Muhalefetin adayı kim olmalı? ANKET

🕒 Konu sahibi 2 saat önce aktifti

Aday Anketi

  • Kemal Kılıçdaroğlu

  • Ekrem İmamoğlu

  • Mansur Yavaş

  • Sürpriz bir isim?

  • İnan hiç fark etmez


Sonuçlar yalnızca oylamadan sonra görülebilir.
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bana göre AKP’nin en büyük başarısı sağın alternatifinin yine sağ olduğu, muhalefetin de sağın diliyle konuşması gerektiği, halkın özü itibariyle sağcı bir karakter taşıdığı yönündeki ezberin genel bir kanaat haline getirebilmesi ve kanıksatmış olmasıdır. Muhalefet açısından siyaset “sağın oyunu kim alacak” gibi bir yarışa girmiş durumda. Dolayısıyla bu CHP’nin tarihiyle, geleneğiyle, ilkeleriyle yabancılaşması anlamına geliyor ve karşı tarafı da meşrulaştırıyor. Özellikle Türkiye siyasi tarihinde yaşanmış birçok hadise CHP eliyle dolaylı olarak temize çekiliyor(örneğin Sivas Katliamı gibi). CHP bugün laiklik kelimisini utanarak ağzına alıyor.vs. Peki şunu soralım kendimize: İYİP’in ülkücülükten, Saadetin islamcılıktan vazgeçmediği ortamda CHP neden sosyal demokrasiden, cumhuriyetten vazgeçmek zorunda? İttifaklar olsun evet, asgari müşterek kimi konularda buluşulsun ama bu ilkelerinden ödün vermek anlamına gelmemeliydi. Sağı sağcılaşarak meşrulaştırdığı zaman, yani ittifaklarla beraber sağın oyunu almak için partiyi de sağa çektiğiniz zaman özellikle sol yanı ağır basan yurttaşlar şikayet ediyordu. Ama zaten halk sağcı diyorsanız şikayet etmemelisiniz neden bunu-şunu söyledi diye. Oysa tüm bunların aksine ben halkın sağcı olduğunu düşünmüyorum. Halkı ne yöne çekerseniz o tarafa doğru gidebilme refleksi de var. Bunun kolay olmadığını da biliyorum ama 20 yılda (sağcılaşarak)bir arpa boyu yol alamamış olmak bir yana, daha da geriye gidildiğini görmek zor değil. Bu ülkede halkın sol değerler ile buluştuğu zamanlar da oldu ayrıca. Zaten Kılıçdaroğlu’ndan kimse sol yelpazenin en solunda durmasını beklemiyordu ama en azından asgari düzeyde toplumu-seçmeni dönüştürmeyi bir plana dahi koymadılar ve o şekilde oy almak istediler. Bu da bugün ve belki de yarın(bu şekilde devam ederse) AKP’siz AKP rejiminin devamlılığına neden olacak.

Özellikle son 3 yılda Kılıçdaroğlu için siyaseten çok büyük bir alan açıldı. Pandemi ve yarattığı toplumsal tahribat, ekonomik çöküş, açlık, adaletsizlik vs… Bu süreçte şuna dikkat ettim: Kılıçdaroğlu ne zaman “5’li çeteden hesap soracağım, haksız elde ettiği varlıkları kamulaştıracağım”, “elektriği kamulaştıracağız” minvalinde sol söylemler ürettiğinde anketlerde oyları arttı. Ve “ilginçtir” bu tür söylemlere yönelik ilk tepki AKP’den önce İYİP’lilerden geldi. Tüm bu açlığı yokluğu vs bırakıp sağın diliyle(örneğin türban çıkışı) konuştuğu zaman da oyları düştü. Yerden yere vuruldu(bence haklı olarak, ama Türkiye halkının sağcı olduğunu bu nedenle sağcılaşması gerektiğini söyleyenler tarafından haksız olarak). Beraberinde toplumsal tahribat yaratabilecek bazı gelişmeler daha yaşandı. Örneğin iyip çevresi Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını seçilmesi önünde engel olarak propaganda etti. 6-7 milyon oy almış bir parti ile diyalog kurmaya çalışmasından rahatsızlık duydu, masadan kalkarız dedi. Kamuculuğun kıyısından köşesinden söz edince yerlerinden zıpladılar. Aklıma ilk etapta gelen bu 3 şey ve belki daha fazla şey Türkiye’nin en kilit konuları ve İYİP’liler masada sırf “halk sağcı mecburlar” retoriği ile hareket ederek tehdit etti. Çözülmesini de yada bu yönde bir adım atılmasına da RTE’den önce onlar karşı çıkar-çıkıyor. KK’nın yerine de merkez sağdan gelen Karadenizli müteahhit imamoğlu yada ülkücü harekettin bağrından kopmuş Mansur’u görmek istemeleri boşuna değil.


