Meme Kanseri ve Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey
Meme Kanseri
Meme kanseri kadınlarda en fazla görülen kanserdir. Meme kanseri, hücrelerin kanser niteliği kazanması sonucu oluşur. Dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanseri her 8-10 kadından birinde yaşam boyunca oluşmaktadır. Fakat çok az kişi bunun önemini anlamakta veya risk altında olduğunun farkına varmaktadır.
Yeni tedavi seçenekleri giderek artmakla birlikte, meme kanserinde başarı erken tanıdan geçmektedir. Meme kanserine erken tanı konulursa hastalıktan kurtulma şansı %96’dır. Bu sebeple erken tarama tetkiklerini yaptırmak ve sizi erkenden uyaracak ve doktora başvurmanızı sağlayacak belirtileri iyi bilmek gerekmektedir.
Meme kanseri riskini artıran unsurlar:
• Yaş: 25 yaşındaki her 20.000 kadından birinde meme kanseri görülürken, 80 yaşına ulaşan kadınlarda bu risk her 8 kadında bire çıkmaktadır.
• Aile öyküsü: Ailesinde, özellikle birinci derece yakınlarında risk altındadır.
• Adet başlangıç ve menapoz yaşı: Erken yaşta adet görmeye başlayanlar ve geç menapoza girenlerde (50 yaşından sonra), meme dokusu daha uzun hormon etkisinde kaldığı için meme kanseri riski artmaktadır.
• Doğum ve emzirme: Hiç doğum yapmamak, geç doğum yapmak.
• Hormon tedavileri: Menapoz sonrası kontrolsüz kullanılan hormon tedavileri riski artırmaktadır.
• Kilo: Aşırı kilolu olmak, yağlı beslenmek riski artırmaktadır.
• Genetik: Meme kanserlerinin yanlız %5-10’u genetik bir bozukluğa bağlıdır. Çift taraflı meme kanseri veya erkek akrabasında meme kanseri öyküsü olan kişilere genetik testlerin yapılması önerilmektedir.
• Doğum kontrol hapı: Riski artırdığı gösterilmemiştir.
• Diyet: Hayvansal gıdalardan sakınmak, yağlı gıdalardan kaçınmak, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak riski azaltmaktadır.
• Fizik aktivite: Kilo artışını önlemekte ve riski azaltmaktadır.
• Alkol: Düzenli kullanım riski artırmaktadır.
Belirtiler nelerdir?
Meme kanserinin en sık belirtisi memede ağrısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri göğüste oluşan geçici olmayan değişimler (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar), akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzere göğüs ucu belirtileridir. Tedavisi en kolay olan erken evredeki meme kanserleri tipik olarak hiçbir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir. Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır.
Meme kanseri riski nasıl azaltılabilir?
Meme kanseri riski günlük yaşamda yapılacak bazı değişikliklerle azaltılabilir. Kilo almamaya dikkat etmek, spor yapmak, yağ içeriği yüksek gıdalar yememek, sigara ve alkol kullanmamak ve menopoz sonrası hormon replasman tedavileri almamak yoluyla risk azaltılabilir. Ailede öyküsü ile genetik geçişli meme kanseri riski yüksek olanlarda yapılacak olan genetik analizler sonucunda genetik bir bozukluk saptanan hastalarda ise, her iki memenin cerrahi olarak çıkarılması ve yerine protez konması, yumurtalıkların alınması veya ilaç tedavisi gibi yöntemlerden birisi uygulanabilir.
Tanı nasıl konur?
Meme kanseri tanısı görüntüleme birimleri ve klinik muayene bulguları ile konur. Görüntülemenin temel direği yıllık mamografidir. Memenin yapısal özelliklerine ve bulgulara göre mamografiye meme ultrasonu eklenebilir. Eskiden analog cihazlarla çekilen mamografiler günümüzde dijital cihazlarla yapılmaktadır. Mamografi ve meme ultrasonunun bu konuda uzmanlaşmış bir meme radyoloğu tarafından ve en az 20 dakika süre ayrılarak yapılması gerekmektedir.
Biyopsi yapılmasının hastalığın ilerlemesine olumsuz etkisi var mıdır?
