Osmanlı'da Ehl-i Beyt Sevgisi

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Ehl-i Beyt'e sahip çıkmanın ehemmiyeti Nikâbet Teşkilâtı ve nakîbü'l-eşraflık Osmanlı'da Nikâbet Teşkilâtı Nakîbü'l-eşrâfların özellikleri Osmanlı'da Ehl-i Beyt Sevgisi Hakkında

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Veda Hutbesi'nde mü'minler'e; "Size iki emanet bırakıyorum.
Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.
Bu emanetler Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun peygamberinin sünnetidir." diye seslenmişti.
Bu mübarek çağrıya kulak veren müminler ulu kitabımız Kur'ân'a makul yaşamaya ve Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Sünnet'ine ittiba etmeye devasa itina gösterdiler.
Müminler muhabbetullahın gereği olarak Sünnet-i Seniyye'ye ittibaya çalışmış diğer taraftan da O'nun (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ehl-i Beyt'inin izlerini taşıyan hatıralara sahip çıkmışlardı.
Efendimiz'den (sallallahü aleyhi ve sellem) şu zamana kadar ulaşan aziz hatıralara duyulan hürmetin ifadesi olarak "Mukaddes Emanetler" denmiş bunların korunmasına devasa özen gösterilmiştir.
Sakal-ı Şerîf Nâlin-ı Saâdet Hırka-i Saâdet Hz.
Ali'nin (ra) kılıcı Hz.
Fatıma'nın (r.anha) hırkası Hz.
Hüseyin'in (ra) cübbesi gibi emanetler altın sırmalarla bezenmiş gül kokulu sandukalar içinde kalifiye dairelerde muhafaza edilmişti.
Bu mekânda hafızlar kesintisiz olarak Kur'ân tilâvet etmiş mekânın hijyenikliği esnasında toplanan tozlar "toz kuyusu" tecrübe et yerde itinayla saklanmıştı.
Ehl-i Beyt'e sahip çıkmanın önemi
Nurânî tek şecere olan Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) pak soyu kutsal tek emanet olarak kabul edilmiş dâima saygı ve muhabbetle muamele görmüştür.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'e sahip çıkmayı ve onların meseleleriyle ilgilenmeyi sanki tek görev kabul etmişlerdi.
Cenab-ı Hakk'ın; "(Habîbim yâ Muhammed!) de ki: Vazifem karşılığında sizden tek ücret istemiyorum; sizden istediğim fakat akrabaya sevgi ve Ehl-i Beyt'ime muhabbettir." (Şura 42/23) fermanı ile Peygamber Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) "Size iki şey bırakıyorum.
Onlara temessük etseniz necat bulursunuz.
Bunlar Kitabullah ve Âl-i Beyt'imdir." (Tirmizi Menakıb 31) şeklindeki kutsal beyanları bu anlayışın tezahüründe etkili meydana gelmiştir.
Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) nesebi 'Seyyidler'
Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) soyu kızı Hz.
Fatıma (r.anha) çocukları Hz.
Hasan (ra) ve Hz.
Hüseyin'in (ra) neslinden devam etmiştir.
Hz.
Hasan'ın (ra) soyundan gelenlere "Seyyid" Hz.
Hüseyin'in (ra) soyundan gelenlere ise "Şerif" denmiştir.
Osmanlı döneminde Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) soyundan gelenlerin hepsi "Seyyid" olarak anılmıştır.
"Seyyid" sözcüğü ayrı olarak ulu ileri gelen efendi ağa bey mânâlarını da taşımaktadır.
Ehl-i Beyt'e zekât ve sadakanın haram olması
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ehl-i Beyt'i; "Bilmiyor musun? Biz (Ehl-i Beyt) sadaka (zekât) yemeyiz." (Buhari Zekât 60 II.
