Osmanli İmparatorluğu - Osman Bey

Konu sahibi son olarak 2579 gün önce görüldü
osman-bey.jpg


Osman Gazi, beyliğini devlet durumuna getirmiş, Bizans üstüne akınlar yaparak topraklarını genişletmiş ve nesline cihan hükümdarlığı yolunu açmıştır
Hakim bulunduğu topraklarda hükümdarlığını ilan eden Osman Gazi, kendine Kışlak olarak verilen topraklarda başına geçtiği beyliğini Fütuhat ve Gaza emeliyle devlet durumuna getiriyor, Anadolu yeni tek cihan devletinin doğuşuna sahne oluyordu.
Önce Kulacahisar, sonrasında Domaniç savaşları ve sonunda Bilecik'in fethinden ardından Türkler bundan sonra Bizans için en devasa tehdit durumuna gelmiş oldu.
Önceleri hudut boylarındaki asi göçebeler olarak gördükleri Türkleri bundan sonra alan muharebelerinde devasa savaşlar kazanıyor, kaleler kuşatıyor, ismim ismim Başkentlerine doğru yaklaşıyorlardı.

Koyunhisar Muharebesi (27 Temmuz 1302)
Osman Gazi Kulacahisar, Domaniç ve Bilecik zaferlerinden ardından kendine İznik'i amaç seçmişti.
Tehlikeyi eskiden gören ve mümkün tek Osmanlı taarruzuna karşı koymak için tek araya gelen Bizans tekfurları Bizans hükümdarı Mihail (9.
Mihail Palaiologos) den takviye istediler.
Mihail, Bizans için devasa tek tehdit durumuna gelen Türklerin ilerleyişini durdurmak ve mümkün yeni fetihlerin önünü kesmek için İznik'in muhafaza edilmesi gerekliliğini biliyordu.
Nihayet Osman Gazi İznik'i abluka altına aldı.
İznik'te tespit edilen Bizans birlikleri kuşatmaya direnebilmeleri için ikmale muhtaçlardı.
Osman Gazi, noktaya giden ticaret yollarını tutarak Bizans'tan ileriki ikmal ve erzak desteğini kesti.
Buraya fakat gece karanlığında ve ufak çapta ikmaller yapılabiliyordu.

Mihail, İznik'teki güçlerin kuşatmaya dayanabilmeleri için ikmal güzergahını teminat altına alabilmek ve başka tekfurluklardan ileriki askerlerle birleşerek abluka etmeyi savuşturmak emeliyle hazırlıklara başladı.
Bursa, Erdenos, Bedenos, Kastel ve Kite tekfurlukları askeri güçlerini birleştirdiler.
Mihail'de paralı asker olarak görevlendirdiği 2000 kadar Alan askerini general Muzalon komutasında gemilere bindirip yola çıkarttı.
Bu harekâtın emeli Alan askerlerinin Yalova sahillerine ulaşıp oradan da Bursa'da tespit edilen tekfurluklardan toplanmış kuvvetlerle birleşmesiydi.

Osman Gazi kazanın bulguyu ve muayenesi için 100 kadar lider bulgu birliği görevlendirmişti.
Bu birlikler askeri hareketliliği saatinde fark edip vaziyeti Osman Gaziye ilettiler.
Bu hayati belirleme Osman Gaziye devasa tek üstünlük kazandırdı.
Zira Bizans kuvvetlerinin komutasında birleşecek olan tekfurluk güçleri sayıca Osman Gazi'nin idaresindeki ordudan üstün duruma gelebilirler ve beyliğin istikrarlı ilerleyişinin önüne geçebilirlerdi.
Bu halde o saate kadar elde edilmiş başarılar boşa çıkmış olurdu.
Osman Gazi Bizans kuvvetlerinin atılımını saatinde haber alarak noktaya 5.000 süvarisini nakletti ve Bizans kuvvetlerinin noktaya intikalini durdurdu.

2.000 askerlik Bizans gücü Yalova'dan İznik'e doğru hareket ederken Osmanlı Birlikleri kendilerini Koyunhisar mevkiinde karşıladı.
Bizans silahlı gücü bu hamleyi beklemiyordu.
Zira İznik'in abluka etmesi başlayarak ve devam etmekteydi.
Osman Gazinin bütün kuvveti ile kuşatmada olacağını düşünen Bizans kuvvetleri 5.000 kişilik Osmanlı kuvvetleri ile karşısında çaresiz kaldı.
Mukavemet göstermek adına minimum kayıpla dönebilmek için çarpışarak geri çekildiler ve gemilerle Bizans'a geri döndüler.

Koyunhisar muharebesi kuvvetli, çetin ve destansı tek muhabere olmamıştı belki fakat Osman Gazi ilk defa direk Bizans'ın resmi askeri ve silahlı gücü ile karşı karşıya gelmişti.
Üstelik savaşın kazanılmasında asal faktör muhabere meydanındaki askeri unsurlardan ziyade strateji ve stratejiydi.

