Günlük Litürji Tonlamaları

🕒 Konu sahibi 9 saat önce aktifti
hUPavC.jpeg


”Biliyorsun merhamet, 7 ölümcül günah içinde en kötüsüdür. Bilgin olsun diye, diğer 6 günah şu şekilde sıralanıyor: Sönük ve hareketsiz olmak. Tereddüt etmek. Üzgün olmak. Boş hayaller kurmak. Suçluluk hissetmek. Minnettar olmak. “
I’m a Cyborg, But That’s OK (2006)​
 
R0fyWM.jpeg


*Collective memory loss in Sandsjöbacka. Shot on the elusive Aerochrome film, a since long discontinued colour infrared film. The film expired in 2011. Medium format, Hasselblad.*
 
Ay şuşum tamam okudum tekrar ne güzel mektupmuştu :*
 
gxPbTn.jpeg




Hepimiz düşüncemizi uyuklatan gündelik morfin dozunu alıyoruz. Alışkanlıklar, kötü huylar, yinelenen cümleler, bildik hareketler, tekdüze arkadaşlar, gerçekten nefret edilmeyen düşmanlar; bunların hepsi uyutur. Dopdolu yaşam... Yaşamı dopdolu yaşadığını söyleyebilecek kim var? Hepimizin boynuna tekdüzeliğin yuları geçirilmiş, hepimiz kim bilir neyi bekliyoruz? Bazılarının kafası daha karışık, ama bekleyiş hepimizin.


José Saramago, Çatıdaki Pencere
 
Y01de2.jpeg


ne söylersen söyle bu aşk ikimizindi
ikimizindi bir zamanlar aynı gökyüzü
bir samanın tutuşması gibi olan şey
biraz erzurumdu biraz rize biraz mardin
geniş, dingin, sürekli bir yurt gibi

ne söylersen söyle rüzgardır duyan
düşleri çağıran iri siyah gözleriyle
ve yanıbaşımızda mutlu kalan ne var ki
belki bir kuş akşamın ölü ağzındaki
sadece güldür dağılmış ayaklanmaya

ne söylersen söyle ruhum bağırıyor
acı içinde bağırıyor giden her şeye
uzak kapıların ses verip çağırmadığı
mutsuzluk değil mi biraz da şarkıdır
üzgün, kırık, iri bir gül gibi kanayan

ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz
çam seli halinde kalabalık bir orman
alıp götürecek bizi kuytu ölümlere
yaşamanın anlamını sorsam da söyleme
konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan.


Behçet Aysan/Dağılan Gül​
 
ez08Bt.jpeg


“Damarlarındaki kan okyanuslara döndüğünde
ve kemiklerin toprağa kavuştuğunda
bu toprakların sana ait olmadığını belki hatırlarsın.
Bu topraklara ait olan sensin..”​
 
tm1By5.jpeg




Sessizlik eski bir zaman ağzıyla gelip aramıza oturuyor. Yaşamadığım duygular, bilmediğim insanlar, eğilemediğim yüzler, gitmediğim yerler, kırılamadığım yürekler, salınamadığım evler, düşemediğim yollar, geçiyor buradan. Soruların yankılanması uzayıp gidiyor bu çember boyunca. Bu kolaycılık, bu sevgi dinletisindeki sahte hüznün sahibiyim. Gözlerim ve gözlerimin kararsız kanlanması. Birine yandım da kim olduğunu bilememenin o geçiştirilmiş acısı. Beni hiçbir yüreğe denk düşürmüyor içimdeki yangından başka. Başkasının acısında seyirci kalmanın rolünü ne de güzel, hiçbir açık vermeden yerine getiriyorum. İçimin açıklığını kim nasıl kapatacak şimdi benden başka? Yaşantının çehremde çizdirdiği duygu şeklinin içimde bir gerçekle karşılaşmadığını öğreniyorum. Yol, yolda kalınacak kadar güzel, ve ben bu yolun neresindeyim, yol neremden geçiyor? Anları topluyorum, sonra bir parçasında yaşayacaktım. Anlayamıyorum. Yaşam sorgulanamaz bir ayrıntı değilse, neden onca insan yaşamın berisinde kıyısında sürekli aksıyor? Yine vurulduğum uğultuya kulak kabartıyorum.
* * Aniden düşen yüzüne anlam veremiyorum.
* *“İnsan, insanın umududur, demiş zamanında biri.”
* * “İnsan, insanın bok umududur. İnsan insanın kanseridir. Çukurudur.”
* * Şaşırıyorum bu söylediklerine.
* * “Peki seni mutsuz eden, bu kadar öfkeli yapan ne?”
* * *“Dünyada olmak en büyük sebep.”


Mustafa Orman, Ovada Paldır Küldür​
 
İnsanlar her yerde birbirine benzer ve her yerde aynı zaaflarla aynı hataları işlerler.

Tanrı’ya Karşı Söylev​
 
Geri