ben de bu gece rüyamda yerler hep kan olmuştu onları yıkamaya çalışıyordum. temizleyemedim bir türlü. et parçaları vardı bir de.. anama sordum günah işleyeceksin heralde dedi. saçmalama ne günahı diyemedim. rüya başlığınızı gaspettim sorry.
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
sigara da alkol de tüketmiyorum hocam. ayrıca kilo sorunum da yok@juju bunu konuştuk aslında ama senin de uyku sorunun var. Sigara alkol kilo kaynaklı olabilir.
kavurma da sevmem. anam haklı kesin günaha gireceğim..canın kavurma çekiyor diye yorumladım juju. kurban bayramı yakın : /
sigara da alkol de tüketmiyorum hocam. ayrıca kilo sorunum da yok![]()
Bana mi dedin?!?!walking dead izlemeyi acilen bırakmalısın
Senin canın kavga istiyor galiba. WhatsApp gelBana mi dedin?!?!
Wp yok ya telegrama gecelim mi?Senin canın kavga istiyor galiba. WhatsApp gel
Bende de Telegram yok ya ):Wp yok ya telegrama gecelim mi?
o zaman geriye sadece duman yolu kaldı. ya da mektup atabilirsin. kenarlaını yakmayı unutma<3Bende de Telegram yok ya ):
Acilen infected Mushroom yemeyi birakmalisin.Selam arkadaşlar. Yeni bir rüya ile karşınızdayım. İyi seyirler.
----
Deniz kenarinda bir kafe. Ortada Algida şemsiyesi, plastik masa ve sandalyeler. Bir grup insan oturuyoruz. Kılık kiyafetlerine bakılırsa marjinal sol bir partinin üyesi gibiler. Ortada dokümanlar var. Hararetli bir şekilde bir organizasyon veya eylem planı üzerinde çalışıyorlar gibi. "Aşkım sıkılmadın değil mi?" dedi atkuyruklu olan kadın. Siyah bir atlet ve siyah deri bir pantolon giymişti. Oldukça atletik görünüyordu. Grupla iletişimine ve ses tonuna bakilirsa o masadaki en kıdemli oydu. "Eee, yoo hayır iyiyim" dedim. Anlaşılan yine çok sağlam bi hatun bulmuştum kendime.
Konuşmaya katılmam gerekebilirdi. Atkuyruklu atletli kadın dahil hiç birini tanımıyordum ve neden orada olduguma dair en ufak bir fikrim yoktu. Endişelendim.
"Hemen geliyorum, güneş çok rahatsız etti" dedim ve biraz ileride, ağaç altı bir banka gittim ve oturdum. Kafamı toplamak için zaman kazanmalıydım. Denize baktığımda gördüğüme inanamadım. Suni bir botanik göl gibiydi. Nilüferler ile kaplıydı. Su o kadar berraktı ki altımda deniz şortu olsa kesin girerdim.
Tam o sırada biri dokundu omuzuma, "geçmiş olsun, kayınpeder ameliyat olacakmış, hangi odada yatiyor?" dedi.
Ne ameliyatı ne kayınpederi arkadaş! Bi baktım etrafa Acıbadem hastanesinin bahçesindeyim. "gidelim tabi buyrun" dedim ziyarete gelenlere. İki erkek. Otuzlu yaşlarda. Kardeş veya kuzen olmaları muhtemel. Kayınpederin nerde yattığını bilmiyorum ama öylece yürüyorum yanımdakilerle beraber. Acil kapısına gelmeden hemel solda muhtemelen depo girişi olan bir kapıda karşıladı kayınpeder bizi. "Hoşgeldiniz gençler" dedi. Sevgiye kucakladi. Altta pijama üstte atlet vardı. Sağ kolunu iyi hareket ettiremiyordu. Boyun fıtığı kaynaklı bir güçsüzlük vardı zaten. Galiba yine o sebeple yatmıştı hastaneye. Yani hastane diyorum ama adam depoda kalıyordu aslında. Deponun içi mütevazı bir ev gibi dekore edilmişti. Kapı kenarında duran portmanto ablamın evindekiydi. Hatta benim montum da asılıydı.
"Hadi birer neskafe kapıp gelin otomattan" dedi ve bu bahane ile iki adamı da dışarı çıkarttı kayınpeder. "Aslında kim ve neden burada olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun pezevenk! Örgüt mü gönderdi lan seni it!" diyerek yakama yapıştığında oldukça sağlıklı görünüyordu ve sesi benim kayınpederin sesi gibi değildi.
Kendimi hızlıca kayınpederden (yada gerçekte her kimdiyse) kurtarıp koşmaya başladım.
Etraf bembeyazdı. Belli ki çok kar yağmıştı. Önümde bir dik bir yamaç vardı karla kaplı. Tepedeki tren istasyonu buradan bakınca bile görülebiliyordu. Oraya ulaşabilirsem belki kurtulabilirdim. Etrafta kara bata çıka yürüyen telaşlı insanlar vardı. Bazıları kızaklarını evcil köpeklerine çektiriyordu. Ufak terrierler bile vardı aralarında.
Tırmanmaya çalıştım yokuşu. Çok dik ama başarabilirim derken tepeden kartopu yağmuru başladı. Sekiz on yaşlarında cocuklar, yukarı çıkmaya çalışanlara kartopu fırlatıyordu. Ama bu toplar havan topu gibi hızlı ve sertti. Yola devam etmeme izin vermeyecekleri belliydi.
Vazgeçip başka yol aradım. Bir alt geçit gözüme çarptı. Sonuçta içinde beni yukarı çıkartacak merdivenler yada asansör gibi bişey olabilirdi.
Alt geçit, içinde dükkanlarin olduğu işhanı tarzında bir pasajdı. Dükkanlar tekdüze değildi. Kimisi japon keranesi gibi ışıl ışıl. Kimisi karanlık ve terkedilmiş. Kapı önlerinde jartiyerli yaşlı fahişeler vardı. Yukarı çıkan bir merdiven bulmak umuduyla yürümeye devam ettim..
Bir tatoo dükkanının önündeyim. Adamın biri tüm vücudunu anatomi atlası gibi boyamış. Çırılçıplak. Üzerinde "I love NY" yazılı büyük bir porselen kahve fincanı tutuyor elinde. "Bizimle kalabilmek için bunu yapabiliyor olman gerekli ahbap" dedi ve fincanı hızla s*kine çarptı! Fincan alttan delindi ve adamın s*ki fincana, parmağın yüzüğe geçtiği gibi geçti!
O an içimdeki ses çok netti "RUN!"..
(this is the end of the dream)
O dediğin müzik grubu.Acilen infected Mushroom yemeyi birakmalisin.
Oo etkilendim.O dediğin müzik grubu.
Did you mean magic mashroom?