Kınalı kuzuların hikayesi / Anaların kınalı kuzuları

Konu sahibi son olarak 2620 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Kınalı kuzuların hikayesi / Anaların kınalı kuzuları

Kınalı kuzuların hikayesi




Elleri kınalıydı onların.. Gülerek el salladılar. Dağlara çıkıyorlardı.

Yüksekova ve Şemdinli'ye 20 araçlık askeri konvoy sevk edildi.. Bazı askerlerin elleri kınalıydı.. Sıcak çatışmalara gireceklerdi, orası kesindi..

uuu20071115105949bx8.jpg



Bu genç de el salladı.. Eğitimleri yeni bitmiş örtülü bir savaşın tam ortasına dalacaklar. Al rengi elleriyle sanki düğüne gidiyordu.. En zor operasyonlara katılacak, ölüm onların en yakın arkadaşı olacak.

Kurşun sesleri onların adeta melodisi olacak. Mayınlar onların sinsi düşmanı olacak. Bir de buna dağların donduran o ayazı eklenecek..

Annesi ve ailesi 24 saat ayakta dikilecek.. Telefonda kimileri "hakkını helal et" diyecek şehitliğin yakın olduğunu hissedecekler.. Kimileri de duygularını mektuplara dökecek.. Analar kuzularının geri dönüş yolunu gözleyecek.

İşte minibüsteki askerler bu inançla yola çıkmışlardı. Annelerinin kınalı kuzularıydı onlar.. Şimdi bu ülkenin, çileyle, acıyla yoğrulan memleketin kınalı kuzuları oldular.

Anadolu askerin eline kına yakılması bir gelenektir. Üç şey için kına yakılır.



*Kurbanlık hayvanın üzerine kına yakılır. Allah’a yakınlığın işareti olsun diye.
*Gelinin eline kına yakılır kocasına yakın olsun diye.
*Askerin eline kına yakılır, vatanına yakın ve kurban olsun diye.
 
Gelibolu Cephesi'ne Kınanlı Hasan Destanı (alıntı)


Yüzbaşı Sırrı Bey, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, “Nerelisin?” ya da “Kaç kardeşsiniz?” gibi sorular soruyordu.

Gözleri bir ara, saçının bir tarafı kınalanmış delikanlıya takıldı. Delikanlıyı yanına çağırdı ve merakla sordu:

“Adın ne senin, evladım?” dedi.

Delikanlı hazır ol durumuna geçti ve komutanın sorusunu bir solukta yanıtladı:

“Hasan komutanım” dedi.

Sonra da, komutanın “Nerelisin?” sorusunu da aynı çeviklikte yanıtladı:

“Tokat’lıyım, komutanım” dedi.

“Tokat’ın Zile kazasındanım…”

Yüzbaşı Sırrı Bey şimdi de, kafasını kurcalayan sorusunu sordu:

“Peki evladım, bu kafanın hali ne?” dedi. “Saçlarını ortası neden böyle kırmızı boyalı?”

Hasan, duraksamadan yanıt verdi:

“Cepheye gitmek için evden ayrılmadan önce anam saçıma kına yaktı, komutanım” dedi. “Neden yaktığını da bilmiyorum.”

Yüzbaşı daha fazla üstelemedi, “peki, gidebilirsin Kınalı Hasan” dedi.

Onun o gün ağzından çıkan “Kınalı Hasan” adı, Hasan’ın o günden sonraki adı oldu. Cephe de tüm arkadaşlarının ağzında onun adı artık, “Kınalı Hasan” idi. Arkadaşları ona “Hasan” yerine “Kınalı Hasan” demekle kalmıyorlar, saçlarının ortasındaki kınasına takılıyorlar, onun kınalı saçını, zaman zaman yoğunluğunu artırdıkları şakalarının konusu da yapıyorlardı.

Kınalı Hasan, arkadaşlarına karşı sevecen tutumu ve cephedeki cesur atılımlarıyla kısa sürede tüm arkadaşlarının sevgisini kazandı.

Bir gün memleketine mektup göndermek isteyince, arkadaşlarından yardım istedi.

“Anama, babama burada iyi olduğunu ve ellerinden öpmek istediğimi bildirmek istiyorum ama, okumam yazmam yok, mektup yazamıyorum” dedi. “Bana biriniz olsun yardım eder mi acaba?”

