Niğbolu Savaşı (Zaferi)

IkRa

Üye
Mesajlar
102
Puanları
18
Konum
aLem-i ervaH
Tepkime puanı
10
Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı silahlı güçleri arasında, 25 Eylül 1396 tarihinde uygulanan alan muhabereyi.
Osmanlı Devletinin, Avrupa kıtasındaki fetihleri, ilk olarak Papa olmak suretiyle tüm Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu.
Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı.
Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve etrafı surların içerisine sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi.
Osmanlı akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a gerçekleştirdikleri akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı.
Bundan farklı, Ege denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten ardından, bu beyliklere üye korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu.
Ancak, esas tehlikeyi hisseden, Macarlardı.
Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in, Avrupa’dan takviye isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u tek Haçlı seferine çağrı etmeleri, tahtlarını tehlikede gören kralları, şato, mâlikâne sahibi derebeyleri, Hıristiyan keşiş, papaz ve İslâm hilâlinin Haçlı salîbini ezeceği şüphesine kapılanları harekete geçirdi.

Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe nihai verildi.
Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika ve başka Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden oluşan 120.000 kişilik devasa tek ehl-i salîb (Haçlı) silahlı gücü toplandı.
Harekete geride bıraktığımız Haçlılar, Macaristan’dan ardından iki kola ayrıldı.
Macar kralı Sigismund’un idaresindeki esas devasa kol, evvel Sırbistan yönünde yürüyerek Tuna Vadisine ulaştı ve nehrin sol sahilini izleyerek Osmanlı toprağına girdi.
Sonra Tuna’yı geçerek Vidin, Orsava ve Rahova şehirlerini zaptederek, buralardaki Türkleri kılıçtan geçirdiler.
Sonra da Niğbolu önüne geldiler.

Nevers kontu Jan’ın idaresindeki Fransızlar, Budin’den ardından Erdel üstünden Eflak’a geçerek, Eflak voyvodası eşliğinde Niğbolu’da başka kuvvetlerle birleşti.

Haçlılar ilerlerken, Katoliklik taassubuyla, Balkanların Ortodoks Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler.
Osmanlıların müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi; can, mal, ırz tecavüzüne uğrayarak, defa zarar gördü.

Niğbolu’ya gelen Haçlılar, Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini, karadan ve nehirden kuşattılar.
Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar, Sultan Bayezid Han (Yıldırım) ve Osmanlı silahlı gücünün görünmemesi, Haçlıları ümitlendirdi.

Macar Kralı Sigismund, burada meşhur şövalyeler, prensler ve seçme askerlerine verilen zafer ziyafetinde, Suriye’nin işgaliyle beraber Kudüs’ün alınmasından bahsediyordu.

Öte yandan Avrupa’daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip, silahlı güçlerinin, Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise, İstanbul kuşatmasını tehir ederek, kuvvetlerini Edirne’de topladı.
Kara Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri hızla toplanarak Boğazlardan geçip, Edirne’de Padişaha yetiştiler.
Rumeli askerleri de Edirne’de Bayezid Hana katılmışlardı.
Yıldırım Bayezid Han, yerine yakışan tek hızla Tuna boylarına doğru yürüdü.
Osmanlı silahlı gücü, Filibe-Şıpka Geçidi yolu ile Niğbolu’ya ilerlerken, Tırnova’da besin maddeleri tedarik eden Haçlılarla karşılaştı.
Bunlar tutsak alındı.
Kaçanlar, Osmanlı silahlı gücünün hızla geldiği haberini ulaştırdılar.
Bu beklenmeyen tek durumdu.
Mareşal Bubiko, Bayezid Hanın, Tırnova’ya gelebileceğine tek türlü olasılık veremiyordu.
Türklerin savaş kabiliyetlerini iyi bilen Kral Sigismund, haberin doğruluğunu araştırma için, ileriye bulgu kuvvetleri gönderdi.
Bayezid Hanın Gazi Evrenos kumandasındaki liderleri, Sigismund’un bulgu kollarını etkisiz hâle getirdiler.
Osmanlı silahlı gücü, Niğbolu’nun on kilometre kadar güneyine sokuldu.
Cephesini kuzeye sunarak ordugâh kurdu.

Niğbolu’ya yaklaşan Osmanlı silahlı gücü, bulgu kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı.

Aniden Osmanlı silahlı gücünü karşılarında gören Haçlılar silâhbaşı ettiler.
Kral Sigismund, şipşak tek savaş dîvânı toplayıp muharebe nizamını belirledi.

25 Eylül 1396 sabahı, Avrupa’nın dört köşesinden toplanmış 120 000 kişilik Haçlı silahlı gücü ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı silahlı gücü karşı karşıya geldikleri vakit, Osmanlı silahlı gücünün savaş nizamı şöyleydi:
Birinci hem de Saruca Paşa kumandasında hafif piyadeleri teşkil eden azap askerleri, solda şehzâde Süleyman Çelebi kumandasında Rumeli askeri, sağda Şehzâde Mustafa Çelebi ve Anadolu beylerbeyi Kara Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri, ortada yeniçeriler vardı.
Timarlı sipahiler sağ ve sol yanlara yerleştirilmişti.
Sadrazam Ali Paşa, Rumeli beylerbeyi Firuz Bey, Malkoç Bey, sol kanattaki kuvvetlerin arasında bulunuyordu.
Ön hatlara piyadeleri koyup, net neticesi, süvari askere bırakan Osmanlı savaş niz***** karşılık, neticeyi yaya askere yükleyen Haçlı silahlı gücü ise, önde birinci hem de süvari şövalyeler, ikinci hem de Macar kralı, sağ yanda Stefan Laskoviç kumandasında Hırvatlar, solda Voyvoda Mirça kumandasında Ulahlar olmak suretiyle tertibat almıştı.
Ayrıca gerisini Tuna Nehrine ve kuşatmakta bulunduğu Niğbolu kazasına dayamıştı.