Osman Gazi Koyulhisar Muhabereyi ertesi ile Bizans'a karşı galip gelmişti.
İznik'i abluka altına alabilmek ve fethetmek bundan sonra henüz kolaydı.
Ancak İznik, fethedilen başka hisarlar gibi değildi.
Hem defa henüz güçlü surlara sahipti hatta surların ardında kalabalık tek nüfus, buna bağlı olarak ta fazla zaman direnç gösterebilecek tek silahlı güç bulunuyordu.
Osman Gazi, sahip olunan vaziyeti hem politik hatta askeri yönleri ile mülahaza ettikten ardından abluka etmeyi kaldırarak geri çekilme hükmü verdi.
Zira böylesi uzun sürecek tek abluka için kimi koşulların olgunlaşması gerekmekteydi.
Devletin idaresinde kabahat olmamalı, fazla zaman seferde bulunabilecek hükümdarın makamı tehdit altında bulunmamalı, uzun sürecek kuşatmalar için hem askeri gücün sayıca yükselmesi hem istihkam hatta ikmal itibariyle kuvvetlenmesi gerekmekteydi.
Kuşatmayı gelecek tek tarihte yeniden yapmak emeliyle Erdek, Biga ve Ulubat'ı Bizans'a bırakarak Söğüt'e geri döndü.
Bu hükmün ne kadar yerinde tek atılım olduğunu İznik'in fakat Orhan Gazi döneminde fethedilebilmiş olduğundan mukayese et anlayabiliyoruz.

İznik kuşatılamamış fakat Bizans muhabere meydanında üstelik fütuhat üzereyken yenik edilmişti.
Bu haber Osman Gazi'nin namını bütün Anadolu'da yüceltti.
Moğol zulmü altında ezilen halk, Anadolu Selçuklu Devletinin içerisinde yer aldığı zûl ve Gazilerin fütuhat özlemi Osmanlı Devletini süratle büyümesine olanak sağlayacak ortamı oluşturmuştu.
Moğol zulmünden kaçıp fütuhat ve gaza etmeyi arzulayan gaziler Anadolu'dan yollara düşüyor ve Osman Gazi'ye biat ediyor, fethedilen yeni topraklarda yaşam sürdürmek isteyen halk Selçuklu topraklarını terk ederek Osman Gazi'nin karar sürdüğü beldelere yerleşmek için can atıyordu.

Tarihe Bafeus Savaşı olarak geride bıraktığımız bu olay ile Osman Gazi, Bizans hükümdarına karşı ilk mücadelesini vermiş ve ilk galibiyetini kazanmış oldu.
Aslında bu maç Osman Gazi'nin Bizanslılar ile giriştiği ilk muhabere değildi.
Daha evvel Domaniç ve Bilecik'te de Bizans tekfurları ile savaşmıştı.
Ancak bu tekfurluklar direk Bizans güçleri olarak kabul edilmiyordu.
Daha defa uç beylikler ve mahalli hükümdarlıklar olarak yaşam sürdüren Tekfurluklar Bizans'a vergi ödüyor ve Bizans hükümdarının buyrukları tarafında hareket ediyorlardı.
Oysa Koyunhisar Muharebesinde direk Bizans Hükümdarı doğrulusunda gören alan tek silahlı güç ve komutan ile muhabere mevzubahis meydana gelmiştir.

Bazı tarihçiler Osmanlı Devletinin kuruluşunu Koyunhisar muhabereyi olarak kabul ederler.
Bunun nedeni şeklinde de Türk töresinde devlet alabilmek için kut alabilmek ve devasa tek zafer kazanmak gerektiği, Osman Gazinin fakat Koyulhisar gibi tek maç ardından bunu başarabileceğini öne sürerler.
Bunun yanısıra Osman Gazinin Bizans doğrulusunda statü itibariyle tanınmaya başlaması ve namının bu muhabere ardından süratle yayılması referans gösterilir.
Bu tezi destekleyen tek başka keşif ise hükümdarlığım sembollerinden olan resmi sikke basılmasının bu tarihten ardından gerçekleştiği yönündedir.
Söz hususu bakış açısı uygun olsa da ilk Osmanlı tarihçisi olan Aşık Paşazade'nin “Osmanoğullarının Tarihi†isimli yapıtında Osman Gazi yerine ilk hutbenin 1299 seneninde okutulduğu istikametindeki malumat defa henüz kıymetlidir.
Söz hususu tezi meydana atanların bu kadim ve defa değerli esere Hurafe demeleri ayrı tek vahamet olarak karşımıza geliyor.
Bu nedenle haysiyet edilebilir tarih 1299 senesi olması gereklidir.

Dimbos Muhabereyi (1303)
Bizans İmparatoru 9.
Mihail'in (Babası 2.
Andronikos ile ortak imparator) Koyunhisar Muharebesinde yaşadığı beklenmedik yenilgi İmparatorluğun doğu hudutlarındaki siyasetlerini gözden geçirmesine neden oldu.
İmparatorluğun merkezine yakın olmayan bu coğrafyanın direk Bizans askerleri doğrulusunda korunamayacağı açıktı.
Ancak hareketli Osmanlı kuvvetlerinin akınlarına kafi mukabil verilememesi halinde Osmanlı kuvvetlerinin Bizans surlarına dayanması kaçınılmazdı.

