۪يمَ الْهَجَرِيِّ عَنْ أَبِي الْأَحْوَصِ

Abdullah b. Mes’ud (ra) Peygamber (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâayet etmiştir:
“Bu Kur’ân Allah’ın ziyâfet sofrasıdır. Yiyebildiğiniz kadar onun nimetlerinden yiyiniz. Şüphesiz ki bu Kur’ân, Allah’ın ipi, apaçık bir nur ve faydalı bir şifâdır. Kur’ân, kendisine sarılan için koruyucusu, kendisine uyanlar için kurtarıcıdır. Kur’ân’a uyan, doğru yoldan sapmaz ki kınansın, eğrilmez ki, doğrulsun. Kur’ân’ın acâiblikleri, hârikaları tükenmez. Çok okumakla eskimez. Onu okuyunuz. Çünkü Allah, onu okumanın her harfine on ecir verir. Dikkat edin ‘elif, lâm, mîm’ bir harftir demiyorum. Fakat ‘elif’ tek başına bir harf ve ‘lâm’ bir harf ‘mîm’ de bir harftir.”

(Hâkim)
 
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Göklerin rahmet kapısı dört yerde açılır: Yağmur yağarken, çocuk anne ve babasının yüzüne bakarken, Kabe kapısı açılırken ve nikah kıyılırken."
Bihar'ul-Envar, c. 103, s. 221

* * *


Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Bekar çocuklarınızı evlendirin, zira bu vesile ile Allah ahlaklarını güzelleştirir, rızıklarını genişletir ve haysiyetlerini/mürüvvetlerini çoğaltır."
Bihar'ul-Envar, c. 103, s. 222


* * *

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Evlenin ve bekarlarınızı evlendirin. Zira evlilik çağına eren kızlarını ve kız kardeşlerini kolayca evlendirip, düzene koyması, her Müslüman erkeğin en büyük mutluluğudur."
el-Kafi, c. 5, s. 328


* * *

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Allah azze ve celle'ye İslam'da nikah ile kurulan evden daha sevimli hiçbir şey yoktur. Allah azze ve celle'nin en çok buğz ettiği şey ise, İslam'da ayrılık, yani talak ile dağılan evdir."
el-Kafi, c. 5, s. 328
 
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuş:

"Rabbim bana dokuz ahlâkla ahlâklanmamı, dokuz hasleti, dokuz huyu ahlâk edinmemi emrediyor.

Ben de size ey ümmetim, bu dokuz huyu ahlâk edinmenizi emrediyorum.


Birinci haslet: "Haşyetu'llah."

Gerek vahdette, gerek kesrette Allah'dan korkacaksın.

Gerek yalnız başına kaldığında ve gerek halkın arasında, kalabalık içinde bulunurken Allah'dan korkacaksın.

Allah korkusu... Allah'ın her yerde, her an, zaman ve mekânda hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak. İşte bu ahlâk, bu duygu her güzelliğin başıdır. Zaten bu şuura bürünen bir kimse, Allah'a asi olamaz ki... Allah görüp duruyor; hâzırdır, nâzırdır. O'nun gördüğünü ne polis görebilir, ne jandarma görebilir ve ne başka bir kimse...

İkinci haslet: "Ve kelimetu'l-adli. "

Gerek sükûn, ferah ve huzur anlarında ve gerekse öfke ve gazap hâllerinde, daima adâletle davranacak, hakkı söyleyeceksin. ..

Bu çok zordur. Zira münafıklığın alâmetlerinden birisi de, "iza hâseme fecer" yani kızdı mı taşar, haddini aşar, ağzına geleni söyler. Haddini aşar; yani adâletten uzaklaşır. Kızdırmaya gelmez, içini döker...

Üçüncü haslet: "Ve'l-kasd fi'l fakr ve'l gınâ."

Gerek zengin, gerek fakir, bolluk veya darlık hâlinde, iktisattan ayrılmayacaksı n. İsraf yok.

E canım, Allah verdi! Verdi ama, malın çoksa israf etme, boşa harcama, fakire ver, adam yetiştir. İsraf yapacak zamanda değiliz... Ne gençler var, okuyacak, âlim olacak, adam olacak.

Dördüncü haslet: "Ta'fu ammen zalemek."

Zulmedeni affedeceksin.

Müslüman kardeşlerinde sana zulmedeni, kötülüğü dokunanı affedeceksin. Sana bir zararı dokundu:

"İnsandır yahu, kasden yapmaz, Müslüman Müslüman'a zulmetmez, hata etmiştir," diyeceksin.

"Allah benim sabahtan akşama kadar kaç tane hatamı affediyor!" diye düşüneceksin.

Allah'ın ahlâkıyla, Resûlü'nün ahlâkıyla ahlâklanmak vardı ya, işte: Sana zulmedeni affedeceksin.

Beşinci haslet: "Ve tasilu men kata'a."

Gelmeyene gideceksin.

Altıncı haslet: "Ve tu'ti men haramek."

Vermeyene vereceksin.

Yedinci haslet: "Ve en yekûne nuthuke zikran."

Konuşman zikir olacak.

Sekizinci haslet: "Ve sumtuke fikran."

Susman tefekkür olacak.

Dokuzuncu haslet: "Ve nazaratuke ibraten."

Bakışın ibret almak için olacak.

Ben, İmam Şâfii'nin "Eğer Kur'ân-ı Kerim, yalnız Ve'l-asr sûresinden ibaret olsaydı, yine yeterli olurdu, insanlığı mes'ud etmek için kâfi gelirdi," dediğini duyduğumda,

"İmam Şâfii, âyet-i kerime olarak bu sûreyi bulmuş, acaba hadis-i şeriflerin arasından hangisini seçerdi?" diye düşündüm ve bu hadisi buldum.

Eğer hakikaten bizler, bu hadise uysak, dünyada ve âhirette mes'ud ve muazzez oluruz. Uymadığımız hâlde ise fitne ve perişanlık muhakkaktır.

Çünkü hadis-i şerifin başında Efendimiz, "Rabbim bana dokuz ahlâkla ahlâklanmamı emrediyor; ey ümmetim ben de size emrediyorum, " buyurmuştur.

Peygamberinin emrine uymayan, muhalif yollara giden bir ümmet fitneye uğrar, perişan olur.

Bu dokuz hasletten dört, beş ve altıncılara bilhassa dikkat edilmelidir.

"Zulmedeni affet, gelmeyene git, vermeyene ver..."

Peygamber Efendimiz'in sîretinde gördüm:

Seyyidina Ali'nin rivayetine göre bu üç düstur, Resûl-i ekrem'in kılıcının üzerinde yazılı imiş...

Efendimiz, "Ve buistu li ütemmime mekârime'l-ahlâ k" Ben mekârim-i ahlâkı, ahlâkın en yüksek şekillerini tamamlamak için gönderildim, buyurmuşlar.

Sahabe-i kiram, "Ma hiye mekârimu'l-ahlâ k ya Resûlallah? Mekârimu'l-ahlâ k nedir, üstün ahlâki vasıflar nelerdir ya Resûlallah? diye sormuşlar.

Efendimiz, işte bu üç kaideyi söylemişlerdir:

Zulmedeni affet. Gelmeyene git. Vermeyene ver!..

Kötülük mü etti? Yanlışlıktır, hatadır diyeceksin.. .

Sana gelmiyor mu? Sen ona gideceksin.. .

İhtiyacın vardı, istedin vermedi mi? Ona lâzım olunca sen vereceksin. Elinde yoksa arayıp bulacaksın...


Maksat: Müslüman Müslüman'dan kopmasın... Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) işte buna râzı değil.

Ali Ulvi Kurucu

(Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2. Düzenleme:

M. Ertuğrul Düzdağ. Kaynak Yay/2007.)

Kaynak : Alıntıdır​


 
Peygamber Efendimizin Bilmeceleri ve Şakaları

Hz. Peygamberimizin öğretimde kullandığı en önemli metotlardan biri de soru sormaktır. Bunu bazen eğlence ve şaka yollu bazen de karşılaştırarak yapardı.

Soru sormak, kişiyi muhakeme yapmaya, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmaya yönlendirir.

Diğer bir deyişle mantıksal düşünmeye zorlar. Hz. Muhammed´in öğretimde bu yönteme çok önem verdiğini görmekteyiz.

Bilmece sorması

Hz. Muhammed (s.a.v.) çevresindekilere şöyle bir soru sorar: Ağaçlardan bir ağaç vardır ki, bunun bereketi Müslüman´ın bereketi gibidir.