İyip her ne olursa olsun MHP’den kopmuş ülkücü bir fraksiyon. Yani geçmişleri ve bağlı oldukları siyasi gelenek belli. MHP’den ayrılma sebepleri ülkeyi çok sevip demokrasi aşığı olmalarından değil, mevcut siyasi konjonktürde kendilerinin yer alabileceği bir alan bulamamaları. “Kazanacak aday olsun” diye bir söylem türettiler ama bunun esas karşılığı “seçimden sonra bize konum kazandırabilecek biri olsun” şeklinde özetlenebilir. Bu konum sadece bakanlık değil, bakanlık ve dolaylı olarak onun altında yer alan yüzlerce bürokrat koltuğu ve onun da kendilerine açacağı rant sahası. Çok uzattım farkındayım lakin yine de yazmasam bir yerleri eksik bıraktığımı düşünecektim o nedenle bitireyim;

Seçim kazanılır, geçer gider ama aday-ittifak tercihlerimiz yarını değiştirecek. Ben şahsi olarak bu kadar rezilliği AKP’siz AKP rejimi devam etsin diye çekmiş olmak istemiyorum. İyip’de bana göre o rejimin garantörü konumunda. Selamlar
Abi güzel ve etraflıca yazmışsın eline sağlık. Müsadenle ben de bir iki yere ekleme yapayım.

Evvela seçmene sağ kimliğinin atanması Menderes dönemine dayanır. Halihazırda kayda değer kısmının muhafazakar olduğu bu topluluğun Sağ zeminine oturtulması pek güç olmadı. Burada kritik olan seçmene sağ kimliğinin atanması değil, sol ve sosyalizmin bir "kötü" haline getirilmesi ki bu mesele Menderes öncesi döneme dayanır. Sol bir evil haline gelirken Sağ ise zamanla güvenli bir liman oldu. Anti-Rusçu tutum, Sol'un kriminal görünmesi ve en önemlisi Sol'un muhafazakar-mütedeyyin tandanslı bireyler için bir dinsizlik alameti olması Sağ'ın her geçen gün güçlenmesini sağladı ve nihayetinde seçme kendini öyle ya da böyle Sağ'ın herhangi bir noktasında buldu. Halk reaya kimliğinden tam manasıyla kurtulamadan kendini bir anda Sağ'ın pençesinde buldu. Yıllar içerisinde Menderes, Demirel ve Özal gibi liderlerle yoğrulan bu kitle Akp'ye pek radikal olmayan ve Merkez'de yoğunlaşmış bir halde teslim edildi.

Akp'nin başardığı şey ona miras kalan bu soft muhafazakar kitleyi lider kültünün etrafında kenetlenen radikal bir muhafazakar kitle haline getirmek oldu. Akp, kendisine Anap, Dyp ve Refah/Fazilet'ten miras kalan kitleyi Merkez'den Sağ'ın en sağına sürüklerken kendisi dışında kalanları da kendi hallerine bırakmadı ve onların da Merkez'den Sağ'a doğru kaymasına sebebiyet verdi. Erdoğan bu noktada bir hamle daha yaptı ve yarattığı mütedeyyin kitleyi artık muhafazakarlaşmış milliyetçi kitleyle harmanlayıp Sağ'ın kontrolünü tamamen eline aldı ta ki İyi Parti kurulana kadar. Bu anlamda İyi Parti'nin o devasa bloğu kırması gerçekten çok kritik bir öneme sahip. Kılıçdaroğlu'nun günden güne radikalleşen o mütedeyyin ve milliyetçi muhafazakar kitleyi İyi Parti ile bölmüş olması Erdoğan'ın son yıllarda yaşadığı en büyük yenilgidir ki o günden sonra Akp'nin kurduğu blok sürekli çatırdayıp sallanır hale geldi ve en nihayetinde İstanbul ve Ankara'nın alınmasıyla o sarsıntı Erdoğan tarafından dahi hissedilir hale geldi.

