Kalemimden

Konu sahibi son olarak 2267 gün önce görüldü
Üzerinden bir bahar bir yaz geçmiş, güz gelmiş, sadece Ona bahsetmek istediğim şeyler birikmiş ve ona söyleyemediklerim beni diğer kimselere karşı daha da suskunlaştırmışken kitaplığa yönelip pek düşünmeden bir tane seçiyor, koltuğun bir ucuna kıvrılıp okumaya başlıyorum: "Hemen değil ama zamanla anlıyordun ki, bir hayattı kaybettiğin, kendi hayatına bitişik bir hayat, bir komşu yaşam öyküsü. O gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikâyeni, yani onun yanındaki seni kaybediyordun. Onu bir sabah kahvaltıya çağırma ihtimalini.. Günlerdir içini kemiren bir meseleyi gecenin bir vakti kapısını çalıp anlatma şansını ve onun verdiği akılla belli bir yönde alacağın kararları. Yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını. Birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. O, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu. Aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi."

Nohut oda
bcb101233a9a5bed2f1cbb67387f193f.jpg
 
Yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını. Birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun.


Sanki en büyük kaybedişinmiş gibi.
 
Dün bu saatlerde yüzbeş yaşında canımın içi birini aradım ve telefonu: şu an buna o kadar ihtiyacım vardı ki diyerek sesi titreyerek açıp, gülüşmelerle kapadı. Bir ihtiyacı gidermeye o kadar ihtiyacım varmış ki; bilerek ya da bilmeyerek birine iyi gelmiş olmak o an bana konuşma esnasında bahsedeceğim her şeyi unutturdu. Şayet şuan mutsuz olan sabrı daralan ferahlayamayan varsa, imkânı elverdiğince birine bir pencere açsın, sonra buyursun seyretsin kendine açılan tüm kapıları. Hadi bakalım.
cac4109e12ea6f43d17c84c1bfca7af4.jpg
 
Bazen bir fotoğraf çekiyorsun ama o sadece bir fotoğraftan ibaret olmuyor. O an hissettiğin esinti, kulağına çalınan ses, duyduğun koku, zihninde kurduğun hayaller, kendinle beraber götürdüğün ne varsa, hepsi o an'ın bir parçası oluyor. Böylece üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin tek bir kare ile, ne fazla ne eksik, yine orada olabiliyorsun.
 
Bugün günlerden temizlik. (Pazar)
Annem tüm çamaşırları, bulaşıkları, perdeleri, camları, yerleri, duvarları, kanepeleri, balkonu, kapıyı, bacayı en son da abimle beni yıkardı. Dört yaşlarında filandım saçlarıma dokunulmasından hiç hoşlanmazdım. Eh kıvırcık saçlı olmanın dezavantajları var elbet. Annem saçımı yıkarken değil de tararken çok canım yanardı . Bende dokunsun istemezdim.

Bir gün annemi karşıma alıp; bundan sonra ben büyük bir kız çocuğu olarak kendi başıma yıkanabilirim, artık senden utanıyorum dedim. Pekala ben çıkıyorum, sen kendi başına yıkanacaksın ama işin bittiğinde temizlik kontrolünden geçemezsen ben devam edeceğim dedi. Anlaştık ve hayatımda ilk defa tek başıma yıkandım. Banyodan çıktığımda annem kapıdaydı burnumun ucuna dokunup buranda çamur kalmış dedi. Elindeki çiçeğin dibinden aldığı bir parça çamuru burnuma sürtmüş ve beni kandırmıştı. Sarılıp öptü ve 'sen büyüdün artık benim kitap ruhlu kızım' dedi. Büyümüş olmak zoruma gidiyor anneciğim.
Saçlarımda ellerinin dolaşmadığı her gün büyümek zoruma gidiyor.

Özledim..
 
Herkes beni (normal) biliyor; içine kaçan gözlerimin yerine denizle bir çift göz kondurmuş 'ben de sizin gibiyim' tarzında dünyayı aldatmaya, rol oynamaya memurum. Halimin de kaynağını ve keyfiyetini sezdiğim için zavallı tıbdan hiçbir imdât beklemiyorum.
 