Bir değil, bir çok arkadaşı yardımına geldi Kınalı Hasan’ın:

“Sen söyle, biz yazalım mektubunu” dediler. Kınalı Hasan, söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, öteki arkadaşları ise, mektubu yazanın sağıdan solundan başlarını uzatarak, söylenenleri doğru yazıp yazmadığını denetliyorlardı.

“Sevgili anacığım, babacığım” diye başlıyordu Kınalı Hasan’ın mektubu ve “hasretle ellerinizden öperim; ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin” diye devam ediyor.

“Kız kardeşini, kendinden bir küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını soruyor, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini” söyledikten sonra, “Biz burada var oldukça, bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir” tümcesiyle bitiyordu.

Mektubunu yazdırmayı bitiren Kınalı Hasan, tam zarfı kapatırken birden durdu ve “iki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek mektubunun sonuna şunları ekletti:

“Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada komutanların da, arkadaşlarım da benimle hep dalga geçtiler. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah Ahmet’e de gelecek. Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da geçmesinler. Bir kez daha ellerinden öperim, sevgili anacığım.”

Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenmeye başlamışlardı. Gelibolu Cephesini savunan erlerimiz, önceleri teker teker, sonraları beşer beşer, onar onar şehit oluyorlardı. Onlara destek olmak için giden yedek güçler de yeterli olmuyor, onların sayıları da giderek azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Hasan’ın komutanı da bu durum karşısında çaresizliğinden ve hırsından yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü, henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişlerdi cepheye. Genç erlerini, insan bedenini süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Tanrı’ya dua ediyordu.

Komutanlarının bu düşünceli ve sıkıntılı durumunu gören ve cephenin düşmekte olduğunu bilen Kınalı Hasan ve arkadaşları, komutanlarına gittiler ve ondan, kendilerini cepheye göndermesini istediler. Erlerinin yalvarırcasına birkaç kez yineleyerek bildirdikleri bu istekleri karşısında komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile onların bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.

Kınalı Hasan ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı.

Kısa bir süre sonra Hasan Cephede iken, anne ve babasından mektup geldi. Mektubu onun yerine komutanı okudu Kınalı Hasan’a. (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesi’nde sergilenmektedir.)

Gelibolu cephesine gitmeden önce onun, arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna, aile adına babası yanıt veriyordu:

“Oğlum Hasan, nasılsın, iyimisin gözlerinden öperim, selam ederim” dedikten sonra şöyle devam ediyordu mektup:

“Öküzü sattık, parasının bir kısmını sana gönderiyoruz, bir kısmını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık Zahire’ye de fazla ihtiyacımız olmadığı için, yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin.”

Babası mektupta, köydeki herkesten, akrabalarından haberler verdikten sonra, “şimdi sana ananın da diyeceği bir şey var” diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü, Kınalı Hasan’ın anasının ağzından yazılmıştı. Şöyle diyordu anası:

“Ey gözümün nuru Hasanım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalmazsın. En, senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor. Sen bu ailenin seçilmiş kurbanısın.

Hasanım söyle Zabit Efendi’ye, bizim köyde üç şeye kına yakarlar:

1) Gelinlik kıza, gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye,
2) Kurbanlık koça, Allah’a kurban olsun diye,
3) Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye…

Ben de seni evlatlarım arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım.

Allah’ın hükmüyle, Allah seni İsmail Peygamberin yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.

Gözlerinden öperim,

Annen Hatice,

O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Hasan cephede savaşır, savaşır. Sonra yaralanır, geriye alınır. Cephenin hemen gerisinde Kocadere Köyü’ndeki sargı yerine getirilir. Fakat tedavi göremeden şehit olur. Diğer şehitlerle birlikte, Hasan’ında kimlik tespiti yapılıp mezarlığa gömülecektir. Bu işlerle görevli Zabit Namzeti (Yedek Subay) Mehmet Efendi, Kınalı Hasan’ın üzerini aradı, anasının mektubunu ve tamamlanmamış bir şiir karalaması buldu.


“Anam yakmış kınayı adak diye,

Ben de vatan için kurban doğmuşum.