Yaprakları düşmez, dökülüp yayılmaz. Rabbinin izniyle her mevsim meyve verir. Müslüman gibidir. Şimdi bana söyleyin bu ağaç nedir?

Hz. Peygamber´in Müslümanların çok iyi tanıdıkları ve özelliklerini iyi bildikleri hurma ağacını Müslümanlara benzetmesi, karşılaştırma yapması insanları mantıksal düşünmeye ve muhakeme yapmaya zorlamaktadır. (Buhari)

Karşılaştırma Yapması

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gün ashabına sorar:

Ne dersiniz, birisinin kapısının önünde bir ırmak bulunsa ve burada her gün beş kere yıkansa, üzerinde kir ve pislik kalır mı?

Ashab: Kirden ve pislikten hiçbir şey kalmaz.

Hz. Muhammed (s.a.v.):
İşte suyun kiri temizlemesi gibi günde beş kez kılınan namaz da sizin günahlarınızı temizler."

Buraya kadar verdiğimiz tüm örneklerde Hz. Peygamber´in (s.a.v.) kitabi ifade kullanmaktan kaçındığını görmekteyiz.

Mesela; Hz. Muhammed, namazın Allah´ın emri olduğunu mutlaka kılınması gerektiğini söylemek yerine muhatabının anlayacağı dilden konuşmuş onlara yaşadığı çevreden örnekler vermeyi tercih etmiştir. Bu yaklaşımı O´nun toplumda daha etkili olmasını sağlamıştır. (Kütüb-i Site)

Zeka türleri

*Sözel - Dilsel Zekâ

*Mantıksal - Matematiksel Zekâ

*Görsel - Mekânsal Zekâ

*Bedensel - Kinestetik Zekâ

*Müziksel - Ritmik

*Kişisel - İçsel Zekâ

*Kişiler arası - Sosyal Zekâ

*Doğa - Varoluşcu Zekâ

Soru - Cevap Yöntemi

Mekke´deki ilk ve en sıkıntılı yıllardır. Kendisine iman edenler, henüz bir avuçtur. Bu bir avuçtan bir tanesi de İmran´dır ki, babası Hüseyin Mekke´nin en akıllı, en iyi konuşan insanlarından biri kabul edilir.

Oğlunun da Müslüman olduğunu duyunca onu bu kötülükten geri çevirmek ve Hz. Muhammed´i, tartışıp mat ederek başlattığı bölücülüğü (!) bitirmek için O´nun yanına gider ve sorar.

Hüseyin: Nedir bu duyduklarımız! Bizim tanrılarımızı reddediyormuşsun. Oysa senin baban, deden ve ataların herkesle beraber bu tanrılara inanıyordu. Ve onlar akıllı, şerefli insanlardı.

Hz Muhammed: Şimdilik senin atalarını da, benim atalarımı da bir kenara bırak, der ve devam eder

-Sen kaç tanrıya inanıyorsun?

-Sekiz.

-Bunların kaçı yerde kaçı gökte?

-Yedisi yerde biri gökte ( Allah).

-Sana bir musibet gelirse kime dua edip, yardım dilersin?

-Göktekine.

-Malın helak olursa, kime dua edersin?

-Göktekine.

-Rızkı kimden istersin?

-Göktekinden.

-Hastalanınca şifayı kimden beklersin?

-Göktekinden.

-Yalnız o senin duanı kabul ettiği halde diğerlerini ne diye ona ortak ediyorsun? Hüseyin, şaşırmıştır. Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım, der.

Hz. Muhammed (s.a.v.) son hamleyi yapar:

- Hüseyin, Müslüman ol ki kurtulasın.

Hz. Peygamber, sorduğu sorular ile Allah´ın birliğini ve putların ne kadar gereksiz olduğunu yine kişinin kendi verdiği cevaplarla bulmasını sağlamıştır. O, karşısındakini soruları ile yönlendirmiş ve mantıksal bir çıkarım yapmasını sağlamıştır. (Kütüb-i Site)

Sözel - Dilsel Zekâ

Kelimelerle düşünme, ifade etme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme gücüne sahip olma, ayrıca mizah, hikâye anlatma, mecazi anlatım ve benzetme yaparak dili etkin bir şekilde kullanma becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.) ve sözel zekası

*Hz. Peygamber (s.a.v.) çok düzgün, açık ve net konuşurdu. Hitabet yeteneği kuvvetliydi ve bu özelliği ile karşısındaki insanları etkileme gücüne sahipti.

Kıssa anlatarak insanları uyarması

Öğretilecek bir konuyu doğrudan anlatmak yerine kıssa ile örneklendirilerek anlatmak öğrencinin konuyu anlamasını kolaylaştırır. Sözel zekâya hitap eden bu yöntem Hz. Peygamber´in (s.a.v.) eğitim metodunda önemli bir yere sahiptir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bir gün bir adam yolda yürürken şiddetle susamıştı, nihayet bir kuyu buldu oraya indi, su içip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam; "Bu köpek tıpkı benim gibi susamış" dedi ve hemen kuyuya indi. (Su kabı olmadığından) ayakkabısına su doldurdu ve onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı. Köpeğe su içirdi. Bundan dolayı Allah ondan razı oldu ve onun günahlarını bağışladı.

Sahabeler: Ya Resulullah; hayvanlarda da bizim için sevap var mı? diye sordular.

Peygamberimiz: Her canlı yüzünden sevap vardır." buyurdu. (Buhari)

Şaka ile öğretmesi

Hz Peygamber (s.a.v.), öğretmek istediği bir konuyu mizah yolu ile de anlatmıştır. Şaka yaparken bir taraftan düşündürmeyi ve ders vermeyi de ihmal etmemiştir.

Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek: "Ya Resulullah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Sen bilmiyor musun, ihtiyarlar cennete giremez."deyince, kadın üzüntüsünden ağlamaklı hale geldi.

Hz. Peygamber: (gülerek) "üzülme, sen yaşlı olarak değil bir genç kız olarak cennete gireceksin" der. (Buhari)

Benzetme yapması

Hz. Muhammed (s.a.v.), anlattığı konunun önemini vurgulamak ve daha iyi anlaşılabilmesini sağlamak için dikkat çekici benzetmeler yapardı.

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ´nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:

"Allah´ım! Sen benim kulumsun; ben de Senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır." (Buhari, Da´avat 4; Muslim 3, (2744); Tirmizi, Kıyamet 50, (2499, 2500)

Kişisel - İçsel Zekâ

İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.) ve Kişisel-İçsel Zekâ

Müslümanlardan bir genç Hz. Peygamberin huzuruna çıktı ve "Ey Allah´ın elçisi! Zina etmeme izin ver". dedi. Sahabiler onu: Sus! Sus! Diye azarladılar.

Hz. Muhammed o delikanlıya:

- Şöyle gel diye yanına çağırdı. Delikanlı yanına gelip oturdu. Peygamberimiz onunla konuşmaya başladı:

- Söyle bakalım. İstediğin şeyi başkalarının annenle yapmalarına razı olur musun?

-Hayır olmam.

- Zaten hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki, kızınla zina edilmesin ister misin?

- Hayır istemem.

-Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?

- Hayır istemem.

- Hiçbir kimse kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki, halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?

- Hayır, kesinlikle.

- Halasıyla zina edilmesi hiç kimseyi memnun etmez. Peki, birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?

- Hayır, buna da razı olmam.

- Teyzesiyle zina edilmesine kimse razı olmaz. Bu konuşmadan sonra Resul-u Ekrem elini delikanlının omzuna koydu ve:

- Allah´ım! Bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru! diye dua etti. O günden sonra bu delikanlı öyle şeylerle ilgilenmedi .

Gence empatiyi öğretti

Hz. Peygamber (s.a.v.), genç delikanlıya zinanın Kur´an´daki hükmünü anlatabilir ve onu korkutabilirdi.

Ama Hz. Muhammed bunu yapmak yerine gencin duygularına seslenip, yapmak istediği şeyin yanlışlığını kişisel zekâyı kullanarak ona öğretmiştir.

Öncelikle sorular sorarak gence muhakeme yaptırmış, daha sonra empati kurmayı öğreterek başkalarının duygularını da anlamasını sağlamıştır.

Bedensel - Kinestetik Zekâ

Haraketlerle jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir. Bu zekâya sahip insanlar söylenenden daha çok yapılanı anlarlar.

Efendimiz (s.a.v.) ve Bedensel Zekâ

Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracıdır. Beden dili bir anlamda duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır.