Ben burada da defalarca aynı şeyi ifade ettim, sağ ile sağcılık yarıştırılmasını doğru bulmuyorum. Diğer taraftan seçmen kitlesinin en az %90 oranında Sağcı olduğunu da kabul ediyorum. Muhtemelen kabul etmeyeceksindir ama bugün Akp'den Hdp'ye kadar hemen her partimiz Sağcı. Birinin diğerinin solunda durması onu "Solcu" yapmıyor ne yazık ki. Aynı şey halk için de geçerli. Akp'li bir bireyin bir parça solunda kalmak kimseyi Solcu yapmaz ve yapmıyor da. Bir kere bunun ayırdında olup yorumlarımızı buna göre yapmakta yarar var. Kendisini solcu diye tanımlayan insanların kayda değer kısmı olduğu şeyi değil, olmak istediği şeyi söylüyor. Hdp'yi ele alalım. Doğu ve Güneydoğu'da feodal beylerle ve tarikatlarla dirsek temasında olan bir partinin Solcu olduğunu iddia edebilir miyiz? Hepsi bir yana milliyetçilik noktasında Mhp'den pek de uzakta olmayan bir partiye "Sol" diyebilir miyiz? Şunu kabul edelim, bugün muhafazakar ve hatta mütedeyyin seçmen tabanı düşünüldüğünde Akp'den sonra en büyük yönelim Hdp'yedir. Bütün bunları alt alta topladığımızda ne sol değerlerle ne de solculukla ortak paydada buluşabilir Hdp. Hatta bana göre Merkez'den Sağ'a doğru giden bir doğrultuda Hdp hemen hemen İyi Parti ile aynı konumdadır. Bunlara bir de Chp'nin kendini Sol'da sanan ama esasında Merkez'in bir parça sağında kalan seçmenini eklediğinde Türkiye'nin seçmen kitlesi ortaya çıkıyor. Halkın belli dönemlerde Sol değerlerle yan yana gelmesi halkın Solcu olduğuna delalet değildir. Sol'un değerleri insanidir, evrenseldir. Bir radikal sağcı dahi günün birinde bu değerlerle yan yana gelebilir.

“Kazanacak aday olsun” diye bir söylem türettiler ama bunun esas karşılığı “seçimden sonra bize konum kazandırabilecek biri olsun” şeklinde özetlenebilir. Bu konum sadece bakanlık değil, bakanlık ve dolaylı olarak onun altında yer alan yüzlerce bürokrat koltuğu ve onun da kendilerine açacağı rant sahası.
Bu kısım özellikle dikkatimi çekti. Bu seçimde şu cümlelerin önüne hangi partiyi koyarsan koy doğru analiz yapmış olursun. Ben şu cümleyi Hdp'nin Kılıçdaroğlu'nu özellikle istemesine karşın söylesem doğruyu söylemiş olurum. Aynı şeyi İyi Parti'nin Mansur Yavaş'ı istemesini için söylesem yine doğruyu söylemiş olurum. Akp sonrasında ortaya devasa bir pasta çıkacak. Herkesin kendini en büyük dilime konumlandırmaya çalışması siyasetin doğasında olan bir şey.

Yazacak epey bir şeyim vardı ama dağınık olmaması adına uzatmak istemedim. Ben Akp sonrası Neo-Akp'ye en şiddetle karşı çıkanlardan birisiyim. Ülkemiz seçmeninin Akplileştirilmesine de karşıyım. Sağ zihniyetin bu denli tahakküm kurmasını da sakıncalı buluyor ve partilerin teker teker Sağlaşmasını da kaygıyla izliyorum. Bir anlatı çağında yaşıyoruz. Haliyle seçmen bu anlatılara her an maruz kalıyor. Partiler de doğal olarak Sağlaşmamanın bir bedeli olacağından korkuyor. Sağlaşmayan seçmen şiddetli bir ses çıkartamadığından dönüp dolaşıp herkes ve her lider Sağlaşıyor.
 