Anamdan Allah’a son bir hediye,

Kumandanım ben İsmail doğmuşum.”
 
Çanakkale'yi 70 Milyona Getirmek

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, "70 milyonu Çanakkale'ye götüremiyorsak, Çanakkale'yi 70 milyona getirebiliriz" düşüncesiyle "Kınalı Kuzular" adlı yapımı ekrana taşıdı. TRT izleyicisiyle buluşan dizi, sadece gençlerimizin değil, tüm ulusumuzun üzerinde bu etkiyi gerçekleştirmek amacıyla hazırlandı.

Vatan ve millet sevgisini, istersek her zorluğun üstesinden gelebileceğimiz inancı ve fikrini 70 milyona ulaştırma hedefiyle yola çıkan bu yapım, aynı siperde kucak kucağa can veren Türk'ün, Kürt'ün, Laz'ın, Çerkez'in, Boşnak'ın, Arap'ın hikayesi… Alevinin, sünninin,hıristiyanın, musevinin hikayesi…

Cahilinden alimine, demircisinden mühendisine, marangozundan hekimine bir milletin hikayesi... Mustafa Kemal Atatürk gibi eşsiz bir kahramanı ortaya çıkaran tarihin hikayesi...

Yönetmen: Tunç Davut
Yapımcı: Ahmet Yenilmez
 
Kınalı Kuzular - 1.Bölüm / Kınalı Hasan

Cepheden kötü haberler gelmektedir. Şehit sayısı arttıkça daha çok asker gerekmekte ve askere alınma yaşı 18’lere kadar düşmektedir. Hasan’ın köyü çok şehit veren köylerden biridir. Hasan’ın yaşı küçük olduğundan ve ailede başka erkek çocuk bulunmadığından yasal olarak askere gitmeme hakkı vardır. Babası bir şehittir ve ablasının kocası, eniştesinden hala bir haber yoktur. Bir yandan bu duygular onu askere çağırırken ve geceleri kabus haline gelirken, diğer yandan sevdiği kız Melek’le bir gelecek hayali kurmadan edemez. Kalma ve gitme kararı kendisine aittir. Bu ikilem onu çok rahatsız eder. Ama o kararını gitmekten yana kullanır. Hasan’ın annesi Akça Kadın yavrusundan ayrılmak istemeyen ama vatan için gerekirse evladını kurban etmekten kaçınmayacak kadar cefakar bir Türk kadınıdır. Hasan’ı askere uğurlarken Hasan’ın saçlarını kınalar. Hasan ve daha sonra cephe arkadaşları ve komutanları buna bir anlam veremez. Hatta, bu durum zaman zaman bir espri konusu bile olur. Hasan diğerlerine göre hem yaş hem de fizik olarak daha ufaktır. Ama kendini sevdirmeyi başarır ve cesareti parmakla gösterilir hale gelir. Cephede Anadolu’nun dört bir yanından gelen yiğitlerle tanışır. Hepsi, kendi memleketinde sıradan biri iken burada kahramana dönüşürler. Son saldırıda Hasan ve arkadaşları şehit olur. Hasan’ın kınasını yadırgayan komutan kurtulur ve Akça Kadın’ın kına olayını açıkladığı mektubu okur. Mektupta Akça Kadın, kınanın üç şeye yakıldığını söyler: Kurbanlık koyunlara, Allah’a kurban olsun diye; Evlenen kızlara, kocasına kurban olsun diye; Askere giden gençlere, vatanına kurban olsun diye.
 