Osman Gazi, bu sefer mümkün saldırıyı eskiden haber alamamıştı.
Bizans kuvvetlerinin yola çıkması üstüne harekete geride bıraktığımız Orhan Gazi, silahlı gücünün başına geçerek Bizans kuvvetlerini Yenişehir ovasında karşıladı.
Bu savaşta tarafların asker sayıları tarih kayıtlarında belirtilmiyor.
Ancak Koyunhisar savaşında Osmanlı'nın askeri kuvveti ile ilgili bilgili olan Bizans'ın, bu sefer işini talihe bırakmayacağı kesindir.
Bu bakımdan Bizans kuvvetlerinin sayıca üstün olduğunu düşünmek lazım olur.
Zira Osman Gazi, üstüne gelen ordudan fakat yola çıktıklarında haberdar bulunabilidği için destek kuvvet temin etmesi de tek olası görünmemektedir.
Mevcut şartlarda Osman Gazi en azından kendisi ile eşit ve muhabere teknikleri itibariyle epey üstün tek silahlı güç ile karşı karşıya açıktır.
Zira savaşın seyri de bunu göstermiştir.

Savaşın ilk safhalarında Bizans kuvvetleri avantajı ele geçirmişler ve Osmanlı kuvvetlerini epey zorlamışlardı.
Ancak Osman Gazi uyguladığı taktikler ve yürekli hamlelerle savaşın seyrini değiştirmeyi muvaffak oldu.
Önce Bizans akınlarını yavaşlattı sonrasında strateji avantajı ele geçirerek düşman hattını geri çekilmek mecburiyetinde bıraktı.
Nihayetinde Bizans kuvvetleri daha çok kayıp vermemek için yenilgiyi kabul edercesine ricat etseler de Osman Gazi bütün silahlı gücü savuşturmak emeliyle taarruzunu yavaşlatmadı ve Bizans kuvvetlerini Dimbos boğazında sıkıştırdı.
Dimbos boğazı dar ve denetimsiz tek geçişe elvermeyecek kadar zor tek darboğazdı.
Bizans kuvvetleri boğazın kaçışa elverişli olmaması hasebiyle bu alanda sıkıştı ve iki silahlı güç da burada tek ölüm kalım savaşına giriştiler.
Uzun, yorucu ve meşakkatli tek muhar*****n sonrasında Osman Gazi bütün muharip Bizans kuvvetlerini bertaraf etmiş, fakat bu çetin muharebede Osmanlı silahlı gücünün kayıpları da ağır meydana gelmiştir.
Şehitlerin arasında Osman Gazi'nin kardeşi Gündüz Alp'in erkek çocuğu Aydoğdu da bulunmaktaydı.

Bizans silahlı gücünü bozguna uğratan Osman Gazi, Kastel tekfurunu muhabere meydanında öldürdü.
Ancak Erdenos ve Kite tekfurları kaçmayı muvaffak oldu, Bursa tekfuru ise hisara sığınarak canını kurtarabildi.
Osman Gazi, yeğeninin intikamını alabilmek için Bursa ve Erdenos tekfurlarının kaçmasına göz yumarak Kite tekfurunu Ulubat köprüsüne kadar takip etti.
Ancak Kite tekfuru, Osman Gazi'ni peşini bırakmayacağını anlayınca canını kurtarmak için Ulubat tekfuruna sığındı.
Ulubat tekfurunun kalesi geniş tek göl havzasının tabii koruması altında bulunuyordu.
Üstelik Ulubat köprüsü hücum için tek darboğaz durumundaydı ve kaleye taarruz için ağır kayıplar verilmesi muhtemeldi.

Osman Gazi, yeğeninin katili ve tutsağı olan Kite tekfurunu Ulubat tekfurdan barış yolu ile istedi ve verilmemesi halinde gölü dolaşarak kaleye saldıracağını söyleyerek direk Ulubat tekfurunu da tehdit etti.
Ulubat tekfuru, Osman Gazi'nin ne pahasına olursa olsun kaleye ulaşacağını anlayınca tek uyuşma önererek Kite tekfurunu teslim etmeyi kabul etti.
Bu anlaşmaya göre Ulubat tekfuru Kite tekfurunu teslim edecek, Osman Gazi'de kendisin ve kendisinden ardından ileriki haleflerinin Ulubat köprüsünü geçmeyeceğine değin soz verecekti.
Osman Gazi bu anlaşmayı kabul ederek Kite tekfurunu teslim aldı ve Kite kalesinin önünde idam ederek kaleyi zaptetti.
Bu fetih ile Osman Gazi, hâkimiyet alanını Ulubat kalesi sınırlarına kadar genişletti.

Osman Gazi'nin Ulubat tekfuru ile yaptığı uyuşma epey manidar ve veciz tek olay meydana gelmiştir.
Osman Gazi, verilen güya öylesine sadık kalmıştır ki kendisinden ardından Bursa tamamiyle fethedildiğinde dahi bu köprü kullanılmamış, Ulubat güzergâhı üzerindeki ulaşım kayıklarla sağlanmıştır.