Hz. Peygamber konuşmalarında beden dili olarak ellerini, jest ve mimikleri kullanmaya özen göstermiştir. Ayrıca öğreteceği bazı şeyleri de uygulayarak anlatmıştır.

Hz. Peygamber: "Mümin diğer bir mümin için birbirine kenetlenmiş duvar gibidir." dedi.(Hz. Peygamber (s.a.v.) iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek bu kenetlenmeyi gösterdi).

Rasulullah (s.a.v.):
"Yetimi koruyan kimse ile ben cennette şu ikisi gibiyiz." buyurdu ve aralarını biraz açarak işaret ve orta parmağını gösterdi.

Kişiler arası - Sosyal Zekâ

Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir.

Efendimiz´in (s.a.v.) ve Sosyal Zekâ

Hz. Muhammed´in (s.a.v.) en çok kullandığı zekâ çeşitlerinden birisi sosyal zekâdır.

O, "Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olmaz." Diyerek diğergam olmadıkça müminlerin gerçek anlamda iman etmiş olmayacaklarını belirtmiş diğer bir deyişle bencilliğin imana engel olduğunu söylemiştir.

Böylece içinde bulunduğu topluma kardeşliği, bir arada yaşamayı ve paylaşmayı öğretmiştir.

Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Bütün müminler, birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir vücut gibidir.

Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur."

Hz. Muhammed ashabı ile bir yolculuktadır.

Yemek için mola verilir. Arkadaşlarının her biri bir görev üstlenir.

Hz. Muhammed: "Ben de ateş için odun toplayayım der". Arkadaşları engel olmak isterler.

Ey Allah´ın Elçisi! Siz dinlenin biz o işi de görürüz. Hz. Muhammed bütün ciddiyeti ile cevaplar: Gerçekten bunu isteyerek yapacağınızı biliyorum.

Ancak ben bir toplum içinde ayrıcalıklı olmaktan hoşlanmam. Bunu Allah da sevmez. Ve odunları toplamaya koyulur. (Kütüb-i Site)

Doğacı Zekâ

Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.) ve Doğacı Zekâ

Hz. Muhammed (s.a.v.) doğa ile iç içe olan Arap toplumuna öğreteceği birçok bilgiyi yaşadıkları çevre ile örneklendirerek anlatmaktadır. Bu anlamda Hz. Muhammed´in doğacı zekâyı çok sık kullandığını görmekteyiz.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kur´an´ı okuyan ve gereğini olduğu gibi tatbik eden mümin, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur´an okumayan, fakat gereğini tatbik eden mümin, tadı olan ve fakat kokusu bulunmayan hurmaya benzer.

Kur´an okuyan, fakat gereğini tatbik etmeyen münafık da, sadece kokusu hoş olan fesleğen gibidir. Kur´an okumayan münafık da, tadı acı ve kokusu çirkin Ebû Cehil karpuzuna benzer."

Buraya kadar verdiğimiz birçok örnekte Hz. Muhammed´in doğacı zekayı ne kadar çok kullanıldığını görmekteyiz. (Kütüb-i Site)

Müziksel - Ritmik Zekâ

Sesler ve ritimlerle düşünme, faklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.) ve Müziksel Zekâ

Kur´an-ı Kerim edebî anlamda incelendiğinde de olağan üstü özellikler taşıdığı görülmektedir.

Kur´an düz bir metin olmaktan uzak, içinde teşbihler, vecizeler, icazlar, istiareler, kıssaların bulunduğu bir kitaptır.

Sözlerin birbiriyle uyumu, ahengi güzel sesle birleştirildiğinde ise insanları ruhen de etkilemektedir.

Kur´an´daki harflerin, kelimelerin ve cümlelerin seslendirilmesi esnasında ortaya çıkan, kulağa ve ruha hoş gelen, diğer söz türlerinde hiç rastlanmayan bir musiki vardır.

Kur´an üslubunun büyüleyiciliğini, onun hem şiirin hem nesrin meziyetlerini bir araya toplayan emsalsiz nazmı teşkil eder.

Hz Muhammed: "Kur´an´ı seslerinizle süsleyiniz." Buyurarak. Kur´an-ı Kerim´in güzel sesle okunmasını tavsiye etmiştir.

Bu da müziksel zekâ´ya sahip olan insanların Kur´an-ı Kerim´i daha iyi anlamalarına yol açacaktır. Hz. Peygamber yalnız Kur´an´ın değil insanları her gün beş kere namaza davet eden ezanın da güzel sesle okunmasını istemiş ve bu yüzden güzel sesli olan Bilal Habeşi´nin ezan okumasını istemiştir.

Görsel ve Mekânsal Zekâ

Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, harita, tablo ve diyagramları anlayabilme muhakeme etme becerisidir.

Efendimiz (s.a.v.) ve Görsel Zekâ

Öğretimde şekil, grafik, resim veya şemaların kullanılması öğrenilecek konunun hafızada kalıcı olmasını ve soyut kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlar. Hz. Muhammed de öğreteceği bazı konuları şekil çizerek anlatmıştır.

Şekilleri çizerek anlatması

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hattı işaret eden bir kısım küçük çizgiler attı.

Resûlullah (s.a.v.) bu çizdiklerini şöyle açıkladı:

"Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bir musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer."

Bir gün Hz. Muhammed bir çizgi çizer, sonra bu Allah´ın yoludur der. Sonra bunun sağına ve soluna çizgiler çizer ve şu açıklamayı yapar: Bunlar çeşitli yollardır.

Her biri üzerinde (kötülüğe) davet eden şeytan vardır. Arkasından da şu ayeti okudu: "Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur. Hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar." (Kütüb-i Site)

alıntı
 
Peygamber Efendimizin Sevgiyi Tavsiye Eden Sözleri

Ne kadar çok ihtiyac var bu güzel sünnetlere degilmi dostlar okuyun hakvereceksiniz

Mikdam İbnu Mâdikerib (radıyallâhu anh) şöyle anlatıyor:
“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Biriniz kardeşinin ahlakını (Allah için) seviyorsa bunu kendisine söylesin” 2
Atâ el-Horasânî anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Musâfaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin” 3
“Hediyeleşin, birbirinizi sevin, “Birbirinize yiyecek hediye edin Bu, rızkınızda genişlik hasıl eder” 4
“Allah Katında en sevimliniz dostluk kuran ve kendisiyle dostluk kurulanlarınızdır Allah nezdinde en sevimsiziniz de kovuculukta gezenler, arkadaşlar arasını açanlardır” 5
“iki kardeş (iki arkadaş) iki el gibidir, biri ötekini yıkar”6
“Birbirinize sırt çevirmeyiniz Birbirinize kin tutmayınız Birbirinizi kıskanmayınız Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” 7
“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz” 8
“Allah için mütevazi olanı Allah yüceltir Böbürleneni Allah alçaltır Allah’ı çok ananı Allah sever” 9
 
Peygamber Efendimizin 7 Vasiyeti
Ebu Zerr (ra) diyor ki; “Peygamber efendimiz bana yedi şeyi vasiyet etti. Fakirleri sevmemi, fakirlere yaklaşmamı, dünyalıkta kendimden daha aşağıda olanlara bakmamı, kendimden daha yukarıda olanlara bakmamı, benden uzaklaşsalar bile akrabalarımla bağımı kesmememi, ‘La havle vela kuvvete illa billah’ sözünü bol bol söylememi, gerçeği acı da olsa söylememi, Allah’a çağırma konusunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmememi, insanlardan hiçbir şey istememeyi bana vasiyet etti” (Taberani)
Bir adam Resulullah’a geldi ve “kalbim son derece katı” dedi. Peygamberimiz ona şöyle cevap verdi: Kalbinin yumuşamasını itiyorsan yetimin başını okşa ve fakiri doyur.
 
Peygamber Efendimizin Başörtüsü Ile Ilgili Hadisleri,başörtüsü Hadisi

Hadisi şerifte, Peygamberimiz, "Hür kadının, yüzünden ve iki eli ayasından başka, bütün bedeni avrettir" buyurdu.