Bana göre AKP’nin en büyük başarısı sağın alternatifinin yine sağ olduğu, muhalefetin de sağın diliyle konuşması gerektiği, halkın özü itibariyle sağcı bir karakter taşıdığı yönündeki ezberin genel bir kanaat haline getirebilmesi ve kanıksatmış olmasıdır. Muhalefet açısından siyaset “sağın oyunu kim alacak” gibi bir yarışa girmiş durumda. Dolayısıyla bu CHP’nin tarihiyle, geleneğiyle, ilkeleriyle yabancılaşması anlamına geliyor ve karşı tarafı da meşrulaştırıyor. Özellikle Türkiye siyasi tarihinde yaşanmış birçok hadise CHP eliyle dolaylı olarak temize çekiliyor(örneğin Sivas Katliamı gibi). CHP bugün laiklik kelimisini utanarak ağzına alıyor.vs. Peki şunu soralım kendimize: İYİP’in ülkücülükten, Saadetin islamcılıktan vazgeçmediği ortamda CHP neden sosyal demokrasiden, cumhuriyetten vazgeçmek zorunda? İttifaklar olsun evet, asgari müşterek kimi konularda buluşulsun ama bu ilkelerinden ödün vermek anlamına gelmemeliydi. Sağı sağcılaşarak meşrulaştırdığı zaman, yani ittifaklarla beraber sağın oyunu almak için partiyi de sağa çektiğiniz zaman özellikle sol yanı ağır basan yurttaşlar şikayet ediyordu. Ama zaten halk sağcı diyorsanız şikayet etmemelisiniz neden bunu-şunu söyledi diye. Oysa tüm bunların aksine ben halkın sağcı olduğunu düşünmüyorum. Halkı ne yöne çekerseniz o tarafa doğru gidebilme refleksi de var. Bunun kolay olmadığını da biliyorum ama 20 yılda (sağcılaşarak)bir arpa boyu yol alamamış olmak bir yana, daha da geriye gidildiğini görmek zor değil. Bu ülkede halkın sol değerler ile buluştuğu zamanlar da oldu ayrıca. Zaten Kılıçdaroğlu’ndan kimse sol yelpazenin en solunda durmasını beklemiyordu ama en azından asgari düzeyde toplumu-seçmeni dönüştürmeyi bir plana dahi koymadılar ve o şekilde oy almak istediler. Bu da bugün ve belki de yarın(bu şekilde devam ederse) AKP’siz AKP rejiminin devamlılığına neden olacak.

Özellikle son 3 yılda Kılıçdaroğlu için siyaseten çok büyük bir alan açıldı. Pandemi ve yarattığı toplumsal tahribat, ekonomik çöküş, açlık, adaletsizlik vs… Bu süreçte şuna dikkat ettim: Kılıçdaroğlu ne zaman “5’li çeteden hesap soracağım, haksız elde ettiği varlıkları kamulaştıracağım”, “elektriği kamulaştıracağız” minvalinde sol söylemler ürettiğinde anketlerde oyları arttı. Ve “ilginçtir” bu tür söylemlere yönelik ilk tepki AKP’den önce İYİP’lilerden geldi. Tüm bu açlığı yokluğu vs bırakıp sağın diliyle(örneğin türban çıkışı) konuştuğu zaman da oyları düştü. Yerden yere vuruldu(bence haklı olarak, ama Türkiye halkının sağcı olduğunu bu nedenle sağcılaşması gerektiğini söyleyenler tarafından haksız olarak). Beraberinde toplumsal tahribat yaratabilecek bazı gelişmeler daha yaşandı. Örneğin iyip çevresi Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını seçilmesi önünde engel olarak propaganda etti. 6-7 milyon oy almış bir parti ile diyalog kurmaya çalışmasından rahatsızlık duydu, masadan kalkarız dedi. Kamuculuğun kıyısından köşesinden söz edince yerlerinden zıpladılar. Aklıma ilk etapta gelen bu 3 şey ve belki daha fazla şey Türkiye’nin en kilit konuları ve İYİP’liler masada sırf “halk sağcı mecburlar” retoriği ile hareket ederek tehdit etti. Çözülmesini de yada bu yönde bir adım atılmasına da RTE’den önce onlar karşı çıkar-çıkıyor. KK’nın yerine de merkez sağdan gelen Karadenizli müteahhit imamoğlu yada ülkücü harekettin bağrından kopmuş Mansur’u görmek istemeleri boşuna değil.