Dimbos muhabereyi ardından Kite'nin zaptedilmesi ile Bursa üç taraftan kuşatılmış oldu.
Ancak Bursa hisarı mukim surlarla çevrilmişti ve hem coğrafi bakımdan kuvvetli tek koruma hattına hatta uzun sürecek tek muhabere için kafi erzak ve nüfusa sahipti.
Osman Gazi direk hisara saldırmak adına bölgeyi uzun seneler sürecek tek abluka altına almayı seçenek etti.
Böylece tekfurluğa giriş ve çıkışlar kesilecek, ticaret yolları kapatılacak, uzun seneler sürecek istikrarlı tek abluka ile tekfurluğun silahlı gücü yıpratılacaktı.
Bursa hisarının ana girişini muayene altına alacak tek hisar yaptırılarak Bursa'nın dünya ile irtibatı kopartıldı.
Osman Gazi Bu kaleye yeğeni Aktemür'ü bıraktı.
Bir hisarda stratejik tek nokta olan Bursa'nın dağ yamaçlarına yaptırarak Bizans doğrulusunda gerçekleştirilebilecek mümkün tek taarruza karşı tedbir aldı.
Bu iki kalenin yapımı 1 sene kadar sürdü.
Kalelerin çevresine yerleşim alanları ve köyler heyetti.
Bölgedeki demografik yapı güçlendirilerek hem ikmal hem asker gereksinimler için kendisi kaynaklarını üretebilmesi sağlandı.
Böylece Bursa dış dünya ile irtibatı kesilmiş tek kale durumuna getirildi.
Bursa abluka etmesi 1326 senesine kadar tam 23 sene devam etti ve nihayet 1326'da.
Sakarya Seferleri (1304 - 1306)
Osman Gazi'nin defa ehemmiyet verilen iki stratejik nokta İznik ve Bursa idi.
Bu iki kuvvetli Bizans tekfurluğunu bertaraf etmeden devletinin hudutlarını genişletmesi olası değildi.
Bu gaye ile Bizans'tan gelebilecek ikmal ve askeri dayanağı bertaraf edilmesi emeliyle Sakarya'nın muayene altına alması gerekiyordu.
Sakarya seferleri için ise geçiş güzergahı olması itibariyle Harmankaya tekfurluğunun hâkimiyet alanına gereksinim vardı.
Harmankaya tekfuru Köse Mihal, Osman Gazi'nin külüstür arkadaşı ve müttefikiydi.
Su sebeple Osman Gazi, Mihal'in topraklarını yönetebilmesine izin ediyor idi.
Ancak bu kazanın bundan sonra Osmanlı toprağı olması zaruret kazanmıştı.
Hem Sakarya üstüne yapılacak seferlerin selameti hatta külüstür arkadaşı ve müttefiki Köse Mihal ile dostluğunu bozmamak için kendini İslam'a çağrı etmek kasıtıyla Yenişehir2e çağırdı.
Burada kendini İslam'a çağrı etmeyi düşünürken Köse Mihal, bundan habersiz olarak Müslüman olmak istediğini beyan etti.
Osman Gazi ve gazileri bu vaziyete epey sevindiler.
Köse Mihal Müslüman olarak Abdullah Mihal ismini aldı ve Harmankaya kendine sancak olarak verildi.
Böylelikle hem Harmankaya Osmanlı topraklarına iştirak etti hatta bölgeyi defa iyi bilen tek tekfur bundan sonra Osmanlı Devletinin tek komutanı oldu.

Osman Gazi, erkek çocuğu Orhan'ı mümkün tek Germiyanoğlu saldırısına karşı Karacahisar'a gönderdi.
Kendisi de mahiyeti ile yola çıkarak Leblebici hisarına (Lubluce) ve Cubluclea hisarlarına taarruz etti.
Her iki hisar da Osman Gazi'ye karşı koymayarak kalelerini teslim ettiler.
Osman Gazi, evvelki seferlerinde de yaptığı emeliyle tekfurları kalelerinde bırakıp bağlılıklarını kabul etti ve seferine devam ederek Lefke vadisine indi.
Burada tespit edilen Lefke ve Mekece kalelerini kuşattı.
Bu kaleler de namı kendisinden evvel ulaşan Osman Gazi'ye boyun eğerek maç etmeden kalelerini teslim ettiler.
Mahiyetindeki komutanlardan olan Samsa Çavuş, bu tekfurların itaatlerine güvenmemek gerekliliğini söyleyerek kalelerinin kendine verilmesini istedi.
Ancak Osman Gazi, emân diledikleri için kendilerini affettiğini sendrom ve kendine de hak sunarak Yenişehir suyunun Sakarya ırmağına döküldüğü tek ırmakta tespit edilen ufak tek kaleyi kendine sunarak tekfurlukları itaat altında tutması için vazifelendirdi.

Osman Gazi seferine Akhisar kalesiyle devam etti.
Akhisar tekfuru başka tekfurlar gibi itaat etmeyi reddetti ve mahiyetindeki hatırı sayılır silahlı güç ile Osman Gazi'ye karşı koydu.
Ancak Osmanlı kuvvetlerine karşı tutunamadı ve muhabereyi kaybedeceğini anlayınca kalesini ve silahlı gücünü bırakarak sarp kayalık tek bölgede tespit edilen Karaçepüş kalesine kaçtı.
Osman Gazi'nin emeli topyekûn tek fetih bulunduğu için ardından kendi için müşkül oluşturabileceği düşüncesiyle tekfurun peşini bırakmadı.
Kaçan tekfuru izleyerek Karaçepüş kalesine ulaştı.
Karaçepüş fethi zor ve çaba isteyen tek kaleydi.
Bu sebeple bu kalenin fethini sonraya erteleyerek Kuru Dere vadisini, Geyve'yi, sonrasında Tekfur Pınarını hâkimiyeti altına aldı (1304).
Bir ay kadar bu alanda kalan Osman Gazi, Bizans prensesi Maria'nın gönderdiği tek haber üstüne Yenişehir'e dönmek mecburiyetinde kaldı.