Kınalı Kuzular - 2.Bölüm / Bedeli Çanakkale'de Ödendi

Mehmet Muzaffer ve arkadaşları Mekteb-i Sultani öğrencisidir. Muzaffer tarih Hocaları ve aynı zamanda okul müdürü olan Münir Bey’le anlaşamamaktadır. Muzaffer kız arkadaşı Müjgan’la evlilik hayalleri kuran neşeli bir gençtir. Diğer arkadaşları Ziya, Kemal, Halid, Tarık ve İbrahim’le okul günlerini tatlı yaramazlıklarla geçirirken savaş çıkar ve İstanbul gün geçtikçe zor şartlar altında kalır. Daha öncede savaşa öğrencilerini gönderen Münir Bey aynı şeyler olacak diye endişelenmektedir. Ancak öğrenciler bir gece gizlice muziplik olsun diye girdikleri Münir Bey’in özel odasında şehit öğrencilerin anılarını görünce dönülmez bir karar aşamasına gelirler. Hepsi gönüllü yazılır. Münir Bey üzülmesine rağmen bu olaydan gurur duyar. Öğrenciler cepheye gider. Burada yaşadıkları olaylar sonucu Muzaffer dışında hepsi ölür. Komutanı Muzaffer’i oyalamak için, kamyon lastiği almaya İstanbul’a gönderir. Ancak kimsenin aklına gelmeyeni Muzaffer başarır, Sahte senet hazırlayıp üzerine Bedeli Çanakkale’de ödenecektir diye yazar. Kamyon lastikleriyle cepheye geri döner. Lastikler sayesinde bölüğüyle birlikte Gazze’ye gider ve orada şehit düşer. Tuttuğu günlük Münir Bey’e ulaştığında Müjgan da tüm olanları büyük bir acıyla öğrenir.
 
Kınalı Kuzular - 3.Bölüm / Nişanlıya Verilen Söz

Şefika ve Semih güzel sanatlar öğrencisi, nişanlı iki gençtir. Aileler gençlerin evliliğini onaylamaktadırlar. Okul arkadaşları Suzan, şımarık ve kıskanç bir kızdır. Babası Avni Bey ise İngiliz hayranı bir tüccardır. Savaş patlak verir. Savaş, evlilik hazırlıkları yapan Semih’le Şefika’yı birbirinden ayırır. Semih ve Şefika için felaket olan savaş, Suzan ve ailesi için altın bir fırsattır. Suzan’ın babası Avni Bey, İngilizlerin desteğinde Doğudaki Ermeni çetelerine kaçak silahlar gönderir. Kaçak silah satışından dolayı büyük paralar kazanır. Savaşın alevlenmesiyle birlikte Semih gönüllü olarak askere yazılır. Cepheye gelir. Cephede Bölük komutanı Yüzbaşı Celadet’le tanışır. Onu Şefika’ya yazdığı mektuplarda anlatır. Semih, Yüzbaşı Celadet, ile büyük kahramanlıklara imza atar. Ancak bir tepeyi ele geçirirken şehit olur. Aynı saldırıda Yüzbaşı Celadet sonradan ayağını kaybedecek kadar ciddi yaralanır. Semih’in ölüm haberi Şefika’ya ulaşır. Şefika üzüntüsünden kahrolur. Celadet tedavi için İstanbul’a gönderilmesi ile birlikte Şefika’yla karşılaşma fırsatı bulur. Bu arada Şefika’nın ağabeyi Vedat adamlarıyla Suzan’ın babası Avni Bey’i ve İngiliz ajanı William O’Hara’yı izlemeye başlar ve onları suçüstü yakalar. Şefika, gönüllü hemşire olur. Celadet, cepheden geri kalıp işe yaramaz hale gelmesinden dolayı hayata küser. Şefika boş zamanlarında Celadet ile ilgilenip yeniden hayata bağlanmasını sağlar. Bunu Semih’in anısını canlı tutmak için yapmaktadır. Tüm bu olanları Güzel sanatların hocası Mösyö Pier ve Suzan’ında dahil olduğu öğrencileri duvara yaptıkları Semih portresiyle ölümsüzleştirir.
 