"Gözlerin zinası (şehvetle) bakmak, dilin zinası (haramı) konuşmaktır." (Buhari)(Mecmaul-enhür)

"Ya Ali! Harama (tesadüfen) bakışın ardından (kasıtlı) olarak tekrar bakma; çünkü, şüphesiz (tesadüfen olan) birincisi sana (muaf)tır ve (kasıtlı olan) sonuncusu sana muaf değildir." (Tirmizi)

Hazreti Âişe buyurdu ki: Allahü teala, "Mü`min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!" âyetini indirince onlar eteklerinden kesip hemen onunla başlarını örttüler." (Buhari)

"Ebû Bekir`in kızı Esmâ (ki Âişe validemizin ablasıdır) ince bir elbise ile örtülü olarak Resûlullahın huzuruna girdi. Resûlullah ondan yüzünü çevirdi ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini işaret ederek; "Ey Esmâ! Kadın ergenlik çağına ulaşınca vücudunun şurası ve burası dışında kalan yerlerinin görülmesi (gösterilmesi) caiz değildir" buyurdu. (Ebu Davud)

Hazreti Âişe bildirir: "Resûlullah efendimiz, "Allah`a ve ahiret gününe inanan bir kadın ergenlik çağına varınca yüzü ve elleri dışında herhangi bir yerini açması helâl değildir!" buyurdu. (Buhari)

Örtülü çıplaklar!

(Müslim) ve (Muvatta) kitaplarındaki hadisi şerifte, "Örtülü çıplak ve başları deve hörgücü gibi yükseltilmiş kadınlar, Cennete girmeyecek. Kokusunu bile duymayacaklardır. Halbuki, Cennetin kokusu, çok uzaklardan duyulacaktır" buyuruldu. Bu hadisi şerif, kadınların ince, şeffaf veya cilde yapışık dar elbise, çorap, baş örtüsü ile örtünmelerini ve saçlarını, başlarının üstünde küme yapmalarını yasak etmektedir. Böyle örtünmek, çıplak gezmek gibidir.
 
Hz. Peygamber (S.a.v) Efendimizin Mektupları

305370_283918551642735_1061835020_n.jpg

Kutlu Peygamberimiz (sav), Hıristiyanlara yazdığı tebliğ mektuplarında hep Kuran ayetlerini aktarmış, Kuran’da Allah’ın emrettiği, Ehl-i Kitap ile olması gereken ilişkileri ve diyalogları da emredilen şekilde yerine getirmiştir. Yüce Rabbimiz, Kuran’da Müslümanların, Ehl-i Kitap ile aralarında olması gereken ilişkiyi şöyle bildirir:

“De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran Suresi, 64)

Habeşistan Necaşisi’ne Gönderilen Mektup…

Hz. Muhammed (sav)’in Habeşistan Kralı Ashama’ya hitaben yazmış olduğu mektup, Müslümanların Hıristiyanlara bakış açısını göstermesi açısından son derece önemlidir. Ashama, Hz. Muhammed (sav)’in mektubunun ve Müslüman elçilerle yaptığı konuşmaların sonrasında, ülkesine sığınan Müslümanları koruyan bir politika izlemiştir. Peygamberimiz (sav), mektupta şöyle buyurmuştur:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah Resulü Muhammed’den Habeş Necaşisi Ashama’ya.

Kendisi’nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam, Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah’ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah’ın Ruhu ve Kelimesi’dir. Kendisine dokunulmamış Meryem’e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa’ya hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi’nden olmak üzere Adem’i nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi bulunmayan Allah’a çağırıyorum. O’na itaat konusunda karşılıklı yardıma çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak ki ben, Allah’ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan askerlerini Allah’a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan Cafer’i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun.

Peygamberimiz (sav)’in Mısır’da Mukavkıs’a Gönderdiği Mektup…

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’ın kulu ve Resulü Muhammed’den, Kıbtilerin Büyüğü Mukavkıs’a. Allah’ın Selamı; hidayet yoluna girmiş bulunanların üzerine olsun. Buna göre Ben, Seni tam bir İslam daveti ile çağırıyorum. İslam’a gir. Sonunda emniyet ve selamet içinde olursun. Bunun karşılığında Allah sana iki defa sevab verecektir. Şayet bundan kaçınacak olursan bütün Kıbtilerin günahı senin üzerinde toplanacaktır

Bizans İmparatoru Heraklius’a Gönderilen Mektup…

Hz. Muhammed (sav)’in, Bizans İmparatoru Heraklius’a gönderdiği mektup da Ehl-i Kitab’a yapılacak davette Kuran’dan ayetlerin kullanılmasının gerektiğini gösteren hikmetli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav), mektubunda daha önce aktarılan Al-i İmran Suresi 64. ayetini, yazarak tebliğ yapmıştır.</p>

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den, Bizanslıların büyük reisi Herakliyus’a: “Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam’a davet ediyorum. İslam’ı kabul et ki felah bulasın. İslam’ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebeanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes’in insanları (Ey Ehl-i Kitab!) sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz; ki biz ancak Allah’a taparız, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi, Allah’ın dışında sahib (Rab) edinmez. İmdi, eğer kaçınırlarsa, şöyle deyiniz: Şahit olun biz Müslümanlardanız (Allah’a teslim olanlarız).

İran İmparatoru Kisra’ya Gönderilen Mektup…

Hz. Muhammed (sav) müşrik toplulukların liderlerine gönderdiği mektuplarında onlara sonsuz ilim sahibi Allah’ın tek İlah olduğunu ve kendisinin de O’nun elçisi olduğunu tebliğ etmiştir. Ehl-i Kitap olan topluluklardan farklı olarak müşrik toplumla- ra yollanan bu mektuplarda Yüce Allah’ın varlığı ve birliği ana konu olarak vurgulanmıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah Resulü Muhammed’den, İranlıların büyüğü Kisra’ya: Selam, hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka İlah olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam’ı kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah’ın, canlı olan herkesi uyarmak ve ilahi kelamın kafirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam’a teslim ol ve felaha er. Ama eğer reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.

Uman Melikleri Ceyfer ve Abd’e Gönderilen Mektup…

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah Resulu Muhammed’den, Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e: “Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi İslam’ın davetine çağırıyorum. İslam’a tabi o-lun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim. Şimdi, eğer her ikiniz de İslam’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama ikiniz de (İslam’ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.”

El Ahsa Valisi El Münzir’e Gönderilen Mektup..

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah Resulü Muhammed’den, El-Münzir b. Sava’ya! Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilah olmayan tek bir Allah’a hamd etmeye çağırıyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür. Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım ki; zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir; ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca, kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda iyi düşünmüş olur. Muhakkak benim elçilerim seni övmüşlerdir. Ben de senin halkına şefaatini kabul ediyorum. İmdi, Müslüman olmadan evvel sahip oldukları şeyleri Müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum. İmdi sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Biz ise, sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Aksine, kim ki Yahudilik ya da Mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır.

Bu mektuplar, Müslümanların Ehl-i Kitap ve diğer müşrik ve inkarcılar ile olan ilişkilerinde nasıl davranacaklarını görmeleri açısından günümüzde de çok değerli tebliğ örnekleridir. Dinsizliğe karşı mücadele etmesi gereken Müslümanların ve Ehl-i Kitab’ın birleştirilmesi için de bir yöntemdir. Bu birliktelik, Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bugünlerde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır.

Mektubun orijinali Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu olmak üzere dünyanın en büyük devletlerine tebliğ mektupları göndermiş ve kendilerini İslamiyet’e dâvet etmişti. Efendimizin teşebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akın akın Müslüman olmaya başladı. Bu gâye ile Medine’ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasında, Müseylime adında birisi vardı. Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu şahıs, Müslümanları gördükten sonra onlara karşı duyduğu kıskançlığı, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek şekilde izhâr etti ve peygamber olduğunu ileri sürerek, kavminin Efendimize değil de kendisine tâbi olmasını istedi.

Müseylime’nin bu iddiasi bazı münâfıkların da yardımıyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçoğunu dininden döndürdü. Yalancı Peygamber Müseylime, sonraları daha da ileri giderek Efendimiz’e (S.A.V.) şu meâlde bir mektup yazdı:

“Allah’in Resulü Müseylime’den, yine Allah’in Resulü Muhammed’e, Sana selam olsun. Ben, seninle biriíkte peygamberlik vazifesine ortagim. Yeryüzünün yarisi bize, yarisi da Kureys Kabilesine âittir. Ancak Kureys haddini asan bir kavimdir.”

Peygamberimiz bu satirlari okuyunca, onu getiren elçilere:

“Eger elçilerin öldürülmeyecegine dâir bir kâide olmasaydi, sizin boynunuzu vurdururdum” demiş ve Ubeyy bin Kaab’a yazdırdığı asağıdaki mektubu, Müseylime’ye göndermiştir. (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamıştır.)

