-
- Katılım
- Nisan 2, 2012
-
- Mesajlar
- 4,915
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 32
Nefesimin gırtlağını kesip can çekişmesine fırsat vermeden gömmek istiyorum. Nefesimin. Karşımda Azrailin çirkin suratı ki bu benim iğrenç bir adam olduğumu gösterir, korkularımızdan bahsediyoruz. Yanağımda nemli bir katil dolanıyor;
“En sevdiğim intihar biçimidir yaşamak” diye bağıran bir mezar taşına adı...nı, acımadan kazıyor katliam ruhlu adam. İkisi de yok oluyor birden. Mezar taşı ve o adam. Nefesime eşlik ediyorlar muhtemelen. Korku filmlerinde, içinden yükselen dumanla korkunç olduğunu sanan bir orman beliriyor saçlarımda, yıllar önceydi bu;
Kendisini oluşturan her ağacın kuruyan dallarına bakarak, “bazen su yaşamaktan çok, boğulmaktır” diyor. “Şu dallarıma bak, şimdi de onların dallarına, seni korkutuyor olabilirim ama korkuyu öğrendiğim için böyleyim. Üstelik çok eskidim.” Ormanı bir sigarayla yok ediyorum çünkü çok konuşuyor. Bir tek sigarayla! Ölmek diye buna denir. Kel olma ihtimalimi okşadım az önce ve pişman değilim. Erekte olmuş bir halde yanakları kızarmış bir **Spam/Adversiting**nun kucağında buldum kendimi; “zaman”.
Kafamdaki piç bu sırada devreye giriyor. Her zaman ki gibi konuşuyoruz işte;
A-Zaman, görecelidir dostum.
B-Zaman, gör’ecelidir.
A-Sen, benim ölümü Tanrının bulduğu en mantıklı şey olarak nitelendirdiğimi bilmiyorsun sanırım.
B-Bunları daha iyi olayım diye söylüyorsan, git maymunlarla seviş! Bu gece hiç kimse mutlu olmayı hak etmiyor.
A-Plesebo, dostum. Yaşamak; tanrının yarattığı bir enfeksiyonun plesebo etkisidir. Sonuç yine ölüm ve inanıyorsan bazen yine yaşamak
B-Sen o kadar acizsin ki bu konuşmada hangimiz ben, hangimiz sen bilmiyorsun. Kapa artık çeneni!
A-Sevgilimden ayrıldım.
B-Git elini becer.
Tanrı elini uzattı yalnızlığıma ve ben de memnuniyetle sıktım. Sanırım kafamdaki kargaşa, kaosun habercisi. Ezan okunmaya başladığı anda; Allah belirdi aklımda. Korktum. Biraz daha yaklaştım ve yine korktum. Onu görmeden var olduğuna inanan taraflarımı çok seviyorum. Umarım Allah bir kez daha bana kızıp Tanrı’yı dövmez. Ki hala tek tanrılı bir inancın mensubuyum.
Parazit Oteli’nin 101 numaralı odasında, en sevdiğim hilkat garibelerinin toplantısı varmış. Geçen Perşembe de vardı ama ben gidemedim. Meraklarımın bir bölgesi karantinaya alındığında fark ettim. Artık eskisi kadar hiç kimseyi sevmiyorum. Ki beş para etmez adamlar alyuvarlarımda hala kadın pazarlıyorlar. Sanırsam bu benim ruhumu pezevenk kılmaz. Beni seven kadınların bir çoğu benim farklı bir yönüm olduğunu söyler. Bu yüzden olması muhtemel. Beni terk eden bir kadını tanıdım iğrenç koltukaltlarına sinmiş bir kokunun odasında. Kaç zamandır yıkamıyor bu lanet adam ruhunu?
Cevap beklemeden yürümeye devam ettim. Kırış kırış olan ruhumu ütülemenin bir yolunu arıyordum ki midem bulandı. Uçurumun kenarında kusmak isterken, kendimi dümdüz buldum. Sanırım başarmıştım ve bu bir ilkti. Allah da beni affederse başka ne isterdim ki?
Yetmedi, beni bir ambulans helikoptere koyup hastaneye yetiştirmeye çalıştılar. Helikopter düştü. Tam olmuştu, beni bir köylü buldu. Sanırsam bu bir lanetti ve ölemiyordum. Köylü beni yıllar sonra iyi etti. Ama eskisi gibi değildim. Köyün delisiydim artık. Çobanı ve delisi oldum bir süre sonra. Sonra şarapçısı, çobanı ve delisi oldum. Git gide sıfatlarım artıyordu. Sanırım başarı buydu. Geceleri sinekleri uykularında rahatsız etmeyi düşünüyordum. Bu yolunu bulacaktım. Sonra bir gün bir profesörün zihinsel problemler üzerindeki çalışmasına kobay oldum. Burada zaman çok güzel geçiyor. Ara sıra nedensiz yere bir masada uyanıyorum. Bazen de durduk yere uyuyorum. Sanırım iyileşiyorum, eskiden uyuyamazdım. Her uyandığımda başım ağrımasa emin olun ölmek istemezdim. Çok başım ağrıyor. Bazen çatlayacak gibi oluyor.
Mutlulukları intihara teşvik ediyorum ki cennet yüzü görmesinler. Bu Perşembe tanıdık beyin parazitlerini ben davet ettim 101 numaralı odaya. Bu arada unutmadan, Marla **Spam/Adversiting** olmuş bir şafak vakti utanmadan. Sanırım şeytan beni henüz tanımıyor…
-Lütfen şu sesi biraz daha kısın, henüz cennetten kovulmadım.
