-
- Katılım
- Nisan 16, 2019
-
- Mesajlar
- 55,840
-
- Tepkime puanı
- 34,750
-
- Puanları
- 353
Yakın arkadaşımızın sürekli bizi taklit etmesi, aynı şeyleri yapması ve bunu gözümüze sokmasının altında nasıl bir psikoloji yatıyor?
Uzm. Dr. Seda Ülgen, yakın arkadaşlarımızın bizi kıskanması ve hayatlarımızı kopyalamasının temelinde bizde gördükleri o ışıltılı duyguları kendi hayatlarında yaşayabilme, bizim durduğumuz yerdeki gibi hissedebilme duygusunun yattığını, kendi dünyalarında kendilerine dair hissettikleri o değersizlik, sevilmeme, umursanmama, başarısızlık gibi duyguların kendi kimliklerinden uzaklaşmasına neden olduğunu ifade etti.
Bu normal ve masum bir kıskançlık mı?
Bunu söyleyebilmek için neyin, nasıl kullanıldığının önemli olduğunu belirten Ülgen, bunu bir örnekle açıkladı: “Size zarar vermek üzere olan bir böceği öldürebilmek, masum ve doğal bir davranış olarak kabul edilebilirken, sizi rahatsız eden her canlıyı öldürmeye kalkmanız hastalıklı bir duruma dönebilir. Ortak paydada öldürmek var. Kıskançlık için de aynı durum geçerli.”
Hissedilen kıskançlık iki taraftan birinin yaşamında yıkıcı rol alıyorsa sorun olarak kabul edilmesi gerektiğini, kıskanan tarafın kendi hayatının gerçeklikleri ile yüzleşip kendi için iyi olanları seçmediği sürece sanal bir yaşama hapsolacağının farkında olması gerektiğini ifade eden Ülgen, arkadaşını aşırı kıskanan kişinin karşı tarafın hayatını yıksa da birebir kopyalasa da arzuladığı duyguyu elde edemeyeceğini, derinlerde eksikliğin mutsuzluğunu ve öfkesini yaşamaya devam edeceğini ifade etti. Ülgen, kıskançlığın o yıkıcılığa geçme haline ‘patolojik’ denildiğini çünkü, sonuçta iyi hissedilen gerçek bir duygunun olmadığını, kimsenin yaşantısına iyileştirici bir etkisi olmadığı gibi tam tersi zarar verdiğini söyledi.
Peki bu şekilde arkadaşının kıskançlığına maruz kalan ve bundan rahatsız olan kişiler ne yapmalı?
Arkadaşı ile bu durumu konuşup rahatsızlığını dile getirmeli mi yoksa görmezden mi gelmeli?
Ülgen, kaç yaşında olursak olalım, bu durumu niye yaşadığımızı sorgulamamız, başımıza geldiğinde fark edip kısa dönemde yönetebiliyorsak sorun olmadığını ancak sürekli benzer kişileri hayatımıza çekiyorsak ya da aynı kişinin bize hissettirdiklerine rağmen artık bize toksik gelen ilişkiyi sürdürmeye devam ediyorsak o zaman odağımızı kendimize de çevirmemiz gerektiğini ifade etti ve bunun nedenlerini sıraladı:
“İlişkilerimiz denge üzerine kurulu değildir, ilişkimizde kurtarıcı rolü üstleniyor, o kişinin hayatından, yaşadıklarından, sorunlarından, olumsuz duygularından kendimizi sorumlu hissediyor olabiliriz. Yardım etmek, destek olmak başka bir şey, sorumlu hissetmek, yükünü taşımak bambaşka bir şey. Erkenden olgunlaşmak, büyümek zorunda kaldıysak, yeterli duygusal destek alamadıysak, kendimiz ile ilgili olumlu şeyleri yeterince hak görmüyorsak, kolay suçluluğa düşebiliyorsak ve bu gibi durumlarda sağlıksız olan ilişkinin sürmesine katkıda bulunuyor olabiliriz. Terk edilme korkusuna sahip olabiliriz. Kendimizde onarmamız, dönüştürmemiz gereken bu yönün farkında olmamız lazım.”