“Rahman ve Rahim olan Allah’ in adiyla; Allah’in Resulü Muhammed’den, yalanci peygamber Müseylime-tül-Kezzab’a . Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah’ indir. Onu, kullarindan diledigine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir.(Allah’tan korkan mümin kullara aittir.) Sen ve beraberindekiler eger tövbe eder seniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder.”

MÜSEYLIME’ NIN SONU:

Uhud harbinde Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi, sonradan Müslüman olmuş ve Hz. Ebubekir zamanında Halid Bin Velid komutasındaki bir orduda yer alarak Müseylime’ nin askerleri ile çarpışmıştı. Hz. Vahşi, bu savaşta Hz. Hamza’ yı sehit ettiği mızrağı kullanarak Müseylime’yi öldürmüş ve Hz. Hamza’ya mukabil olmasını istediği bu hareketiyle Allah’tan affını istemiştir.

383131_283918658309391_1676268172_n.jpg



374676_283918721642718_678865796_n.jpg


 

Hazreti Peygamberimizin Mektubu

Peygamberimizin mektubu

Peygamber Efendimiz' in (S.A.V.) yalanci peygamber Müseylime'ye gönderdigi mektup, Topkapi Sarayi Müzesi'nin Mukaddes Emanetler Dairesi'nde ortaya çikarilmisti. Hadis âlimleri ve çesitli islâm kaynaklari tarafindan muhtevasi günümüze kadar aktarilan, fakat simdiye kadar bulunamayan bu mukaddes vesika ilk defa ZAFER vasitasiyla bütün dünyaya ilân ediliyordu.

peygmek.jpg

Mektubun orijinali

Peygamberimiz, hicretin 7. senesinde, basta Dogu Roma (Bizans) imparatorlugu olmak üzere dünyanin en büyük devletlerine teblig mektuplari göndermis ve kendilerini islâmiyete dâvet etmisti. Efendimizin tesebbüsü, sonunda beklenen neticeyi verdi ve insanlar, akin akin müslüman olmaya basladi. Bu gâye ile Medine'ye gelen Benî Hanife kabilesinin temsilcileri arasinda, Müseylime adinda birisi vardi. Edebî yönü oldukça kuvvetli olan bu sahis, Müslümanlari gördükten sonra onlara karsi duydugu kiskançligi, kendisini büyük bir felâkete sürükleyecek sekilde izhâr etti ve peygamber oldugunu ileri sürerek, kavminin Efendimize degil de kendisine tâbi olmasini istedi.

Müseylime'nin bu iddiasi bazi münâfiklarin da yardimiyla kuvvet buldu ve Benî Hanife kabilesinin birçogunu dininden döndürdü. Yalanci Peygamber Müseylime, sonralari daha da ileri giderek Efendimiz'e (S.A.V.) su meâlde bir mektup yazdi:

"Allah'in Resulü Müseylime'den, yine Allah'in Resulü Muhammed'e, Sana selam olsun. Ben, seninle biriíkte peygamberlik vazifesine ortagim. Yeryüzünün yarisi bize, yarisi da Kureys Kabilesine âittir. Ancak Kureys haddini asan bir kavimdir."

Peygamberimiz bu satirlari okuyunca, onu getiren elçilere:
"Eger elçilerin öldürülmeyecegine dâir bir kâide olmasaydi, sizin boynunuzu vurdururdum" demis ve Ubeyy bin Kaab'a yazdirdigi asagidaki mektubu, Müseylime'ye göndermistir. (Mektubun son cümlesi, tam olarak okunamamistir.)

"Rahman ve Rahim olan Allah' in adiyla; Allah'in Resulü Muhammed'den, yalanci peygamber Müseylime-tül-Kezzab'a . Selâm, hidayete tâbi kimseler üzerine olsun. Bundan sonra bilesin ki, yeryüzü Allah' indir. Onu, kullarindan diledigine ihsan eder. Hüsn-ü akibet ise, müttakilerindir.(Allah'tan korkan mümin kullara aittir.) Sen ve beraberindekiler eger tövbe eder seniz, Allah da seni ve seninle beraber tövbe edenleri affeder."

MÜSEYLIME' NIN SONU:

Uhud harbinde Hz. Hamza'yi sehid eden Hz. Vahsi, sonradan müslüman olmus ve Hz. Ebubekir zamaninda Halid Bin Velid komutasindaki bir orduda yer alarak Müseylime' nin askerleri ile çarpismisti. Hz. Vahsi, bu savasta Hz. Hamza' yi sehid ettigi mizragi kullanarak Müseylime'yi öldürmüs ve Hz. Hamza'ya mukabil olmasini istedigi bu hareketiyle Allah'tan affini istemistir.
 

Peygamber Efendimiz (s.a.v) den latifeler.

Bir hayat dini olan İslâm, insanın bütün davranışlarını, duygu, heyecan ve ihtiyaçlarını göz önüne almış, onları bir imbikten süzercesine tahlil etmiştir.

İnsanı kötüye sevkeden duygu ve düşüncelere geçit vermezken, onun tekâmülüne (olgunlaşmasına) sebep olan hususları teşvik etmiştir.

Fıtratında bulunan birtakım meyil ve ihtiyaçlarına ise hoşgörü ile yaklaşmış, kötülüğe yol açmaması kaydıyla göz yummuştur. Latife, diğer bir adıyla şaka da böyledir.

Hiçbir şeyi ciddiye almayacak şekilde laubâliliği caiz görmeyen İslam; somurtkan, insanlara abus bir çehreyle bakan yüze de tahammül edememiştir.

Peygamber Efendimiz, tebessümü sadaka kabul etmiş, insanlar arasında ülfet ve kaynaşmaya sebep olan latifelere de müsâmaha ile bakmışlardır. Atalarımız bu hususu, "latîfe, latîf gerek" diye özetlemişlerdir.

Hayatının her ânı bizim için "üsve-i hasene: en güzel örnek" olan ALLAH Rasûlü'nün ve ashabının çevresinden, gönlümüze sürur ve neş'e dağıtan latîfe örneklerine geçiyor ve bu latifelerdeki nezaket, doğruluk ve ölçüye dikkatlerinizi çekiyoruz.

Vedâ haccı yolculuğunda, develerle, kâfileler halinde yol alınır.

Peygamber hanımlarının da bulunduğu kadınlar kafilesinin develerini Enceşe adında bir siyah köle, erkekler kâfilesinin develerini de Enes b. Mâlik'in kardeşi Berâ b. Mâlik sürer.

Sürücülerin her ikisi de güzel seslidir. Onların sesine, musikinin ahengine ayak uyduran develer, bir ara heyecana gelip koşturmaya başlarlar. Bu hâli gören iki cihân güneşi, Enceşe'yi tatlı bir şekilde ikaz eder:

"-Enceşe! Develeri yavaş sür de (taşıdıkları) cam şişeler kırılmasın!" (Peygamberimizin Şemâili, Prof. Dr. Ali Yardım, s: 307-308)

***

Peygamber Efendimizin dadılığını yapmış bulunan Ümmü Eymen, bir gün Peygamber Efendimize gelerek O'nu evine çağırır:

"-Ya Rasûlallâh, kocam sizi çağırıyor!" ALLAH Rasûlü:

"-O da kim, hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?" diye sorar. Ümmü Eymen, heyecanlanır:

"-Kocamın gözlerinde beyazlık yok, yâ Rasûlallâh!" diye cevap verir. Fahr-i kâinât efendimiz ısrar eder:

"-Evet, gözlerinde beyazlık var!" Bir anda beti-benzi atmış olan Ümmü Eymen:

"-Vallahi yok, ya Rasûlallâh!" diye yeminler etmeye başlar. Alemlere rahmet, o güzel nebî, dadısının bu nükteyi anlayamadığını fark ederek, onu tesellî eder:

"-Hiçbir insan yoktur ki, gözlerinde beyazlık bulunmasın!" (Peygamberimizin Şemâili, Prof. Dr. Ali Yardım, s: 308-309)

***

İhtiyar kadının birisi, peygamber Efendimize gelerek:

"-Yâ Rasûlallâh! Beni cennetine koyması için ALLAH'a duâ edin!" der. Peygamber efendimiz ise:

"-Cennete koca karılar giremez ki!" karşılığını verir.