İyip her ne olursa olsun MHP’den kopmuş ülkücü bir fraksiyon. Yani geçmişleri ve bağlı oldukları siyasi gelenek belli. MHP’den ayrılma sebepleri ülkeyi çok sevip demokrasi aşığı olmalarından değil, mevcut siyasi konjonktürde kendilerinin yer alabileceği bir alan bulamamaları. “Kazanacak aday olsun” diye bir söylem türettiler ama bunun esas karşılığı “seçimden sonra bize konum kazandırabilecek biri olsun” şeklinde özetlenebilir. Bu konum sadece bakanlık değil, bakanlık ve dolaylı olarak onun altında yer alan yüzlerce bürokrat koltuğu ve onun da kendilerine açacağı rant sahası. Çok uzattım farkındayım lakin yine de yazmasam bir yerleri eksik bıraktığımı düşünecektim o nedenle bitireyim;

Seçim kazanılır, geçer gider ama aday-ittifak tercihlerimiz yarını değiştirecek. Ben şahsi olarak bu kadar rezilliği AKP’siz AKP rejimi devam etsin diye çekmiş olmak istemiyorum. İyip’de bana göre o rejimin garantörü konumunda. Selamlar
Genel hatları ile değerlendirmene katılıyorum.

Ama minik bir ek de ben yapayım. AKP den ziyade devletin bir başarısı var burada.

AKP nim kuyruğuna MHP yi, CHP nin kuyruğuna da İYİ Partiyi takarak sağ tandansı ve "devlet aklını" her halükarda koruyabilecek bir politika inşa ettiler.

Bu sayede iktidar devlet ile paralel hareket etmeye başladı. Muhalefet gibi gözüken de yapı da devletin çizdiği sınırlar içerisinde muhalefet yapar oldu. O sınırların aşılma tehlikesi doğduğunda da İYİP fren görevi gördü.

Denge/fren mekanizmasını bu sayede inşa ettiler. Sınırları çizilmiş bir siyaset içerisinde iktidar olunuyor yahut muhalefet ediliyor. Sınırın dışına çıkmaya çalışanlar da direkt olarak kriminalize edilip, vebalı gibi davranılıyor.

Türkiye ve dünyadaki gençlik de politik bir gençlik olmakla birlikte politik bilinçten uzak yetiştiği için son 10 yılda onlar da çizilen bu sınırın farkında dahi olmadan sınır içi muhalefet yapıyorlar.

Umut görmüyorum o yüzden. Ehveni şer yalnızca.
 
Abi güzel ve etraflıca yazmışsın eline sağlık. Müsadenle ben de bir iki yere ekleme yapayım.

Evvela seçmene sağ kimliğinin atanması Menderes dönemine dayanır. Halihazırda kayda değer kısmının muhafazakar olduğu bu topluluğun Sağ zeminine oturtulması pek güç olmadı. Burada kritik olan seçmene sağ kimliğinin atanması değil, sol ve sosyalizmin bir "kötü" haline getirilmesi ki bu mesele Menderes öncesi döneme dayanır. Sol bir evil haline gelirken Sağ ise zamanla güvenli bir liman oldu. Anti-Rusçu tutum, Sol'un kriminal görünmesi ve en önemlisi Sol'un muhafazakar-mütedeyyin tandanslı bireyler için bir dinsizlik alameti olması Sağ'ın her geçen gün güçlenmesini sağladı ve nihayetinde seçme kendini öyle ya da böyle Sağ'ın herhangi bir noktasında buldu. Halk reaya kimliğinden tam manasıyla kurtulamadan kendini bir anda Sağ'ın pençesinde buldu. Yıllar içerisinde Menderes, Demirel ve Özal gibi liderlerle yoğrulan bu kitle Akp'ye pek radikal olmayan ve Merkez'de yoğunlaşmış bir halde teslim edildi.

Akp'nin başardığı şey ona miras kalan bu soft muhafazakar kitleyi lider kültünün etrafında kenetlenen radikal bir muhafazakar kitle haline getirmek oldu. Akp, kendisine Anap, Dyp ve Refah/Fazilet'ten miras kalan kitleyi Merkez'den Sağ'ın en sağına sürüklerken kendisi dışında kalanları da kendi hallerine bırakmadı ve onların da Merkez'den Sağ'a doğru kaymasına sebebiyet verdi. Erdoğan bu noktada bir hamle daha yaptı ve yarattığı mütedeyyin kitleyi artık muhafazakarlaşmış milliyetçi kitleyle harmanlayıp Sağ'ın kontrolünü tamamen eline aldı ta ki İyi Parti kurulana kadar. Bu anlamda İyi Parti'nin o devasa bloğu kırması gerçekten çok kritik bir öneme sahip. Kılıçdaroğlu'nun günden güne radikalleşen o mütedeyyin ve milliyetçi muhafazakar kitleyi İyi Parti ile bölmüş olması Erdoğan'ın son yıllarda yaşadığı en büyük yenilgidir ki o günden sonra Akp'nin kurduğu blok sürekli çatırdayıp sallanır hale geldi ve en nihayetinde İstanbul ve Ankara'nın alınmasıyla o sarsıntı Erdoğan tarafından dahi hissedilir hale geldi.