Kanserin kesin tanısına ancak biyopsi örneklerinin patoloji kliniğinde incelenmesi sonucunda ulaşılır. Biopsi olmadan sadece fizik muayene ve filmlere bakılarak kanserden şüphelenilebilir, ancak kesin kanser tanısı konulamaz ve tedavi başlanamaz. Halk arasında bazen başka kişiler örnek gösterilerek “Biyopsi yaptılar bir daha da iyileşemedi”, “Hastalığı daha kötü oldu” gibi söylentiler olmaktadır. Bunlar çok yanlış yorumlardır ve birçok hastanın gereksiz yere korkmasına, teşhisin gecikmesine ve bu sebeple var olan tedavi şanslarını da kaybetmelerine yol açabilmektedir. Biyopsi işleminin hastalığa olumsuz bir etkisi yoktur. Bu işlem sadece tanıyı koydurur.
Hastalık aşamaları nelerdir?
Kanser tanısı konduktan sonra hekiminiz öncelikle hastalığın yaygınlığını veya bir başka deyişle hangi aşamada olduğunu (evresini) saptayacaktır. Bu evreleme, uygulanacak tedavi yöntemlerine ve sıralamasına karar vermede gereklidir. Meme kanseri 4 ana evrede olabilir. Doğru evreyi saptamak için karına yönelik ultrasonografi veya tomografi, akciğer veya beyine yönelik bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme, kemik taraması, PET gibi tetkikler gerekebilir.
Meme kanseri nasıl tedavi edilir?
Hastalığın evresi, patolojik inceleme sonrası saptanan tümör özelliklerine göre cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedavi, ve biolojik tedaviler tek başlarına veya bir arada kullanılarak tedavi yapılmaktadır.
Meme kanserinde meme korunabilir.
Meme kanserine yakalanan kadınların tedavisinde memenin korunması mümkündür. “Hastada 2 cm’den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümör küçültülebilir. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi korumuş oluruz.
Meme kanseri tedavisinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişi vardır. İlk yöntem olan “radikal mastektomi”yi hakkında bilgi verelim. Memenin kendisinin yanı sıra memenin altında yer alan iki önemli adale de uzaklaştırılarak sadece göğüs duvarı bırakılıyor. Oradaki cilt dokusu ve koltuk altındaki lenf bezleri alınıyor. Büyük bir cilt defekti (kusur) meydana geliyor. Bunun kapatılması için deri grafti dediğimiz, vücudun değişik bölgelerinden cilt parçaları kesilip alınıyor ve göğüs duvarı üzerine yayılıyor.”
20 yıl öncesine kadar kullanılan bu yöntemden sonra, tıp dünyasında bu kadar geniş ve agresif bir cerrahiye gerek olmadığını bilimsel olarak kanıtlamıştır. Daha küçük cerrahi yöntemlerin uygulanmaya başlanmıştır. Buna “modifiye radikal mastektomi” denmektedir. Bunu açıklamak gerekirse, tümörün boyutu ne olursa olsun memenin tamamı çıkartılıyor ve koltuk altındaki lenf bezleri de çıkartılıyor.
Memeyi kaybetmek psikolojik travmaya yol açıyor.
Her iki ameliyat yönteminde de kolun ödem yaparak şişmesi şeklinde bir yan etki görülüyor. “Bir de tabii görüntüde meme olmayıp da sadece göğüs duvarının kalması hastalarda psikolojik travmaya da yol açabiliyor. Belki çoğu, özellikle Türkiye’de, benim için problem yok diyor, ama bunun birtakım olumsuz psikolojik etkileri olduğu biliniyor. Türkiye’de kadınlar göğüsteki kaybı, Amerika’daki ya da Avrupa’daki kadınlara kıyasla ne kadar algılıyor bilinmiyor.