Bizans hükümdarı 2.
Andronikos (9.
Mikail'in babası ve ortak hükümdar) , Türklerin akınlarıyla baş edemeyince Anadolu Selçuklu Devletini yıkan ve topraklarını ene geçirmeye niyetlenen Moğol (İlhanlı) hükümdarı Mahmud Gazan Han ile ittifak kurmak emeliyle kızı Maria'yı evvel Moğol hükümdarı olan Gazan Han ile, kendi kısa bir müddet ardından vefat edince ise adına geride bıraktığımız Olcaytu Han ile nişanladı.
Maria, Moğollar ile kurulan ittifaktan defa şey bekliyordu.
Bu fütur ile Osman Gazi'ye haber göndererek müstakbel eşinin Anadolu'ya 40 Bin askerle gireceğini ve kendine saldıracağı haberini gönderdi.
Osman Gazi, bu haber üstüne Tekfur Pınarından Yenişehir'e geçerek vaziyeti mahiyeti ile mülahaza etmiştir.
Bu dönemde Moğollar Memlüklüler ile maç etmekteydiler.
Buna karşın Moğolların Anadoluya girmeleri pekala olası görünmekteydi.
Ancak hem Memlüklüler ile maç edip hem Bizans sınırlarına kuvvetli tek silahlı güç göndermeleri olsılığı için fütuhatı durdurmayıp gibi prensesinin bu cüretkâr tavrına mukabil olarak Karahisar'a taarruz ederek İznik'in kuşatmasını güçlendirmiştir.
Bu taarruz ile İznik'in Gemlik (Cius) güzergahı dışında dış dünya ile bağlantısı kesilmiş, ticaret yolları kapatılmıştır.
Gemlik yolundan ise fakat az miktarda ve geceleri ikmal yapabilir duruma gelmiştir.

Osman Gazi'nin seferleri Karahisar'ın fethinden ardından da devam etti.
Ancak gaza akınları devam eder iken Karacahisar'dan gelen tek haber üstüne geri dönmek mecburiyetinde kaldı.
Çavdarlıoğulları Karacahisar pazarına saldırmış ve ehemmiyetli tek ticaret merkezi olan bu bölgeyi tahrip etmişlerdi.
Çavdarlıoğulları Moğolların Anadolu'ya girmeleri eşliğinde Anadolu içlerinde ilerleyerek Osmanlı ile Germiyanoğulları arasındaki alanda göçebe tek hayat sürüyorlar ve etraflarındaki köyleri yağmalıyorlardı.
Osman Gazi, Karacahisar'a gelerek erkek çocuğu Orhan'ı yağmacıları yakalaması için vazifelendirdi.
Orhan, yağmacıları yakalayıp ilk haftalarında tespit edilen Çavdarlı Bey'in erkek çocuğu eşliğinde Osman Gazi'nin huzuruna getirdi.
Osman Gazi, her ne kadar devasa ve kudretli tek hükümdarsa da fütuhatı daimi gayrimüslimlerin üzerineydi.
Müslüman olan bu yağmacı tatar göçebeleri ant verdirerek bağışladı ve yurtlarına dönmelerine destur verdi (24 Temmuz 1305).

Osman Gazi, bu olaydan ardından ömrünün kalan bölümünü yerine ilk defa hutbe okutturduğu ve bağımsızlığını ilan ettiği yer olan Karacahisar'da geçirmiştir.
Bu tarihten ardından Osmanlı silahlı gücü, 2.
Osmanlı Hükümdarı olacak Orhan'ın komutasında gaza etmiş, İznik ve Bursa'nın abluka etmesi özellikle Orhan doğrulusunda devam ettirilmiştir.
Osman Gazi'nin seferlere katılmaması ve ömrünün kalan bölümünü Karacahisar'da geçirmesinin tek sebebi de o devirde rehabilitasyonu olası olmayan damla illetine (Gut hastalığı) yakalanmış olmasıdır.
Ayağındaki kuvvetli ağrılar ve hastalığın vermiş bulunduğu rahatsızlıklardan dolayı Osman Gazi, devletin hükümdarı vasfını devam ettirerek fütuhat ve seferleri erkek çocuğu Orhan'ın idaresine bırakmıştır.

Sakarya fetihleri ve kuşatmaları devam eden Bursa ve İznik Osmanlı ile Bizans arasındaki mücadelelerin odağı durumundaydı.
Zira Sakarya seferleri İznik'in kuşatmasının tamamlanması için tek gereklilikti.
Bizans yönünden ise İznik'in abluka etmesi bertaraf edilmeden Bursa'nın kuşatmasını kaldırmak olası değildi.
Bu sebeple Sakarya seferleri Osmanlı'nın yayılmacı politikaları için defa kritik tek cephe halindedir.
Osmanlı Sakarya seferleri ile hem İznik'in hem Bursa'nın kuşatmalarını teminat altına almıştır ve bu istikametiyle hem fetih hem koruma cephesi olma özellikleri taşımaktadır.

