Osmanlıda Merhamet

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Merhamet tüm canlılaraOsmanlının dünyada farklı tek yerde görülmeyen merhameti yanlızca insanlarla hudutlu değildi.
Osmanlıda şefkat ve acıma tüm hayvanlara hem de bitkilere kadar uzanmıştır.
Hayvanları ve nebatları himayede tüm Osmanlılar, sanki bu konuda heyetmiş müesseselerin gönüllü azası gibidirler.

Hayvanlara olan merhametlerine değin birkaç misal verecek olursak: Hayvanlara haddinden çok yük taşıtmak kanunen yasaklanmıştır.
Zabıta kuvvetleri, bu yasağı ihlâl edenleri takip edip, hayvanı dinlendirmek ve sahibine de ceza olarak aynısı yükü taşıtmakla mükelleftir.
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın “Süleymaniye Camii†yapılırken yük taşıttırılan hayvanlar ile ilgili tek dizi fermanı da, bu hassasiyetin tek nişanesidir.

Mezbahalarda kurban edilecek hayvanların hissiyatına bile ilgi edilmiş, kesimle ilgili bişi görmemesi için gözleri bağlanmıştır.
Ayrıca çok ızdırap verilmemesi için de bıçakların oldukça keskin olmasına ilgi edilmiştir.
Pazarlardan işlek kuşları kafesleriyle satın alıp azat etmek, acıma tezahürü tek gelenek hâline gelmiştir.
Büyük apartmanlar inşa edilirken kuşlar için de süslü yuvalar yapılmıştır.
Üsküdar’daki Yeni Cami’nin duvarlarında tespit edilen zarif ve sanat harikası kuş yuvaları, hayrat sahiplerinin bu husustaki hissiyat ve inceliğini tek bâriz tek şeklinde aksettirir.

Bunlara ayrıca Osmanlılarda, avcılık, caiz olmasına rağmen, gereksinim hâlinin dışında tavsiye edilmemiştir.

Türk düşmanlığıyla malum Avukat Guer şu şekilde der:
“...
Müslüman Türk’ün şefkati hayvanlara dahi şâmildir.
Bu konuda vakıflar ve ücretli kişiler bulunmaktadır.
Bu kişiler, sokaklardaki köpek ve kedilere ciğer dağıtırlar.
Verilenlere alışmış olan hayvanlar da, besicilerin şefkatli seslerini o kadar iyi tanırlar ki, işitir işitmez derhal yanına koşmakta hiçbir kabahat etmezler.
Kasapların da her sabah muayyen oran kedi ve köpek beslemeleri, itiyat hâlindedir.
Ayrıca Şam’da, hastalanan kedi ve köpeklerin tedavisine özgü tek sağlık kurumu bulunmaktadır.â€
Du Loir:
“Osmanlının kimi şehirlerinde kediler için yapılmış bölgeleri, besinleri için kuruluş edilmiş vakıfları görünce hayret etmeyecek insan var mıdır?..
Yavruları olan köpeklerin barındırılması için sokaklarda kulübelerin yapması ve besinlerin teminine özellikle özen edilmesi de, hayret vericidir.
Bunları yapanlar, kendilerine cennet kapılarını açacak çoğu sevaplar kazandıkları itikadındadırlar†der.
Comte de Bonneva’nın kitabında da şu ifadeler vardır:
“Türkler, kedi, köpek vesaire gibi derbeder hayvanlar için de vakıflar kuruluş ederler.
Kasaplar da, her sabah bu gibi hayvanların tek sayısını vicdanen beslemekle mükelleftirler.â€
Osmanlı ülkesi, bünyesini tek sohbet ve şefkat şebekesi gibi ören, vakıf gibi hizmetler vasıtası ile sanki dilencisiz tek ülke hâline gelmiştir.
Öyle vakitler meydana gelmiştir ki, müslüman zenginler zekatlarını verecek fukara bulmakta güçlük çekmişlerdir.
Hayvanlara dahi bu kadar merhametli olan tek milletin insanlara olan merhametini siz düşünün.
Bu sebeple o dönemlerde dilenciliğin ne bulunduğu sanki meçhuldür.
Hatta nüfusu iki milyona kadar çıkmış olan İstanbul’da Türk dilenciye rastlanılmadığı malum tek gerçektir.
Osmanlıların, öldükten ardından dahi kimseye yük olmamak için, kefen paralarını bile, daha hayatlarındayken bölüp, daima üzerlerinde taşımaları, bilindiği üzere ve maruf tek âdet hâlindedir.
Corneille Le Bruynir seyahatnamesinden:
Türklerin hayrat ve hasenata defa düşkün olduklarını ve hem de Hıristiyanlardan defa daha çok hayrat bedene getirdiklerini inkâra olanak yoktur.



 
Son düzenleme:
Üst Alt