Meme kanserine yakalanan kadınlar üzerindeki bu psikolojik etkilerin en aza indirilmesi için yapılan çalışmalarda, memenin korunmasının mümkündür. “Özellikle son zamanlarda geliştirilen iki önemli yöntem var: Birincisinde teknolojiden yararlanılıyor, diğerinde de kemoterapi denilen, kanser ilaçlarının kullanma zamanını belirleyerek memenin korunmasını mümkün hale getiriliyor. Her iki yöntemde de özellikle 2 cm’nin altındaki küçük meme tümörlerinde memenin tamamen çıkartılmasına gerek kalmıyor. Memenin korunması için kemoterapi yöntemine çok önem veriliyor. Hastada 2 cm’ den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümörü küçültülüyor. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi koruyor. Daha önce uygulanan yöntem, önce kanserin alınması, sonra kemoterapi ve radyoterapi uygulanması iken, yeni yöntemde önce kemoterapi ile tümör küçültülüyor, sonra alınıyor. Kişinin memesi küçük ve içindeki tümör 2 cm ve daha büyük boyuttaysa, meme koruyucu ameliyatı yaptığımız zaman o memenin şekli bozuluyor. Büyük bir memede meme koruyucu ameliyatı yaparken problem olmaz, çünkü zaten dokusu vardır. Bu durumda küçük memede tümörün boyu önem arz ediyor ve kemoterapi ile küçültülmesi gerekiyor. Vakaların yüzde 20-30’una varan bir kısmında kemoterapi uygulaması ile tümörün tamamen kaybolduğu gözleniyor. Yüzde 40-50’sinde de tümörün büyüklüğü yarıya iniyor. Tümörü küçültmek veya yok etmek, teknik olarak bizi memeyi koruyabilir hale getiriyor. Bunun yanında ameliyat öncesi verilen kemoterapiler, tümörün kemoterapiye olan duyarlılığı hakkında bize bilgi veriyor. Ayrıca koltuk altının alınması günümüzde neredeyse tamamen terk edilmiş bir yöntem. Eskiden tümörün yayılma ihtimali olduğu gerekçesiyle alınıyordu. Bütün bunların yanında meme koruyucu ameliyatların memenin tamamının çıkartılmasına yönelik eski ameliyat yöntemleri ile karşılaştırıldığında hasta sağ kalım oranları yönünden bir fark olmadığı gösterilmiştir.
Erken teşhis
“Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemli. Dünya Sağlık Örgütü, 40 yaşın üzerindeki bütün kadınların yılda bir kez mamografi ve meme ultrasonu yaptırmaları gerektiğini söylüyor. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olanlarda kontrollerin daha erken yaşlarda başlanması gerektiği belirtiliyor.”
UNUTMAYIN:
• Kendi kendine meme muayenenizi her ay düzenli olarak yapınız. Yeni bir şişlik veya yara ile karşılaşırsanız hemen merkezimize başvurunuz.
• Kırk yaş sonrasında mutlaka yılda bir kez mamografi yaptırınız.
• Erken tanı hayat kurtarır.
• Düzenli takiplerinizi yaptırınız. Meme kanseri belirtileri ve risklerini öğreniniz. Bunlardan birisi veya birkaçı siz veya yakınlarınızda varsa, hemen doktorunuza başvurunuz.
• Tanı ve tedavi için Meme Hastalıkları Ünitesi olan bir hastanede ısrarcı olunuz, çünkü en iyi sonuca birlikte ve uyumla çalışan profesyonel bir ekiple ulaşılabilir.
• Memeniz olmadan yaşamak zorunda değilsiniz. Memenizin tümör ameliyatı esnasında tekrar yapılabilmesi seçeneğini doktorunuzla mutlaka tartışınız.
• Memenizin hepsi veya bir kısmının alınması seçeneklerini ayrı ayrı konuşup her bir yöntemin farkını ve avantajlarını öğreniniz.
Evde meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?
1. Her banyodan sonra adetin 7. ila 10. gününde yapılmalıdır.
Ayna karşısında eller belde olacak şekilde durulur.
Bu sırada memenin rengine, boyutuna, şekline bakılır.
Her iki memenin eşit olması gerekmektedir.
Eğer meme derisinde çöküntü, kızarıklık, şişlik, meme başında içeri çökme veya meme başının diğer meme başına göre farklı yöne bakması meme problemi lehine bulgulardır.
2. Kollar yukarı kaldırılarak yukarıda sayılan değişiklikler tekrar aranır.
3. Yatar posizyonda her iki meme parmak uçları yardımı ile muayene edilir.
4. Benzer şekilde meme muayenesi ayakta yapılabilir. Hastaların bir kısmı meme muayenesini banyoda daha rahat yaptıklarını bildirmişlerdir. Muayene esnasında tüm memenin hissedilmesi gerekmektedir.