Merhaba [emoji1652]
Hava parçalı bulutlu, gökyüzünde bulutlar öyle keskin hatlarıyla boy gösteriyor ki, insan ihtişamına kapılmadan edemiyor. Bilen bilir ben bulutcuyumdur biraz. Gözlerimi kısa kısa bakmak zorunda olsam da bulutlar içimi ferahlatır. Mutlu olmak istediğimde, kafamı dağıtmak istediğimde, insanlardan uzaklaşmak istediğimde bulutlara sığınırım. Küçükken bulutları bir şeylere benzetme oyunu oynardık. Kuzenimle çatıya çıkar uzanır ve saatlerce bulutlara bakardık. O zamanlar yüksekten korkmuyordum tabi. Korkularımın bir çoğunu trafik kazasından sonra edindim. Korku öyle bir şey ki tüm benliğinizi ele geçiriyor . Sizi kontrol eden bir güç varmış ve tüm kararları o alıyormuş gibi hissediyorsunuz . Yapmıyorum deme lüksünüz hiç yok! Hayatınızı sağlıklı kararlar alarak yönetemiyorsunuz. İnsanoğlu birinden veya bir şeyden korkmaya görsün. İçinden nasıl biri çıkacağını asla kestiremezsiniz.

Bir de bunun sinir versiyonu var. Sinirine hakim olmakta güçlük çeken insanlar da mantıklı kararlar alamaz. Duyguların insan hayatındaki rolünü düşününce insan kendini bu kaostan nasıl arındıracağını bilemiyor. Ben Hindistan'a sırf bu arınma konusu için yolculuk yaptım. Öfke kontrolü, nefret, kin, hırs ve daha nice kötü duyguları bastırmayı meditasyon yaparak öğrendim. Tam uygulayamasam bile bu konular da daha objektif kararlar almak için kendime zaman tanıyorum. Fakat şu korku konusunu bir türlü yenemedim. Yüzmeyi severim ama denize ilk girerken problem yaşarım. Kendimi o suya girmeye ikna etmem 2 saatimi alır. O kadar çok korkum var ki artık sağlıklı kalmakta bile güçlük çekiyorum. Siz siz olun korkularınız çoğalmadan ilerlemeden önüne geçin. Ben artık sadece gökyüzüne baktıkça rahatlıyorum ..
 
İçlerini görmemiz bilmemiz mümkün değilken, yalan söylemekten keyif alan, iyi niyet suistimal edici, riyâkârlığı meslek edinmiş, insanların hileleri bize bir şekilde aşikâr oluyor. Aramadığımız halde gelip önümüze konuluyor.
Çünkü temiz olanı hiçbir şey kirletemez.
 
Söz dağarlarına alıntılayarak kattıkları kelimelerle, tumturaklı cümleler kurup, fakat henüz hayatlarına geçiremedikleri için, sakil olmaktan kurtulamayan, karalama cümlelerin yaratıcılarının, cümle aralarındaki alıntılarını çıkardığımızda, geriye ne kalıyor ki? Darası mı? Esasen özgün anlatımlarıyla, ardışık bir kaç cümle kuramadıklarını da aynı hesaba dahil edersek?
 
Merhaba [emoji1652]
Buraya ahvalimden başka bir şeyler karalamadığımı, bir kitap önermediğimi farkettiğimde iş işten çoktan geçmişti. Ne ara birbirimizden koptuk, ne değişti bilmiyorum. Sustuklarımı içime haykırdığım zamanlar beynim uykuyu kabul etmez. Tüm sorunu iliklerime kadar çözmeden huzur bulamam . Son zamanlarda yine öyle bir dönemden geçiyorum. Her şeyden, herkesten şikayet etmeye başladım. Şahit olduğum, olmak zorunda bırakıldığım şeyler beni huzursuz ediyor. Uçmayı değil düşmeyi bildiğim için zorlanıyorum kısaca. En zor öğrendiğim şeydi her şeyi olduğu gibi kabul etmek.. Bilmediğim sularda yüzüp boğulmaktan yorulduğumu, incindiğimi farkettim. O nedenle yine en başa dönmek ve kitap yorumlamak istedim.

Haruki Murakami kitabına başlamıştım ama bir kaç kitabın derlenmiş hali olduğu ve çok kalın olduğu için okurken bi hayli yoruldum. Kitabı henüz bitiremedim, bitirdiğim an buraya ekler yorum yaparım.

