Kânunnâme

Konu sahibi son olarak 2577 gün önce görüldü
Kanunname idari, parasal, cezai ve muhtelif sahalarda görülen gerek üstüne padişahların buyruk ve fermanlarıyle vaz edilen (konulan) yasa ve nizamları ihtiva eden dergi.
Kanunnameler, henüz evvelki padişahlar doğrulusunda eklenilen yasa ve nizamların aynen ya da hülasa edilerek toplanmak suretiyle de ortaya getirilirdi.
Bütün İslam devletlerinde hükümde birinci derecede asal kaynak; kitap, sünnet, icma ve kıyas ile bunlara bağlı kanıtların teşkil ettiğiİslam hukukudur.
Hicri dördüncü yüzyıla kadar
Kanunname idari, parasal, cezai ve muhtelif sahalarda görülen gerek üstüne padişahların buyruk ve fermanlarıyle vaz edilen (konulan) yasa ve nizamları ihtiva eden dergi.
Kanunnameler, henüz evvelki padişahlar doğrulusunda eklenilen yasa ve nizamların aynen ya da hülasa edilerek toplanmak suretiyle de ortaya getirilirdi.

Bütün İslam devletlerinde hükümde birinci derecede asal kaynak; kitap, sünnet, icma ve kıyas ile bunlara bağlı kanıtların teşkil ettiğiİslam hukukudur.
Hicri dördüncü yüzyıla kadar müctehidler, esas kaynaklarda kararı açıkça bulunmayan sorunları kendisi ictihadlarına göre hallediyorlardı.
Bu yüzyıldan ardından yalnız dört devasa müctehidin ictihad ve usulleri kaydedilmiş, fıkıh ve usul-i fıkıh kitapları yazılmıştır.
Bundan ardından, suallen sorular bu kitaplara göre cevaplandırılmıştır.
Zamanla alimlerin fıkıh kitaplarına göre verdikleri cevap verir derlenerek fetva kitapları yazılmıştır.

Bunların yanısıra, sultan doğrulusunda buyruk, ferman ve kanunnameler de çıkarılmıştır.
Bunlar oluşan olayları halleden hükümler mahiyetindedir.
Padişahların bu nevi karar verme konusunda mesnetleri, dayanakları yeniden İslam hukukudur.
İslam hukuku gerek görüldüğünde padişaha karar vermek selahiyeti vermiştir.
Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şerifte, ululemre itaat emredilmiştir.
Bu sebeple padişahlar, bazı zamanlar kamu faydasını ve devlet işlerinin derli toplu yürütülmesini öneme alarak hukukun muhtelif mevzularına aid yasalar koymuşlardır.

Nitekim pazardaki bac vergisinin miktarı, tımarlı sipahilerin, hak ve vazifeleri, kıyafet ve sikke sorunları padişahın buyruk ve fermanları ile tanzim edilmiştir.
Bu düzenlemelerde, muhitlerin dine karşıt görüşlü olmayan örf ve sayıları de ehemmiyetli rol oynamıştır.
Bu konu buyruk ve fermanları tek araya toplayan kanunname mecmualarının baş tarafındaki; “Yüce İslam kanununa idealliği görülüp, şimdi dahi geçerli yasa ve İslami meseledir.†ibaresinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Kemalpaşazade’nin tek fetvasındaki; “Şer’an caiz değildir ve hem men olunmuştur.
Canib-i sultandan†ifadesi İslam hukuku ile kanunnameler arasındaki idealliği gösterir.
Osmanlı için bu tür tek uygunluk zorunludur.
Çünkü devletin esası, İslamı hayata ve yayma emelinin üstüne heyetmiştir.

Osmanlı padişahlarının İslam hukukunun dışında olan örfe dayanarak yaptığı düzenlemeleri İslam hukukunun dışında görmek ve Osmanlının İslam hukukundan ayrı, tek de örfi hukuk tatbik ettiğini söylemek olası değildir.
Çünkü İslam esaslarına karşıt görüşlü olmayan her tasarruf dinidir ve dine uygundur.
Bunun içindir ki, Osmanlılarda hakim mevkiinde olan kadılar, fıkıh ve fetva kitapları yanısıra padişah doğrulusunda çıkarılan buyruk, ferman ve kanunnamelere de hükümde kaynak olarak başvuru etmişlerdir.