Orhan Bey, Sakarya fetihlerini 1 senelik aradan ardından kaldığı yerden devam etmek için ordunun başına geçti.
Osman Gazi, en güzide komutanları olan Akçakoca, Konulur Alp, Gazi Abdurrahman ve Köse Mihal'i de Orhan Bey'in buyruğuna verdi.
Nihayet Orhan Bey, babasının nihai seferinde fethi olası olmayan Karaçepüş (Katoikia) hisarı önlerine ulaştı.
Bu kale İznik kuşatmasının tesiriyle zayıf düşmüş, halkı erzak temin etmekte güçlük çeker, askeri ikmal bulamaz vaziyete gelmişti.
Ancak Orhan Bey, fethi müşküllü ve çokça zayiat verdirebilecek olan bu kaleye direk taarruz etmek adına düşmanı kaleden çıkartarak dışarıda tek muhabere yapabilmenin yollarını düşündü.

Nihayet akilane tek planla kaleye ulaşmadan evvel silahlı gücünü üç kola böldü.
Bir kolu hisarın arka cenahına geçerek düşmanın beklemediği tek taarruz yapmak emeliyle yerleşti.
Diğer kol hisarın yan cenahından akan dereye gizlenerek kaleden çıkacak kuvvetleri tuzağa düşürmek emeliyle konumunu aldı.
Esas taarruz kolu ise Orhan Bey'in idaresinde Hisarın önlerine gelerek muhabere düzeni aldı.
Orhan Bey hem düşmanının kuvvetini tartmak hatta realite tek cenkmiş intibası uyandırmak için kendine bağlı kuvvetlerle beraber çetin tek cenge girişti.
Birkaç gün cenk edip arkalarında tek gazi bırakarak düzmece ricat ile geri çekildi.
Karaçepüş tekfuru Orhan Bey'in geri çekildiğini görse de evvel tereddüt edip bunun tek tuzak olabileceği düşüncesiyle az sayıda kuvvetten meydana gelen tek bulgu kolu gönderdi.
Bu bulgu kolu, Orhan Bey'in arkalarında bıraktığı gaziydi kuşkusuz.
Gazi ne olup bittiğini itiraf eder gibi defa zayiat verdiklerini ve geri çekildiklerini söyleyince tekfur, her ihtimale karşı casus göndererek tek tuzak olup olmadığını muayene ettirdi.
Görevlendirdiği casus arka ve yan cenahta tespit edilen Osmanlı kuvvetlerini belirleme edemeyince ele geçirdikleri gaziye inandılar ve Orhan Bey'in peşine düşmek gayesiyle hisardan aut çıkarak tuzağa düşmüş oldular.

Tekfur, Orhan Beyi özellikle ele geçirebilmek için ilk koldan aut çıkınca dere cenahında tespit edilen gaziler kapıyı tutarak arka cenahtaki kuvvetlerin hisara girmesini sağladılar.
Düştüğü tuzağı fark eden tekfur geri dönmek istese de gaziler doğrulusunda esir edildi.
Hisar fethedilip ganimetleri hisse edildikten ardından fetih güzergahlarındaki ikinci hedefleri olan Absuyu kalesine ulaştılar.
Bu kale Karaçepüş'ün akıbetini duyunca karşı koymayıp hisarı teslim etti.
Orhan Bey, Karaçepüş'ü Konulur Alp'a, Absuyu'nu da Akçakoca'ya teslim ederek her iki kalenin tekfurlarını yanına alıp Akhisar'a ilerlediler.
Akyazı'da halk barış ile teslim olunmayınca mallarının ganimet olacağından çekinip biat ettiler.
Artık seferin nihai merhalesi olan Karatigin kalesine ulaşılmıştı.
Orhan Bey, Karatigin tekfuruna Garazım İznik'tir dese de tekfur teslim olmayı reddedince Orhan Bey kaleyi zaptetti, tekfuru idam ettirip kızı ve mallarını ganimet olarak babası Osman Gazi'ye göndertti.
Çok ilginçtir ki Osman Gazi, kendine ganimet olarak gönderilen tutsakları satın alarak yeniden Karatigin hisarına göndermiş ve burada özgürce yaşamalarına destur vermiştir.

