Bir zamanlar sevgililerini cep, çekmece karıştırıp gömlek koklayarak kapana kıstırmaya uğraşan kadınlar; günümüzde cep telefonları, e-posta ya da çeşitli sohbet programlarından medet umarak aldatıldıklarına dair kanıt bulmaya çalışıyorlar. Ancak aşırı şüphecilik erkeği mutsuz ederken, ilişkiye de zarar veriyor!
Aldatma hikayeleri uzun zamandır magazin gündeminde sanki her zamankinden daha fazla yer işgal ediyor. Bir yandan mutluluğu öteki kadın ya da erkeğin kollarında arayanların öyküleriyle sadakatsizliğin artık ne derece sıradanlaştığını görüyor, bir yandan aldatılanların olumsuz ruh hallerini ve yaşadıkları travmaları anlamaya çalışıyoruz. Tabii bu konudaki duygularımız da yaşananlara göre gidip gidip geliyor. Aldatan bir arkadaşımızın yaşadığı kaçamağı heyecan içinde dinlerken, aldatılan ve omzumuzda ağlamayı tercih eden bir başka arkadaşımıza sevgilisinin işe yaramaz biri olduğunu söylüyoruz.
Aldatmanın çok kötü bir şey olduğuna inanıyor ama içten içe yeni biriyle gizli kapaklı birlikte olmanın heyecanını da merak ediyoruz. Kısaca, galiba hepimiz aldatmanın öznesi ya da nesnesi olmayı kesinlikle arzuluyoruz. Bazen bilinmeyenin heyecanına kapılıp sevgilimizi aldatıyor, bazen de şüphelerimize yenilip kendimizi bir dedektifçilik oyununun ortasında buluveriyoruz. Ortada geçerli hiçbir sebep yokken ondan şüpheleniyor, durduk yere kıskançlık krizlerine giriyor, "Ya aldatıyorsa" paranoyasıyla tüm özel eşyalarını karıştırıyor ve teknolojik imkanların da yardımıyla yaptıklarını kanıtlayacak bir ipucu bulmaya uğraşıyoruz. Aldatılma merakının motive ettiği aşk dedektifliği mesaimizi sabah-akşam şevkle sürdürüyor, titizlikle iz sürüyor, somut bir kanıt bulamayınca mutsuz oluyoruz.
Trajikomik yöntemlerle sevgililerini takip etmeyi iş edinen aşırı şüpheci kadınların stratejileri size de yabancı gelmeyebilir. Yalnız, erkeklere aşırı baskı yapmanın, onları bir şüphe perdesiyle boğmanın sonuçlarının ilişkinin geleceği açısından pek de iyi olmayacağını da unutmamak gerekir.
Aldatma hikayeleri uzun zamandır magazin gündeminde sanki her zamankinden daha fazla yer işgal ediyor. Bir yandan mutluluğu öteki kadın ya da erkeğin kollarında arayanların öyküleriyle sadakatsizliğin artık ne derece sıradanlaştığını görüyor, bir yandan aldatılanların olumsuz ruh hallerini ve yaşadıkları travmaları anlamaya çalışıyoruz. Tabii bu konudaki duygularımız da yaşananlara göre gidip gidip geliyor. Aldatan bir arkadaşımızın yaşadığı kaçamağı heyecan içinde dinlerken, aldatılan ve omzumuzda ağlamayı tercih eden bir başka arkadaşımıza sevgilisinin işe yaramaz biri olduğunu söylüyoruz.
Aldatmanın çok kötü bir şey olduğuna inanıyor ama içten içe yeni biriyle gizli kapaklı birlikte olmanın heyecanını da merak ediyoruz. Kısaca, galiba hepimiz aldatmanın öznesi ya da nesnesi olmayı kesinlikle arzuluyoruz. Bazen bilinmeyenin heyecanına kapılıp sevgilimizi aldatıyor, bazen de şüphelerimize yenilip kendimizi bir dedektifçilik oyununun ortasında buluveriyoruz. Ortada geçerli hiçbir sebep yokken ondan şüpheleniyor, durduk yere kıskançlık krizlerine giriyor, "Ya aldatıyorsa" paranoyasıyla tüm özel eşyalarını karıştırıyor ve teknolojik imkanların da yardımıyla yaptıklarını kanıtlayacak bir ipucu bulmaya uğraşıyoruz. Aldatılma merakının motive ettiği aşk dedektifliği mesaimizi sabah-akşam şevkle sürdürüyor, titizlikle iz sürüyor, somut bir kanıt bulamayınca mutsuz oluyoruz.
Trajikomik yöntemlerle sevgililerini takip etmeyi iş edinen aşırı şüpheci kadınların stratejileri size de yabancı gelmeyebilir. Yalnız, erkeklere aşırı baskı yapmanın, onları bir şüphe perdesiyle boğmanın sonuçlarının ilişkinin geleceği açısından pek de iyi olmayacağını da unutmamak gerekir.