Kaynak
Uzm. Dr. Seda Ülgen, yakın arkadaşlarımızın bizi kıskanması ve hayatlarımızı kopyalamasının temelinde bizde gördükleri o ışıltılı duyguları kendi hayatlarında yaşayabilme, bizim durduğumuz yerdeki gibi hissedebilme duygusunun yattığını, kendi dünyalarında kendilerine dair hissettikleri o değersizlik, sevilmeme, umursanmama, başarısızlık gibi duyguların kendi kimliklerinden uzaklaşmasına neden olduğunu ifade etti.
Bu normal ve masum bir kıskançlık mı?
Bunu söyleyebilmek için neyin, nasıl kullanıldığının önemli olduğunu belirten Ülgen, bunu bir örnekle açıkladı: “Size zarar vermek üzere olan bir böceği öldürebilmek, masum ve doğal bir davranış olarak kabul edilebilirken, sizi rahatsız eden her canlıyı öldürmeye kalkmanız hastalıklı bir duruma dönebilir. Ortak paydada öldürmek var. Kıskançlık için de aynı durum geçerli.”
Hissedilen kıskançlık iki taraftan birinin yaşamında yıkıcı rol alıyorsa sorun olarak kabul edilmesi gerektiğini, kıskanan tarafın kendi hayatının gerçeklikleri ile yüzleşip kendi için iyi olanları seçmediği sürece sanal bir yaşama hapsolacağının farkında olması gerektiğini ifade eden Ülgen, arkadaşını aşırı kıskanan kişinin karşı tarafın hayatını yıksa da birebir kopyalasa da arzuladığı duyguyu elde edemeyeceğini, derinlerde eksikliğin mutsuzluğunu ve öfkesini yaşamaya devam edeceğini ifade etti. Ülgen, kıskançlığın o yıkıcılığa geçme haline ‘patolojik’ denildiğini çünkü, sonuçta iyi hissedilen gerçek bir duygunun olmadığını, kimsenin yaşantısına iyileştirici bir etkisi olmadığı gibi tam tersi zarar verdiğini söyledi.
Peki bu şekilde arkadaşının kıskançlığına maruz kalan ve bundan rahatsız olan kişiler ne yapmalı?
Arkadaşı ile bu durumu konuşup rahatsızlığını dile getirmeli mi yoksa görmezden mi gelmeli?
Ülgen, kaç yaşında olursak olalım, bu durumu niye yaşadığımızı sorgulamamız, başımıza geldiğinde fark edip kısa dönemde yönetebiliyorsak sorun olmadığını ancak sürekli benzer kişileri hayatımıza çekiyorsak ya da aynı kişinin bize hissettirdiklerine rağmen artık bize toksik gelen ilişkiyi sürdürmeye devam ediyorsak o zaman odağımızı kendimize de çevirmemiz gerektiğini ifade etti ve bunun nedenlerini sıraladı:
“İlişkilerimiz denge üzerine kurulu değildir, ilişkimizde kurtarıcı rolü üstleniyor, o kişinin hayatından, yaşadıklarından, sorunlarından, olumsuz duygularından kendimizi sorumlu hissediyor olabiliriz. Yardım etmek, destek olmak başka bir şey, sorumlu hissetmek, yükünü taşımak bambaşka bir şey. Erkenden olgunlaşmak, büyümek zorunda kaldıysak, yeterli duygusal destek alamadıysak, kendimiz ile ilgili olumlu şeyleri yeterince hak görmüyorsak, kolay suçluluğa düşebiliyorsak ve bu gibi durumlarda sağlıksız olan ilişkinin sürmesine katkıda bulunuyor olabiliriz. Terk edilme korkusuna sahip olabiliriz. Kendimizde onarmamız, dönüştürmemiz gereken bu yönün farkında olmamız lazım.”
Kaynak