zamanında bir röportajda önce birçoğumuzun kim olduğunu bilmediği, sonra akademisyen olduğunu öğrendiğimiz zeliha bürtek şu cümleyi kurmuştu: ''ülkeler iktisadi olarak her zaman toparlanır, toparlandı ama sosyal çürümeyi toparlayamazsınız.'' dün yaşanan bu vahşi katledişten sonra yine gündeme düşen ilk konu bu oldu. toplum olarak geldiğimiz noktaya nasıl geldiğimizin birçoğumuz farkındayız, birçoğumuz bütün bu sürece tanıklık ettik. şurada bile geçmişe gidip 10 yıl önce açılan herhangi bir siyasi-toplumsal konu başlığına yazdığınız yorumu bulsanız, bugünleri tarif ediyoruzdur çoğumuz. işte biz tam da o 10 yıl önce tarif ettiğimiz, yavaş yavaş bunu yapacaklar dediğimiz toplum olduk artık. suçu işleyenin değil suçu işleyene ''sen suçlusun'' diyenin cezalandırıldığı, farkındalık adı altında önce kadının ve çocuğun vahşetlere alet edildiği, bütün değer yargılarının yerle bir olduğu, yasakların cesurca çiğnendiği kuralların kural olmaktan çıktığı, akla gelebilecek her türlü suç teşkil eden olayın merkezi, destekleyicisi ve bütün bunlar olurken adaletin yanından bile geçemeyen o ülke olduk. bunu toparlamak elbette sadece adaleti sağlamaya başlamakla olmayacak ama ilk sağlamamız gereken şey; adalet. bunu o kadar dillendirdik ki, altı çok boşmuş gibi gelmeye de başladı dillendikçe ama adalet her şeyin başlangıcı ve sonudur.
mesela zeliha hanım yine bir yayında ''sosyal medyada herkes nasıl suç işleyeceğini, ne şekilde işleyeceğini, hangi aletlerle işleyeceğini görüyor ve biliyor artık.'' demişti, cümle belki tam böyle değildi ama bu tarz bir şeydi. bunun bir diğer ayağı da televizyonlar işte. biz neden bu ülkenin televizyonlarında artık komedi izleyemiyoruz? komedi dizisi yapılması için dijital platform aramak zorunda kalıyor bütün yapımcılar çünkü televizyondaki çürüme de tıpkı toplum gibi, toplumdaki çürüme de televizyondakiler gibi. en ulaşılabilir kitle aracı olan televizyondaki dizilere bakınca hep toplumun etikten uzak, adaletten uzak, medeniyetten uzak birçok yanını görürüz. parçalanan kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar, mafyatik olaylar ve bu olaylarda hiç polisin olmaması, çocukların zırıl zırıl ağlatıldığı binlerce yapım var. hepsinin yaratıcısının savunduğu şey de ''biz farkındalık yaratıyoruz'' hayır efendim, siz bir bok yaratmıyorsunuz, siz toplumun kanayan yarasını ana akıma taşıyıp, bu ülkenin yetiştirdiği ve içinde barındırdığı bütün psikopatlara ilham oluyorsunuz. bir kadını öldürmek, adaletin olmaması, çocukların sokaklarda çürümesi, çarpık ilişkiler, sokakta geçerken adamı vurup yoluna devam etmek gibi gibi birçok şeyi gözümüze sokup, sonra bunlar hayatın içinde yaşandığında ah vah ediyorsunuz. bu ülkede kaç tane sağlıklı kafa kaldı da sen kaç insana farkındalık yaratacaksın? yanlış. önce en görünür yerlerden başlamak zorundayız değişmeye, sonra yavaş yavaş derine doğru inmeliyiz. görünen şeyi değiştirmedikçe, arkada yatan hiçbir sebebi yok edemeyiz maalesef.
dün bu olayla kanımız dondu, yarın başka bir şey çıkacak, her gün ama her gün içimiz acıyor ve daha da acımaya devam edecek eğer bir şeyleri değiştirmek için uğraşmazsak. işimiz çok zor ama yarın bir gün, bu haberlerin birinde adımızı görmek, tanıdığımızı görmek de çok zor ve hepimiz, özellikle kadınlar, bunu düşünmeden bir gün bile geçiremiyor eminim çünkü her gün bir başka kadın katlediliyor. ses çıkarmaktan korkan bir toplum yaratmalarının bedelini her gün canımızla ödüyoruz. daha acı ne olabilir ki?