Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Osmanlı Devleti Kayı beyi Osman Gazi doğrulusunda 1299 seneninde Söğüt beldesinde heyetmiş, gelişen senelerde süratle büyüyerek 200 sene içinde cihan devleti durumuna gelmiştir
Türk tarihinin Osmanlı evresini açıklarken beklide en fazla yoğunlaşmamız lüzumlenen safha devletin tesis süreci olması gereklidir.
Zira devletin toplumsal temellerini, gayesini, ilerleyişini, evrilişini ve her şeyden öte başlangıç noktasını doğru belirleme etmemiz, Osmanlının meydana çıkış sürecinden yıkılış sürecine kadar olan bütün evrelere bakışımızın olgunlaşmasını sağlayacak, tarihi tarihsel verilerle yorumlamamıza yardım edecektir.

Türkler, İç Asya’dan başlayan göç hareketleriyle 900 senelik tek serüvenle ismim ismim batıya gelişmiş (M.s.
150-1150), bazı kolları Avrupa’nın doğusuna kadar ulaşmış (Avrupa Hunları, Uzlar, Kıpçaklar, Kumanlar), bazı kolları Hazar Denizini Türk gölü durumuna getirmiş (Hazar Devleti), bazı kolları ise Selçuklulardan henüz erken dönemlerde Anadolu hudutlarına ulaşmışlardı (Oğuz Yabguluğu).
Ancak hiçbiri Sultan Alparslan gibi net ve geri dönülmez tek galibiyetle Anadolu’da tutunamamıştı.

Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan, 1071’deki destansı zaferinden ardından Anadolu’nun kapılarını Türk boylarına açmış, ata yurtları olan İç Asya’dan demografik ve politik çalkantılar hasebiyle tutunamayarak batıya doğru yaygın göç serüvenlerinde son yurtlarına ismim atabilmişlerdi.
Büyük Selçuklu Devletinin en kuvvetli döneminde Anadolu’nun kapılarını açan Türkler, Bizans’ın Anadolu’daki net hâkimiyetinin ortadan kalkmasından ardından Orta Doğu’dan gelen başka Semitik (Arap kökenli) toplumlarında Anadolu’ya yaklaşmalarının önünü açmıştı.
İlerleyen 100 senelik süreçte Devasa Selçuklu Devleti yıkılmış, Anadolu’nun bağrında bakiyelerinden yeni tek devlet kurulmuştu (Anadolu Selçuklu Devleti).

1071’den ardından Anadolu’nun verimli toprakları Türkler doğrulusunda akın akın vatan edinilmeye başlandı.
İç Asya’da tutunamayan Türk boyları, daha 2 asır evvel göçtükleri İran/Irak/Suriye hattındaki Müslüman Devletlerin birbirleri ile çatışmalarından uzaklaşmak ve Devasa Selçuklu Devletinin yıkılmasından ardından yeni ve henüz müreffeh yurtlar arayışına girmek için Anadolu’ya akın ediyorlardı.
Bununla beraber Selçuklulardan evvel Anadolu’ya yaklaşan Oğuzlar, Hazar Devletine bağlı göçebe Türk boyları, Karahanlı Devletinin ardılları ve Selçuklulardan ardından Anadolu’ya göç etmek mecburiyetinde kalan Harzemşahlar ve kuşkusuz İran/Irak/Suriye hattında Devasa Selçuklu Devletine tabi olan büyük küçük Fars ve Arap kabilelerde bu göç dalgasına katılmışlardı.
Anadolu, 1071-1200 seneleri arasında kesif ve istikrarlı göçlerle yeni ev sahipleri doğrulusunda vatan durumuna getiriliyordu.

Anadolu’nun Malazgirt muhabereyi evveli demografik yapısı epey kozmopolitdi.
Doğu Roma İmparatorluğu Anadolu’da yaşam sürdüren bölgedeki çeşitli toplumları paralı asker olarak kullanıyor, kazanın korumak karşılığında ise paralı askerlere ödediği fiyatları vergi ismi altında endirekt olarak geri alıyordu.
Alparslan’ın Anadolu’nun kapılarını açmasından ardından Doğu Roma’nın Anadolu üzerindeki tahakkümü ortadan kalkınca noktaya yaşam sürdüren toplumlar (Ermeniler, Gürcüler, Ufak Kafkas Prenslikleri, v.b.) Selçuklu Silahlı gücü ile savaşmaktan çekinerek ve hem de Doğu Roma’ya karşı Selçuklu Silahlı gücüne görev ederek yaşamda kalmaya çalışıyorlardı.

