In my last dream

🕒 Konu sahibi 14 saat önce aktifti
ben de bu gece rüyamda yerler hep kan olmuştu onları yıkamaya çalışıyordum. temizleyemedim bir türlü. et parçaları vardı bir de.. anama sordum günah işleyeceksin heralde dedi. saçmalama ne günahı diyemedim. rüya başlığınızı gaspettim sorry.
 
@juju bunu konuştuk aslında ama senin de uyku sorunun var. Sigara alkol kilo kaynaklı olabilir.
 
abi bahsetmemişsin ama bence tek merak ettiğin şey trençkotlu kadının trençkotunun altında giyinik olup olmadığı....... bu merakın heycanı ile yol alırken rüyanın ilerleyen görüntülerinde en büyük korkunla hatta yüzleşiyorsun...... mağara adamı gibi kıllı bi garson...... korkun kıl, kıllılık...... dışarı çıktığında da gördüğün insanlar çıplak hayal ettiğin ve kıllı çıkan insanlar olabilir....... :emoji_thinking:
 
canın kavurma çekiyor diye yorumladım juju. kurban bayramı yakın : /
 
Hocam bu rüyanda gördüğün hemşirelerin hepsi kadın, hiç erkek olanı yok mu bunların. Yoksa senin rüyaya dahil olmuyorlar mı :)
Hayırlı rüyalar dilerim doktor, güldürdü. Lan bir adamın rüyasına Kadir Topbaş neden girer haahah.
 
Selam arkadaşlar. Yeni bir rüya ile karşınızdayım. İyi seyirler.
----

Deniz kenarinda bir kafe. Ortada Algida şemsiyesi, plastik masa ve sandalyeler. Bir grup insan oturuyoruz. Kılık kiyafetlerine bakılırsa marjinal sol bir partinin üyesi gibiler. Ortada dokümanlar var. Hararetli bir şekilde bir organizasyon veya eylem planı üzerinde çalışıyorlar gibi. "Aşkım sıkılmadın değil mi?" dedi atkuyruklu olan kadın. Siyah bir atlet ve siyah deri bir pantolon giymişti. Oldukça atletik görünüyordu. Grupla iletişimine ve ses tonuna bakilirsa o masadaki en kıdemli oydu. "Eee, yoo hayır iyiyim" dedim. Anlaşılan yine çok sağlam bi hatun bulmuştum kendime.

Konuşmaya katılmam gerekebilirdi. Atkuyruklu atletli kadın dahil hiç birini tanımıyordum ve neden orada olduguma dair en ufak bir fikrim yoktu. Endişelendim.

"Hemen geliyorum, güneş çok rahatsız etti" dedim ve biraz ileride, ağaç altı bir banka gittim ve oturdum. Kafamı toplamak için zaman kazanmalıydım. Denize baktığımda gördüğüme inanamadım. Suni bir botanik göl gibiydi. Nilüferler ile kaplıydı. Su o kadar berraktı ki altımda deniz şortu olsa kesin girerdim.

Tam o sırada biri dokundu omuzuma, "geçmiş olsun, kayınpeder ameliyat olacakmış, hangi odada yatiyor?" dedi.

Ne ameliyatı ne kayınpederi arkadaş! Bi baktım etrafa Acıbadem hastanesinin bahçesindeyim. "gidelim tabi buyrun" dedim ziyarete gelenlere. İki erkek. Otuzlu yaşlarda. Kardeş veya kuzen olmaları muhtemel. Kayınpederin nerde yattığını bilmiyorum ama öylece yürüyorum yanımdakilerle beraber. Acil kapısına gelmeden hemel solda muhtemelen depo girişi olan bir kapıda karşıladı kayınpeder bizi. "Hoşgeldiniz gençler" dedi. Sevgiye kucakladi. Altta pijama üstte atlet vardı. Sağ kolunu iyi hareket ettiremiyordu. Boyun fıtığı kaynaklı bir güçsüzlük vardı zaten. Galiba yine o sebeple yatmıştı hastaneye. Yani hastane diyorum ama adam depoda kalıyordu aslında. Deponun içi mütevazı bir ev gibi dekore edilmişti. Kapı kenarında duran portmanto ablamın evindekiydi. Hatta benim montum da asılıydı.

