Mustafa Kemal Atatürk ve Annesi

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
Mustafa Kemal Atatürk ve Annesi

MAKBULE ATADAN

"Zübeyde Hanım'ın dört çocuğu oldu fakat biri yaşadı"

"Büyük pederim ve büyük validem, Selanik'e bir saat mesafedeki Langaza'da otururlarmış.

Orada malları ve çiftlikleri varmış. Annem Zübeyde Hanım, bu çiftlikte büyümüş. O zaman güzel bir genç kızmış.

Bir gün yorgan kaplarken dizine yorgan iğnesi batmış.

İğneyi çıkartmak için hemen bir arabaya koyup Selanik'e getirmişler. İğne, doktor müdahalesiyle çıkarılmış.

Ama Selanik'in havasını beğenen annem çiftliğe dönmek istememiş.

Bu sıralarda Selanik'te bulunan ve henüz bekar olan babam, evleneceği kızı aramakla meşgulmüş.

Bize naklettiklerine göre babam, annemi şahsen tanımadan evvel onu rüyasında görmüş.

İşte bu sıralarda garip bir tesadüf babamı, rüyasında gördüğü genç kızla karşılaştırmış. Babam, annemi çok, pek çok beğenmiş.

Zaten evlenmek niyetinde olduğu için derhal ailesinden istemiş. İstemiş ama, veren kim?

Büyük validem bir hayli mukavemet göstermiş.

'Vermem, benim evlendirecek kızım yok' demiş.

Israr etmişler, rica etmişler. Nihayet büyük validem biraz yumuşamış.

'Sırmalı kaftan isterim, sırmalı fotin isterim, şunu isterim, bunu isterim' demiş durmuş.

O zaman babamın maaşı sadece 3 altın lira...Bu kadarcık para ile müstakbel kayınvalidesinin arzusuna cevap veremeyeceğini anlayan babam, işi başka şekilde halletmek çarelerini düşünmüş.

Annemin üvey kardeşini bularak kendisine yardım etmesini rica etmiş. Üvey dayım ne yapmışsa yapmış, büyük validemin de, annemin de gönlünü razı etmiş.

Annem Zübeyde Hanım'la, babam Ali Rıza Efendi, işte bu şartlar içinde ve bu kadar engellerden sonra evlenebilmişler.

İlk evlilik yılları çok mesut geçmiş. Validemin dört tane nur topu gibi çocuğu olmuş. Biri Mustafa, biri Fatma, biri Ahmet, diğeri de Ömer...

Hepsi ölmüşler.Yalnız Mustafa kalmış."

(Şemsi Belli, "Makbule Atadan Anlatıyor:

Ağabeyim Mustafa Kemal", Ayyıldız, 1959)
 
Atatürk ve Annesi

"Bu ana; oğluna daha beşik çocuğu iken vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış O’nu her çağında aynı akidelerle büyütmüş köyde şehirde tahsile sevketmiş ilim ve irfan aşılamıştı. Yetişen mevkiini bulan halaskar oğlunu o Mustafa kemal yapmıştı.

Anasını ziyaretlerinin her birinde Atatürk o’nun mübarek elini büyük bir saygıyla öperdi. Sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür Mustafa hatta Mustafacık olurdu.

Çankaya’da bu ana-oğul görüşmelerinin birinde şahit olduğum bir vaziyeti kıymeti hudutsuz olan bayan Zübeyde’nin faal zekasının bir numunesi olarak arz edeceğim.

Atatürk anasının elini öptü. Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk’ü bağrına basmak istiyordu. O’nu kucakladıktan sonra Aziz Türk Milleti’ne eşsiz bir halaskar kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalıydı.

Fakat öyle olmadı bahtiyarlığını gülen ve şirin yüzünden okurken o Büyük Türk Anası kolları arasında uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk:

- "Ne yapıyorsun anne" dedi. Elini çekmek istedi.

Bayan Zübeyde sükunetle ve kat’i bir ciddiyetle:

- "Be senin ananım sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebaasıyım. Elini öpebilirim" cevabını verdi.

Oğlunun elini öpmekten ziyade bayan Zübeyde bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu.

Büyük Türk Anası sayın bayan Zübeyde’yi ne zaman hatırlasam gözlerim yaşarır O’nun buna benzer hatıraları önünde derin hürmet duyarım. Bu mülakat sayesinde gerek O’nu ve gerekse oğlunu her ikisinin büyük terbiye ve nezaket kabiliyetlerini daha yakından tanımıştım.

(Cevat Abbas Gürer)
 
Geri