Ben burada da defalarca aynı şeyi ifade ettim, sağ ile sağcılık yarıştırılmasını doğru bulmuyorum. Diğer taraftan seçmen kitlesinin en az %90 oranında Sağcı olduğunu da kabul ediyorum. Muhtemelen kabul etmeyeceksindir ama bugün Akp'den Hdp'ye kadar hemen her partimiz Sağcı. Birinin diğerinin solunda durması onu "Solcu" yapmıyor ne yazık ki. Aynı şey halk için de geçerli. Akp'li bir bireyin bir parça solunda kalmak kimseyi Solcu yapmaz ve yapmıyor da. Bir kere bunun ayırdında olup yorumlarımızı buna göre yapmakta yarar var. Kendisini solcu diye tanımlayan insanların kayda değer kısmı olduğu şeyi değil, olmak istediği şeyi söylüyor. Hdp'yi ele alalım. Doğu ve Güneydoğu'da feodal beylerle ve tarikatlarla dirsek temasında olan bir partinin Solcu olduğunu iddia edebilir miyiz? Hepsi bir yana milliyetçilik noktasında Mhp'den pek de uzakta olmayan bir partiye "Sol" diyebilir miyiz? Şunu kabul edelim, bugün muhafazakar ve hatta mütedeyyin seçmen tabanı düşünüldüğünde Akp'den sonra en büyük yönelim Hdp'yedir. Bütün bunları alt alta topladığımızda ne sol değerlerle ne de solculukla ortak paydada buluşabilir Hdp. Hatta bana göre Merkez'den Sağ'a doğru giden bir doğrultuda Hdp hemen hemen İyi Parti ile aynı konumdadır. Bunlara bir de Chp'nin kendini Sol'da sanan ama esasında Merkez'in bir parça sağında kalan seçmenini eklediğinde Türkiye'nin seçmen kitlesi ortaya çıkıyor. Halkın belli dönemlerde Sol değerlerle yan yana gelmesi halkın Solcu olduğuna delalet değildir. Sol'un değerleri insanidir, evrenseldir. Bir radikal sağcı dahi günün birinde bu değerlerle yan yana gelebilir.


Bu kısım özellikle dikkatimi çekti. Bu seçimde şu cümlelerin önüne hangi partiyi koyarsan koy doğru analiz yapmış olursun. Ben şu cümleyi Hdp'nin Kılıçdaroğlu'nu özellikle istemesine karşın söylesem doğruyu söylemiş olurum. Aynı şeyi İyi Parti'nin Mansur Yavaş'ı istemesini için söylesem yine doğruyu söylemiş olurum. Akp sonrasında ortaya devasa bir pasta çıkacak. Herkesin kendini en büyük dilime konumlandırmaya çalışması siyasetin doğasında olan bir şey.

Yazacak epey bir şeyim vardı ama dağınık olmaması adına uzatmak istemedim. Ben Akp sonrası Neo-Akp'ye en şiddetle karşı çıkanlardan birisiyim. Ülkemiz seçmeninin Akplileştirilmesine de karşıyım. Sağ zihniyetin bu denli tahakküm kurmasını da sakıncalı buluyor ve partilerin teker teker Sağlaşmasını da kaygıyla izliyorum. Bir anlatı çağında yaşıyoruz. Haliyle seçmen bu anlatılara her an maruz kalıyor. Partiler de doğal olarak Sağlaşmamanın bir bedeli olacağından korkuyor. Sağlaşmayan seçmen şiddetli bir ses çıkartamadığından dönüp dolaşıp herkes ve her lider Sağlaşıyor.

Mesajın için teşekkür ederim. Katıldığım yerler olduğu gibi eleştirel yaklaştığım yerler de var. Konuyu dallandırmamak adına özet bir yorum yapmaya gayret edeyim.