Bu fetihler ile İzmit-İstanbul yolu Osmanlı'nın kontrolüne geçti.
Bunun yanısıra İznik'in abluka etmesi için hayati dikkate bulunduran Sakarya vadisi (Akhisar, Geyve, Absu, Karaçepüş) tam manasıyla Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu (1305)
Orhan Bey, Karatigin'in fethinden ardından hisara Samsa Çavuş'u bırakarak Yenişehir'e döndü fakat hudut boyları durumuna gelen Karaçepüş ve Absuyu üstünden gaza akınları durmadı.
Orhan Beyden ardından kendilerine verilen hisarlardan Bizans topraklarına akınlar yapmış Konulur Alp ve Akçakoca hem Osmanlı kuvvetlerini püskürtmek isteyen komşu tekfurların akınlarına karşı koymuş hatta hudut durumuna gelen tekfurlukları yıpratarak bölgedeki hâkimiyetlerini pekiştirmişlerdir.
Karaçepüş ve Karatigin hisarları arasındaki alan doğusunda Akyazı, batısında Sapanca, güneyde İzmit, kuzeyde Adapazarı bölgelerine ulaşım olanağı sağlıyor idi.
Buraların fethi ile bu mevki Osmanlı akınlarına açılmış oldu.
Konur Alp Akyazı, Akçakoca ise İzmit üstüne akınlar yaparak bölgedeki Bizans mukavemetini ehemmiyetli ölçüde kırmıştır.
İlerleyen aylarda çetin mücadelelere sahne olan bu saha Konulur Alp'in Uzuncabel mevkiinde yaptığı 2 gün süren çetin savaşın sonrasında ele geçirildi.
Akçakoca ise Osman Gazi'nin yeğeni Aktimur ile bu noktaya kesif akınlar düzenlemiş ve elde ettiği başarılarla gaza ettiği bu yerlere adını vermiştir.
Günümüzde bu mevki, Akçakoca'nın adından türemiş ve Kocaeli olarak anılagelmiştir.

Sakarya seferinin tamamlanması ile Akyazı, Konurpa, Mudurnu ve Bolu Konulur Alp doğrulusunda, İzmit Akçakoca doğrulusunda, Karaçepüş ve Absuyu Gazi Abdurrahman doğrulusunda tam manasıyla fethedilmiş oldu.
Böylelikle asal amaç olan İznik'e gelen bütün yollar kesilmiş, İznik'in Bizans ile coğrafi irtibatları ortadan kalkmıştır oldu (1306).

Sebat ve Devamlılık Dönemi
1306 seneninden Osman Gazi'nin vefat ettiği 1324 senesine kadar geride bıraktığımız 18 senelik vakit dilimi Osmanlı Devleti için fethedilmiş toprakların demografik olarak millileştirilmesi, başlatılan kuşatmaların istikrarla sürdürülmesi ve devletleşme sürecinin olgunlaşması süreci olarak değerlendirilebilir.
Zira Osmanlı Devletinin kuruluşu ve Osman Gazi devresi konusunda elimizde tespit edilen yegâne kaynak olan Aşıkpaşazade (Osmanoğullarının Tarihi) 1306 seneninden Orhan Gazi devrine kadar olan vakit diliminde tek olay kaydetmemiştir.
Söz hususu vakit diliminde tek olay kaydedilmemiş olması nedeniyle bu devresi bilinmeyen†tek tarih dilimi olarak düşünemeyiz.
Zira Aşıkpaşazade, 1324'den ardından Orhan Gazi devresi konusunda de birçok malumat nakletmiştir.
Buradan hareketle 1306 “ 1324 seneleri arasındaki devresi kendisi atmosferi içinde değerlendirmek yerinde olacaktır.

Sakarya seferleri ardından devletin hudutları Bizans'ın kaim ve net olarak hükmettiği sınırlara kadar dayanmıştı.
Zira Osman Gazi'nin fethettiği bölgeler Bizans devletine bağlı tekfurluklar başka bir deyişle hudut valilikleriydi.
Bu valilikler Bizans hükümdarına bağlı kalarak kendilerine tahsis edilmiş bölgelerde, mahalli halktan vergi ve asker toplayarak varlıklarını devam ettirmekteydiler.
Bir bakıma Anadolu Selçuklu Devletinin uç beyliği olan Osmanlı Beyliği gibi tek hudut gücü ve ileri karakol vazifesi görüyorlardı.
Dolayısıyla Osman Gazi, tekfurlarla maç eder iken genellikle direk Bizans hükümdarının silahlı gücüyle değil hudut bölgelerde yaşam sürdüren köylerden devşirilen büyük küçük mahalli kuvvetlerle maç etmiştir.
Osman Gazi, Bizans tekfurlarıyla maç eder iken Bizans batı hudutlarındaki Bulgarlarla uğraşmakta, ikinci tek cephe oluşturamadıkları için Osman Gazi'nin akınlarına karşı koyamamaktaydı.

Osman Gazi döneminde devletin hudutları Kuzey Marmara hattında Sakarya Ovası, Akyazı ve Geyve hattına kadar genişlemişti.
İznik bütün cenahları ile kuşatılmış, Bizans'ın İznik'e ikmal ve askeri takviye sağlaması olanaksız duruma gelmişti.
Dolayısıyla sahip olunan şartlarda İznik'in fethi tamamlanmadan direk Bizans kuvvetleri doğrulusunda korunan bu bölgelere (Sakarya-Akyazı hattının ötesi) taarruz etmek olası görünmüyordu.
Güney Marmara hattında ise Yalova ve Bursa muayene altına alınmış, Bursa dışındaki tekfurlar bertaraf edilerek sınırlar Ulubat köprüsüne kadar genişlemişti.
Bursa Tekfurluğu da tıpkı İznik gibi bütün cenahları ile abluka altına alınmış ve aşılması olası görünmeyen hisarların ardındaki tekfur teslim olmaya zorlanmaktaydı.
Bu şartlar altında yeni fetihlerden evvel İznik ve Bursa kuşatmalarının tamamlanması zaruriydi.
Buradan hareketle 1306 seneninden ardından fütuhatın yavaşlaması Osmanlı Devletinin içerisinde yer aldığı şartlar gereği alışılmış olan tek vaziyet meydana gelmiştir.