Ali Özmen.
“En sevdiğim intihar biçimidir yaşamak” diye bağıran bir mezar taşına adı...nı, acımadan kazıyor katliam ruhlu adam. İkisi de yok oluyor birden. Mezar taşı ve o adam. Nefesime eşlik ediyorlar muhtemelen. Korku filmlerinde, içinden yükselen dumanla korkunç olduğunu sanan bir orman beliriyor saçlarımda, yıllar önceydi bu;
Kendisini oluşturan her ağacın kuruyan dallarına bakarak, “bazen su yaşamaktan çok, boğulmaktır” diyor. “Şu dallarıma bak, şimdi de onların dallarına, seni korkutuyor olabilirim ama korkuyu öğrendiğim için böyleyim. Üstelik çok eskidim.” Ormanı bir sigarayla yok ediyorum çünkü çok konuşuyor. Bir tek sigarayla! Ölmek diye buna denir. Kel olma ihtimalimi okşadım az önce ve pişman değilim. Erekte olmuş bir halde yanakları kızarmış bir **Spam/Adversiting**nun kucağında buldum kendimi; “zaman”.
Kafamdaki piç bu sırada devreye giriyor. Her zaman ki gibi konuşuyoruz işte;
A-Zaman, görecelidir dostum.
B-Zaman, gör’ecelidir.
A-Sen, benim ölümü Tanrının bulduğu en mantıklı şey olarak nitelendirdiğimi bilmiyorsun sanırım.
B-Bunları daha iyi olayım diye söylüyorsan, git maymunlarla seviş! Bu gece hiç kimse mutlu olmayı hak etmiyor.
A-Plesebo, dostum. Yaşamak; tanrının yarattığı bir enfeksiyonun plesebo etkisidir. Sonuç yine ölüm ve inanıyorsan bazen yine yaşamak
B-Sen o kadar acizsin ki bu konuşmada hangimiz ben, hangimiz sen bilmiyorsun. Kapa artık çeneni!
A-Sevgilimden ayrıldım.
B-Git elini becer.
Tanrı elini uzattı yalnızlığıma ve ben de memnuniyetle sıktım. Sanırım kafamdaki kargaşa, kaosun habercisi. Ezan okunmaya başladığı anda; Allah belirdi aklımda. Korktum. Biraz daha yaklaştım ve yine korktum. Onu görmeden var olduğuna inanan taraflarımı çok seviyorum. Umarım Allah bir kez daha bana kızıp Tanrı’yı dövmez. Ki hala tek tanrılı bir inancın mensubuyum.
Parazit Oteli’nin 101 numaralı odasında, en sevdiğim hilkat garibelerinin toplantısı varmış. Geçen Perşembe de vardı ama ben gidemedim. Meraklarımın bir bölgesi karantinaya alındığında fark ettim. Artık eskisi kadar hiç kimseyi sevmiyorum. Ki beş para etmez adamlar alyuvarlarımda hala kadın pazarlıyorlar. Sanırsam bu benim ruhumu pezevenk kılmaz. Beni seven kadınların bir çoğu benim farklı bir yönüm olduğunu söyler. Bu yüzden olması muhtemel. Beni terk eden bir kadını tanıdım iğrenç koltukaltlarına sinmiş bir kokunun odasında. Kaç zamandır yıkamıyor bu lanet adam ruhunu?
Cevap beklemeden yürümeye devam ettim. Kırış kırış olan ruhumu ütülemenin bir yolunu arıyordum ki midem bulandı. Uçurumun kenarında kusmak isterken, kendimi dümdüz buldum. Sanırım başarmıştım ve bu bir ilkti. Allah da beni affederse başka ne isterdim ki?
Yetmedi, beni bir ambulans helikoptere koyup hastaneye yetiştirmeye çalıştılar. Helikopter düştü. Tam olmuştu, beni bir köylü buldu. Sanırsam bu bir lanetti ve ölemiyordum. Köylü beni yıllar sonra iyi etti. Ama eskisi gibi değildim. Köyün delisiydim artık. Çobanı ve delisi oldum bir süre sonra. Sonra şarapçısı, çobanı ve delisi oldum. Git gide sıfatlarım artıyordu. Sanırım başarı buydu. Geceleri sinekleri uykularında rahatsız etmeyi düşünüyordum. Bu yolunu bulacaktım. Sonra bir gün bir profesörün zihinsel problemler üzerindeki çalışmasına kobay oldum. Burada zaman çok güzel geçiyor. Ara sıra nedensiz yere bir masada uyanıyorum. Bazen de durduk yere uyuyorum. Sanırım iyileşiyorum, eskiden uyuyamazdım. Her uyandığımda başım ağrımasa emin olun ölmek istemezdim. Çok başım ağrıyor. Bazen çatlayacak gibi oluyor.
Mutlulukları intihara teşvik ediyorum ki cennet yüzü görmesinler. Bu Perşembe tanıdık beyin parazitlerini ben davet ettim 101 numaralı odaya. Bu arada unutmadan, Marla **Spam/Adversiting** olmuş bir şafak vakti utanmadan. Sanırım şeytan beni henüz tanımıyor…
-Lütfen şu sesi biraz daha kısın, henüz cennetten kovulmadım.
Ali Özmen.