Kınalı Kuzular - 4.Bölüm / Üç Pınarlı Ali

Üçpınarlı Ali Osmanlı’nın çalkantılarla geçen son yıllarında yetişmiş bir kabadayıdır.Sevdiği kız Zeynep zengin bir ailenin kızı olduğu için, Zeynep’in babası Hüseyin Ağa, Ali’nin kızını kaçıracağı korkusuyla ona tuzak kurar ve Ali’yi en samimi arkadaşı ve kardeşi gibi kabul ettiği Levon’la beraber hapse attırır.Ali ve Levon hapishanede Mehmet Salih,Kadir ve Cemil ile tanışır.Hepsi yaşadıkları hayat ve suçlarından dolayı toplum tarafından dışlanmış sert adamlardır.kendi başlarının çaresine bakmayı bilirler.Havalandırmada Hüseyin Bey’in tuttuğu iki adam Ali’yi öldürmek ister, fakat yeni koğuş arkadaşları ona sahip çıkınca aralarında bir dostluk başlar.Hayatın o kadar da acımasız olmadığını öğrenirler.Çanakkale Savaşı’na gönüllü olma onların haytalarındaki değişimi başlatır.Asker ihtiyacını karşılamak için hükümet özel bir kanun çıkarır.Gönüllü olma karşılığında suçları bağışlanacaktır.Hepsi gönüllü olur.Her ne kadar hapishane müdürü bunu bir kaçma fırsatı olarak göreceklerine inansa da devletin ajanı olarak çalışan Emin Bey adındaki Cemil ve Binbaşı onlara güvenir.Askerde, onlara her zaman alışık oldukları gibi davranılmaz.Askerde herkes eşittir.Cepheye geldiklerinde savaşmak yerine mutfak çadırında görev alırlar.Bu onların ağırına gider.Ali ve Levon yemek götürürken düşman baskın timi tarafından esir alınır.Düşman subayının Levon’u kendi yanına çekme çabaları sonuç vermeyince onları öldürmek üzere açık araziye çıkarır.Fakat Levon ve Ali arkadaşlarına cesaret verircesine, külhanbeyliğin gerçek anlamını düşünerek bir kardeş gibi son kez el sıkışıp düşmana saldırır.Bu çatışmada hepsi ölür.
 
Kınalı Kuzular - 5.Bölüm / Ezineli Yahya Çavuş

Yahya Çavuş ve takımı, 3. taburla birlikte düşmanın çıkarma yapma olasılığına karşı Ertuğrul Koyu’na mevzilenirler. 2 gün boyunca düşmanı bekleyen tabura ittifak güçlerinin donanması bombardımana başlar. Bu sırada Tabur komutanı Binbaşı Mahmut Bey şehit olur. Komutayı 21 yaşındaki asteğmen Hüseyin Bey alır. Fakat aralıksız süren şiddetli bombardıman sonucu o da şehit olunca komuta Yahya Çavuş’a kalır. Yahya Çavuş sağ kalan 67 kişiye yeniden mevzi aldırır. Bombardıman sona ermiş ve İngilizler River Clyde gemisini Truva atı şeklinde kullanarak sahile çıkmaya hazırlanmaya başlamıştır. Sağ kalanlar bombardıman sonucu bitkin ve çaresiz durumdadır. Hepsi öleceğini anlamıştır. En büyük endişe ve üzüntüleri, büyük bir güçle saldıracak düşmanı durduramayacak olmalarıdır. Balkanlarda ve Galiçya’da savaşmış eski bir cephe kurdu olan Yahya Çavuş ise kurnazca taktikleriyle takımının hayatta kalarak savaşmasını sağlamaya çalışır. 3000 kişilik çıkarma kuvvetini durdurmayı başarır.Düşman River Clyde gemisine sığınıp karaya çıkmak için saldırdıkça, Yahya Çavuş ve arkadaşları daha şiddetli bir ateşle karşılık verirler. İngilizler önlerinde 2000 kişilik bir düşman olduğunu düşünüp daha fazla takviye alırlar. Yavaş yavaş eriyen Türk tarafında, bacağından yaralı Yahya Çavuş ve 5 kişi kalır. İngilizler çemberi daralttığında arkadan gelen Türk kuvvetlerine 2 gün kazandırılmıştır. Yahya Çavuş ise son kalan arkadaşlarıyla şehit olur. İngilizler karşılarında sadece 67 kişi olduğunu öğrenince bu cesaret karşısında çok şaşırırlar.




Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş’tular
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman, tümen sanırdı bu şahane erleri
Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular…
 
KINALI KUZUM

Yıl 1915, aylardan Ocak. Yer Çanakkale. Denizde sayısız İngiliz ve Fransız filosu, karşıda İtilaf Devletlerinin, bir ulusu tarihten silmek, can damarı olan boğazlarını ele geçirmek adına bir araya gelmiş yarım milyondan fazla askeri gücü. Akif'in dediği gibi hayâsız bir akın, hayâsız bir ordu.
Yozgat Sorgun kazasının Karayakup Köyünden cepheye gelen Murat adındaki genç nefer, bölükteki tıbbiye öğrencisi Şükrü Beye anasına hitaben bir mektup yazdırıyor."Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına yakma. Zabit Efendi bana sordu, cevap veremedim. Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar." Der ve bir de şiir ekler mektubuna…..