1071-1220 senelerindeki bu çalkantılı devre, Anadolu Selçuklu Devletinin en kuvvetli devresine kadar devam etti.
Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaeddin Keykubat döneminde ise(1220-1237) kazanın yazgınını değiştirecek ehemmiyetli ilerlemeler yaşandı.
İç Asya’dan başlayan Moğol akınları Anadolu sınırına kadar ulaşmıştı.
Moğol istilalarına kadar Anadolu’ya göçmemiş olan Türk boyları da mecburiyet gereği Anadolu’nun Osmanlı Devleti evveli nihai kalabalık göç dalgalarını oluşturdular.
Üstelik Gazne Devletinin en kalabalık bakiyesi olan Harzemşahlarda Anadolu sınırlarına kadar ulaşmış, 13.
Yüzyılın ilk haftalarında meydana çıkan bu politik çalkantı Anadolu’daki Selçuklu hakimiyetini tehdit etmeye başlamıştı.
Artan Moğol baskısı ve Eyyubi Devletinin ardılları ile kötü giden politik münasebetlerden ardından bölgedeki ehemmiyetli güçlerden bir tanesi olan tek başka Türk Devleti Harzemşahlar ile savaşın eşiğine gelinmiş, Selçuklu hâkimiyetini kabul etmiş olan Ermeniler, asi ve kalabalık tek Türk boyu olan Artuklu ve Mengüçlü beyliği Anadolu Selçuklu Devletine bağlılığını reddederek bağımsızlıklarını ilan etmeye girişim etmişlerdi.
Bu keşmekeş Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini derinden sarsmaya başladı.
İlerleyen senelerde Moğol tehdidinin yükselmesi Anadolu Selçuklu Devletinin otoritesini kaybetmesine sebep oldu.
Bu vaziyet Selçuklu devletine bağlı beyliklerin başına emir hareket etmelerine yol açtı.
Anadolu’da yerleşik duruma gelmiş olan Türk boyları ise bundan sonra kendisi kaderlerini belirleme etmek zorundaydılar.

1250’li senelerden ardından Anadolu tam manasıyla tek otorite boşluğuna sürüklendi.
Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın vefatından ardından adına geride bıraktığımız erkek çocuğu 2.
Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246), devleti ayakta tutmakta zorlandı.
Irak-İran-Suriye hattından göç eden Türkmenler itikadı değişiklikler hasebiyle (Alevilik-Sünnilik) ayrışmış ve devlet doğrulusunda vatan verilmeyince tarihe Babai başkaldırısı olarak geride bıraktığımız olay gerçekleşmiş, bu hadisenin sonucunda Gıyaseddin Keyhüsrev tahtını terk ederek kaçmıştı.
Keyhüsrev, ardından yeniden tahtına geçse de hükümdarın otoritesinin sarsılmış olması Selçuklu Devletinin merkezi idaresini zayıflatmaya yetti.
Moğollar ise kendilerine karşı ekleyebilecek pek efor olarak gördükleri Selçukluların zayıflamasını fırsat bilerek Anadolu’ya ilk saldırılarını gerçekleştirdiler.
1243’de yaşanan Kösedağ savaşında yenilen Selçuklu Devleti Moğol hâkimiyetini kabullenmek mecburiyetinde kaldı.
Selçuklu Devleti bundan sonra Moğol hükümdarları doğrulusunda atanan valiler doğrulusunda yönetiliyor, Selçuklu sarayı Moğol tahakkümü altında varlığını devam ettirmeye çalışıyordu.