Meme Kanseri
Meme kanseri kadınlarda en fazla görülen kanserdir. Meme kanseri, hücrelerin kanser niteliği kazanması sonucu oluşur. Dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanseri her 8-10 kadından birinde yaşam boyunca oluşmaktadır. Fakat çok az kişi bunun önemini anlamakta veya risk altında olduğunun farkına varmaktadır.
Yeni tedavi seçenekleri giderek artmakla birlikte, meme kanserinde başarı erken tanıdan geçmektedir. Meme kanserine erken tanı konulursa hastalıktan kurtulma şansı %96’dır. Bu sebeple erken tarama tetkiklerini yaptırmak ve sizi erkenden uyaracak ve doktora başvurmanızı sağlayacak belirtileri iyi bilmek gerekmektedir.
Meme kanseri riskini artıran unsurlar:
• Yaş: 25 yaşındaki her 20.000 kadından birinde meme kanseri görülürken, 80 yaşına ulaşan kadınlarda bu risk her 8 kadında bire çıkmaktadır.
• Aile öyküsü: Ailesinde, özellikle birinci derece yakınlarında risk altındadır.
• Adet başlangıç ve menapoz yaşı: Erken yaşta adet görmeye başlayanlar ve geç menapoza girenlerde (50 yaşından sonra), meme dokusu daha uzun hormon etkisinde kaldığı için meme kanseri riski artmaktadır.
• Doğum ve emzirme: Hiç doğum yapmamak, geç doğum yapmak.
• Hormon tedavileri: Menapoz sonrası kontrolsüz kullanılan hormon tedavileri riski artırmaktadır.
• Kilo: Aşırı kilolu olmak, yağlı beslenmek riski artırmaktadır.
• Genetik: Meme kanserlerinin yanlız %5-10’u genetik bir bozukluğa bağlıdır. Çift taraflı meme kanseri veya erkek akrabasında meme kanseri öyküsü olan kişilere genetik testlerin yapılması önerilmektedir.
• Doğum kontrol hapı: Riski artırdığı gösterilmemiştir.
• Diyet: Hayvansal gıdalardan sakınmak, yağlı gıdalardan kaçınmak, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak riski azaltmaktadır.
• Fizik aktivite: Kilo artışını önlemekte ve riski azaltmaktadır.
• Alkol: Düzenli kullanım riski artırmaktadır.
Belirtiler nelerdir?
Meme kanserinin en sık belirtisi memede ağrısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri göğüste oluşan geçici olmayan değişimler (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar), akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzere göğüs ucu belirtileridir. Tedavisi en kolay olan erken evredeki meme kanserleri tipik olarak hiçbir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir. Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır.
Meme kanseri riski nasıl azaltılabilir?
Meme kanseri riski günlük yaşamda yapılacak bazı değişikliklerle azaltılabilir. Kilo almamaya dikkat etmek, spor yapmak, yağ içeriği yüksek gıdalar yememek, sigara ve alkol kullanmamak ve menopoz sonrası hormon replasman tedavileri almamak yoluyla risk azaltılabilir. Ailede öyküsü ile genetik geçişli meme kanseri riski yüksek olanlarda yapılacak olan genetik analizler sonucunda genetik bir bozukluk saptanan hastalarda ise, her iki memenin cerrahi olarak çıkarılması ve yerine protez konması, yumurtalıkların alınması veya ilaç tedavisi gibi yöntemlerden birisi uygulanabilir.
Tanı nasıl konur?
Meme kanseri tanısı görüntüleme birimleri ve klinik muayene bulguları ile konur. Görüntülemenin temel direği yıllık mamografidir. Memenin yapısal özelliklerine ve bulgulara göre mamografiye meme ultrasonu eklenebilir. Eskiden analog cihazlarla çekilen mamografiler günümüzde dijital cihazlarla yapılmaktadır. Mamografi ve meme ultrasonunun bu konuda uzmanlaşmış bir meme radyoloğu tarafından ve en az 20 dakika süre ayrılarak yapılması gerekmektedir.
Biyopsi yapılmasının hastalığın ilerlemesine olumsuz etkisi var mıdır?
