Günlük Litürji Tonlamaları

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
"yağmurun yerden göğe yağdığı
bu gece yasak bölgedeyim
büyük çingenelerin çaldığı
kaçak silahların içindeyim
sevişmek kapısının kapandığı
bir nabız yoklar ki daima
hızlı bir nabız yoklar elim
öpüştüklerim hırsızlama
çirkin bir ağızda dişlerim
bir bıçak değer dudağıma
gök yarıldıkça şimşeklerden
soğuk aynalarda kilitliyim
tırnaklarımdaki elektrikten
su gibi erir iliştiklerim
kıvılcımlar uçar kirpiklerimden
doğumdan öncesini yaşıyorum
henüz belli olmadı kimliğim
vücudunu arıyor ruhum
bir yerde atomun çekirdeğiyim
bir yerde artık sonsuzum.."

 
Bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı:
Böylelikle de nefret etmeyi öğrendim.
Renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim.
Alaya alınmaktan korktuğum için,
en iyi duygularımı yüreğimin derinlerine gömdüm: Orada silinip gittiler..

Mihail Yuryeviç Lermontov - ” A Hero of Our Time


 
Yalnızlık, iki kişi yatağa girip tek başına uyumaktır.
Yalnızlık, kalabalık bir odada kendinle sohbet etmektir.
Yalnızlık, sarılmaya en çok ihtiyacın olduğunda kendine sarılmaktır.


Yalnızlık.......
yalnızlığı yaşamayanların fiziksel bir durum sandığı ve anlamayıp ahkam kestiği sonsuz boşluktur.

Aret Vartanyan


 
-Birine "G*tün tekisin" diyorsam oradaki yıldız sansür değil,
o kişinin yıldızlı bir göt olduğunun belirtisidir.
Yıldızlı pekiyi gibi düşünün-

 
Çok gülen insana iyi davranın,
Çünkü bir yerlerde hep tek başına ağlar..
- Can Yücel

 
Bunu çok kez okudum..

"Kapalı bir sandığın içinde günışığına çıkmayı bekleyen, kıymeti bilinmemiş bir define değilim ben.
Hakkımda soracağın her sorunun cevabı üç aşağı beş yukarı sende saklı zaten.
Beni keşfetmeye çalışmanı da, keşfettiğini sanmanı da istemem. Tanımak zorunda değiliz birbirimizi, daha bir arpa boyu tanıyamamışken kendimizi.
Başkaları hakkında edinilen bilgiler, çöplükten gelişigüzel çıkarılan yiyeceklere benzer.
Tadına varamayacak olduktan sonra, kokutmak zorunda değiliz beynimizde..."


 
Bunu çok kez okudum..

"Kapalı bir sandığın içinde günışığına çıkmayı bekleyen, kıymeti bilinmemiş bir define değilim ben.
Hakkımda soracağın her sorunun cevabı üç aşağı beş yukarı sende saklı zaten.
Beni keşfetmeye çalışmanı da, keşfettiğini sanmanı da istemem. Tanımak zorunda değiliz birbirimizi, daha bir arpa boyu tanıyamamışken kendimizi.
Başkaları hakkında edinilen bilgiler, çöplükten gelişigüzel çıkarılan yiyeceklere benzer.
Tadına varamayacak olduktan sonra, kokutmak zorunda değiliz beynimizde..."



Yilin ayari .p
Cok iyiydi (:
 
"Ellerine dokunmak isterim,
dokunamam arkasından camın.
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm..
alacakaranlığımda oynadığım dramın."

 
"Ne zaman hürlüğün,
barışın,
sevginin aşkına bir sigara atmışsak denize,
sabaha kadar yandı durdu.."

 
"Uzanmak ve hangi günahtan kalma olduğunu
kestiremediğim acıların yorgunluğunu
bir parça üzerimden atmak istiyorum..
Uyumalıyım."

 


Bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
Allah bilir..

C.Bukowski
 
Yaşım 32, annemle yaşıyorum. Babam da var; ama o oturma odasında yaşıyor. Annemle ben salondayız.

Bir bankada orta kademede çalışıyorum.

Hiç sevgilim olmadı. Bir keresinde, üniversitenin ikinci yılında Gönül diye bir kızla yakınlaşmıştım.
Okul çıkışları yürürdük.
Dünyayı konuşurduk, sevgiyi konuşurduk, birlikte dans kursuna gitmemiz gerektiğini konuşurduk.
İki kez de sinemaya gitmiştik. Biri Forget Paris öteki de Braveheart.

