Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
”Sesini duymadan geçen bilmem kaçıncı gün. Artık saymıyorum
sayamıyorum. Ben senin aklının ucundan bile geçmezken, sen
nasıl aklımı başımdan alabiliyorsun, anlamıyorum. Eskisi gibi anlamaya
çalışmıyorum da zaten. Ben sadece özlüyorum. Sadece bekliyorum.
Özlemek zaman geçtikçe daha çok acıtıyor. Beklemek her geçen
gün daha çok bitiriyor.”
Pardon bayım, bakar mısınız?
Şimdi sizi sevsem beni takar mısınız?
Siz de beni sever misiniz rica etsem?
“Lütfen” desem yemek yapabilir miyim size?
Lütfen?
Pardon bayım, benimle güler misiniz?
Bakın yağmur yağıyor.
Beraber ıslanabilir miyiz?
Pardon bayım, elimi tutar mısınız?
Benimle üşür müsünüz?
Size dokunsam, beni bırakmasanız?
Pardon bayım, sevişir misiniz benimle?
Arar mısınız, merak eder misiniz beni çok istesem?
Benimle uyur musunuz?
Kokunuzdan çalabilir miyim bayım?
Biraz da sesinizden alabilir miyim?
Kabalık etmiş olmam değil mi sizi kıskansam?
Sizi kıskanabilir miyim?
Çok şey istemiş sayılmam değil mi?
Bir kızı ağlarken gördüğün zaman neyin var sorusunu
“birşeyim yok ” diye geçiştirilen yanıta bakılarak başından
sağma onu.Bu soruyu tekrar tekrar ona sor çünkü o an
sana gerçekten ihtiyacı vardır.Hatta ona sarılabilirsin de ..
Hiçbir duygumu ertelemedim ben. Yaşayacağım hiçbir şeyi sonraya
bırakmadım. Sonra diye bir şeyin olmadığını biliyorum çünkü. Hep
yarına dair hayaller kurmak, gelmesi mümkün olmayacak zamanları
beklemek benim işim değil.
Aşk zamana meydan okur; ama sen karşı koyamazsın ona.
Orada durup öylece bekleyemezsin geleceği. Bir adım atmalısın
bir el uzatmalısın aşka doğru.
Aşkın anahtarı cesaret değil mi? Cesur olmak gerekmez mi bir aşkı
yaşamak, büyütmek için?
Kaç gece geçti hesaplasana…Kaç gece bir sonraki günü düşünerek geçti.
Neler yapabilirdik neler yaşayabilirdik düşünsene…
Her sabahı birlikte karşılamak vardı seninle. Gözünü açar açmaz ilk
gördüğün şey ben olurdum ve sen benim yüzümde mutluluğu görürdün.
Bu kentin sokaklarında el ele dolaşabilirdik. Girmediğimiz sokak kalmazdı.
Bakışlara aldırmadan sokağın ortasında sarılıp öpebilirdim seni.
Bir şarkıyı sözlerini bilmesek bile bağıra çağıra söyleyebilirdik.
Sonra bir filme gider, bir kitap okur, bir martının bir lokma simit
kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik.
Paylaştığımız her anı, beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı.
Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki
saati iki saatlik yaşardık, arayı kapayalım diye.
Peki biz ne yaptık? Aşkı bir bekleyişin sırtına yükleyip ona sadece
uzaktan bakmakla yetindik. Her an aşkı yaşamak varken, her gün
birbirimizi yeniden keşfetmek varken, bu yolda birer kâşif olmak
varken sürgünleri yaşamaya mahkûm ettik birbirimizi.
Gözlerinin içine bakıp “Seni Seviyorum” demek istiyorum.
Aşkın akışına kapılıp hiçbir kaygı duymadan gidebildiğim yere
kadar gitmek istiyorum. Kokunu içime çekmek, teninin sıcaklığı
ile irkilmek istiyorum. Yaşama senin adınla anlam katmak mutluluğu
bulmak ve bir daha kaybetmemek istiyorum.
Seni istiyorum, yarın, öbür gün, öbür hafta, öbür ay, öbür yıl değil….Şimdi!