Günlük Litürji Tonlamaları

🕒 Konu sahibi 11 saat önce aktifti
Sürekli sonuca odaklı olmanın kıyametini yaşayan bi’ zihin ile ne kadar sakin bir süreç yaşayabilirim bilmiyorum.

Yenmeye başlanılan bir yemek
Çıkılan uzun bir yol
Orgazm olmak için kondurulan ilk öpücük
Tanıştığın yeni bir insan
Aşık olduğun adam
Binlerce yıl önce başlayan insanlık
Yaktığın sigara
İzlediğin bir film
Dinlediğin müzik

Bunların hepsi fiiliyatta zevk, endişe, coşku, korku, mutluluk, tedirginlik verir, ama sonunu düşündüğün zaman onlarca olgu tek bir duyguya dönüşür; memnuniyetsizlik.

Ha size gelince..

Beğenilme kaygıları, içten övülme talepleri, mutlu görünme arzları, sümsük minnet duyma reveransları, eleştirerek güçlü görünme ikiyüzlülüğü, edilgen bir özgüven, mübalağa şımarık şikayetler, yüzünü görmediğiniz insanları, anne kedinin yavrusunu yalayarak temizlemesi gibi yalayarak o kişiyi aklamanız.. Benim yalnızlığım tam bir dramatik efekt.. Ve siz, bir filozof ya da yazar değilseniz sadece sizin mecburiyetliğinizdir yalnzılığınız.. bunu sevimli hayvan yavrularına benzetmeye çalışan bir diliniz varsa o dilin kemiğini kırıp daha fazla midemi bulandırmayın.
 
“Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir.
ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini.
aslında çok az tekrarlar
çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını,
öyle ki, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz,
sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı,
daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki?
belki dört, belki beş kez daha,
belki o kadar bile değil.
dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz?
belki yirmi.
ama yine de her şey, sonsuzmuş gibi gelir..”



rJ1Wz0.gif
 
Eskiye nazaran beyninizi aldırmış gibi yazılar yazıyor olmanızın sebepleri üzerine mesai harcıyorum.

Lütfen dikkat, eskiye nazaran, kıyasa konu yine siz.
 
Eskiye nazaran beyninizi aldırmış gibi yazılar yazıyor olmanızın sebepleri üzerine mesai harcıyorum.

Lütfen dikkat, eskiye nazaran, kıyasa konu yine siz.

Hedonik uyumsuzluğa bağlı duygu dengesizliğim mevcut ama beynimle ilişik bi’ küsüşüklüğümüz yok sevgili Prodesmotes. Siz yine de iş çalışma saatleri dışına çıkmayın naçizane. :papatya:
 
Her insanın denizlere açılan bi’ kapısı olmalı
Baktığı değil gördüğü bir duruluk
Sadeliğin hazzında unutulmuş dünyası olmalı
Telaşları yitik, içselliğine yenik
Gökyüzünü şiir şarkılarda değil başını yukarı kaldırdığında fark etmeli, izlemeli
İnceltilmiş bir zarafetle yaklaşmalı yaşama
Kristalleşmiş olmalı uğruna döktüğü her yaş
Başını alıp gitmesi gereken açık adresi olmamalı
Kapalı mektupları olmalı ama her şeyi açık
En çok beyazı sevmeli, üzerine istediği her rengi tamamlayabileceği
Hür olmalı, tek olmalı, kanatları olmalı, düşüşleri, gülüşleri
Muhtaçsız ve güçlü
Aidiyetsiz
Bu dünyaya değil kazık, çivi bile çakmamalı
Bağımsız olmalı
Riyasız ama asla rüyasız olmamalı
Gerisi iyilik hoşluk, benim için..
İçimden ırmaklar geçiyor bu gece..

MxS3ln.jpeg
 
”Yeni zenginler, henüz yeni zengin olduklarından, zenginliklerini her fırsatta gösterme ihtiyacı hissederler. Böylece cemiyete dahil olabileceklerini düşünürler. Mesela cemiyet hayatının olmazsa olmazlarından biri sergi açılışlarıdır. Yeni zenginler açılışa tam zamanında gelip kokteylin sonuna kadar dururlar. Herkesle konuşurlar; paparazzilere poz verirler; bütün içkilerden içerler; her gelen aperatifi yerler; “25 adımda sanat” gibi kitaplar okuyup kestirmeden edindikleri entelektüel birikimle ahkâm keserler. Eski zenginler (old money / vieux riche) ise galeriye açılıştan yarım saat sonra gelirler; aldıkları bir kadeh içkiyle bir kenarda sessizce takılırlar; kalabalığa pek karışmazlar; şampanyalarını yarım bırakıp erkenden çıkıp giderler. Çünkü bu etkinlik yeni zenginler için kendilerini gösterebilecekleri havalı bir olayken eski zenginler için nezaketen katıldıkları sıradan ve sıkıcı bir şeydir.