Verilen cevabın nüktesini anlayamayan kadıncağız, üzülür ve ağlayarak döner gider. Hazret-i Peygamber, yanındakilerden birisini, kadının peşi sıra göndererek:

"-Söyleyin ona! Koca karılar, cennete, ihtiyar olarak girmezler. Zira, ALLAH Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de:

"Biz, cennet kadınlarını, dünyadaki yaratılışlarına benzemeyen bir yaratılışta yarattık. Onları, bâkireler kıldık. Onlar, kocalarına gönülden âşıktırlar ve hepsi de birbirinin yaşıtıdır." (Vâkıa, 35-37) buyuruyor, diye haber gönderir. (Tirmîzî, Şemâil)

***

Enes bin Mâlik'in anlattığına göre, adamın birisi, Peygamber Efendimize gelerek, O'ndan kendisini taşıyacak bir binit istemesi üzerine, ALLAH Rasûlü:

"-Ben, seni dişi bir devenin yavrusuna bindirmek istiyorum!" buyurdular. Adam:

"-Yâ Rasûlallâh, ben dişi devenin yavrusunu ne yapayım, o beni taşıyamaz ki?!" deyince, Peygamber Efendimiz:

"-Devenin büyüğünü de, dişi deveden başkası mı doğurur?!" buyurdular. (Tirmîzî, Şemâil)

***
Bu latîfelerdeki inceliğe dikkat çeken bir rivâyeti de zikredelim. Ebû Hureyre'nin naklettiğine göre, Ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimize gelerek:

"-Ey ALLAH'ın sevgilisi! Siz, bizlerin şaka yapmasını yasaklıyorsunuz; fakat kendiniz, bizlere şaka yapıyorsunuz!" dediklerinde:

"-Evet, ancak ben, gerçek olandan başkasını söylemem!" cevabını vermişlerdi. (Tirmizi, Şemâil)

***

Latife yapan ve hoş latifeleri de müsamaha ile karşılayan ALLAH Rasûlü'nün çevresinde de nükteyi seven insanlar vardı. Bunların en meşhuru Nuayman idi.

Bu zât, oldukça fakir olmasına rağmen, Peygamberimize karşı aşırı bir muhabbeti vardı.

Medine çarşısında gezer, yeni bir meyve gelir gelmez, satıcısından ücretini ödemeden, o malı satın alır, Peygamberimize getirip:

"-Yâ Rasûlallâh, Bunu sana hediye ediyorum!" derdi. Satıcı parasını almak için geldiğinde de, onu Rasûlullâh'a götürür ve:

"-Yâ Rasûlallah! Bu adama malının parasını ver!" derdi. Rasûlullah'ın:

"-Onu bana hediye etmemiş miydin?" diye sorması üzerine, Nuayman:

"-Yanımda para yoktu. Onu yemeni arzuladım, sana getirdim." derdi.

ALLAH Rasûlü tebessüm eder ve satıcıya parasını öderdi. (Latifeler Kitabı, İbnu'l-Cevzî)

***

Hazret-i Ebû Bekir, Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in vefatından bir yıl önce, ticaret için Basra'ya gitti.

Beraberinde Nuayman ile Süveybit b. Harmele de bulunuyordu. Bu ikisi de Bedir savaşına katılmış kimselerdi. İkisi de şakacılığı ile tanınmıştı.

Nuayman kervanın azık işleri ile vazifelendirilmişti.

Bir gün Süveybit, Nuayman'a geldi ve:

"-Bana biraz yiyecek ver!" dedi. Nuayman, itiraz ederek:

"-Ebû Bekir gelmedikçe vermem." dedi. Süveybit kızdı ve:

"-Gör bak, başına ne işler açacağım." diyerek ortalıktan kayboldu. Bir müddet sonra birkaç kişiyle birlikte geri döndü. Süveybit'in getirdiği adamlardan birisi, eliyle kervandaki Nuayman'ı işaret ederek:

"-Bu mu?" diye sordu. Süveybit de:

"-Evet, bu! Aman söylediklerimi unutma. Ne derse yalan söylüyor. Kendisini hür zannediyor!" diye tenbih etti. Adam:

"-Tamam, merak etme!" diyerek, beraberinde getirdiği adamlara:

"-Şu köleyi tutup getirin!" diye emretti. Nuayman'ın ellerini, ayaklarını bağlamaya başladılar. Nuayman, olanlara şaşırmış bir yandan da feryat ediyordu:

"-Bırakın beni, ben hür birisiyim. Bu adam size şaka yapmış, bırakın beni!" Adam:

"-Efendin, seni bize anlattı! Hadi yürü!" diye bağırdı.

Adamlar önde, Nuayman arkada uzaklaşıp gittiler.

Bir müddet sonra Hazret-i Ebû Bekir geldi.

Süveybit'e Nuayman'ı sordu. O da olanları anlattı.

Nuayman'ı on tane genç deveye, esir tâcirlerine sattığını söyledi. Hazret-i Ebû Bekir develeri götürüp, Nuayman'ı onlardan aldı. Medine'ye vardıklarında, ALLAH Rasûlü'ne bu olayı anlattılar.

ALLAH Rasûlü ve ashabı zaman zaman bu olayı hatırlayıp tebessüm ederlerdi.

ALLAHümmesalli ala seyyidina ve nebiyyina Muhammed ..
 
Peygamber Efendimiz(sav) den Latifeler

Allah Rasulü'nden Latifeler

Peygamber Efendimizin dadılığını yapmış bulunan Ümmü Eymen, bir gün Peygamber Efendimize gelerek O’nu evine çağırır:

“-Ya Rasûlallâh, kocam sizi çağırıyor!” Allah Rasûlü:

“-O da kim, hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?” diye sorar Ümmü Eymen, heyecanlanır:

“-Kocamın gözlerinde beyazlık yok, yâ Rasûlallâh!” diye cevap verir Fahr-i kâinât efendimiz ısrar eder:

“-Evet, gözlerinde beyazlık var!”

Bir anda beti-benzi atmış olan Ümmü Eymen:

“-Vallahi yok, ya Rasûlallâh!” diye yeminler etmeye başlar Alemlere rahmet, o güzel nebî, dadısının bu nükteyi anlayamadığını fark ederek, onu tesellî eder:

“-Hiçbir insan yoktur ki, gözlerinde beyazlık bulunmasın!” (Peygamberimizin Şemâili, Prof Dr Ali Yardım, s: 308-309)

İhtiyar kadının birisi, peygamber Efendimize gelerek:

“-Yâ Rasûlallâh! Beni cennetine koyması için Allah’a duâ edin!” der Peygamber efendimiz ise:

“-Cennete koca karılar giremez ki!” karşılığını verir

Verilen cevabın nüktesini anlayamayan kadıncağız, üzülür ve ağlayarak döner gider Hazret-i Peygamber, yanındakilerden birisini, kadının peşi sıra göndererek:

“-Söyleyin ona! Koca karılar, cennete, ihtiyar olarak girmezler Zira, Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Biz, cennet kadınlarını, dünyadaki yaratılışlarına benzemeyen bir yaratılışta yarattık Onları, bâkireler kıldık Onlar, kocalarına gönülden âşıktırlar ve hepsi de birbirinin yaşıtıdır” (Vâkıa suresi, 35-37) buyuruyor, diye haber gönderir (Tirmîzî, Şemâil)

Enes bin Mâlik’in anlattığına göre, adamın birisi, Peygamber Efendimize gelerek, O’ndan kendisini taşıyacak bir binit istemesi üzerine, Allah Rasûlü:

“-Ben, seni dişi bir devenin yavrusuna bindirmek istiyorum!” buyurdular Adam:

“-Yâ Rasûlallâh, ben dişi devenin yavrusunu ne yapayım, o beni taşıyamaz ki?!” deyince, Peygamber Efendimiz:

“-Devenin büyüğünü de, dişi deveden başkası mı doğurur?!” buyurdular (Tirmîzî, Şemâil)

Bu latîfelerdeki inceliğe dikkat çeken bir rivâyeti de zikredelim Ebû Hureyre’nin naklettiğine göre, Ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimize gelerek:

“-Ey Allah’ın sevgilisi! Siz, bizlerin şaka yapmasını yasaklıyorsunuz; fakat kendiniz, bizlere şaka yapıyorsunuz!” dediklerinde:

“-Evet, ancak ben, gerçek olandan başkasını söylemem!” cevabını vermişlerdi (Tirmizi, Şemâil)

Latife yapan ve hoş latifeleri de müsamaha ile karşılayan Allah Rasûlü’nün çevresinde de nükteyi seven insanlar vardı Bunların en meşhuru Nuayman idi