İki silahlı güç, bu savaş düzeninde karşılaştılar.
Fransız süvarileri, muzaffer olmak hissiyle ilk evvel taarruz ettiler.
Bu taarruz, Sultan Bayezid Hanın komuta ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı.
Merkez kuvvetlerinin önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler.
Yeniçeri askeriyle karşılaştılar.
Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin devasa tek bölümü imha edildi.
Sol koldan Şehzâde Mustafa ve Anadolu kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da, tasari gereğince, Osmanlı merkez kuvvetleri, tek oran geri alındı.
Osmanlı silahlı gücünün geri çekilişi, Fransızların kaybını henüz da arttırıp, kurulan kıskacın içerisine girdiler.
Osmanlı savaş taktiğini bilen Sigismund’un tavsiyelerini dinlemeyip, henüz da ilerlediler.
Plan gereğince, üçüncü muharebe hattı da iki kola ayrıldı.
Fransızlar, Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal edince, zafer kazandıklarını zannettikleri anda, Sultan Bayezid Hanın kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar.
Zafer sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına yeniden binmek istedilerse de, hilâlin kıskacı kapandığından geri dönemediler.
Macar Kralı Sigismund’un, müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler de kayıp sunarak geri çekilmek zorunda kaldı.
Kıskacın içindeki Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip, kalanlar tutsak alındı.
Üç saat içerisinde bütünüyle berbat edilen Haçlıların, en gözde birliklerine sahip Fransızların mağlûbiyeti, diğerlerinin taarruzuna olanak vermedi.
Eflak prensi Mirça, muharebe neticesinin Haçlılar için hüsran olacağını ön görü ederek, memleketine çekildi.
Karşı taarruza geride bıraktığımız Osmanlı silahlı gücü, hızla Sigismund’un üstüne saldırı etti.
İhtiyat kuvvetlerini dahi muharebeye sokan Macar kralı, Osmanlılar karşısında hiçbir muvaffakiyet sağlayamıyordu.
Sultan Bayezid Han, net neticeyi alabilmek için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz buyruğu verdi.
Haçlılar, paniğe kapılıp dağıldılar.
Kalabalık Haçlı silahlı gücü ile Niğbolu’ya gelmekte iken, silahlı gücünün şaşırtıcı sayısına bakarak; “Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız†diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan Sigismund, Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege Denizi yolu ile Mora’daki Modon Limanına, ardından da Dalmaçya’da karaya ayak bastı.
Oradan memleketine geçti.
Haçlılardan, muharebeye katılmayanlar ve kaçanlar, kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular.
Muharebede birçok asilzâde kumandan ve şövalye tutsak alındı.

Başta Papalık ve Bizans olmak suretiyle, tüm Hıristiyan âleminin, Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için, olanca imkânlarını seferber ederek hazırladıkları devasa Haçlı silahlı gücü, Sultan Bayezid Hanın karşısında direnç dahi edememişti.
25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu’da kazanılan zaferle, Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar Krallığına nihai verildi.
Macaristan’a devasa tek akın yapılarak defa miktarda tutsak alındı.
Haçlılardan alınan birçok ganimetle, ülkede imar faaliyetleri, sosyal takviye müesseseleri ve sanat yapıtları yapıldı.
Esirleri evvel Edirne’ye, oradan Gelibolu’ya gönderen, ardından da Bursa’ya gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han, fidye karşılığı hepsini serbest bıraktı.
Esirler arasında tespit edilen Korkusuz Jean ve kaları, “Bu zamandan ardından Yıldırım Bayezid’e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı silâh kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üstüne yemin ederiz†deyince, Bayezid Han;“Bana karşı silâh kullanmayacağınıza değin ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum.
Gidiniz, yine ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz.
Bana tek kere henüz zafer kazanmak olanağı sağlamış bulunursuzunuz.
Zîrâ ben, Allahü teâlânın dînini yaymak ve O’nun rızâsına kavuşmak için dünyâya gelmişim†diye konuştu.

Niğbolu Zaferi, gönderilen fetihnâmelerle, ülkenin her yönüne, Asya’daki hükümdarlara, Mısır sultanlarına, Irak ve Acem beylerine, Tatar hanına, Bursa kadısına müjdelendi.
Mısır’da tespit edilen Abbasî halifesi, kendine gönderilen zafernâmeye verilen cevapta, Bayezid Hana; “Sultan-ı İklim-i Rûm†unvanı ile hitap etti.
O günden ardından, Osmanlı hükümdarlarına sultan denilmesi âdet oldu.


 
Son düzenleme:
Üst Alt