"Hadi birer neskafe kapıp gelin otomattan" dedi ve bu bahane ile iki adamı da dışarı çıkarttı kayınpeder. "Aslında kim ve neden burada olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun pezevenk! Örgüt mü gönderdi lan seni it!" diyerek yakama yapıştığında oldukça sağlıklı görünüyordu ve sesi benim kayınpederin sesi gibi değildi.



Kendimi hızlıca kayınpederden (yada gerçekte her kimdiyse) kurtarıp koşmaya başladım.

Etraf bembeyazdı. Belli ki çok kar yağmıştı. Önümde bir dik bir yamaç vardı karla kaplı. Tepedeki tren istasyonu buradan bakınca bile görülebiliyordu. Oraya ulaşabilirsem belki kurtulabilirdim. Etrafta kara bata çıka yürüyen telaşlı insanlar vardı. Bazıları kızaklarını evcil köpeklerine çektiriyordu. Ufak terrierler bile vardı aralarında.

Tırmanmaya çalıştım yokuşu. Çok dik ama başarabilirim derken tepeden kartopu yağmuru başladı. Sekiz on yaşlarında cocuklar, yukarı çıkmaya çalışanlara kartopu fırlatıyordu. Ama bu toplar havan topu gibi hızlı ve sertti. Yola devam etmeme izin vermeyecekleri belliydi.

Vazgeçip başka yol aradım. Bir alt geçit gözüme çarptı. Sonuçta içinde beni yukarı çıkartacak merdivenler yada asansör gibi bişey olabilirdi.

Alt geçit, içinde dükkanlarin olduğu işhanı tarzında bir pasajdı. Dükkanlar tekdüze değildi. Kimisi japon keranesi gibi ışıl ışıl. Kimisi karanlık ve terkedilmiş. Kapı önlerinde jartiyerli yaşlı fahişeler vardı. Yukarı çıkan bir merdiven bulmak umuduyla yürümeye devam ettim..

Bir tatoo dükkanının önündeyim. Adamın biri tüm vücudunu anatomi atlası gibi boyamış. Çırılçıplak. Üzerinde "I love NY" yazılı büyük bir porselen kahve fincanı tutuyor elinde. "Bizimle kalabilmek için bunu yapabiliyor olman gerekli ahbap" dedi ve fincanı hızla s*kine çarptı! Fincan alttan delindi ve adamın s*ki fincana, parmağın yüzüğe geçtiği gibi geçti!

O an içimdeki ses çok netti "RUN!"..

(this is the end of the dream)
 
Basligi gorunce aklima su sarki geldi aga
 
Selam arkadaşlar. Yeni bir rüya ile karşınızdayım. İyi seyirler.
----

Deniz kenarinda bir kafe. Ortada Algida şemsiyesi, plastik masa ve sandalyeler. Bir grup insan oturuyoruz. Kılık kiyafetlerine bakılırsa marjinal sol bir partinin üyesi gibiler. Ortada dokümanlar var. Hararetli bir şekilde bir organizasyon veya eylem planı üzerinde çalışıyorlar gibi. "Aşkım sıkılmadın değil mi?" dedi atkuyruklu olan kadın. Siyah bir atlet ve siyah deri bir pantolon giymişti. Oldukça atletik görünüyordu. Grupla iletişimine ve ses tonuna bakilirsa o masadaki en kıdemli oydu. "Eee, yoo hayır iyiyim" dedim. Anlaşılan yine çok sağlam bi hatun bulmuştum kendime.