Moğol idaresini kabullenmek mecburiyetinde kalan 2.
Gıyaseddin Keyhüsrev’in vefatından ardından Selçuklu Devleti içinde saltanat mücadeleleri baş göstermeye başladı.
Anadolu’nun verimli topraklarında gözü olan Moğollar için bu devasa tek fırsat oldu.
Kendilerine boyun eğmeyen boylar ve aşiretler üstünde eziyet uygulamaktan imtina etmeyen Moğollar (İlhanlı Devleti) tarih kayıtlarındaki tahminlere göre 400 Binden fazla Türkmen köylüyü vahşice katletti.

Anadolu onlarca beylik, yüzlerce aşiret ve milyonlarca Türkmen doğrulusunda vatan edinilmiş fakat merkezi tek yönetim doğrulusunda yönetilemeyen keşmekeş tek coğrafya durumuna gelmişti.
Türkmenler bundan sonra kendisi kaderlerini belirleme etmek zorundaydılar.
Bu minvalde kendisi istikbalini çizen boylardan Kayılar Anadolu Selçuklu döneminin nihai aşamasında güçlenerek Osmanlı Devletinin temellerini attılar.

Anadolu Beylikleri Dönemi
Anadolu Selçuklu Devleti, Kösedağ Muhabereyi ardından Moğol tahakkümü altına girmeye başladığında merkezi otorite sarsılmış, Anadolu’da tespit edilen beylikler Moğol tahakkümü altına giren Selçuklu saltanatına bağlılığını yitirmişti.
13.
Yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise vaziyet henüz da vahim tek hal aldı.
Selçuklu saltanatı mücadelelere sahne oluyor, birbiri ile konuda muhabakaya varamayan varisler kendisi hâkimiyetlerini ilan ederek devletin coğrafi hudutlarını bölüyor, Moğollar ise bu keşmekeşten istifade ederek Anadolu’yu yağmalıyordu.

Bu tarihlerde Anadolu’da Selçuklu Devletine tabi 9 beylik bulunuyordu.
Devletin batı hudutlarında Artuklu (Mardin) ve Dilmaçoğulları (Bitlis), kuzeyde Çobanoğulları (Kastamonu) ve Pervaneoğulları (Sinop), güney ve batı hudutlarında Alaiye (Alanya), Kaserioğulları (Balıkesir), Menteşoğulları (Milas), iç kısımlarda ise Karamanoğulları (Konya), Sahipataoğulları (Afyonkarahisar) beylikleri bulunuyordu.

Selçuklu devleti zayıfladıkça Anadolu beylikleri yerlerinde daha fazla soz sahibi oluyor ve kendisi içlerinde güçleniyor fakat Anadolu’da ki birlik azalıyordu.
Anadolu’yu birlikte tutan esas neden olan Selçuklu Devleti ise Moğollar doğrulusunda atanan ve kendisi emrinden çıkmayacak hükümdarlar doğrulusunda yönetiliyordu.
Selçuklu tahtına bundan sonra temsili hükümdar oturmaya başlamıştı.
Zira Anadolu beylikleri üstünde herhangi bir tahakkümü kalmamıştı.
Moğollar (İlhanlılar) 14.
Yüzyıldan ardından zayıf düşmeye ve efor kaybetmeye başladılar.
İlhanlılar 1295 seneninde İslamı resmi din olarak kabul etmişlerdi.
Ancak hem İlhanlı saltanat ailesi henüz evvel Budizmi kabul etmiş, sonrasında Şamanizme geri dönmüşlerdi.
Bu manada İslamı kabul etmiş olmaları İlhanlı saltanat ailesinin itikadi yönden ayrı tek cenderenin içine sürükledi.
Bu vaziyet devlet siyasetlerini da etkiledi.
İlhanlı devleti 1300’lü senelerden ardından zayıf düşmeye başlamıştı fakat bu vaziyet Selçuklu Devletinin toparlanması için kafi değildi.
Zira saltanat makamı ve devletin bütün idari mekanizmaları işlevselliğini kaybetmişti.
Son temsili Selçuklu hükümdarı 2.
Mesut Han’ın vefatından ardından Moğollar adına tek hükümdar belirleme etmese de Mesut Han’ın adına geçecek kimse bulunmadığı için Selçuklu Devleti fiilen sona ermiş oldu (1308).

