Kurban Kesmenin Hükmü

Konu sahibi son olarak 2620 gün önce görüldü

KURBAN KESMENİN HÜKMÜ

Kurban bayramında; hür, mukim, zengin, olan yani temel ihtiyacı dışında 200 dirhem gümüş veya bunun karşılığı bir paraya sahip bulunan her Müslüman için kurban kesmek bizim mezhebimize (Hanefî mezhebine) göre vâciptir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise kurban, sünnet-i müekkededir.

Hatta Hanbelîler’e göre, ödeme imkânına sahip olan kimse, borç ederek de olsa, kurban parasını temin edebiliyorsa, kurban kesmeye muktedir sayılır. (el-Fıkhu ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa)

Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır merhum şunları söylüyor: “Kurban kesmek, zekât ve sadaka-i fıtır vermekten daha fazla bir fedâkârlık ifade eden bir ibâdettir. Onun için bunda kudret şart olmakla beraber, zekât kadar kudret-i müyessire (yüksek mertebede bir mâlî kudret) de şart değildir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 9/1697)

Kur’ân-ı Kerim’deki kurbanla alâkalı âyetlere ve bu mevzûdaki hadîs-i şeriflere, sıradan mukallid bir mü’min olarak baktığımızda bile, kurban kesmenin ehemmiyeti çok açık bir şekilde görülmektedir.

Bu husustaki nasslardan, gücü yeten mü’minin senede bir kere kurban bayramı namazından sonra ve üç gün içinde kurban kesmesi gerektiğini, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in bu ibâdetin yerine getirilmesi için açık îkazlarda bulunduğunu anlıyoruz.

Binâenaleyh mezhep imâmımız İmâm-ı A’zam (rh.) hazretlerinin kurban kesme hükmünü vâcip olarak görmesi de, elbette ki edille-i şer’iyyenin bu iki sağlam temellerine (Kitap ve sünnete) dayanmaktadır. Bununla birlikte Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebi müctehidleri kurban kesmenin sünnet olduğuna hükmetmişlerdir.

Kurban kesmenin sünnet olduğuna kail olanların görüşü şu hadîs-i şerife dayanmaktadır:“Zilhicce ayının on günü girip de biriniz kurban kesmek isterse, kurbanın ne kıllarından ne tırnaklarından bir şey almasın.”(Müslim, Edâhî, H. no: 1977)

Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenler, hadîs-i şerifte geçen “men erâde (isterse)” kelimesinin ihtiyar (istediği gibi hareket edebilme, serbestlik) ifade ettiğine kail olmuşlardır. Halbuki İmâm Mergınânî (rh.), bunun keyfîlik ve ihtiyar değil, sehvin zıddı olduğunu, dolayısıyla “kurban kesmeyi kastederse” mealinde anlaşılabileceğini söylemektedir. (el-Hidâye, 4/113)

Hanefî mezhebi Müctehdilerinden İmam-ı Muhammed (rh.), kurban kesmenin sünnet olduğuna ictihad etmekle beraber, “terkine ruhsatı olmayan bir sünnettir” diyor. Cumhur da, “Kifâye yoluyla bir sünnet-i müekkededir” kanaatini beyan eder. Aynı şekilde İmam Mâlik (rh.), “Kurban vâcip değil sünnettir. Ama gücü yetenin kesmemesini hoş karşılamam” der. (Muvatta’, 2/384)

Gazetete ve televizyonlardaki Kurban münâkaşasını yapanların maksadı başkadır. Bunlar kendi başına bir fıkhî usûl çerçevesi içinde farklı görüşleri ortaya koyma ve bu görüşlerden tercih olunanları tesbit etme, hatta müctehid taslaklarının “yeni bir ictihad” yapma heveslerinin de ötesinde çok daha farklı ve tehlikeli bir mânâsının bulunduğu kanaatindeyiz. Şöyle ki:

“Tartışma”nın özü, hac dışında kurban kesilip kesilmeyeceği ve bizâtihî kurban ibâdetinin kendine hâs bir ibâdet mi, yoksa bir infak mı olduğu, dolayısıyla şahsî karara göre kurban bedelinin fakir ve muhtaçlara infak edilip edilemeyeceği meselesiyle alâkalıdır.

Şayet bu iki düşünceden biri esas alınacak olursa, mesele çok vahim ve tehlikeli bir mecrâya kayar!.. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki; bu iş, “dinde reform” mânâsına gelir. O da “tartışmacılar”ın boyunu çok çok aşar!

Velhâsıl sormazlar mı adama, “mademki namazda gözün yok, kulağın niye ezanda?” Veya “kılmadığın namazın duâsından sana ne?”
 
Geri