İlk Osmanlı kanunnameleri, yasa yöntemi ve bünye hususiyetleri itibariyle mücerret ve umumi kimi hükümlerin, planlı tek tarzda, tasnif ve tertipleri suretiyle ortaya gelmiş değildi.
Bunlar henüz ziyade, muayyen vakit ve mekanlarda meydana çıkan hadiselerle alakalı buyruk ve fermanlardan ibaretti.
Ayrıca tüm Osmanlı memleketlerine özgü umumi yasalar olmayıp, her yerin örf ve adetlerine göre düzenlenmiş özel kanunlardı.
Zaten Osmanlı Devletinde, idari, parasal mevzuatta bölgelere göre her biri ayrı tek örgüt ve nizamla yönetim edilen ve muhtelif ayrıcalık ve muafiyetlere sahip tespit edilen zümreler vardı.
Bunlara ve vakıflar şeklinde, idari-mali kimi muhtariyetlere ve her biri kendisi özel statüsüne göre yönetim edilen teşekküllere hükmeden tek ülkede, umumi tek örgüt ve yönetim yasası tertib etmeye ve bunu herkesin eline vermeye olanak yoktu.
Bu sebeple Osmanlıların, şeriata (İslamiyete) makul olmak şartıyla, örneğin Macaristan’da fethedilen memleketler ile Adalarda, Mısır’da, azerbaycan’da ya da doğu vilayetlerinde derhal fetihten ardından uyulacak yasalar kaleme alınırken, o memleketlerde öteden ardından geçerli örf ve adetler eşliğinde tek bölüm külüstür nizam ve kanunların da değiştirilmedikleri ilgi çekmektedir.
Özellikle tek bölüm Türk-İslam devletlerinden fethedilen milletlerde bazan külüstür kanunların hiç değiştirilmeden aynen ve külüstür adları ile muhafaza ve tatbik edildiği, yanlızca ardından sokulmuş ve İslamiyete marjinal bid’atlerin ayıklanarak atıldığı görülmektedir.

Denilebilir ki, Osmanlılar fethettikleri memleketlerdeki örf ve adetler ile halkın alışık bulunduğu vergi şekillerine uzun süre riayet etmişler, fakat gerek duyuldukça onları biraz biraz tadil ve ıslah etmek suretiyle tüm ülke için umumi ve müşterek tek nizama doğru yükselmek imkanını bulmuşlardır.
Yine bu politika vasıtası ile hakimiyetleri altına aldıkları ülke halkının gönlünü ve kalbini de fethetmişler ve onları İslamiyete henüz basit ısındırmışlardır.

İlk zaman buyruk ve fermanlar çıkarmak suretiyle yereline gönderilen yasalar, Fatih Sultan Mehmed saatinde Kanunname-i al-i Osman isimiyle tedvin edilmiştir (toplattırılmıştır).
Nitekim Kanunname’nin derhal başında yer alan; “Bu kanunname atam ve dedem kanunudur ve benüm bile kanunumdur†ifadesi bunun açık delilidir.
Fatih kanunnamesi üç kısımdan teşekkül etmekteydi.
Birinci bölüm, devlet ileri gelenlerinin teşrifattaki yerlerine, padişaha kimlerin arzda bulunabileceklerine, kadıların mertebelerine; ikinci bölüm, saltanat işlerinin tertibine, başka bir deyişle divan, özgü oda örgütüne ve saray hizmetkarlarının bayramlaşma merasimlerine; üçüncü bölüm ise, suçlar ve karşılıkları ile mansıb sahiplerinin gelirlerine değin verileri ihtiva ediyor idi.
Son bölümde ayrı olarak gayri müslim devletlerin verecekleri senelik vergiler ile devlet görevlileri ve hanedan mensuplarına değin lakap örnekleri yer almaktadır.

Diğer taraftan, arazi konusunda kanunnameler, umumi nüfus ve arazi tahrir defterlerinin baş bölümünde yer alıyordu.
Burada Osmanlı Devletinde yazıldığı yöre konusunda toprak işçiliğinin organizasyon şekilleri, toprakların ve o toprağı işleyen reayanın adli statüleri, vergi sistemleri ve çiftçileri alakadar eden çeşitli vergilerin önem ve mahiyeti belirtilmekteydi.