Kayılar
Kayılar, orijinleri bakımından 24 oğuz boyundan biri olarak varlıklarını yüzlerce senedir koruyan kuvvetli ve ehemmiyetli tek boydu.
Göktürkler ve Karahanlılar zamanlarında İç Asya’da varlıklarını sürdüren Kayılar, 9.
Yüzyılda Selçuklu Devleti içeriğinde genellikle Horasan ilçesinde varlıklarını sürdürmekteydiler.
Selçuklu tebaası olmayan fakat Selçuklu Devleti sınırları içinde başka Türk boyları gibi konar/göçer yaşam sürdüren Kayılar Anadolu’ya iki ayrı dönemde iki ayrı kol durumunda girdiler.
İlk ehemmiyetli Kayı kolu Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya giriş yapan ve gelişen senelerde güçlenerek Artuklu beyliğini kurmuşlardı.
Horasan ve Merv ilçesinde varlıklarını sürdüren tek başka Kayı kolu ise Moğol baskıları hasebiyle Batıya doğru sürüklenmiş, Harzemşahlar eşliğinde 12.
Yüzyılın sonlarında Anadolu’ya girmişlerdir.

Kayıların sayıca hatırı sayılır büyüklükte tek nüfusa mevcut olduğunu bünyesinden iki devasa beylik çıkarttığından hareketle görebiliyoruz.
Ancak Selçuklu devrinden evvel tarih sahnesinde ismine tek rastlanmamaktadır.
Bunun tahmin edilen nedeni Kayıların başka devasa Türk kitleleriyle beraber hareket etmemiş olmalarıdır.
Gerek Göktürkler devrinde, lüzum Karahanlılar döneminde tarih kayıtlarına düşmüş ve ulaşabildiğimiz tarih kayıtlarına tesir edecek tek politik tezahürün içerisinde bulunmadıkları düşünülebilir.
Ancak varlıklarını yüzlerce sene devam ettirebildiklerini, Anadolu’ya göç ettiklerinde ise yaklaşık 70 bin çadırlık geniş tek nüfusa sahip olduklarını düşünecek olursak kendisi kaderlerini kendileri belirlemiş, geçte olsa Türk Tarihindeki yerlerini 12.
Yüzyıl bakımından almışlardır.

Kayılar, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesi ile Anadolu Beylikleri’nin bağımsız ve kendisi başlarına yönetim edilmeye başlandığı dönemde Bizans’a karşı elde ettiği başarılar sonucunda güçlenmiş, tahminen 40 senelik tek sürecin nihayetinde İmparatorluk durumuna gelerek Osmanlı Devletinin kurucu öğeleri olmuşlardır.

Osmanlı Devletinin kuruluşu sürecinde baş rolü üstlenen Kayı Boyunun Anadolu’daki varlıkları Devasa Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’ya giren Türk boyları kadar külüstür değildir.
Kayılar Anadolu’nun Türkleşmesinden tahminen 100 sene ardından Anadolu’ya girmişlerdir.