Geceleri uykuya dalmadan önce onu düşünürdüm. Sabahları uyandığımda akılma gelen ilk o olurdu. Okul partisinde onu Cem’le öpüşürken gördüm, sonra…

Gittiğim ilk maç Fenerbahçe – Beşiktaş arasındaydı. 1979 yılıydı galiba.
Süleyman’ın Cemil’i marke ettiği maçtı. Sahadaki tek sarışın Süleyman’dı, ben de Beşiktaş’ı tutmaya karar verdim.
İnsanlar Cemil Turan, Lefter, Metin Oktay, Şeref gibi futbolcuları görüp takım tutar.
Ben gidip adı sanı bilinmeyen, şu an esamesi bile okunmayan bir defans oyuncusu sayesinde Beşiktaş’ı tuttum.

Bir de çocukken Trt’de İlker Yasin’in sunduğu Avrupa’dan Futbol programını hiç kaçırmazdım.
İspanyol liginde Osasuna diye bir takım vardı. Hala var. Osasuna denen bu takım diğerlerine nazaran zayıf bir takımdı ve İlker Yasin sürekli “Ender gelişen Osasuna atakları.” diyip dururdu.
Osasuna takımı ender geliştirdiği ataklar sayesinde Avrupa’da tuttuğum takım oldu.
aynı dönemde Liverpool, Bayern, Nottingham Forrest gibi takımlar havada uçuşurken, ben Osasuna sempatizanı olmuştum.

okuduğum bütün okulları birincilikle bitirirdim. Bu çok istediğimden olmadı.
Yapacak daha iyi bi’şeyim yoktu. Hep ders çalıştım.
Futbolcu olmak isterdim; ama mahallede beni pek takıma almazlardı.
Zaten çok yeteneksizdim. Beden derslerini de hiç sevmezdim.
Uzun mesafeli koşularda diğerlerine kronometre tutarlardı. Beden hocası benim koşacağım gün kronometre yerine takvimle gelmişti.
Herkes çok gülmüştü. Ben de çok gülmüştüm.
Masa tenisinde kimse yenemiyordu ama…

Çok arkadaşım yok. Liseden Bahadır var.
O da Amerika’da şimdi. Sürekli çağırıyor; ama gidemem. Uçaktan çok korkuyorum.

Yalnızlık gibi bir sorunum yok. İnsanlar beni seviyor; ama sadece o kadar.
Oraya buraya pek çağırmıyorlar. Şirket eğlencelerinde yeterince sosyalleşiyorum zaten.
Çok kitap okuyorum; ama hemen unutuyorum. Konsantrasyon sorunum varmış. Bunu bir yerde okumuştum.

Bir de karmaşık insan ilişkilerine bulaşmamak daha iyi oluyor galiba. Çok emin değilim; ama içiniz boşalmıyormuş.
Bunu da bir yerde okumuştum.İçiniz boşalmıyor…
Yani sizi siz yapan özelliklerinizi yitirmiyorsunuz. Yani hayat boyu bakışlarınız değişmiyor.
Çocukken nasıl baktıysanız, hayat boyu öyle bakıyorsunuz.

Ama itiraf etmeliyim ki bir kız arkadaşım olsa çok iyi olurdu. Öyle sevişmek için falan değil, birlikte bi’sürü şey yapmak için.
Ne biliim, birlikte yemek yapardık, masa tenisi oynardık, Kim 500 Milyar İster’i birlikte izlerdik.
Erenköy sahiliNde yürürdük.
işte böyle şeyler.
Bi’de bol bol konuşurduk.

Benden yazmamı istediler. Yazacak kadar çok şey bilmiyorum ki.
Israr ettiler…
Peki yazıyim de ne yazıyim? Kendini yaz, Yaşadıklarını yaz dediler.
İçimden “Yaşadıklarımdan ancak kutu oyunu yapılabilir, başka bir halta yaramazlar” demek geldi.
Sonra düşündüm, herkesin herşeyi bildiği bir ülkede, bir şeyleri bilmemek üzerine yazılabilir diye…
Birileri okur mu diye merak ettim, neden olmasın?

Ender gelişen osasuna atakları beni heyecanlandırmıştı.

Belki sizleri de heyecanlandırır.

Eray Saydam

 
"Bir kamyon elmadan iki elma alırsan
geriye yine bir kamyon elma kalır.
Öyleyse büyük düşün;
Hissedilmediğin bir hayatı reddet.."

 
Ve dövüşebilirim..
Doğru bulduğum,haklı bulduğum,güzel bulduğum her şey ve herkes için..
- Nazım Hikmet​
 
"Gece ne kadar karanlıksa,yıldızlar o kadar parlaktır
Acı ne kadar derinse,Tanrı o kadar yakındır.."

 
Geri