Bu zât, oldukça fakir olmasına rağmen, Peygamberimize karşı aşırı bir muhabbeti vardı Medine çarşısında gezer, yeni bir meyve gelir gelmez, satıcısından ücretini ödemeden, o malı satın alır, Peygamberimize getirip:

“-Yâ Rasûlallâh, Bunu sana hediye ediyorum!” derdi

Satıcı parasını almak için geldiğinde de, onu Rasûlullâh’a götürür ve:

“-Yâ Rasûlallah! Bu adama malının parasını ver!” derdi Rasûlullah’ın:

“-Onu bana hediye etmemiş miydin?” Diye sorması üzerine, Nuayman:

“-Yanımda para yoktu Onu yemeni arzuladım, sana getirdim” derdi

Allah Rasûlü tebessüm eder ve satıcıya parasını öderdi (Latifeler Kitabı, İbnu’l-Cevzî)

Hazret-i Ebû Bekir, Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in vefatından bir yıl önce, ticaret için Basra’ya gitti Beraberinde Nuayman ile Süveybit b Harmele de bulunuyordu Bu ikisi de Bedir savaşına katılmış kimselerdi İkisi de şakacılığı ile tanınmıştı

Nuayman kervanın azık işleri ile vazifelendirilmişti Bir gün Süveybit, Nuayman’a geldi ve:

“-Bana biraz yiyecek ver!” dedi Nuayman, itiraz ederek:

“-Ebû Bekir gelmedikçe vermem” dedi

Süveybit kızdı ve:

“-Gör bak, başına ne işler açacağım” diyerek ortalıktan kayboldu Bir müddet sonra birkaç kişiyle birlikte geri döndü

Süveybit’in getirdiği adamlardan birisi, eliyle kervandaki Nuayman’ı işaret ederek:

“-Bu mu?” Diye sordu Süveybit de:

“-Evet, bu! Aman söylediklerimi unutma Ne derse yalan söylüyor Kendisini hür zannediyor!” diye tenbih etti Adam:

“-Tamam, merak etme!” diyerek, beraberinde getirdiği adamlara:

“-Şu köleyi tutup getirin!” diye emretti

Nuayman’ın ellerini, ayaklarını bağlamaya başladılar Nuayman, olanlara şaşırmış bir yandan da feryat ediyordu:

“-Bırakın beni, ben hür birisiyim Bu adam size şaka yapmış, bırakın beni!” Adam:

“-Efendin, seni bize anlattı! Hadi yürü!” diye bağırdı

Adamlar önde, Nuayman arkada uzaklaşıp gittiler Bir müddet sonra Hazret-i Ebû Bekir geldi Süveybit’e Nuayman’ı sordu O da olanları anlattı Nuayman’ı on tane genç deveye, esir tâcirlerine sattığını söyledi Hazret-i Ebû Bekir develeri götürüp, Nuayman’ı onlardan aldı Medine’ye vardıklarında, Allah Rasûlü’ne bu olayı anlattılar Allah Rasûlü ve ashabı zaman zaman bu olayı hatırlayıp tebessüm ederlerdi
 

Peygamberimizin sözleri ve öğütleri yanı sıra anlamlı sözleri.

1 Akılca en mükemmeliniz, Allah'tan en çok korkanınızdır.

2 Sabah namazına çok dikkat ederek geçirmemengerekir. Çünkü sabah namazında çok büyük faziletler vardır.

3 Kalplerinizi az gülmek ve az yemekle ihyâ ediniz, açlıkla temizleyiniz ki yumuşasın ve parlasın.

4 Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.

5 Kıyâmet günü Cennete ilk çağırılacak, varlıkta da darlıkta da Allah'a çok hamdedenlerdir.

6 Kıyâmet gününde ilk hesaplaşacak kimseler, komşulardır.

7 Kıyâmet gününde Âdemoğlu, şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılmaz;

a.Ömrünü nerede ve ne sûretle harcadığından,

b.Yaptığı işleri ne maksatla yaptığından,

c.Malını nereden kazandığından ve nerelere sarfettiğinden,

d.Vücudunu, sıhhatini nerede ve ne sûretle yıprattığından.

8 Bütün insanlar günah işler, fakat günah işleyenlerin en hayırlısı, tövbe edenlerdir.

9 Her kim Ramazan'ı tutar, sonra da ona Şevval'den altı gün ilâve ederse, bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur.

10 Müslümanların derdini dert edinmeyen onlardan değildir.

11 Kişi haksız olarak bir şeye lânet ederse, o lânet kendine döner.

12 Dünyânın belâ ve fitneden başka hiçbir şeyi kalmadı.

13 Kurban kesiniz. Onunla nefsi temizleyiniz.

Bir kimse, gününde kurbanını alır, kıbleye yatırırsa, onun boynuzu, tersi, kanı, kılı ve her zerresi Kıyâmet Günü o kimse için hazır olur.

Yere düşen kan, Alah'ın muhâfazasına düşmüş olur.

Az infak edin, çok ecir alın.

14 Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir.

15 Hiçbir farz namazı kasten terk etme. Kim namazı kasten terk ederse, İlâhı koruma ve teminattan mahrum kalır.

16 Kim, insanların dînî işlerinde Allah'ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, Kıyâmet günü onu ateşten bir gem ile gemler.

17 Kim, insanların kalbini çekmek için kelamın kullanılışını öğrenirse, Allah Kıyâmet günü, ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabul etmez!

18 Severken itidalden(ölçüden,sabırdan) ayrılma.

Olur ki bir gün darılırsın, dost iken yaptığın aşırı hareketlerden mahcub olursun.

Dargın olduğun zamanlarda da itidalden ayrılma.

Olur ki bir gün dost olursun. Dargınken yaptığın hareketlerden mahcubiyet hissedersin.

19 Dostunu zaman zaman ziyaret et ki sevgin artsın.

20 Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin.

21 Fitneden kaçının! Çünkü o esnada dil, (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.

22 Edepsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir.

Hayâ ise girdiğin şeyi güzelleştirir.

23 Kim her gün farzlar dışında on iki rekat (nâfile) kılarsa Allah onun için cennette mutlakâ bir ev inşa eder.

24 Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlakâ bu, bir kısmına fitne olur.

25 Allah'a ve âhiret gününe îmân eden kimse Ensâr'a buğzetmesin.

26 Şiir vardır ki, hikmettir. Beyân vardır ki, büyüdür.

27 Kulun dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz.

Kalbi doğru olmadıkça da îmânı doğru olmaz.

28 Cehennemi kuşatan surun dört (ayrı) duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesâfesi kadardır.

29 Duâ rahmetin, abdest namazın, namaz Cennetin anahtarıdır.

30 Mü'minin niyeti, amelinden hayırlıdır.

31 Ümmetimden bir grup insan Kur'an'ı muhakkak sûrette okuyacak. Ancak bunlar, okun avı süratle delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar.

32 Veyl, cehennemde bir vadidir. Kâfir orada, kırk yıl batar da dibine ulaşamaz.

33 Şeytan tek başına olanla, iki kişi beraber olana sıkıntı verir. Eğer üç kişi olurlarsa onlara sıkıntı veremez.

34 İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı.

35 Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir.

36 Mü'min hazırlığı, (malı) avucu içine aldığıdır.

37 Ümmetim yağmur gibidir, evveli mi, âhiri mi daha hayırlıdır bilinmez.

38 Sattığı zaman, satın aldığı vakit ve (alacağını) istediği sırada kolaylık gösterene Allah merhametle muamele etsin.

39 Ne kadar yaşarsan yaşa, sonunda öleceksin; ne kadar seversen sev, sonunda ayrılacaksın; Dilediğini işle muhakkak karşılığını görürsün!

40 Allah gönderdiği her derdin, şifâsını da göndermiştir.

41 Her namazın arkasında Âyetü'l Kürsî 'yi okuyanın cennete girmesine ölümden başkası mâni olamaz (ölünce cennete girer).

42 Kanâat, tükenmez bir hazinedir.

43 Îmân'ın efdali; nerede olursan Allah'ın seninle beraber olduğunu bilmendir.

44 Ticârete devam edin. Çünkü rızkın onda dokuzu ticârettedir.

45 Ya hayır konuş, ya da sus.

46 Müslümanların gizli hallerini araştırmayınız.

Kim Müslümanların gizli hallerini araştırırsa Cenâb-ı Hakk onun gizli hallerini açığa vurur. Evinin içinde bile olsa onu rezil eder.

47 Kazancın en hayırlısı, insanın kendi eli ile olan ameli (sanatı, mesleği) ve her bir mebur (hîleden uzak, iyi) ticâret muâmelesidir.