Kanserin kesin tanısına ancak biyopsi örneklerinin patoloji kliniğinde incelenmesi sonucunda ulaşılır. Biopsi olmadan sadece fizik muayene ve filmlere bakılarak kanserden şüphelenilebilir, ancak kesin kanser tanısı konulamaz ve tedavi başlanamaz. Halk arasında bazen başka kişiler örnek gösterilerek “Biyopsi yaptılar bir daha da iyileşemedi”, “Hastalığı daha kötü oldu” gibi söylentiler olmaktadır. Bunlar çok yanlış yorumlardır ve birçok hastanın gereksiz yere korkmasına, teşhisin gecikmesine ve bu sebeple var olan tedavi şanslarını da kaybetmelerine yol açabilmektedir. Biyopsi işleminin hastalığa olumsuz bir etkisi yoktur. Bu işlem sadece tanıyı koydurur.
Hastalık aşamaları nelerdir?
Kanser tanısı konduktan sonra hekiminiz öncelikle hastalığın yaygınlığını veya bir başka deyişle hangi aşamada olduğunu (evresini) saptayacaktır. Bu evreleme, uygulanacak tedavi yöntemlerine ve sıralamasına karar vermede gereklidir. Meme kanseri 4 ana evrede olabilir. Doğru evreyi saptamak için karına yönelik ultrasonografi veya tomografi, akciğer veya beyine yönelik bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme, kemik taraması, PET gibi tetkikler gerekebilir.
Meme kanseri nasıl tedavi edilir?
Hastalığın evresi, patolojik inceleme sonrası saptanan tümör özelliklerine göre cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedavi, ve biolojik tedaviler tek başlarına veya bir arada kullanılarak tedavi yapılmaktadır.
Meme kanserinde meme korunabilir.
Meme kanserine yakalanan kadınların tedavisinde memenin korunması mümkündür. “Hastada 2 cm’den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümör küçültülebilir. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi korumuş oluruz.
Meme kanseri tedavisinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişi vardır. İlk yöntem olan “radikal mastektomi”yi hakkında bilgi verelim. Memenin kendisinin yanı sıra memenin altında yer alan iki önemli adale de uzaklaştırılarak sadece göğüs duvarı bırakılıyor. Oradaki cilt dokusu ve koltuk altındaki lenf bezleri alınıyor. Büyük bir cilt defekti (kusur) meydana geliyor. Bunun kapatılması için deri grafti dediğimiz, vücudun değişik bölgelerinden cilt parçaları kesilip alınıyor ve göğüs duvarı üzerine yayılıyor.”
20 yıl öncesine kadar kullanılan bu yöntemden sonra, tıp dünyasında bu kadar geniş ve agresif bir cerrahiye gerek olmadığını bilimsel olarak kanıtlamıştır. Daha küçük cerrahi yöntemlerin uygulanmaya başlanmıştır. Buna “modifiye radikal mastektomi” denmektedir. Bunu açıklamak gerekirse, tümörün boyutu ne olursa olsun memenin tamamı çıkartılıyor ve koltuk altındaki lenf bezleri de çıkartılıyor.
Memeyi kaybetmek psikolojik travmaya yol açıyor.
Her iki ameliyat yönteminde de kolun ödem yaparak şişmesi şeklinde bir yan etki görülüyor. “Bir de tabii görüntüde meme olmayıp da sadece göğüs duvarının kalması hastalarda psikolojik travmaya da yol açabiliyor. Belki çoğu, özellikle Türkiye’de, benim için problem yok diyor, ama bunun birtakım olumsuz psikolojik etkileri olduğu biliniyor. Türkiye’de kadınlar göğüsteki kaybı, Amerika’daki ya da Avrupa’daki kadınlara kıyasla ne kadar algılıyor bilinmiyor.