Konuşmaya katılmam gerekebilirdi. Atkuyruklu atletli kadın dahil hiç birini tanımıyordum ve neden orada olduguma dair en ufak bir fikrim yoktu. Endişelendim.

"Hemen geliyorum, güneş çok rahatsız etti" dedim ve biraz ileride, ağaç altı bir banka gittim ve oturdum. Kafamı toplamak için zaman kazanmalıydım. Denize baktığımda gördüğüme inanamadım. Suni bir botanik göl gibiydi. Nilüferler ile kaplıydı. Su o kadar berraktı ki altımda deniz şortu olsa kesin girerdim.

Tam o sırada biri dokundu omuzuma, "geçmiş olsun, kayınpeder ameliyat olacakmış, hangi odada yatiyor?" dedi.

Ne ameliyatı ne kayınpederi arkadaş! Bi baktım etrafa Acıbadem hastanesinin bahçesindeyim. "gidelim tabi buyrun" dedim ziyarete gelenlere. İki erkek. Otuzlu yaşlarda. Kardeş veya kuzen olmaları muhtemel. Kayınpederin nerde yattığını bilmiyorum ama öylece yürüyorum yanımdakilerle beraber. Acil kapısına gelmeden hemel solda muhtemelen depo girişi olan bir kapıda karşıladı kayınpeder bizi. "Hoşgeldiniz gençler" dedi. Sevgiye kucakladi. Altta pijama üstte atlet vardı. Sağ kolunu iyi hareket ettiremiyordu. Boyun fıtığı kaynaklı bir güçsüzlük vardı zaten. Galiba yine o sebeple yatmıştı hastaneye. Yani hastane diyorum ama adam depoda kalıyordu aslında. Deponun içi mütevazı bir ev gibi dekore edilmişti. Kapı kenarında duran portmanto ablamın evindekiydi. Hatta benim montum da asılıydı.

"Hadi birer neskafe kapıp gelin otomattan" dedi ve bu bahane ile iki adamı da dışarı çıkarttı kayınpeder. "Aslında kim ve neden burada olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun pezevenk! Örgüt mü gönderdi lan seni it!" diyerek yakama yapıştığında oldukça sağlıklı görünüyordu ve sesi benim kayınpederin sesi gibi değildi.



Kendimi hızlıca kayınpederden (yada gerçekte her kimdiyse) kurtarıp koşmaya başladım.

Etraf bembeyazdı. Belli ki çok kar yağmıştı. Önümde bir dik bir yamaç vardı karla kaplı. Tepedeki tren istasyonu buradan bakınca bile görülebiliyordu. Oraya ulaşabilirsem belki kurtulabilirdim. Etrafta kara bata çıka yürüyen telaşlı insanlar vardı. Bazıları kızaklarını evcil köpeklerine çektiriyordu. Ufak terrierler bile vardı aralarında.

Tırmanmaya çalıştım yokuşu. Çok dik ama başarabilirim derken tepeden kartopu yağmuru başladı. Sekiz on yaşlarında cocuklar, yukarı çıkmaya çalışanlara kartopu fırlatıyordu. Ama bu toplar havan topu gibi hızlı ve sertti. Yola devam etmeme izin vermeyecekleri belliydi.

Vazgeçip başka yol aradım. Bir alt geçit gözüme çarptı. Sonuçta içinde beni yukarı çıkartacak merdivenler yada asansör gibi bişey olabilirdi.

Alt geçit, içinde dükkanlarin olduğu işhanı tarzında bir pasajdı. Dükkanlar tekdüze değildi. Kimisi japon keranesi gibi ışıl ışıl. Kimisi karanlık ve terkedilmiş. Kapı önlerinde jartiyerli yaşlı fahişeler vardı. Yukarı çıkan bir merdiven bulmak umuduyla yürümeye devam ettim..