Kayılar, Moğol saldırılarının tesiriyle İç Asya’dan batıya doğru göç hareketine girişen Türk boyları eşliğinde Devasa Selçuklu Devletinin karar sürdüğü İran coğrafyasına göç etmişlerdi.
Ancak Devasa Selçuklu Devleti 1157’de yıkılınca İran coğrafyası Abbasilerin tahakkümü altına girmeye başladı.
Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasından ardından merkezi tek yönetime bağlı olmasalar da vilayetlerin idaresi halen Devasa Selçuklu Devleti doğrulusunda görevlendirilmiş olan valilerinin elinde bulunuyordu.
Selçuklu valileri Abbasilerin yerlerinde hâkimiyet kurmasını istek etmiyorlardı.
Aynı şeklinde Moğol baskısıyla İç Asya’dan göç eden göçebe Türk boyları da Müslüman olmalarına karşın Arap hükümdarlar doğrulusunda yönetilmek istemiyorlardı.
Selçuklu valileri ve göçebe Türk boyları bu ortak menfaat çevreninde buluşarak Abbasi akınlarına karşı ittifak kurdular.
Bu dönemde Kuzey İran coğrafyası Selçuklu ardılları olan Türklere, alanda epey zamandır yaşam sürdüren göçer Türkmenlere, Kuzey Karadeniz hattında yaşayıp hazar denizi üstünden İran’a göç eden Tatarlara ve Moğol baskısıyla İç Asya’dan göç eden göçebe Türk boylarına ev sahipliği yapıyordu.
Selçuklu valileri Türkmenleri, Tatarları ve göçebe Türklerin en kuvvetli unsurlarından olan Kayıları ikna ederek Abbasi akınlarına karşı tek ittifak oluşturdular ve bulundukları bölgeyi (Horasan/Merv kentleri) Abbasi akınlarından korudular.
Bu başarıda en devasa hisseye bulunduran Kayılar hem Devasa Selçuklu Devleti ertesi İran coğrafyasında başsız kalmış olan Türkmenlerin bağlılığını kazandı hatta devasa tek nüfuz kazanarak bölgedeki Türk kitlelerin liderliğini üstlendi.

Kayılar bu tarihte tahminen 20.000 çadırlık kalabalık tek oymaktı.
Bölgedeki Türkmenler ve Tatarlar ise 50.000 çadırdan meydana gelen defa henüz kalabalık tek nüfusa sahipti.
Kendilerinden sayıca az olmalarına karşın Kayı beyi Süleyman Şah’ın giriştiği savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar ve Kayıların elde ettiği başarılar Türkmen ve Tatarları etkiledi.
Yeni ve kuvvetli tek öncü arayan bu Türk kitleleri Süleyman Şah’a biat ederek Kayı boyuna katıldılar.
Kayılar bundan sonra 70.000 çadırdan meydana gelen şaşırtıcı tek efor öğeyi durumuna gelmişlerdi.
70 bin çadırlık tek nüfus tahminen 50.000 kişilik tek savaşçı silahlı gücü anl***** geliyordu.
Oymağın korunması için vazifelendirilen askerler hesaba katıldığında ise minimum 30.000 askerlik tek kez kuvveti mevzubahis oluyordu ki; bu rakam devasa tek savaşın yazgınını belirleyebilecek tek muharip neden olmaları için epey yeterli olacaktır.

Kayılar devletsiz ve töresiz kalmış, hem Moğollar hatta Abbasiler doğrulusunda amaç durumuna gelmiş İran coğrafyasında varlıklarını devam ettirmek adına Gaza etmek ve Anadolu’da heyetmiş ve gittikçe güçlenmekte olan Anadolu Selçuklu Devleti’ne yakın alabilmek kasıtıyla Anadolu’ya göç etmeye hüküm verdiler.
Anadolu göçlerindeki ilk durakları Ahlat oldu (1191).
Burada defa kısa müddet kalan Kayılar, sonrasında evvel Erzurum’a ardından ise Erzincan’a yerleştiler.
Ahlat, Erzurum, Erzincan hattı Anadolu Selçuklu Devleti ile Harzemşahlar devleti arasında hudut hattı durumundaydı.
Doğusunda Harzemşahlar Moğol akınlarına karşı koymaya, Batısında Anadolu Selçuklu Devleti Anadolu’daki hâkimiyetini güçlendirmeye ve Haçlı seferlerine karşı koymaya çalışıyordu.
Kayılar ne Anadolu Selçuklularına ne de Harzemşahlara tabi olmadılar ve kendisi kaderlerini kendileri belirleme etme gayretine giriştiler.
Yaklaşık 30 sene süresince Erzurum ve Erzincan’da yaylayıp kışladılar fakat geçirdikleri onca saate karşın umduğunu bulamayan Süleyman Şah, esas vatanı olarak gördüğü Türkistan coğrafyasına geri dönmeye hüküm verdi.
Genç ve kahraman tek bey olarak ayrıldığı Türkistan’a şimdi yaşlanmış, ömrünün nihai demlerini yaşam sürdüren tek bey olarak geri dönüyordu.


 
Son düzenleme:
Üst Alt