Halkın eşya ve yiyecek fiyatlarının tesbit ve teftişi hususlarını belirleme eden ihtisab kanunnameleri ise, padişahın buyruğu üstüne, ilgili zümre temsilcilerinin katılmasıyla mahallinde uygulanan tedkiklere ve esnafın gelenek ve nizamlarını tesbit için vaktiyle verilmiş fermanlara dayanarak düzenlenmiştir.
Kanunnamede alışverişlerle ilgili olarak narhın herkesi ilgilendirmesi nedeniyle, ferman çıkmadıkça fiyatların yükselip düşürülemeyeceği üstünde durulmaktadır.
Narh mevzubahis edilirken yanlızca belirleme edilen fiyattan satmak değil, bununla birlikte niteliğin de bozulmaması gerekli geldiği hususuna ilgi çekilmekte; ücrete riayet etmekle beraber; sanatına kumpas katan, gramajı düşüren ya da bilhassa ekmeği çiğ çıkaranların affedilmeyip cezalandırılmaları istenmektedir.
Özellikle halkın huzur içerisinde yaşayabilmesini temin eden şartlardan birinin çarşı pazarın intiz***** bağlı bulunduğuna ilgi çekilmektedir.
Bu yüzdendir ki, Osmanlılar defa ehemmiyet verdikleri narh kurumunun denetimini sadrazamın vazifeleri arasına almışlardır.

Fatih Sultan Mehmed, İkinci Bayezid ve Yavuz Sultan Selim Han dönemlerinde tertip eden kanunnameler, Kanuni Sultan Süleyman saatinde en harika şeklini almıştır.
Bu kanunname de, Fatih Kanunnamesi gibi, üç bölümden ortaya gelmektedir.
Birinci kısımda, ceza yasaları genişletilmiş ve sistematik tek şeklinde düzenlenmiştir.
İkinci kısım sipahilerin yükümlülüklerini ve sipahilerle alakalı kanunlara yer vermiş, sipahilerin reaya üzerindeki haklarıyla onlardan alacakları vergiler, özgü ve timar arazilerinden alınan baçlar, yayalarla müsellemlere ait yasalar da bu kısımda konu edilmiştir.
Üçüncü kısımda ise, reayanın hak ve görevleriyle, toprakların tüketimine değin hükümler ve askerlik vazifesi yapmış reayanın kalifiye yasaları bulunmaktadır.

Bu kanunnamelerin yanısıra dönemin padişahının buyruğu ve çeşitli kanunların tek araya getirilmesi suretiyle teşkil olunan kanunnameler de görülmektedir.
Ancak bu kanunnameler tatbikatta başvuru edilen esas yasa metinleri olmaktan uzaktır.
Bunlar devlet dairelerinde tatbik edilmek emeliyle, adeta tanzim edilmiş tek yasalar mecellesinin aslı olmayıp, Osmanlı devlet örgütü ile ilgili umumi tek düşünce vermeye yarayacak derlemelerden ibarettir.
Ancak bazan şunlar tek kanunname sureti de olabilmektedir.

Bu arada kimi kanunnameler de esas metni teşkil eden hükümlerin fetva şeklinde birer Misal ile açıklama edildiği de görülmektedir.
Bunlar arasında Bilhassa Şeyhülislam Ebüssü’ud Efendiye ilişkin olup, miri arazi rejiminin esaslarını tesbit ve açıklanan fetvalar defa ehemmiyetlidir.

Padişahlar bu yasaları düzenlerken salt olarak divan azaları ile istişare etmişlerdir.
Ayrıca şeyhülislamın da tasdikinden geçirilmiştir.

Bu vaziyet devletin zayıfladığı ve dış baskılarla ilan edilen Tanzimat fermanına kadar derli toplu tek şeklinde devam etmiştir.
Tanzimattan ardından, Osmanlı ülkesindeki yabancı davalarının şer’i mahkemelerde görülmesine karşı çıkılınca, batılı devletlerin baskısı ile, yabancıların davalarının halledilmesinde asal olmak suretiyle kimi tadiller de yapılmıştır.
Hatta bunun için Avrupai kanunların çeviri edilmesini öneri edenler meydana gelmiştir.
Cevdet Paşa ve taraftarları bu kanunların Osmanlı Devletinin bünyesine uymadığını söyleyince, kabul gören bu düşünce sonucunda, devrin alimlerinden müteşekkil tek heyet; Metn-i Metin ve Arazi Kanunnamesi bilahare Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye’yi hazırlamıştır.
Bunların yanısıra 1840 ve (1850-51) tarihli ceza yasaları İslam hukukuna makul olarak hazırlanan yasalar grubunu teşkil eder.
Bununla birlikte, 1850 tarihli Ticaret Kanunnamesi, 1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayun gibi yasalar ise, batılı kanunların değiştirilmesi ile hazırlanmışlardır.

 
Son düzenleme:
Geri