Bir tatoo dükkanının önündeyim. Adamın biri tüm vücudunu anatomi atlası gibi boyamış. Çırılçıplak. Üzerinde "I love NY" yazılı büyük bir porselen kahve fincanı tutuyor elinde. "Bizimle kalabilmek için bunu yapabiliyor olman gerekli ahbap" dedi ve fincanı hızla s*kine çarptı! Fincan alttan delindi ve adamın s*ki fincana, parmağın yüzüğe geçtiği gibi geçti!

O an içimdeki ses çok netti "RUN!"..

(this is the end of the dream)
Acilen infected Mushroom yemeyi birakmalisin.
 
Selamünaleyküm..
Yeni rüya var.
Okuyup feyizlenelim insaALLAH
////

Muhtemelen sabahın erken saatleri. Henüz hava aydınlanmamış. Fön makinesi sesine uyandım. Oda karanlık ama koridor ve banyonun ışığı açık. Hanım saçlarını kurutuyor. Kızım telaşla çantasını hazırlıyor. Holdeki elektrik anahtarına yandan bir tornavida sokulmuş ve tuşun hareketleri orta hatta sabitlenmiş. "ne oldu buna" dedim. "temassızlık var ancak bu şekilde çalışıyor. Dönünce tamir ederiz" dedi hanım. "Nereye gidiyoruz ki nerden döneceğiz" dedim. "hadi oyalanma, köye gidiyoruz ya!"
--------

Hanımın Karacasu'daki köy evindeyiz. Ablam ve eniştem de bizimle gelmiş. Kayınpeder hoşgeldiniz diyor. Ama tipi çok değişmiş. Saçı, başı kılık kıyafeti hatta boyu.. "babama ne oldu böyle" dedim kayınvalideme. "Kilo verdi biraz" dedi. Lan kilo vermekle göz rengi mi değişir!

Akşam saati gibi ama ne zaman geldik nasıl geldik hatırlayamıyorum. Kapıdan girişte sağdaki oda pek kullanılmaz. Oraya gireyim kafayı toplayayım dedim. Ulan bir baktım oda tıklım tıklım. Köylü kadınları oturmuş sohbet ediyor. Düğün evi gibi. Kapıya yakın olan kadınlardan biri hosgeldiniz, nasılsınız dedi. İyiyim sağolun diyebildim. Hemen antreye geri dönmek istedim ki bir baktım altımda sadece don var! Lan bari valizi bulayım üstüme bişey giyeyim telaşındayken eniştemi gördüm. Hemen kenara çektim. "Abi bugün günlerden ne" dedim. Salı dedi. E ama ben izin mizin yazdırmadım, üstelik personel eksiği var, hastanede olmam lazım benim. Çıldıracağım, ne işimiz var köyde" dedim. "Bunu planlamıştık iki hafta önce, hatırlamıyor musun. Pazartesi İstanbul'da olacağız" dedi.
Bacaklarıma baktığımda bir eşofman altı giydiğimi gördüm. Hiç olmazsa artık baksırla gezmiyordum.

Yok abi kafam karışık. Kapının önüne çıkayım bir oksijen alayım dedim. Etraf karanlık. Ay ışığı var. Biraz yürüyüş yapmak istedim ki yerde bir karartı farkettim. Ana! Yerde yatan bir inek! Ama üç boyutlu değil, silindirle ezilmişcesine pestil gibi yatıyor yerde. Üzerine basmadan etrafından geçtim ki arazide onlarcasının daha olduğunu gördüm. Buna şaşıracak fırsat dahi bulamadan bir müzik sesi duydum. Solda bir şantiye konteyneri... Önünde ışıklı bir çardak.. takım elbise giymiş orta yaşlı bir adam fantazi-arabesk tarzında bir şarkı söylüyor. Hem de mikrofonla falan, oldukça yükses sesle. Yürümeye devam ettim şarkı bitti cıngıl duyuldu "şooov radyo!" Ulan adam radyoda çalan şarkıya playback yapıyormuş! Estağfurullah..