Son 3 yıllık süreçte Kılıçdaroğlu için Ecevit tarzı sol-popülizm yapabileceği çok geniş bir alan vardı. Bunu yapamama sebebi mevcut kurduğu ittifak. Örneğin CHP siyasi geleneği gereği kamuculuğu kısmen savunabilecekken ittifak nedeniyle bunu yapamadı. Laiklik demesi gerekirken bunları diyemedi. Cumhuriyetçilik vs gibi konulara yaslanamadı. İşte bunları topluma dillendirememin sebebi “acaba masa ne der” kaygısı. “İttifak öncesi de bunları dillendirmiyordu zaten” diyebilirsin. Ama konjonktür farklıydı bu dönem, ki söylemeyi de denedi. Ben bu söylemlerin ve uygulamaların çoğunu ülkenin geleceği açısından hayati görüyorum. Ve bu kadar hayati konuları İYİP gibi partilerin varlığı ve onlarla yapılan ittifak nedeniyle dillendirilmemesini topluma zarar olarak yazıyorum. Siyaset -son birkaç haftayı saymazsak- uzunca bir dönemdir onların jargonuyla yürüyor. Ve bu şekilde meşrulaşıyorlar. Muhalif çevrede daha fazla alıcı buluyorlar. CHP her ne kadar başarısızlıklarla dolu 20 yıl geçirmiş olsa da, her dönem laiklik, kamuculuk, eşitlik, kadın hakları, adalet gibi kavramlarda hassas olan muhalif bir tabanı oldu. Rahatsızlık duyan toplumsal kesim varlığını defalarca toplumsal olaylarla gösterdi. İşte iyip gibi yapılar ve diğer masa bileşenleri bu toplamın zihnine de tecavüz ediyor. Bunun yaratacağı tahribat en ufak bir haksızlığa ses çıkaramayan, onu Allah’a havale eden yada milliyetçi kimi referanslarla geçiştiren bir toplum şeklinde daha fazla karşımıza çıkabilir. Beni endişelendiren tarafı hep bu olmuştu. Yoksa gerçekten inanılmaz beklentiler içerisinde değilim.

Bu ittifak öyle yada böyle bozulacak. Seçimden sonra yada başka türlü. İYİP’in varlığı iyi mi kötü mü olmuş, o zaman göreceğiz.
 
  • Beğen
Tepkiler: glu
Genel hatları ile değerlendirmene katılıyorum.

Ama minik bir ek de ben yapayım. AKP den ziyade devletin bir başarısı var burada.

AKP nim kuyruğuna MHP yi, CHP nin kuyruğuna da İYİ Partiyi takarak sağ tandansı ve "devlet aklını" her halükarda koruyabilecek bir politika inşa ettiler.

Bu sayede iktidar devlet ile paralel hareket etmeye başladı. Muhalefet gibi gözüken de yapı da devletin çizdiği sınırlar içerisinde muhalefet yapar oldu. O sınırların aşılma tehlikesi doğduğunda da İYİP fren görevi gördü.

Denge/fren mekanizmasını bu sayede inşa ettiler. Sınırları çizilmiş bir siyaset içerisinde iktidar olunuyor yahut muhalefet ediliyor. Sınırın dışına çıkmaya çalışanlar da direkt olarak kriminalize edilip, vebalı gibi davranılıyor.

Türkiye ve dünyadaki gençlik de politik bir gençlik olmakla birlikte politik bilinçten uzak yetiştiği için son 10 yılda onlar da çizilen bu sınırın farkında dahi olmadan sınır içi muhalefet yapıyorlar.

Umut görmüyorum o yüzden. Ehveni şer yalnızca.
Tam da buna dair eklemeler yapıyordum sevgili dostum. Ama sen benden daha iyi ifade etmişsin. Teşekkür ederim <3
 
Yeteri kadar Sağ olmayan herkesin aşırı solda kaldığı distopya….



Odatv denen tipleri ciddiye almanın lüzumu yok ama neredeyse 80 yıldan fazladır devam eden şeytani bir sol anlatısını da görmezden gelmemek gerek. Kılıçdaroğlu ve masa çıkmazı da aynı anlatının neticesi ne yazık ki.
 
Twitterdaki milliyetçi hesapların ideolojik aday gazlamasının sonucunu yaşıyoruz.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri