Kürtlerle çözüm bu işin neresinde?

🕒 Konu sahibi 1 saat önce aktifti
CHP’deki isimler bir süredir adaylık süreçlerinde; ‘baba-oğul’, ‘abla-kardeş’, ‘dost-onur’ üzerinden kimi metaforlarla birbirine yaklaşıyor. Bunlar moral değerin bu kadar çöktüğü süreçlerde elbette önemlidir. Ancak yeterli değil
mansur yavaş ekrem imamoğlu

Sorular, akıl yürütmeler…

-‘Seçimlere daha vakit var, neden CHP aday belirliyor ki?’

-Ana muhalefetin potansiyel cumhurbaşkanı adaylarından Ekrem İmamoğlu eğer adaylaşırsa yargı siyaset yasağı için iki kere düşünür mü? Ya da yargı üzerindeki ‘güç sahipleri?’ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sınırlarının ötesinde bir siyasal figüre dönüşen İmamoğlu’nun partisinin ön seçiminden pek muhtemel birinci aday olarak çıkmasıyla ‘memleketin geleceğine dair daha perspektif veren hedefleri ortaya koyma potansiyeli’ daha çok ortaya çıkabilir mi? Belediye ile sınırlanmaya çalışılan dil seçmenin geneline seslenebilme gücüne kavuşur mu?

-Yargı İmamoğlu ile ilgili ne hazırladı-hazırlıyor? İmamoğlu ve CHP bu süreci iyi yönetebilir mi?

En bilineni ‘ahmak davası…’ 4 Mayıs 2022’de 2 yıl yedi ay hapis ve siyasi yasak cezası geldi. Dosyası istinafta. Ayrıca Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki görevi sırasında sorunlu ihale iddiasından Kasım 2024’te İBB’nin bazı etkinliklerinde ‘usulsüz harcamaya’ ekonomi kökenli, yolsuzluk iddialarının tartıştırılması da istenen davaları da var. Son iki ayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın ‘tehdit ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef gösterdiği’ gerekçesiyle açtırdığı dava ve davalarına hep aynı bilirkişinin verilmesini anlattığı toplantıyla ilgili ‘yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs’e… Hemen her biri sonuçları itibariyle İmamoğlu’nu yarış dışına çıkarabilecek davalar. Ancak Erdoğan’ın ‘turpun büyüğü’ diye nitelendirdiği; ‘Esenyurt, Beşiktaş belediyeleri ile başlayan ilçe belediye başkan yardımcılıklarından belediye meclisi üyelerine soruşturmaların genişlediği operasyonlar’ ve tabii partinin kurultayında para dağıtıldığı-şaibe yapıldığı’ iddiaları. İktidarın yargı yoluyla elindeki medya gücü vasıtasıyla buradan İmamoğlu’na gelmek istediği-geleceği açık. Savcılığın hazırladığı iddianame ve detayları bile, aralarında muhalefet milletvekillerinin de olduğu isimlerce özel sohbetlerde paylaşılıyor. Yukarıdaki soruda, İmamoğlu ve CHP bu süreci yönetebilir mi diye düşünürken aklımda sadece iktidar yok. Partinin içindeki dinamikler de düşünülerek soruldu. İmamoğlu’nun gazeteci İsmail Saymaz’a verdiği söyleşide en dikkat çekici kesimlerden biri ‘parti içine bu konuyla ilgili verdiği mesaj’ idi:

“CHP tarihinin en gurur verici, en itinalı, en yarışmacı, tertemiz kurultayını yönettik. Seçimlerin kaybedeni vardır, kazananı vardır. Kazananı kurultayda oy kullanan tüm üyelerdir ve partidir. Belki bir adayı kaybetmiştir, bir aday kazanmıştır. O kişiler teferruat. Mesele partinin kazanımıdır. Bu kazanımın en büyük ödülü 4-5 ay sonra birinci parti olma başarısıdır. Ne kadar temiz, ne kadar doğru bir kurultay olduğunun halk tarafından ödüllendirilmiş halidir. Müsavat Dervişoğlu’nun tehdit edildiği bir ortamda; biz bilirkişiyle ilgili neler neler savunduk, kimsenin kılı kıpırdamıyor; ama kalkıp (kurultayla ilgili) hemen soruşturma… Buna alet olan ve olmayı düşünen, CHP çatısı altında bulunan hiçbir isme bunu yakıştırmam.”



İmamoğlu’nun bu çıkışından sonra parti içinde önümüzdeki süreçte neler yaşanacak göreceğiz. 11 Nisan’da aynı güne sığdırılmış ki davayla yargı karşısına çıkacak İmamoğlu. İktidar en çekindiği adaylardan birini yargısal anlamda iyice sıkıştırmaya çalışıyor daha da çalışacak öyle anlaşılıyor.

-İmamoğlu ile Yavaş dengesi nasıl şekillenecek, sürecek?

CHP 23 Mart’ta üyelerinin katılımıyla cumhurbaşkanı adaylığı ön seçimini yapacak. İmamoğlu’na göre ‘bu bir demokratik devrim.’ Anketlerde önde çıkan Mansur Yavaş’a göre ‘hem seçimlere süre varken aday belirlemek yanlış hem de CHP’nin adayına CHP dışından isimler de oy vereceği için bu seçimin eksikleri var.’ Bu yüzden ön seçime girmiyor. Ancak CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de katıldığı bir üçlü buluşmada ‘CHP içinden ilk tur için iki aday çıkabileceği’, ilk turda önde çıkan adayın seçim ikinci tura kalırsa diğer aday ile birlikte Erdoğan’a karşı yarışacağı bir formül önerdi. Bir parti iki aday, bir parti farklı vaatler, buradan seçmenin kafasının karışabileceği üzerine iki gün evvel bir yazı yazdım. Önümüzdeki süreçte bu işin nasıl şekilleneceği önemli olacak. Her iki isim de birbirleri hakkında son derece yapıcı bir dil kullanıyor. Yavaş’ın İmamoğlu’nun ifade vermeye gittiği gün otobüs üstünde el ele verdiği fotoğraf, pazar akşamı Özel’in de olduğu üçlü fotoğraf, İmamoğlu’nun ‘Yavaş ile yan yana durmak benim için onur’ demesi… Peki bu durum seçime kadar sürer mi? Göreceğiz.

-Yavaş bir ‘bekleyen’ aday mı?

Bu soruyu bana CHP’de politika yapan bir isim Demirel için bir dönem kullanılan ‘bir bilen’e atıfla sarf etti. Bir ‘bekleyen’den kasıt İmamoğlu’na gelebilecek siyasi bir yasağın sonucu kendisinin adaylaşacağı beklentisi. Elbette Yavaş bunu dilemiyor, bunu umut etmiyor olabilir. Ya da Makyevelist bir tavırla bunu beklemiyordur. Ama böyle bir durum gerçekleşirse Yavaş’ın adaylığı söz konusu olur.

-İmamoğlu için yasak gelirse ön seçime girmemiş Yavaş’ın aday olması kolay olur mu?

Tartışma yaratır.

-Yavaş’ın aday olması CHP’ye ‘milliyetçi-muhafazakâr oyları’ çeker mi?

Bu sorunun bir basit bir komplike yanıtı var. Basiti ‘evet çeker’. İşin komplike yanına gelince. Yavaş eğer aday olursa ‘bugüne kadar görüşlerini özenle çok belli etmediği komplike konularda’ topluma ne söyleyecek. Demokrasi, özgürlükler, devlet-güvenlik algısı ve elbette Kürt sorunu. Soruyu şöyle de sorabiliriz: Yavaş ‘milliyetçi-muhafazakâr oyları çekebilir’ ama burada hem AKP-MHP’nin domine ettiği ciddi bir taban var hem de CHP’nin de tabanını oluşturan daha geniş, demokrasi-hukuk talebi yüksek kesim ‘milliyetçi-muhafazakâr bir bakış açısıyla çerçevelenmek isteyecek mi?’ Şunu düşünebiliriz. Yavaş aday olursa dili daha kapsayıcı olabilir. Kimi zorluklar olduğunu kabul etmek gerekiyor.

-İktidarın Kürtlerle barış arayışı CHP’deki adaylaşma sürecini etkiler mi, sonuçta belirleyici rol oynar mı?

Buna ‘hayır’ demek zor. Önce Türk-Kürt ittifakı da denilen bölgeyi de kapsayabilecek barış arayışındaki son duruma bakalım. Öcalan’ın örgüte silahları bıraktıracak bir çağrı yapması neredeyse kesinleşti. Önümüzdeki hafta sonu İmralı’ya giden heyet Irak’ta Barzani’den Talabani’ye bir dizi görüşme yapacak, Öcalan’ın Rojava ve Avrupa’ya yazdığı mektuplardan birini de burada muhataplarına verecek. PKK bu konuda ‘silahların ne şekilde bırakılacağından silahı bırakanların ne olacağına, Öcalan’ın ‘teknik koşullarla doğrudan irtibatla süreci yönetmesini de’ istediği bir dizi soruyu-konuyu gündeme getirdi. Son yaptıkları açıklamada da ‘devlet korkmasın Kürtler devleti yıkmayacak’, ‘toplum korkmasın Türkiye bölünmeyecek’ içerikli sürece pozitif yaklaşan bir dil kullandı. Yani PKK bir şekilde ikna olmaya yakın gözüküyor. Konu hakkında bilgisi olan kaynaklar ‘Erdoğan ve Bahçeli’nin ortak inisiyatifiyle başlayan-gelişen süreçte Öcalan’ın mesajının-çağrısının ardından Erdoğan’ın sürece daha da sahiplenen bir dile geçerek adımlar atılabileceğinden’ bahsediyor. İlk akla gelen ‘demokrasi ve hukuk’ta atılacak adımlar. Sürecin ilk başında ‘bahar aylarında siyasi davaların olduğu tahliyeleri de kapsayacak’ kimi konulardan bahsedenler vardı. Ancak gelinen süreçte kısa süre içinde bu şekil adımlar atılmayacağı bu olacaksa bile yıllara yayılacağı dile getiriliyor. Acaba o yıllar cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaşılan yıllar’ olabilir mi?

-Kürt seçmen yüzünü yeniden iktidara döner mi?

Atılan-atılacak adımlar kadar iktidarın (Anayasa’ya rağmen pek muhtemel Erdoğan) karşısına çıkacak adayla ilgili de bir durumdan bahsetmek gerekebilir. Seçime yaklaşılan yıllara yayılan belki sonrası için de ‘kimi ümitleri barındıran vaatleri kapsayan süreç’ Kürtlerin oylarını en azından bir kısmını iktidara çekebilir. Burada CHP’nin adayının Mansur Yavaş olması da oyların yeniden iktidara gitmesinde motive edici bir unsur haline gelebilir. Yavaş’ın CHP’nin de özellikle son seçimlerde Kürtlere karşı daha pozitif hale gelen diline paralel yapacağı çıkışlar önemli olabilir. Ama Erdoğan’ın siyaset yapma şekli, alana çıktığı zamanki performansı ve kullanacağı kimi devlet-medya gücü Yavaş’a karşı kazanmasında onu şanslı hale getirir. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın MHP lideri Devlet Bahçeli’yi geçirdiği operasyon sonrası telefonla arayarak ‘barış ve kardeşlik çalışmaları konusunda Türkiye’nin size ihtiyacı var’ demesi de çok önemli bir gelişme. Günün en önemli söyleşilerinden birini İmralı Heyeti’nde bulunan Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya Ajansı’na verdi:

“Öcalan, Suriye’nin toprak ve devlet yapısı olarak bütünlüğü ile Kürtlerin demokrasi temelinde bu bütünlük içinde yer almasını önemli buluyor. Devlet içinde devlet olamayacağı gibi tersinden oradaki Kürtlerin Arap milliyetçiliği içinde erimeleri de elbette beklenemez. Yine en doğrusunu bizzat kendisi ifade edecektir ki çatışma tutumundan kesin uzak durmayı, Türkiye’nin hassasiyetlerine özen göstermeyi, demokrasiye dayalı ve demokrasi kurumlarının gelişmesini önceleyen bir yaklaşıma sahip olduğunu söyleyebiliriz.”

Sırrı Süreyya Önder’in Öcalan’dan naklettiği Türkiye’de devletin Suriye’deki hassasiyetine özen gösterilmesi çağrısı da oldukça hassas bir nokta.

-Kürt seçmenle CHP’nin arasında mesafe var mı, açılır mı?

Kürt seçmen 2019 yılından beri yerel seçimlerden cumhurbaşkanlığı seçimlerine muhalefetle hareket etti. Şimdi nasıl hareket edeceğine dair düşünecektir. CHP içinde, en azından seçmeninde partiye ve partili isimlere yargı eliyle operasyonlar yapılırken iktidarla ne konuşuluyor-haksızlıklara karşı yeterince yan yana duruluyor mu sorusu olabilir. Diğer yanda yılların bu büyük sorunu karşısında CHP’ni daha fazla inisiyatif alması gerektiği de, almadığı da Kürt seçmen tarafından düşünülebilir.

Bitirirken…

2023 seçimlerinde bile Anayasa’ya göre adaylığı tartışmalı olan Erdoğan’ın 2028’de ya da daha erken yapılacak seçimde adaylığı neredeyse kesin. Muhalefet bunu açık ve yüksek bir sesle tartışmıyor bile. Erdoğan karşısındaki potansiyel adayları kendi yöntemleriyle şekilliyor. Ne garip ki karşısındakiler de buna adeta davetiye çıkartıyor. CHP’deki isimler bir süredir adaylık süreçlerinde; ‘baba-oğul’, ‘abla-kardeş’, ‘dost-onur’ üzerinden kimi metaforlarla birbirine yaklaşıyor. Bunlar moral değerin bu kadar çöktüğü süreçlerde elbette önemlidir. Ancak yeterli değildir. Otoriterliğin dozunun her geçen gün arttığı süreçte masaya tüm aktörler-faktörler geniş bir bakış açısıyla yayılıp tartışılmadığı müddetçe sonuca gitmek zorlaşabilir. Bir soruyla bitireyim: CHP’nin, birinin üzerinde Demokles’in kılıcı sallanan, diğeri tüm dürüstlüğüne-dayanışma ruhuna rağmen kitlelerle iletişim kurma performansı zayıf-zor konularda sessiz ‘iki forveti’nin yanına yeni bir ‘forvet’ de eklenebilir mi?

kaynak
 
İmamoğlu yarıştan çektirebilir mi? Bence çektirilmesi işlerine gelmez iktidar kesiminin. Bunun yanısıra oldu da yarıştan çektirilmeye çalışıldı ve İmamoğlu bu davalardan bir şekilde sıyrıldı, az zararla yırttı. RTE tarzı bir mağduriyetten faydalanıp daha güçlü bir şekilde de girebilir yarışa.

Varsayalım İmamoğlu yarış dışı kaldı.

Muhafazakâr oyları Yavaş çeker mi? Yeterli derecede çekebileceğini sanmıyorum.
Öte yandan öcalan üzerinden yapılan her türlü siyaset kaybetmeye mahkum oldu geçmişte. Kaybetmeye de mahkum olur kanaatimce. Kaybetmeye mahkum olmasını geçtim, örgüt üzerinde hâlâ tüm süreci yönetebilecek etkisi var mıdır?

Tartışılır.
 
süreç denilen mevzuya dair hiç retoriğe, felsefeye girmeden sanırım bu hafta öcalan'dan bir mesaj yayınlanacak bu en azından sürecin neresinde olduğumuza dair bir ipucu olur nitekim verilen tüm mesajlar tahminen sürecin baltanmaması adına üstü kapalı veriliyor.

kürt tarafı (halk, kandil, rojava, dem) başından beri buradan ciddi bir sonuç çıkamayacağını düşünüyor. bir yandan belediyelere kayyim atanırken diger yandan sürecin olumlu ilerlemesi ne kadar gerçekçi olur tartışılır.

öcalan belki bir şey çıkar diye zorluyor. ve uzun süredir devletle bu yönlü görüşmeler sürmüş olduğu anlaşılıyor. fakat son iki ayda suriye'de olup bitenlere ve diğer kürt aktörlerin -özellikle rojava ve kandil- tutumuna göre o da bir tutum değişikliğine gitme gereği duydu. yani ideolojik değil, güncel politik tutum alma gereği duydu. doğru ve gerçekçi.

devlet cephesi ise eksik hesap yapıyor. kürt cephesindeki her aktöre denklemdeki gerçek değerini vermeyerek yanlış hesap yapmaya devam ediyor. sadece öcalan ile konuşarak ve sadece öcalan'ın koşullarının değişikliği ile diğer tüm aktörleri "yol"a getireceğini düşünüyor. yani tek bir aktörle bütün denklemi çözmeye çalışıyor. yanlış ve gerçekçi değil . çünkü devlet de farkında olsa dahi, kürt meselesinin artık küresel siyaset meselesi olduğunu henüz sindirebilmiş değil. farkında bunun fakat sindirmiş değil. bu yüzden eski akıl ve yöntemlerle bu konuya yaklaşım geliştiriyor.

chp'nin süreç dahilinde köstek olacağını pek düşünmüyorum. hatta aksine geçmiş oslo süreciyle başlayıp dolmabahçe garabetiyle son bulan süreci bu kez dışarıdan bir izleyici olarak degil konuyu yasal zemine çekerek mecliste tartıştırması her yönden artı puan kazandırır, hatta sürecin selameti için bu iyi bir yoldur.
 
Ülkesini çok seven bir Rum olarak, Memleketinde (Trabzon) bazi insanlar birbirlerine asagilima olarak "Rum musun gavur musun" demesine rağmen memleketini de çok seven biri olarak yıllardır Kürtler'in sorununa kafam basmadı benim.
Cahilim bu konuda
 
Dün Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı 2 büyükşehir belediyesinden biri olan ve seçimde %56 oy alan Belediyeye kayyum atandı. Dün.

Türklerin başına böyle şeyler gelmiyor mu peki ya da Türklerden cani burnunda olan zorbalık gören yok mudur ona da Türk sorunu mu diyelim ? ülke sorunu olarak görmek yerine Kürt sorunu diye ayrıştırınca ne oluyor? İzmir'de TRnin en batı semtlerinden birinde yaşadım bir süre. Her yerdeler (kürtler) esnaflar, iş adamlari,memurlar,subaylar.. Mutlu gözüküyorlardi . Diyarbakır'da kac Türk esnaf var, mutlular mi sen bahset biraz.
 
Türklerin başına böyle şeyler gelmiyor mu peki ya da Türklerden cani burnunda olan zorbalık gören yok mudur ona da Türk sorunu mu diyelim ? ülke sorunu olarak görmek yerine Kürt sorunu diye ayrıştırınca ne oluyor? İzmir'de TRnin en batı semtlerinden birinde yaşadım bir süre. Her yerdeler (kürtler) esnaflar, iş adamlari,memurlar,subaylar.. Mutlu gözüküyorlardi . Diyarbakır'da kac Türk esnaf var, mutlular mi sen bahset biraz.
Kayyum mu? Yoo gelmiyor.

Ülkede demokrasi, adalet, ekonomi, istihdam, insan hakları, sosyal ve kültürel haklar vs konusunda herkes sorun yaşıyor mu? Muhakkak ki.

Fakat bu sorunlar bazı politik görüş ve etnik temelli gruplara daha yoğun hissetirilecek şekilde bir devlet politikası uygulanıyor mu yıllardır? Muhakkak ki.

Her iki tarafın da kusurları var diyebilirsin. Devlet Kürdü eşit yurtdaş olarak görmedi, Kürt devleti kendi devleti olarak görmedi bu ikisi birbirini besledi de besledi. Ve bir paradoks oluşturdu.

Bugünden sonra bu paradoksu yıkmak evladır. Yani Kürt bu devleti kendi devleti olarak görecek, Devlet de Kürdü eşit yurtdaşı olarak görecek. Çözümcül bir bakış açısı lazım, gelinen nokta budur artık. Geçmişi konuşmak değil.

Ama kalkıp da bir taraf hala “Yooo Kürt sorunu bir şey diye yok. Dükkanları var onların.” derse, diğer taraf da “Devlet bize zulmediyor, bu zulüm altında biz neyi konuşalım. Ben imtiyaz sahibi olacağım” derse her çaba anlamsız. Her çaba boşa nefes tüketmek.


 
Çözümün nihai amacı Erdoğan'ı ölene kadar iktidarda tutmaktır. Mhp'den barış bekleyen, biraz daha beklesin. Daha kaba bir tabiri vardı da, yazamam şimdi. Ben Kürtlerin politik tercihlerine güvenen bir Türk'üm. Akp'yle öyle ya da böyle bir araya gelmelerine saygı duymuyorum maalesef.
 