Osman Gazi'nin Nihai Zamanları ve Orhan Bey
Osman Gazi, yakalandığı Gut hasalığının etkisiyle 1306 seneninden ardından silahlı gücünün başında sefere çıkmamış, devletin yönetimi kendisinde bulunsa da askeri vazifelerde erkek çocuğu Orhan'ı görevlendirmiştir.
Gerek Sakarya seferleri lüzum İznik ve Bursa kuşatmalarının tamamlanması Orhan Bey'in marifetiyle gerçekleşmiştir.

Orhan gerçekte Osman Gazi'nin iki oğlundan ufak olanıdır.
Orhan'ın ağabeyi olan Alâeddin Paşa, Orhan Gazi'nin münasip gördüğü emeliyle vezir olarak devletin idaresinde Osman Gazi'den ileri en yetki sahibi şahıs durumundaydı.
Alâeddin Paşa, bu vazifesi ile ilk Osmanlı veziri olma unvanına sahiptir.
Orhan Bey ise gazalarda elde ettiği muvaffakiyetler nedeniyle hükümdarlığa daha fazla yakıştırılır durumdaydı.
Buradan anlayacağımız emeliyle Osman Gazi, devasa erkek çocuğu Alâeddin Paşa'yı devlet idaresinde tek politikacı, Orhan Bey'i ise silahlı gücünün başında tek gazi olarak yetiştirmiştir.

Osman Gazi, hanımı ve kayınatası olan Şeyh Edebali'nin vefatından kısa bir müddet ardından vefat etmiştir.
Önce Şeyh Edebali vefat etmiş, sonrasında tek ay ardından kızı olan Osman Gazi'nin hanımı Malhun Hatun (Bala Hatun), hanımının vefatından 3 ay ardından ise Osman Gazi verimli tek ömrün nihayetinde Söğüt'de yaşama gözlerini yummuştur.

Osman Gazi'nin vefatı üstüne Orhan Bey, babasını vasiyetini adına getirerek naşını Bursa Gümüşlü Kubbe'deki kabristanına defnetti.
Osman Gazi'den ardından hükümdarın belirlenmesi Orhan Bey ile Alâeddin Paşa arasında barış yoluyla gerçekleşmiştir.
Aşıkpaşazade'nin naklettiği emeliyle Orhan, babasının kalıtı konusunda sayım yaptırmış, ağabeyi Alâeddin Paşa ile kalıt için mülahaza etmiş, ağabeyi olması nedeniyle soz hakkını Alâeddin Paşa'ya teslim etmiştir.
Alâeddin Paşa, kalıt olarak ölçülen mal ve mülkleri Hakk'a ilişkin olduğunu, bu malların emanetçisinin Osmanlı Devleti olduğunu, sorunun kalıtı ayrılmak değil bu emanetlere tek çoban bulunması olduğunu ifade etmiştir.
Bunun üstüne Orhan, o vakit çoban sen ol diyerek ağabeyine saltanat mak***** geçmesi için öneride bulunmuş, Alâeddin Paşa ise Kardeşim, babamızın duası ve yardımı seninledir.
Zaten kendisi yaşamında bu silahlı gücü sanat emanet edip ısmarlardı.
Şimdi çobanlık senin olsun demiştir.
Orhan, devlet mahiyetinin bu fikiri onaylaması üstüne hükümdarlık mak***** geçmiş, ağabeyi Alâeddin Paşa'ya devletin idaresinde kendine yardımcı olmasını rica etse de Alâeddin Paşa, Kite Ovasında tespit edilen Kodura köyünün kendine verilmesini isteyip devletin idaresini kardeşi Orhan'a bırakmıştır.
Alâeddin Paşa'nın bu ruhani bakışının altında Osman Gazi'nin kendini dedesi Şeyh Edebali'nin rahle-i tedrisine teslim etmiş olmasının hissesi büyüktür.
Alâeddin Paşa, dedesi Şeyh Edebali'nin hizmetinde bulunmuş, eğitim görmüş ve kendisinden feyiz alarak yetişmişti.
Buradan hareketle bir müddet Osman Gazi'nin vezirliğini yapan olsa da o yolunu Şeyh Edebali'nin izinden devam ettirmeyi seçmiştir.
Orhan'ın hükümdar olması üstüne de kendine tahsis edilen Kodura köyünde yaşayıp Kükürtlü'de yaptırdığı tekkede ilim emeliyle hayatını sürdürmüştür.
Günümüzde halen kendisinin soyundan gelenler Bursa'da yaşamaktadırlar.

Kimi kaynaklarda Osman Gazi'nin toplam 8 çocuğu bulunduğu geçmektedir (Orhan, Pazarlı, Çoban, Hamid, Alaeddin, Melik, Savcı, Fatma).
Elbette böylesi müreffeh tek ömürde Orhan ve Alâeddin'den farklı çocuklarının olması muhtemeldir.
Ancak hem Aşıkpaşazade'de hatta başka tarihi kaynaklarda bu mevzu ile ilgili ayrıntı mevcut değildir.
Anlaşıldığı emeliyle Orhan ve Alâeddin başka kardeşlerine lider vaziyettedir.


 
Son düzenleme:
Geri