Mesela platin saçlı kokoşların konken partilerinde yeni zenginler kazanmaya çalışırken eski zenginler kaybederler. Bunu da dert etmezler, çünkü kumarda esas gösteriş kazanmak değil kaybetmektir. Hatta bazen kazanacakları eli kasten kaybettikleri bile olur. Poker masalarında kaybetmeyi hazmedemeyip hırs yapanlar genelde yeni zenginlerdir. Eski zengin bir milyon dolar kaybedip hiçbir şey olmamış gibi odasına gider.

Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby romanında, eski zenginlerden Tom Buchanan görkemli bir hayat yaşayan Jay Gatsby gibilerinden “istedikleri kadar zengin olsunlar, hiçbir zaman bizim gibi olamayacaklar” minvalinde bahseder. Gerçekten de bugün Bill Gates, Jeff Bezos ve Donald Trump gibi dünyanın en zengin insanları istedikleri kadar zengin olsunlar hiçbir zaman Astor, Vanderbilt, Rockerfeller ya da Du Pont gibi ailelerle yan yana konmazlar. Hatırlarsanız, görgüsüzlüğüyle bilinen, Mark Zuckerberg birkaç sene evvel 30 milyon dolar verip kendi evinin etrafındaki dört evi satın alarak yaşadığı muhiti kapatmıştı.
Aynı şekilde Ali Ağaoğlu da 3 milyon dolar verip gürültü yapan komşusunun evini almıştı. Dünyanın en zengin insanı da olsan fark etmez, yeni zenginlerde gösteriş ve görgüsüzlük hep yan yana gider. Bu neredeyse bir kuraldır.”
 
“Son çocukluk da bitmişti ömrümde
Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz
Kırlara bahar yetmese de içimde
Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar
Dilimde sözcüklerin çelik direnci

Sesimde ölüm rengine inat aşklar

Mavilikler yasaklandı gökyüzünde
Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim
Doğduğum gün adına "imge" dedim

Sevdim bütün insanları insan yanlarını
Sen de seveceksin

Dallarına su yürümüş ağaçlara güleceksin
Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne
Ateşi yüreğinle körükleyeceksin
Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı
Çiy de düşebilir anıların üstüne

En güzel ezgileri nehir ağzı denizlerde
Hep kendi sesinle türküleyeceksin
Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını
Adının sonsuz anlamında göreceksin

Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları
Soluğumu soluklarına kattım
Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım
Bir çocuk ölümleri ağlattı beni
Bir de türkülerde kalabalık ihanetler

Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine
Aşk adına sesimi sürdüm namlulara
En büyük eylemleri söz eyledim
Doğduğun gün adına "imge" dedim

Sen elbette sen olacaksın biliyorum
Sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum”

jWahA.gif
 
Bugün pek nedensiz seni özledim ben de.
Seninle son mektuplaştığımız günden beri yine çok şey değişti. Benim zaten hiçbir zaman düz ilerleyen bir yaşamım olmadı, biliyorsun. Bilenlerden biri sensin.
Seviyorum seni. Umarım iyisindir, yaşamında iyi giden şeyler vardır umarım. Umarım çok güzel çiğ köfteler yiyorsundur. fkjs

Umarım güzel filmler izleyip güzel müzikler dinliyorsundur. Umarım güzel cümleler okuyorsundur.
İnşallah bol bol gülümsüyorsundur.
İnşallah gittiğin davetlerde şöyle duruyorsundur :hıı:
çünkü tarzımız bu ksjf
Özlendin. İnşallah olmamanın sebebi yaşamındaki güzelliklerdir.
Öperim kocamanından.

Şöyle bir grup keşfettim. Bence seveceksin.



[YOUTUBE]E5XtmOXN7KU[/YOUTUBE]​
 
Sayfanı azcık karalayacağım ama benim sana her zaman kapım açık.:sırıt: :k1::k1::k1::k1:
 
“tırtılı, güneşi, nergisi, çocuğu
öptüm de teker teker
dört tane mıhtan dört mühür yaptılar elime *

abdi mi öten mürğ-i nevâ sâz-ı seher mi
ölen öldü, bize ölümün kolaylığı kaldı
gözyaşı mı didemden akan hun-ı ciğer mi
söylenen söylendi, bize lafın anca kurusu kaldı

-biraz daha sessizlik-

hata yapmak fırsatını âdem’e verdiler de
ben neden âdemoğlu sayılmadım **“

JW0t5R.jpeg
 
ydFLW7.jpeg


Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama*attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.


* * Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.


* * *Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. [...] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt*budur. Mutluluk budur.


Herman Hesse/Ağaçlar

Resim: Ivan Generalic/Resting under the tree
 
Misafir dediğin umduğunu değil bulduğunu yermiş. Buralar hiç yaşlanmamış hala ilk açıldığı gibi taze, sanki zaman değmemiş. Uzun zaman sonra buraya geldiğime göre burası çok değerli olmalı.

MâitreyaXayah
 
+Demek ben kibirliyim? İnsanları affettiğim için kibirliyim ha?
-Tanrı’mm..... Bu sözleri söylerken sözde alçakgönüllülük ediyorsun.. Kimsenin.. Beni dinle! kimsenin ama hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceğinden o kadar eminsin ki, herkesi bağışlıyorsun. Bundan daha kibir dolu bir davranış olamaz.
Sevgili kızım, başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri, kendin için asla kullanamazsın..

DAK0D7.jpeg
 
YxlqBC.jpeg


…önemsiz olaylardan oluşan dağları belleklerine neden yığdıklarını ve neden onları yüz defa belki de daha fazla eşeleyip durduklarını ve sanki yaşamaya değmiş bir yaşamın kanıtı olmaya uygunlarmış gibi sunduklarını da anlamıyorum. Benim yaşamımda, unutulmayı hak etmemiş olan çok fazla şey yoktu ve benim için korunmaya değer versiyonuyla, oldukça kısa bir ömür olmuştu. Bugün bu konuda nasıl düşünüldüğünü bilmiyorum, ama kırk elli yıl önce, henüz başka insanlarla beraber yaşadığım sıralarda, unutmak günah kabul edilirdi, daha o zamandan benim aklım buna yatmamıştı, bunun yaşam için tehlikeli bir saçmalık olduğunu düşünmüştüm. İnsanlara unutmanın yasaklanması gibi, çok büyük bir bedensel acı karşısında bayılmak da yasaklanabilirdi, oysa ölümcül bir şok ya da ömür boyu sürecek bir travma ancak bayılmakla önlenebilir. Unutmak ruhun bayılmasıdır. Hatırlamanın, unutmamakla hiçbir ilgisi yoktur.

Monika Maron/Animal Triste
 
FqOhuE.jpeg


Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar… Ama yakından bakıldığında, bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın, ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.*

Ursula K. Leguin/Mülksüzler
 
tXTGNR.gif


Kadının içinde her zaman taşıdığı, günün birinde serpilip yeşermeyi bekleyen güzel bir ağaç vardı. Kocasının değişen yüzünden çok kadının içindeki o öbür kadını sevdim.” Gülüyor. Usulca okşuyor yüzümü. “Her kadının içinde vardır o ağaç” diyor. “Ama,” diyorum, “çoğu kez tüm bir yaşam boyu baharı beklerler. Çiçeğe durmak için. Dallarının çoğu kırıktır. Geçen günleri ve mevsimleri, bir şiirin bir türlü bir araya getirilemiş dizeleri gibi hatırlarlar. Okul çıkışı nedensiz bir kahkahayı, vişneli pastayı, ilk kez gidilen deniz kentini, dökülen ipek eteğin rüzgârla havalanışını, bir müzik cümlesini, saçlarının loş bir odayı dolduran esintisini, bir küçük kıza dokunur gibi boynunu okşayan erkek elini, mor bir geceyi, bir çocuğun gülüşünü, güzün gelişini…”

Onat Kutlar/Bahar İsyancıdır
 
PaW3su.gif



Hazırsındır insanları sevmeye. Hep birilerine güvenmek, birilerine yakınlaşmak, bir şeyler vermek isteğiyle dolusundur. Güzel bir görüntüyü, güzel bir ezgiyi, güzel bir şiiri, bütün güzellikleri bölüşecek, paylaşacak birileri olsun istemişsindir. Senin yapında vardır bu sevecenlik. Yakınlaşmalarının çoğu yıkımlarla bitmiş olsa da böylesindir.

Erdal Öz/Yaralısın
 
insanları yakınlaştıran ihtiyaçlardır
 
Geri