Kayyum mu? Yoo gelmiyor.

Ülkede demokrasi, adalet, ekonomi, istihdam, insan hakları, sosyal ve kültürel haklar vs konusunda herkes sorun yaşıyor mu? Muhakkak ki.

Fakat bu sorunlar bazı politik görüş ve etnik temelli gruplara daha yoğun hissetirilecek şekilde bir devlet politikası uygulanıyor mu yıllardır? Muhakkak ki.

Her iki tarafın da kusurları var diyebilirsin. Devlet Kürdü eşit yurtdaş olarak görmedi, Kürt devleti kendi devleti olarak görmedi bu ikisi birbirini besledi de besledi. Ve bir paradoks oluşturdu.

Bugünden sonra bu paradoksu yıkmak evladır. Yani Kürt bu devleti kendi devleti olarak görecek, Devlet de Kürdü eşit yurtdaşı olarak görecek. Çözümcül bir bakış açısı lazım, gelinen nokta budur artık. Geçmişi konuşmak değil.

Ama kalkıp da bir taraf hala “Yooo Kürt sorunu bir şey diye yok. Dükkanları var onların.” derse, diğer taraf da “Devlet bize zulmediyor, bu zulüm altında biz neyi konuşalım. Ben imtiyaz sahibi olacağım” derse her çaba anlamsız. Her çaba boşa nefes tüketmek.




Lgbtliler var mesela ya da be bileyim var benzer bir cok şey. Mülakatta elenip intihar eden meslektaşıni hatırla, kürt müydü? İşte tüm bunlar bir toplum sorunu olabilir diyorum ben de. Zihniyet sorunu olabilir.Fransa'da bir zenci işçiye zenciliği ile alakali minik bi espri yaptı diye kovulan 20 yillik şef gibi bi sistem köklü bir eğitimle olur, etnik nefretle değil, etnik ötekileştirme ile degil.Kaliteli insanlar bitiktirmeli insan. Arkanizdan köylu avel deyip, yuzunuze askim balim diyen insanlara mesafe koyabilirsiniz mesela.Biraz insan dönüp kendine de bakmalı diye düşünüyorum.(genel) Soruma da cevap vermedin mesela
 
Lgbtliler var mesela ya da be bileyim var benzer bir cok şey. Mülakatta elenip intihar eden meslektaşıni hatırla, kürt müydü? İşte tüm bunlar bir toplum sorunu olabilir diyorum ben de. Zihniyet sorunu olabilir.Fransa'da bir zenci işçiye zenciliği ile alakali minik bi espri yaptı diye kovulan 20 yillik şef gibi bi sistem köklü bir eğitimle olur, etnik nefretle değil, etnik ötekileştirme ile degil.Kaliteli insanlar bitiktirmeli insan. Arkanizdan köylu avel deyip, yuzunuze askim balim diyen insanlara mesafe koyabilirsiniz mesela.Biraz insan dönüp kendine de bakmalı diye düşünüyorum.(genel) Soruma da cevap vermedin mesela
Soruna cevap verdim. Ama “Evet mutlular, hayır mutsuzlar “ diye bir cevap bekleme. Daha grift bir mesele çünkü bu. Okımlının usturası ile açıklayamacağın kadar fazla değişken ve dinamik var. O yüzden aslında yazdıklarım bir bütün ola
Ülkede demokrasi, adalet, ekonomi, istihdam, insan hakları, sosyal ve kültürel haklar vs konusunda herkes sorun yaşıyor mu? Muhakkak ki
Kısa cevap da bu.

Tabii ki LGBTİ ler de en az Kürtler kadar bu sistem tarafından ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan bir kesimi. Buna itirazım yok.

Evet mülakatta elenip intihar eden meslektaşım Kürt değildi. Peki mesela şunun istatistiğini tuttun mu? Mülakatı geçebilen kaç Kürt var? Geçmişse kaçı iktidar partisi etrafından da anca o sayede geçebilmiş?

Son tespitlerine katılıyorum ama konumuz bu değil. Konu “Kürt sorunu” ve evet var bu sorun. Tıpkı LGBTİ sorunu olduğu gibi, Kadının insan hakları sorunu olduğu gibi, Çocuk işçi sorunu olduğu gibi.

Ama bu iş kesişimsel bir hal alabiliyor bazen. Bu da sorunu derinleştiriyor.
 
Soruna cevap verdim. Ama “Evet mutlular, hayır mutsuzlar “ diye bir cevap bekleme. Daha grift bir mesele çünkü bu. Okımlının usturası ile açıklayamacağın kadar fazla değişken ve dinamik var. O yüzden aslında yazdıklarım bir bütün ola

Kısa cevap da bu.

Tabii ki LGBTİ ler de en az Kürtler kadar bu sistem tarafından ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan bir kesimi. Buna itirazım yok.

Evet mülakatta elenip intihar eden meslektaşım Kürt değildi. Peki mesela şunun istatistiğini tuttun mu? Mülakatı geçebilen kaç Kürt var? Geçmişse kaçı iktidar partisi etrafından da anca o sayede geçebilmiş?

Son tespitlerine katılıyorum ama konumuz bu değil. Konu “Kürt sorunu” ve evet var bu sorun. Tıpkı LGBTİ sorunu olduğu gibi, Kadının insan hakları sorunu olduğu gibi, Çocuk işçi sorunu olduğu gibi.

Ama bu iş kesişimsel bir hal alabiliyor bazen. Bu da sorunu derinleştiriyor.

Sen istatistik tuttun mu?
Ülkedeki arşa ulaşan beyin göçü de kürtleri mi kapsıyor? Sabaha kadar karşılıklı örnekleri saysak bitmez.
Ben gördüğümü söylüyorum bir birey olarak,istatistikci değilim.
Toplum olarak kanayan yaralarımızı "Sizler ve Bizler" yaklaşımı cozmeyecek ötekileştirme cozmeyecek. Sevgi ve egitim çözecek.
Çoğunuzun kendi kendini ötekileştirip bundan zevk aldigini inkar edemezsin.
Çocuklarına etnik nefret tohumları ekiyorlar.
 
  • Beğen
Tepkiler: W
Sen istatistik tuttun mu?
Ülkedeki arşa ulaşan beyin göçü de kürtleri mi kapsıyor? Sabaha kadar karşılıklı örnekleri saysak bitmez.
Ben gördüğümü söylüyorum bir birey olarak,istatistikci değilim.
Toplum olarak kanayan yaralarımızı "Sizler ve Bizler" yaklaşımı cozmeyecek ötekileştirme cozmeyecek. Sevgi ve egitim çözecek.
Çoğunuzun kendi kendini ötekileştirip bundan zevk aldigini inkar edemezsin.
Çocuklarına etnik nefret tohumları ekiyorlar.
İstatistik değil, genel gözlem. Sen de yapabilirsin bu gözlemi. Sen gördüğünü(bana göre görmek istediğini) ben de kendi gördüğümü söylüyorum.

Ben de aynı şeyi söyledim. “Siz” “biz” bir kenara. Ortak devlet, eşit yurtdaşlık.

Yapma :d . Ötekileşmekten kim zevk alır. Ama bu ötekileşmeyi analitik bir biçimde ortaya koyunca bir çok kişinin tüylerini bu durumun diken diken ettiğini ve bundan kaçmak için ya da bu durumun içini boşaltmak için “Başladı yine mağdur edebiyatına, föşik tc” benzeri safsatalara başvurduğunu çok net görebiliyorum.

Bu arada etnik nefret tohumlarını aileler mi ekiyor. Yok daha neler. Buna güldüm işte. Mevcut nefreti besleyen; mevcut sistem, her kesimden kariyer planını ve menfaatini çatışma iklimi üzerine bina etmiş kişiler ve tarafların yürüttüğü politikalardır.

Bu bahsettiğin bakış açılarını da ne ilk ne de son işitişimiz. Ama kolaya kaçmak çözümsüzlüğü getirir malesef.

Bence söylenecek şeyleri söyledik. Benim son mesajım. Tekrara düşmek istemem “Bu elmadır” “Elma budur” yazmaktan hoşlanmıyorum. Muhtemelen aynısı senin için de geçerlidir. Benim bu tartışmadaki son mesajım. Teşekkürler.
 
Son düzenleme:
Geri