"Jean-Luc Bannalec - Gölge iz bırakmaz"
Serinin ilk kitabı ve türü polisiye. Nasıl oldu da bu kitabı hızla okudum bilmiyorum. Kitabı tam olarak 1.5 günde bitirdim. Araya giren iş serüveni olmasaydı yarım günde bitirirdim muhtemelen. Akıcı bir roman, fakat katili en başta tahmin etmiş olmak beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitabın en beğenmediğim yönü, çevreye dair verilen detayların haddinden fazla olmasıydı. Yine de elimden düşürmeden bitirmeyi başardım. Muhtemelen yakında filmini çekerler. Belki de ilk defa bir kitabın film halini daha çok severim, kim bilir? Bu kitabı her şeye rağmen tavsiye listeme almak istemiyorum. Tabi siz benim yorumumla kalmayıp şöyle bir inceleyin ve beni yorumsuz bırakmayın.
Sevgi ile..
e37d2c42a0d4b52d3fbb28f815817a15.jpg
 
https://youtu.be/u9gM1TLmRdE
Hiçbir şey yaşamadık ki ortasında olalım hayatın.

Ben en çok öğrenci olmayı sevdim bu hayatta . Üniversite yıllarımda yeni yeni asalete kafayı takmıştım. Perihan Savaş gibi dünyanın en güzel kadını olma yolunda kafamda kitaplarla gezdiğim de oldu, ağzıma kalem alıp diksiyon çalıştığım da. İki kelimeyi bir araya getirebilmemin müsebbibidir kalemler.
Kitap ve kalemlere sevgi ile..
 
Bir gözlük yere düşmekle nasıl bu hale gelebilir? Can yoldaşım, ahretliğim beni bu karanlık Dünya ile başbaşa bırakıp gittin... Çok üzgünüm.
Bu miyop halimle eve kadar araba kullanamam, mahsur kaldım resmen.
f54bb685b21f6dfa5e2aa9a977744e47.jpg
 
Merhaba [emoji1652]

Akşam akşam aklıma ilk aşkım Ayhan geldi.

Sidikli Ayhan. Eşofmanının üzerinde hep bi sidik lekesi olurdu. Mahallece herkes ona sidikli diye seslenirdi. Kendisi bile o kadar benimsemişti ki, bu lakaba alındığına hiç şahit olmadım. Nesini sevdim niye sevdim bilmiyorum ama, diğer sevdiklerimden farklı severdim onu. Toprak arasında solucan arardık beraber. Kiremitleri taşla ezer, biraz kumla biraz suyla karıştırıp çömlekler yapardık ufak ufak. Yaz aylarında bisikletlerimizi kiralar, kazandığımız paralarla abur cubur alıp cami bahçesinde yerdik. Sidiklinin eşofmanı hep boğazına kadar çekili olurdu. Diğer insanlardan farklı bi tipi vardı, belki ilgimi çeken şey de buydu bilemiyorum. O zamanlar 6 yaşlarındaydık gerçi, buna aşk denir mi onuda bilmiyorum. Babası öğretmendi tayin nedeniyle taşındıktan sonra onu ne gördüm, ne de hakkında bir şey duydum. Süslü bir hikaye ve adonisli bir ilk aşka sahip değilim ama bundan şikayetçi de değilim açıkcası.

Her neyse bu sayede ilk aşkların unutulmayacağı gerçeğini kanıtlamış oldum kendime.

Dipçik: yazıyı yeni yazmadım ama anılar aynı şekliyle aklıma geldi.
b17686e556ad7c47f3fa74a113168635.jpg
 
Son düzenleme:
Merhaba [emoji260][emoji262]
Kalbimden geçenleri kimsenin bilmediği bir güne daha uyandım. Yol uzun, hayat uzun.. Dalları budanmış bir meyve ağacı hüznü var içimde. Ben bundan daha fazlasıyım biliyorum, ama elden bir şey gelmiyor. Hem meyvelerimden yiyor hem dallarımı katlediyorsunuz. Bunu hiç çekinmeden büyük bir öfkeyle yapıyor, sonra dönüp af diliyorsunuz. Affediyorum, affediyorum ve affediyorum. Yeter ki beni özgürlüğüme terk edin. Köklerimden de, gövdemden de ellerinizi çekin.
 
Ayhan ı okuyunca eşofmanı Şevket hoca geldi aklıma

onu sevme sebebin çok iyi vakit geçirmeniz sana nezaketli yaklaşimi sanırım çok ponçik çok temiz çok masumca
 
Anne....
Ben iyi değilim.
Neyi tuttuysam elimde kaldı
Atladığım her öğün için üzülsen sen, ruhumdan akan kanı görsen, nasıl dayanırsın bilmem..
 
Geri