A N A
Çanakkale geçilir mi sandı küffar,
Bölük bölük buraya geldiler ana.
Son nefer de vurulup düşse toprağa,
Yine de geçilmez ki, bu belde ana.

Yalnız kınanın manasını bilemem,
Senden armağan, istesem de silemem.
İnandım ki ben, sağ olarak dönemem,
Şehitlik rütbesine hazırım ana.

Yaktığın bu kına durdukça başta,
Mustafa Kemal'ler de oldukça başta.
Düşman bin bölük olsa karşıki safta,
Üzülme geçilmez bu belde ana.

Kardeşimin başına yakma kınayı,
Belki bilemezler kınadaki manayı.
Karşımda küffar düşünemem sılayı,
Hakkın helal edesin, hakkını ana.

Bu mektup Murat'ın anasına gider. Ana bir okuryazar bulup oğluna şu cevabı yazar."Ey oğul, gözüm nuru Murat'ım! Zabit Efendiye selam
söyle. Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail'sin (A.S.), sen orada şehit olacaksın inşallah. Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa ben de onun için senin saçlarını kınalayıp gönderdim." der ve o da mektubuna bir şiir ekler.


KINALI KUZUM

Ey oğul, ey Murat'ım, kınalı kuzum,
Şehit olmandır gönlümdeki son arzum.
Çanakkale "son kale" siper et seni,
İffetime yâd eli değemesin kuzum.

Varsın beklesin yavuklun da yolunu,
Bu yollarda şan, şeref beklenir kuzum.
Her cefaya her zaman hazır, nazırım,
İffetime yâd eli değmesin kuzum.

Kardeşinin başına yaktım kınayı,
İsmail gibi Hakk'ın emrinde kuzum,
Bu emirde Felah var, şan var, şeref var,
Onlar da şehitliğe, hazırdır kuzum.

Biz kurbanlık koçlara, kına yakardık,
İsmail'in aşkına, Hakk'a adardık.
Bu yüzdendir başına kınayı yaktık,
Bu vatana, bu yurda, kurban ol kuzum.

Bu mektup Murat'a gittiğinde, Murat'ın kınalı başı çoktan Allah'ına kurban gitmişti. O mübarek ananın duası kabul olunmuş, kınalı kuzusu Murat şehit olmuştu.
Bu mektupta dikkat çeken nedir gördünüz mü? Bir ananın oğlunu şehit olmak amacıyla askere göndermesi, onun şehitlik mertebesine erişmesini temenni etmesi ne mübarek bir temenni yarabbi, ne mübarek bir istek. Böyle anaların elleri öpülmez mi?
Bu Çanakkale Savaşı ki; 55.000 şehit, 100.000 yaralı, 10.000 kayıp 25.000' i hastalıktan ölmek üzere toplam 190.000 vatan evladının, kınalı kuzuların canları pahasına kazanılmıştı.
Çanakkale'yi geçilmez kılan bu mübarek analara ve bu mübarek şehitlerin cümlesine Allah'tan sonsuz rahmetler diliyorum.
 
KINALI KUZULAR TÜRKÜLERİ


Yüreklerimizi yakan kınalı türküler-Dinle
KINALI KUZULAR dizisini duymayanınız bilmeyeniniz kalmamıştır.

28 Kasım 2006’da yayına başlayan “KINALI KUZULAR”, haftalık olarak “prime time 1” kuşağında, saat 20:30’da TRT 1’de yayınlandı. Türkiye Radyo Televizyon kurumuyla sözleşmesi yapılan “KINALI KUZULAR”, 2006 – 2007 yayın döneminde TRT kurumunca saygınlık projesi kapsamına alınan bir dizi.

“KINALI KUZULAR” her bölüm kendi içinde başlayıp biten 60’ar dakikalık televizyon filmlerinden oluştu. İlk 13 bölüm Çanakkale Savaşı’nda şehit olan on üç askerin orijinal mektuplarına dayanılarak senaryolaştırıldı.