Daha fazla yürümeme fırsat olmamıştı ki sağda ablamın ayakta durduğunu gördüm. "Hah, çok şükür buradasın demek. Abla ben hiç bişey hatırlamıyorum, neler oluyor " dedim. Omuzlarımdan tuttu ve kendisinin olmayan pes bir sesle dedi ki "Salak! Sen en son kendini nerede hatırlıyorsun, evde.. yolculuğu hatırlıyor musun, hayır.. yolculuk hiç olmadı!"
Hay Allah tabi ya! Rüya bu..

Uyan!..

Ohh.. nispeten kolay uyandım. Evde, yatağındayım. Kalkıp bi elimi yüzümü yıkamak istedim. Yoksa rüya beni yeniden içine alabilirdi. Hemen kendimi çimdikleyip uyanık olduğunu teyit ettim. Hanım yoktu yatakta. Tuvalete gitmiş olabilir diye düşündüm. Koridorda bir adım attım ki yanımdan bir karartı geçti. Arkamı döndüğümde hanım yerine yatmıştı. "uyku sersemi beni fark etmedi galiba sapşik" dedim içimden ve banyonun ışığını açmak istedim. Işık yanmadı. "ah tamam, hanım bu elektrik düğmesinin bozuk olduğunu söylemişti. Unutmuşum" diye geçirdim içimden. Karşı odanın penceresinden gelen ay ışığı yeterli olabilir derken o da ne. Bu odada da biri yatıyor. Yok yok sadece battaniye falandır o. Çünkü hanım az evvel yanımdan yatak odasına geçmişti zaten diye düşündüm. Emin olmak için odanın ışığını açtım ki kanepede yatanın kızım olduğunu gördüm. Hemen uyandı "çok sıcak oldu, odamda uyku tutmadı buraya yattım" dedi. "akşam biraz serin olunca kombiyi çok az açmıştım hemen hallediyorum" dedim ve kombiyi kapatıp geri geldim ki hanım ve kızım balkona çıkmış sohbet ediyorlardı.

Yalnız balkon tam karşıda olmalıydı solda değil! "Siz neden uyumadınız hala" dediğim anda kahkahayı bastılar. Kızım "salak hâla anlamadı rüyada olduğunu" dedi gülerek. İkisini de kenara ittip balkondan etrafa bakmak istedim. Zifiri karanlıktan başka bişey yoktu. Kafamı çevirdiğimde ne odada ne de balkonda kimse vardı.

Evet rüyadaydım. Fakat "uyan!" telkinlerim işe yaramıyordu. Sanki uyanıyor gibi oluyordum ama göz kapaklarımdaki tonlarca ağırlık buna mani oluyordu. Uyanmam mümkün değildi.

Bu gibi durumlarda lusid rüyacı iyi bilir, sekastan çıkmak için büyük bir hareket yapman lazım. Balkonun altını göremiyordum ama atlarsam betona çakılmayacağımdan emindim. Ya boşlukta süzülecektim ya uçacaktım.. tam olarak öyle olmadı. Karanlık sularda açtım gözümü. Suyun altında derin bir nefes aldım, alabiliyorum. Demek ki rüyadayız, güzel. Biraz bekledim.. Yoo. Hiç bir şey olmuyor. Endişelendim. Ulan dedim ya uykuda ölmüşsem? Ya uyanamama sebebim buysa? Yeni bir sekans da başlamıyor. Kaldım ya okyanus ortasında! Hadi son bir kez daha.. uyan.. uyaaaaaan!

Zınk diye açıldı gözlerim. Evde yatağımdayım. Kontrol ettim. Herkes yatağında. Kombiyi kapadım. Su içtim. Çişimi yaptım (elektrik anahtarı çalışıyor). Hayır bu kez kendimi cimdiklemeye gerek duymadım çünkü rüyada olmadığım çok açıktı.

Geri yattıktan sonra uyumak için acele etmedim. Bu kez gerçekten çok yorucuydu. Bir epizod daha kaldıramadım.
 
Geri