Meme kanserine yakalanan kadınlar üzerindeki bu psikolojik etkilerin en aza indirilmesi için yapılan çalışmalarda, memenin korunmasının mümkündür. “Özellikle son zamanlarda geliştirilen iki önemli yöntem var: Birincisinde teknolojiden yararlanılıyor, diğerinde de kemoterapi denilen, kanser ilaçlarının kullanma zamanını belirleyerek memenin korunmasını mümkün hale getiriliyor. Her iki yöntemde de özellikle 2 cm’nin altındaki küçük meme tümörlerinde memenin tamamen çıkartılmasına gerek kalmıyor. Memenin korunması için kemoterapi yöntemine çok önem veriliyor. Hastada 2 cm’ den büyük bir tümör varsa, hastaya ameliyat öncesinde kemoterapi uygulayarak tümörü küçültülüyor. Böylece sadece tümörün olduğu bölge ve çevresindeki sağlam dokuyla birlikte tümörü çıkararak memeyi koruyor. Daha önce uygulanan yöntem, önce kanserin alınması, sonra kemoterapi ve radyoterapi uygulanması iken, yeni yöntemde önce kemoterapi ile tümör küçültülüyor, sonra alınıyor. Kişinin memesi küçük ve içindeki tümör 2 cm ve daha büyük boyuttaysa, meme koruyucu ameliyatı yaptığımız zaman o memenin şekli bozuluyor. Büyük bir memede meme koruyucu ameliyatı yaparken problem olmaz, çünkü zaten dokusu vardır. Bu durumda küçük memede tümörün boyu önem arz ediyor ve kemoterapi ile küçültülmesi gerekiyor. Vakaların yüzde 20-30’una varan bir kısmında kemoterapi uygulaması ile tümörün tamamen kaybolduğu gözleniyor. Yüzde 40-50’sinde de tümörün büyüklüğü yarıya iniyor. Tümörü küçültmek veya yok etmek, teknik olarak bizi memeyi koruyabilir hale getiriyor. Bunun yanında ameliyat öncesi verilen kemoterapiler, tümörün kemoterapiye olan duyarlılığı hakkında bize bilgi veriyor. Ayrıca koltuk altının alınması günümüzde neredeyse tamamen terk edilmiş bir yöntem. Eskiden tümörün yayılma ihtimali olduğu gerekçesiyle alınıyordu. Bütün bunların yanında meme koruyucu ameliyatların memenin tamamının çıkartılmasına yönelik eski ameliyat yöntemleri ile karşılaştırıldığında hasta sağ kalım oranları yönünden bir fark olmadığı gösterilmiştir.
Erken teşhis
“Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemli. Dünya Sağlık Örgütü, 40 yaşın üzerindeki bütün kadınların yılda bir kez mamografi ve meme ultrasonu yaptırmaları gerektiğini söylüyor. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olanlarda kontrollerin daha erken yaşlarda başlanması gerektiği belirtiliyor.”
UNUTMAYIN:
• Kendi kendine meme muayenenizi her ay düzenli olarak yapınız. Yeni bir şişlik veya yara ile karşılaşırsanız hemen merkezimize başvurunuz.
• Kırk yaş sonrasında mutlaka yılda bir kez mamografi yaptırınız.
• Erken tanı hayat kurtarır.
• Düzenli takiplerinizi yaptırınız. Meme kanseri belirtileri ve risklerini öğreniniz. Bunlardan birisi veya birkaçı siz veya yakınlarınızda varsa, hemen doktorunuza başvurunuz.
• Tanı ve tedavi için Meme Hastalıkları Ünitesi olan bir hastanede ısrarcı olunuz, çünkü en iyi sonuca birlikte ve uyumla çalışan profesyonel bir ekiple ulaşılabilir.
• Memeniz olmadan yaşamak zorunda değilsiniz. Memenizin tümör ameliyatı esnasında tekrar yapılabilmesi seçeneğini doktorunuzla mutlaka tartışınız.
• Memenizin hepsi veya bir kısmının alınması seçeneklerini ayrı ayrı konuşup her bir yöntemin farkını ve avantajlarını öğreniniz.
Evde meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?
1. Her banyodan sonra adetin 7. ila 10. gününde yapılmalıdır.
Ayna karşısında eller belde olacak şekilde durulur.
Bu sırada memenin rengine, boyutuna, şekline bakılır.
Her iki memenin eşit olması gerekmektedir.
Eğer meme derisinde çöküntü, kızarıklık, şişlik, meme başında içeri çökme veya meme başının diğer meme başına göre farklı yöne bakması meme problemi lehine bulgulardır.
2. Kollar yukarı kaldırılarak yukarıda sayılan değişiklikler tekrar aranır.
3. Yatar posizyonda her iki meme parmak uçları yardımı ile muayene edilir.
4. Benzer şekilde meme muayenesi ayakta yapılabilir. Hastaların bir kısmı meme muayenesini banyoda daha rahat yaptıklarını bildirmişlerdir. Muayene esnasında tüm memenin hissedilmesi gerekmektedir.