48 Pişmanlık, tövbedir.

49 Kim bir serçeyi gereksizce öldürürse, o serçe kıyâmet günü arşın altından şöyle seslenerek gelir : Sor şuna Yâ Rab! Beni niçin menfaatsiz yere öldürdü.

50 Kim, bir zümreye benzemeye çalışırsa, o, onlardandır.

51 Dinde namazın yeri, vücûtta başın yeri gibidir.

52 Sirkenin balı bozduğu gibi, kötü ahlâk ameli ifsâd eder.

53 Ahlâk güzelliği, kişinin saâdetindendir.

54 Kim, dâvet edilmediği bir yemeğe giderse, hırsız olarak girmiş ve yağmacı olarak çıkmış olur.

55 Bir iş yapmak istediğin zaman iyice düşün. Eğer sonu iyi ve fâideli ise yap. Eğer sonu zararlı ve günah ise terk et.

56 Ezan ile kâmet arasında duâ reddolunmaz.

57 Yazıklar olsun o kimseye ki halkı güldürmek için yalan söyler. Veyl (azâbı) ona, veyl (azâbı) ona, veyl (azâbı) ona.

58 Sabah (namazı vakti) uykusu, rızka mâni olur.

59 Hikmetin başı, Allah korkusudur.

60 Mü'min bir mîde ile; kâfir ise yedi mîde ile yer.

81 Dilini tutmak hikmettir; ne var ki, yapanları pek azdır.

82 Kim bir mü'min kardeşinin ticâretindeki ikâlesini kabul ederse, Cenâb-ı Hakk da âhirette onun hatalarını bağışlar (düştüğü yerden kaldırır) mü'min kardeşine gösterdiği kolaylıktan dolayı onu mağfiret eder.

83 Yalan yere yemîn etmek, evleri ıssız bırakır.

84 Kim, aza şükretmezse, çoğa şükretmez.

85 Duâ ibâdetin ta kendisidir.

86 Her ki mAllah'a itâat etmemeye yemin ederse, Allah'a itâat etsin (ve yemin keffâretini versin) ve her kim âsî olmaya yemin ederse Allah'a âsî olmasın (ve yeminin keffâretini versin.)

87 Kim bir şey üzerine yemin eder de başka bir şeyi yemin ettiği şeyden daha hayırlı görürse, hayırlı olan şeyi yapsın, yemininden dolayı keffâret versin.

88 Kim, iki çenesi (dil) ile iki bacak arası (ırzı)na sâhip olursa, cennete girer.

89 Günahtan tövbe ederek dönen, hiç günah işlememiş gibidir.

90 İlme mâni olmak helâl olmaz.

91 Kim kırk sabah ihlâs (üzerine ibâdete devam) ederse kalbindeki hikmet menbaı lisânında zuhûr eder.

92 Dünyâda, gârîb gibi veya yolcu gibi ol ve kendini ashâb-ı kubur (kabirdekiler)den say!

93 Musîbetleri, hastalıkları ve sadakayı gizlemek salihlik hazînelerindendir.

94 Bir âlim, şeytana karşı, (ibâdete devâm eden) bin âbidden çetindir.

95 Kişinin iyiliği kendini sevindirir, kötülüğü de üzerse, işte o mü'mindir.

96 Doğru bir tacir, (kıyamet günü) peygamberler, sıdııklar ve şihitlerle beraber (haşr) olacaktır.

97 Ashâbımdan birisi bir yerde ölürse, kıyâmet günü onların nûru ve önderi olarak dirilir.

98 Nebî (s.a.v.) üzerine salavât okumak köle âzât etmekten efdaldir.

99 Kim bir ayıbı (bulunan malı), o (kusuru)nu açıklamadan satarsa, Allah'ın dâimî gazabı içinde kalır ve melekler durmadan ona lânet eder.

100 Ya âlim ol, ya talebe ol, ya da onları seven ol, dördüncüsü olma, helâk olursun.

121 Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünya ve âhiret iyilikleri verilmiştir.

122 Allahü teâlânın kula en yakın olduğu zaman gecenin ikinci yarısıdır. O saatte Allahü teâlâyı zikredenlerden olabiliyorsan ol!

123 Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”ı çok söyle. Çünkü o, Cennet hazinesidir.

124 Ekmeğe saygı duyun! Kim sofradaki ekmek kırıntılarını yerse günahları bağışlanır.

125 Ekini hasat ettiğiniz zaman, fakirlerin haklarını verin ve israf etmeyin! Allahü teâlâ israf edenleri elbette sevmez.

126 Hasta ziyâretine gittiğinizde ona, ömrü ve hastalığı konusunda güzel sözler söyleyip, ümit veriniz!

127 Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile arasında bulunan perdeler kalkar. Bu hâl namaz bitinceye kadar devam eder.

128 Allahü teâlâ, bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi, insanlarla güzel geçinmemi de emretti.

129 Gıybet, insanın sevabını ve iyi amellerini, ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar.

130 İnsanlar içinde, kadın üzerinde en fazla hak sahibi kocası, erkeğin üzerinde de anasıdır.

131 Allahü teâlâ her Cumâ günü 600 000 kişiyi Cehennemden azat eder. Bunların hepsi Cehenneme lâyık olup Cumâ gününün bereketi ile Cehennemden çıkarılır.

132 Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allahü teâlânın sizlere emânetidir. Onlara yumuşak olunuz ve iyilik ediniz!

133 İnsanların dünyada endişesi en büyük olanı mümin kimsedir. Çünkü hem dünyası, hem de âhıreti için endişelidir.

134 Her nemâzdan sonra, üç kerre Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etübü ileyh okuyanın bütün günâhları afv olur.

135 İstigfâra devâm edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır.

136 Yâ Ebâ Hüreyre! Kuşluk namazını terk etme! Cennetin bir kapısı vardır ki, ona “Duhâ kapısı” derler. Bu kapıdan yalnız kuşluk namazı kılanlar girer.

137 Her kim sabahleyin üç defa "Eûzü billâhissemî'il'alîmi mineş-şetânirracîm" dedikten sonra Haşr sûresinin son üç âyeti (Hüvallâhüllezî..) okursa, Allah, ona akşama kadar bağışlamasını dileyerek yetmişbin melek görevlendirir. O kimse o gün ölürse şehid olarak ölür. Akşamleyin ölürse yine böyledir.

138 Gece uyanınca, şu duâyı okuyan, her istediğine nâil olur: “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr sübhanellahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm.

139 Her kim Ramazân-ı şerîf gecesi seher vaktinde kalkıp namaz kılmakla meşgul olsa ve ibâdet etmeğe niyyet eylese, kirâmen kâtibîn melekleri derler ki, Hak teâlâ hazretleri sana rahmet eylesin, ömrünü bereketli kılsın!

Döşeği dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri senin ayağını sırat üzerinde muhkem eylesin ve selâmet ihsân buyursun. Abdest alınca, su dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri, senin kalbini temiz eylesin!

Nihâyet bu kul namaz kılmağa başlayınca, Hak teâlâ hazretleri azamet-i şânıyla buyurur ki: “Ey benim kulum, ne istersen iste! Dileğini yerine getireceğim.

140 Zikrin en hayırlısı gizli olanı, rızkın en hayırlısı da yetecek kadar olanıdır. [Ahmed b. Hanbel]

141 Bir edepsizliğin cezası bir hayrı işleyememektir.

142 Çok kaygı çekme, mukadder olan olur, takdir olunan rızkın da sana gelir.

143 Her paslanmanın cilası vardır. Kalbin cilası da esteğfirullah demektir.

144 Bir kimse riyaya, yaptırdıklarını işittirmeye başlarsa bundan vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabındadır.

145 Hicretin efdali Allah'ın hoşlanmadığını terketmektir.

146 Müslümanla alakayı kesmek onun kanını dökmek gibidir.

147 Bir kimse bir mazlumla onun hakkını alıncaya kadar yürüse ayaklarının kaydığı günde Hak Teala onun iki ayağını sabit kılar.

148 Erteleyenler helak olmuştur.

149 Bir zaman sonra benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılır, bunlardan ancak bir tanesi kurtulur.

150 Cehennemden kurtulan fırka; benim ve ashabımın gitdiği yolda olanların fırkasıdır.

151 Kim ki kurban kesmeye malî kudreti yerinde olur da kesmezse, o kimse namazgâhımıza sakın yaklaşmasın.
 
Geri