135); "Muhammed ve ehline sadaka helâl olmaz." (Neylül Evtar IV.185 Yusuf El Karzavi Zekat) hadîsleri gereğince zekât ve sadaka kabul etmiyorlardı.
Ehl-i Beyt tüccarlık zanaatkârlık ilk olarak olmak suretiyle farklı işlerle meşgul olarak geçimlerini temine çalışmaktaydı.
Meselâ Osmanlı'nın ilk Seyyid Nazırı Ali Natta yorgancılık yapıyordu.
Ehl-i Beyt'e yardımcı olmak kasıtıyla kimi tertip etmeler yapılmıştı.
Bunlardan ilki Ehl-i Beyt'in gereksinimleri için ganimetlerden pay ayrılmasıydı.
Bu vaziyet Enfal Sûresi'nin 41.
âyetinde mealen şu şekilde açıklama edilir: "Bir de malumunuz olsun ki savaşta meydana getirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ındır.
Yani Resulullâh'a onun akrabalarına yetimlere yoksullara ve yolculara (gariplere) aittir..." Âyetten anlaşıldığı emeliyle ganimetlerin beşte biri Tanrı yolunda harcanmak emeliyle bölünerek belirti edilen beş zümreye dağıtılırdı.
Bu zümreler içinde Ehl-i Beyt de yer almaktaydı.
Bunlara ek olarak İslâm ülkelerinde Ehl-i Beyt için vakıflar heyetmiş tahsisatlar bağlanmış vergi muafiyetleri getirilmişti.
Bu uygulamaların ortak maksadı Ehl-i Beyt'in nesepleriyle uyuşmayacak hâl ve davranışlara girmelerine mâni olmaktı.
Nikâbet Teşkilâtı ve nakîbü'l-eşraflık
İslâm âleminde Seyyidlerin sayılarının yükselmesi ve Seyyid olmayan kimi kimselerin Seyyidlere tanınmış ayrıcalıklardan yararlanmak kasıtıyla Seyyidlik iddiasında bulunması yeni düzenlemeleri mecburî kılmıştı.
Bu nedenden Abbasi Halifesi Mütevekkil (847–861) Seyyidlerin meseleleriyle henüz yakından alâkalanmak ve Seyyid olanlarla olmayanları ayırt etmek kasıtıyla Nikâbet Teşkilâtı'nı kurmuş ve nakîbü'l-eşrâf olarak bilinen tek vazifeli belirleme etmişti.
Nakîbü'l-eşrâf güzide insanların başı vekili mânâsına gelmektedir.
Nikâbet Teşkilâtı programı Abbasilerden ardından da devam etmiş Fatımiler Zengiler Eyyübiler İlhanlılar Memluklular Selçuklular ve en son da Osmanlılar Ehl-i Beyt'in meseleleriyle alâkalanmak kasıtıyla yeni tertip etmeler yapmışlardır.
Osmanlı'da Nikâbet Teşkilâtı
Osmanlı sultanları başka zümreler gibi Seyyidlere de saygı etmiş onların greksinimlerini karşılamışonları kimi vergilerden muaf tutmuş farklı vesilelerle onlara ulûfeler vermişlerdi.
Meselâ Sultan 2.
Murad her sene Seyyidlere bin filori altın dağıtmış Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden ardından ganimet mallarından Seyyidlere Mekke ve Medine sakinlerine yedi bin altın göndermiş Sultan 2.
Mahmud borçları nedeniyle zor halde olan Seyyidlere borçlarının ödenmesi için on bin kuruş yardımda bulunmuştu.
Osmanlı Devleti'nde ilk Nikâbet Teşkilâtı Yıldırım Bayezid doğrulusunda (1400) heyetmiştir.
Emir Sultan'ın talebelerinden Seyyid Ali Natta b.
Muhammed Osmanlı ülkesindeki Seyyidlere nâzır belirleme edilmiştir.
Nakîbü'l-eşrafların daireleri ve vazifeleri
Nakîbü'l-eşrâfın ikamet ettiği mekân onun çalışma hanesi olurdu.
Bu vaziyet o dönemlerde çoğu devlet görevlisi için de geçerliydi.


-
 
Son düzenleme:
Üst Alt