49750.jpg











Albümde yer alan ''Hastane Önünde İncir Ağacı'' isimli türkü
Türküyü seslendiren: Ahmet Baydaroğlu
Şiiri seslendiren: Demir Karahan

Öykülerin hepsi gerçek, yaşanmış hikâyelerden...

AB grubunda ise ilk 2 dizi arasında yer alarak TRT’nin bugüne kadar hazırladığı diziler arasında en başarılı dizi olma ünvanını kazandı. Yalnız 2006 yılı içinde Çanakkale Şehitliği’ni gezen yerli turist sayısının 3 milyonu geçmiş olması, halkımızın Çanakkale’ye gösterdiği ilgiyi yeterince anlatır niteliktedir.

Peki ya ÇANAKKALE TÜRKÜLERİ...


KINALI KUZULAR dizisi sıradan bir dizi olmanın çok ötesinde.. O kadar ilkleri varki... İşte onlardan bir kaçı:

· İlk defa Çanakkale savaşı drama dalında film oldu

· ilk defa şehitlerimizin gerçek mektupları yayınlandı

· ilk defa TRT drama dalında raiting sıralamasında gün ikincisi oldu.

· ilk defa Mehmet Akif Ersoy drama dalında film oldu

· ilk defa gazi Mustafa kemal Atatürk’ün Çanakkale kahramanlığı anlatıldı

· ilk defa mektebi sultani ve tıbbiye öğrencilerinin Çanakkale kahramanlıkları anlatıldı

· ilk defa Yalova’ da 10 dönüm arazi üzerine Çanakkale savaşı platosu kuruldu

Kına satmıyor artık büyük marketler,

Sokak aralarında da bakkallar kalmadı kına satan.

Kınalı eller var mı bilmem ilmik ilmik hikâyesini sevdasını dokuyan

Bembeyaz örtüsünün altından

Kınalı saçının ucu görünen

Kınalı elleriyle torununun saçlarını okşayarak

Masal anlatan nineler de yok artık.

Gelin ağlatma türküsü eşliğinde kına geceleri de yapılmıyor lüks düğün salonlarında belki

Koçlar geceden kınalanmıyor bayram sabahına.

Bayramlar artık yapılacak kısa tatilin anlamını taşır oldu.

Oysa üç şeyi kınalamış onlar:

Gelinlik kızlarını kınalamışlar eşine evine yavrularına kurban olsun diye.

Bayramların bayram olduğu günlerde koçları kınalamışlar allah’a (c.c) kurban olsun diye.

Her evlat kuzusudur ya anaların. Askere giden kuzularını kınalamışlar vatana kurban olsun diye.

Analar koymuş adlarını kınalı kuzular diye.

Sözlüsünün yolunu bekleyen elleri kınalı kızların sessiz ağlamasıdır bu türküler.

On beş on altı yaşında kınalı kuzusunu askere yollayan anaların duasıdır bu türküler.

‘’söz konusu vatan ise gerisi teferruattır’’ diyerek şahâdet

Şerbeti içen yiğit ecdadımızın nesillere vasiyetidir bu türküler…

01 Çanakkale Sunum / Demir Karahan - 01:12
02 Eledim Eledim / Çiğdem Elmas - 03:16
03 Yastadır / Enstrümantal - 01:39
04 Nasib Olsa Çıksam Yine Yaylaya / Ahmet Baydaroğlu - 02:31
05 Suna Boylum / Ahmet Baydaroğlu & Meriç Başaran - 06:01
06 Denizin Dibinde / Enstrümantal
07 Telgrafın Direkleri / Zülfü Demirtaş - 01:04
08 Kışlalar Doldu Bugün / intro - 01:03
09 Kışlalar Doldu Bugün / Zeynep Başkan - 01:15
10 Çalın Davulları / Ali Yılmaz - 02:51
11 Bir Yiğit Gurbete Gitse / Zeynep Başkan - 01:44
12 Yağcılar Zeybeği / Enstrumental - 02:30
13 Huma Kuşu / Ahmet Baydaroğlu - 02:14
14 Hastane Önünde İncir Ağacı / Ahmet Baydaroğlu - 04:12
15 Çanakkale Türküsü / Enstrümantal - 01:28​
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri