II.Abdulhamit Politikalarının Özü

Konu sahibi son olarak 2621 gün önce görüldü
II.Abdulhamit Politikalarının Özü

II.Abdulhamit,İngiliz Başbakanı,İbrani asıllı Disraeli'yle anlaşarak Kıbrıs’ı İngilizlere verdi.
Girit karşlığında Teselya'yı bıraktı.
Abdulhamit,İngilizlerle uzlaşarak parça parça imparatorluk topraklarını vere vere iktidarını sürdürdü.

1878 Osmanlı-Rus savaşının, 93 harbi felaketinin, asıl sorumlusu da Abdülhamit'tir.
93 Harbi sonunda Ruslar,İstanbul kapılarına (Yeşilköy’e) gelip dayandılar.
Bu savaş sonunda Osmanlı’nın dağılma süreci başladı.

Savaş Osmanlıların isteği üzerine imzalanan Ayastefanos Anlaşması'yla son buldu.
Ama Avrupa'da dengenin Rusya’nın lehine bozulduğunu gören Avusturya,İngiltere,Fransa ve Almanya bu antlaşmaya karşı çıktılar.
Berlin'de uluslararası bir konferans toplandı.
1878'de imzalanan Berlin Anlaşması’yla savaş sona erdi.

Görülüyor ki , imparatorluğun ayakta kalması da esas olarak emperyalistler arası güç dengelerinin sonucudur.

Nitekim Rusya, her seferinde diğer emperyalistlerce engellenecektir.
Rusya’nın Yeşilköy'e karargah kurmasını engelleyemeyen Abdülhamit, o hızla İstanbul'a girmesini hiç engelleyemeyecekti.

Kendi aralarındaki o güç dengelerinde emperyalistlerin işlerine en çok gelen yöntem, her istediklerini alabildikleri bir yarı sömürge Osmanlı devletiydi.
Bu amaçlarına en çok da Abdülhamit döneminde ulaştılar.

Abdulhamit’in Devleti nasıl koruduğunu, Duyun-u Umumiye başta olmak üzere her sıkışıklıkta dağıttıkları imtiyazlarda ve tabii Osmanlı'yı Almanların büyüme alanı yapmasında görecektik.

Bu politikasını,II.Abdulhamit, anılarında şöyle ifade ediyor:

"....Tunus'da ısrar etseydim belki Suriye'yi,Mısır'da inat gösterseydim muhakkak Filistin'i ve belki Irak'ı kaybederdim."

Böylece Kıbrıs,Mısır ve Tunus,Abdulhamid zamanında kaybedildi.
 
II.Abdulhamit ve Yahudi Yerleşimi

Abdulhamit,T.Herzl'in toprak talebini geçiştirdi.
Ama Yahudi yerleşimine izin verdi.

Filistin'de ilk Yahudi kolonileri Abdulhamit zamanında kuruldu.
Bu, Yahudiler arasında Avrupa'nın en zenginlerinden olan Baron Rotschild de vardı.

Filistin'e o zamana kadar olan en büyük yahudi göçü de Abdulhamit zamanında gerçekleşti.

Yine Doğu Avrupa ve Rusya'dan ilk büyük göç ve yerleşim Abdulhamit zamanında oldu..

Dünya Yahudiliği'nin Filistin'e yerleşmesi Sultan Abdulhamid zamanındadır.

"Yahudiliğin Filistin'e yerleşmesinde 'Mikve İsrael' çok çok önemlidir.
"Mikve" İspanyolca'da, "umut" demektir.
İbrani "Tikve İsrael" diyorlar.
O zamanki Osmanlı memaliki ve bugünkü İsrael'de kurulan tarım okulu ve çiftliğidir.
Benzeri Aydın'da da kurulmuştur.
Hepsi, Hamid zamanındadır."



Abdulhamit,T.Herzl ile Yahudi yerleşimi konusunda pazarlık yaptı.
Ancak sanıldığı ve abartıldığı gibi T.Herzl'e "tokat gibi" yanıt vermedi.

Abdulhamit,Arapların tepkisinden çekinerek Yahudilerin Filistinde değil ama Kuzey Irak'ta yerleşebileceğini belirttti.

Bu politika yürürlüğe girecekken İttihatcıların Hamid'i devirmesiyle önlendi.
İttihatcılar T.Herzl'e bu konuda ödün vermedi.

Bu konuda ortaya çıkan yeni belgeler konuyu aydınlatıyor.
 
İsrail az kalsın Kuzey Irak'ta kurulacaktı

Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden Prof. Dr. Vahdettin Engin tarafından Osmanlı Arşivleri'nde yeni bulunan belgeler, Ortadoğu'nun, özellikle de İsrail'in tarihinin yeniden yazılmasını gerektiriyor. Belgeler Abdülhamid'in adı etrafındaki bir efsaneye de son veriyor ve hükümdarın Filistin'de Yahudi devleti kurulmasını isteyenleri söylenenlerin aksine huzurundan kovmadığı, aksine "Yahudiler, Mezopotamya'ya yerleşsinler" dediğini gösteriyor.

Türkiye'de tarihçiler, tarih meraklıları ve özellikle de Sultan Abdülhamid'i neredeyse evliya mertebesine yükseltenler arasında, 80 küsur seneden bu yana efsane gibi anlatılan bir hadise vardır:
Filistin'i bir Yahudi vatanı haline getirmek için mücadele veren, bu maksatla Dünya Siyonist Organizasyonu'nu kuran ve bugün İsrail'in manevi kurucusu kabul edilen
Dr. Theodore Herzl, güya Abdülhamid'in huzuruna çıkıp Filistin'i satın almak istemiş ama Abdülhamid'den tokat gibi bir cevap almıştır: "Devlet-i Ali-ye'min satılık tek bir karış toprağı yoktur" diyen hükümdar, Herzl'i huzurundan kovmuş ve konuyu kapatmıştır.

SARAY'DAN YALANLAMA

Sultan Abdülhamid ile Herzl arasındaki görüşme, söylentilere bakılırsa böyle neticelenmiştir ama Osmanlı Arşivleri'nde yeni ortaya çıkan belgelere göre, işin aslı başkadır. Abdül hamid ve yakın çevresi ile Siyonizm'in en önemli ismi olan Herzl arasında 1896'dan başlayarak altı sene boyunca yoğun temaslar yaşanmıştır. Herzl saray ile bağlantı halinde olmuş, 1901'in 19 Mayıs'mda Abdülhamid'in huzuruna çıkmış, hükümdara devamlı olarak raporlar ve teklifler göndermiş, hattâ iş Türkiye'nin o dönemdeki dış borçlarının bir kısmının Yahudiler tarafından ödenmesinden Abdülhamid'in muhaliflerinin ortadan kaldırılmasına kadar uzanmış ama bu girişimlerden bir sonuç çıkmamıştır.

Ve, konunun çok daha önemli tarafı: Theodore Herzl, Osmanlı Arşivleri'ndeki belgelere göre, Sultan Ab-dülhamid ile görüşmüş ama bu görüşme sırasında Herzl'in Filistin'de bir Yahudi Osmanlı Arşivleri'nden 19 Nisan 1900 tarihli bir belge Yahudi göçüne izin verilmiyor (İ.HUS.81/1317Z.48)

Prof. Dr. Vahdettin Engin vatanı kurulması, dolayısıyla da Abdülhamid'in bu talebi tek bir cümleyle reddetmesi gibisinden bir olay yaşanmamış; Abdülhamid, aksine, "Filistin'e değil, Mezopotamya'ya yerleşin" demiştir.

Söylentiler, Herzl'in 1901'de İsviçre'nin Basel şehrinde toplanan Siyonist Kongresi'nde ortaya attığı bir iddiaya dayanmaktadır ve iddia, Yıldız Sarayı tarafından üç gün sonra yalanlanmış ama iş bizde dönüp dolaşmış ve "Abdülhamid, Filistin'de Yahudi vatanı kurmak isteyen Herzl'i huzurundan kovdu" şeklini almıştır. Theodore Herzl'in Sultan Abdülhamid ile temaslarının ayrıntılarını gözler önüne seren ve bazılarını bu sayfada iki gün boyunca yayınlayacağım belgeleri, Osmanlı Arşivleri'nde Marmara Üniversitesi'nin tarih bölümü hocalarından Prof. Dr. Vahdettin Engin buldu. Prof. Engin, bu belgeleri çok yakında bir kitap haline getirecek ve Abdülhamid dönemindeki temaslardan, yani "İsrail'in kuruluşunun ilk aşaması" demek olan ama bugüne kadar karanlıkta kalan 100 küsur sene önceki girişimlerden bilim dünyasının yanısıra konuya ilgi duyan herkes haberdar olacak.

GERÇEK TARİHİ YAZIYOR

Arşivlerde ortaya çıkardığı ve bugüne kadar yayınlanmamış belgelerden bir kısmının kopyalarını bu yazı dizisinde kullanmam için bana veren dostum Prof. Dr. Vahdettin Engin'e teşekkür ederken, önemli bir hususu da hatırlatmak istiyorum: Modern Ortadoğu'nun, özerlikle de İsrail'in kuruluşunun gerçek tarihi, Prof. Engin'in yakında bu belgelere dayanarak yayınlayacağı kitapla öğrenilecektir.

'Size tek karış bile toprak vermem' sözü efsaneymiş

Yahudiler, 19. yüzyıl Avrupası'nda sefalet içerisindeydiler. Sanayileşmiş ülkelerde gerçi zengin Yahudi aileler vardı ama özellikle Doğu Avrupa memleketlerinin ve Rus-ya'daki Yahudiler' in hali perişandı.

Yahudi entelektüeller, o devirde bağımsız bir Yahudi vatanının nerede ve nasıl kurulacağını düşünüyorlardı ve aralarında, Avrupa'da gazetecilik yapan Theodore Herzl adında bir genç de vardı. Hayali, Yahudi devletinin o sırada Osmanlı împaratorluğu'nun toprağı olan Filistin'de kurulmasıydı.

Herzl, Sultan Abdülhamid'e bu konudaki ilk teklifi dostu olan Polonyalı aristokrat Phillip de Nevlinsky vasıtasıyla yaptı ama bir sonuç çıkmaması üzerine 1896'da İstanbul'a bizzat geldi. İstanbul'a tarihten sonra dört defa, daha gelecek ve 1902'ye kadar Yıldız Sarayı ile bağlantısını kesmeyecekti

BABA ŞEFKATİ GÖSTERMİŞ

Aynı dönemde, Filistin'e az da olsa bir Yahudi göçü vardı. Osmanlı yönetimi bölgeye göçün yasak olduğunu söylerken, karşı taraf 1867'deki Islahat Fermam'nın yabancıların toprak almasına izin verdiğini iddia ediyor ve Avrupa ülkelerinin uyruğunda bulunan zengin Yahudiler fermana dayanarak toprak alabiliyorlardı. Bu, Yahudiler arasında Avrupa'nın en zenginlerinden olan Baron Rotschild de vardı.
Theodore Herzl, İstanbul'a 1896 ve 1898 yıllarında yaptığı ilk iki seyahatte, Sultan Abdülhamid'in yakın çevresi ile temas kurdu, Abdülhamid'in huzuruna ise 1902'deki üçüncü seyahati sırasında, 19 Mayıs 1902 günü kabul edildi.

Abdülhamid'in adı etrafındaki "Devlet-i Âliye'min satılık tek bir karış toprağı yoktur" efsanesi, işte bu görüşmeden sonra ortaya çıktı.
Herzl, Sultan Abdülhamid'e daha sonra, 16 Şubat 1902'de gönderdiği bir mektupta bu görüşmenin ayrıntılarını hatırlatıyordu. Herzl, "Majesteleri, memleketinde
yaşayan Yahudiler'e gös-i terdiği âlicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahu diler'e de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta
ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine, değişik bölgelerde bulunmalarına izin vermektedirler" diye yazmaktaydı.

MEZOPOTAMYA TEKLİFİ

Prof. Dr. Vahdettin Engin'in ortaya çıkardığı belgelerde, bu görüşmenin ve diğer temasların ayrıntıları açıkça görülüyor: Herzl, Yahudiler için "toprak" istemiyor, toprak satın almak gibi bir talepte de bulunmuyor, aksine Filistin'de "özerk" bir Yahudi devletine izin verilmesini istiyor. Abdülhamid ise, Yahudi-ler'in Filistin yerine Mezopotamya'ya yerleşmelerini ama tek bir yerde değil, değişik bölgelerde yaşamalarına sıcak bakabileceğini söylüyor.
Gelişmeler sonraki senelerde bu şekilde olsaydı, İsrail'in bugün nerede olacağını bilmem hayal edebildiniz mi?

Kuzev Irak'ta...

İsrail'in manevî kurucusuydu

"Modern Siyonizm" kavramını hayata geçiren Dr. Theodore Herzl, 1860"ta Maca- / ristan'da doğdu. Hukuk okudu ve meslek olarak gazeteciliği seçti.

Bazı Fransız ve İngiliz gazetelerinde muhabirlik yaptıktan sonra kendisi gazeteler çıkardı. Daha sonra bazı edebi eserler de kaleme aldı ama 1896'da yazdığı "Der Judenstaat" yani "Yahudi Vatanı" isimli kitabı en önemli çalışması kabul edildi. Herzl'in gençlik yıllarından itibaren asıl meşgalesini dünyanın dört bir tarafında dağılmış olar. Yahudiler'in toplu halde yaşayabilecekler: bir toprak bulunması ve bu topraklar üzerinde bir Yahudi devleti kurulması yolundaki çalışmalar teşkil edecekti.

Herzl'in bu yoldaki çalışmalara öncülük etmesi maksadıyla kurduğu "Dünya Siyonist Organizasyonu" ilk kongresini. 1897 Ağustos'unda İsviçre'nin Basel şehrinde yaptı ve toplantılar sonraki senelerde de devam etti.
Theodore Herzl, bu arada, dünyanın herhangi bir yerinde Yahudiler için vatan toprağı bulabilmek amacıyla Avrupalı liderlerle temaslara başladı ve Musevi dini terminolojisine "vaad edilmiş topraklar" olarak geçen Filistin için çalışmalar yapıldı. Herzl, o sırada Osmanlı İmparatorlu-ğu'na bağlı olan Filistin'de özerk bir Yahudi devleti kurulması için toprak sağlayabilmek amacıyla 1896 ile 1902 yılları arasında beş defa İstanbul'a geldi ve 19 Mayıs 1901'de Abdülhamid'in huzuruna kabul edildi. Altı sene boyunca, Sultan Abdülhamid ve Yıldız Sarayı'nın ileri gelenleri ile devamlı temas halinde olacaktı.

1904'te, 44 yaşındayken Avusturya'da ölen Herzl, bu devletin kuruluşunu göremedi. Hayali seneler sonra gerçek oldu ve İsrail'in kuruluş bildirisi, 14 Mayıs 1948 günü, ülkenin ilk devlet başkanı olan David Ben Gurion tarafından Theodore Herzl'in büyük boy bir fotoğrafının altında okundu. Kemikleri, 1949'da Avusturya'da-ki mezarından alınarak İsrail'e getirildi ve büyük bir askeri törenle Kudüs'te kendi adının verildiği tepeye defnedildi.
 
Tarfsız olmak gerek...

2. Abdulhamit 1876 - 1909 yılları arasında padişahlık yapmıştır.
Kaybedilen topraklar konusu aşağıdaki gibi olup tarhleriyle sabittir.

BERLİN KONGRESİ VE BERLİN ANTLAŞMASI (1878):
Kongreye Katılan Devletler: Osmanlı, Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, İtalya ve Almanya.

NOT: Bu sırada İngiltere, Osmanlı Devletine KIBRIS'ın kendisine bir ÜS olarak verilmesi durumunda kongrede Osmanlı Devletini savunacağını söyledi. Osmanlı İngiltere'nin bu isteğini kabul etmek zorunda kaldı.

BERLİN ANTLAŞMASININ MADDELERİ (1878):
1) Ayestefanos Antlaşmasıyla kurulan BULGAR KRALLIĞI üçe ayrıldı:
a) Asıl Bulgaristan: Osmanlı Devletine vergi veren bir prenslik haline getirildi.
b) Makedonya: Islahat yapılmak şartıyla Osmanlıya bırakıldı.
c) Doğu Rumeli: Osmanlıya bağlı kalacak, ancak hırıstiyan bir vali tarafından yönetilecek.
2) Sırbistan, Romanya, Karadağ bağımsız olacak.
3) Bosna-Hersek Osmanlı toprağı sayılacak, yönetimi geçici olarak Avusturya'ya bırakılacak.
4) Kars, Ardahan ve Batum Ruslara, Doğu Beyazıt Osmanlı'ya verilecek.
5) Teselya Yunanistan'a verilecek.
6) Ermenilerin oturduğu yerlerde ve Girit adasında ıslahatlar yapılacak.
7) Osmanlı Rusya'ya 60 milyon altın savaş tazminatı verecek.

BERLİN ANTLAŞMASI SONRASI GELİŞMELER:
1) KIBRIS'IN İNGİLİZLERE ÜS OLARAK VERİLMESİ: Berlin kongresi sırasında Osmanlının çıkarlarını savunması karşılığı İngiltere'ye Kıbrısta üs kurma sözü verilmişti. Berlin Antlaşmasından sonra KIBRIS üs olarak İngilizlere verildi. (1878)

NOT: İngiltere böylelikle Süveyş kanalını kontrol etme imkanına kavuşmuştur. Osmanlının I.Dünya savaşına girmesiyle İngiltere, Kıbrıs'ı toprakların kattığını açıkladı.

2) DÜYUN-U UMUMİYE İDARESİNİN KURULMASI(1881):Osmanlı Devleti dış borç ve faizlerini ödeyemeyince alacaklı devletler bu idareyi kurmuşlardır. Bu idare dış borçları doğrudan toplamak suretiyle kurulan yabancı bir mali kontroldü. Bu da Osmanlı Devletinin ekonomik bağımsızlığına gölge düşürmüştür.

3) TUNUS'UN FRANSIZLAR TARAFINDAN İŞGALİ(1881): Fransa'nın Tunus'u işgalini Osmanlı Devleti sadece protesto edebilmiştir. (Fransa hatırlanacağı gibi 1830 yılında da Cezayir'i işgal etmişti.)

4) MISIR'IN İNGİLİZLER TARAFINDAN İŞGALİ(1882): İngilizler Süveyş Kanalının açılmasıyla önemi daha da artan MISIR'ı 1882'de işgal ettiler.

5) DOĞU RUMELİ'NİN BULGAR PRENSLİĞİ İLE BİRLEŞMESİ (1885): Doğu Rumeli Bulgarlarının Bulgar Prensliği ile birleşmek için ayaklanmaları sonucu yapılan görüşmelerde Osmanlı Devleti bu bölgenin Bulgar Prensliğine bağlanmasını kabul etti (1885)

6) GİRİT SORUNU VE OSMANLI-YUNAN SAVAŞI: Yunanistan'ın Giritin iç işlerine karışması ve burada çıkan ayaklanmayı desteklemesi sonucu OSMANLI-YUNAN savaşı çıktı. Yapılan DÖMEKE MEYDAN SAVAŞINI kazanan Osmanlı kuvvetlerine Atina yolu açıldı. Ancak Avrupa Devletlerinin müdahale etmesi üzerine İSTANBUL ANTLAŞMASI imzalandı. (1897) Buna göre Girit'e özerklik verilmiş, ayrıca yönetimi Yunanlı bir Prense verilmiştir.

NOT: Bu antlaşma ile Giritin yönetimi elimizden çıkmış, II.Meşrutiyet sırasında Girit Yunanistan tarafından işgal edilmiş,Balkan Savaşı sonucu imzalanan Atina Antlaşmasıyla da Girit'in Yunanistan'a ait olduğu kabul edilmiştir.

7) BOSNA HERSEK'İN AVUSTURYAYA BAĞLANMASI(1908): Berlin Antlaşmasında Bosna Hersek'in yönetimi geçici olarak Avusturyaya bırakılmıştı. II. Meşrutiyetin ilanı sırasında Avusturya Bosna-Hersek'i topraklarına kattığını açıkladı. Osmanlı bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.

8) BULGARİSTANIN BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMASI(1908): II.Meşrutiyetin ilanı ile oluşan karışıklıklardan yararlanan Bulgarlar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya'nın araya girmesiyle Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.


II. Abdülhamit hakkında bazı kimselerce olumsuz bir görüntü yaratılmasının en başta gelen nedeni, bu devirde ortaya çıkan ulusalcı devinimde Ermenilerin de doğu Anadolu'da Osmanlı devletine karşı ayaklanmaları ve bu ayaklanmaların da II. Abdülhamit tarafından HAMİDİYE alayları kurularak sert bir tarzda bastırılmasıdır. İşte bu nedenledir ki Bu son Osmanlı padişahı bazı batılı Ermeni taraftarlarınca ''KIZIL SULTAN'' diye anılmış ve bugüne kadar da, bu padişah hiç de layık olmadığı bir şekilde anılmaya çalışılmıştır.

II. Abdülhamit tahta geçtiğinde ortalık hiç de süt liman değildi. Sultan Aziz dahi belki de öldürülmüş, Sultan Reşat ise kısa bir süre sonra tahtan indirilmişti. Batılılar devamlı olarak Jön Türklerin gazına basmakta ve içeride reform yapılmasını istemekteydiler. Hatta Mithat Paşa da işte bu şekilde II. Abdülhamit'in tahta çıkmasını istemekteydi.

Bunca iç ve dış direnişci ve bölücülüğün olduğu bir ortamda 33 sene Osmanlı tahtını koruyabilmek her babayiğidin de harcı değildi.
Sultan II. Abdülhamit pek çok okulun açılmasında ve kızların okumalarına destek vermiş ilerici bir padişahtı. Amcası sultan Aziz'in avrupa gezisinde onun yanında bulunmuştu.Bu tarihlerde batının Osmanlıdan çok dha ileride olduğunun farkındaydı.

Tarihe şöyle taraflı bir gözlükle değil de, tarafsız bir şekilde tanıklık edercesine bakınca, kimseyi yargılamaksızın olayların fotoğrafını çekmemizde fayda görmekteyim. Bugünkü duruma bakarsanız, batılı çevrelerin nasıl da ulusdalcı olan asker, profesör, hekim, yazar, çizerlerimizi ergenekon diyerek sabahın köründe yataklarından kaldırarak haklarında daha iddianame dahi bulunmadan suçlamalarını ve kendilerine ait olan ÖZGÜRLÜK ve TRAFSIZLIĞI nasıl da bozduklarını örnek gösterebiliriz. İşte size reform. Batının istediği bu ülkenin ileri gitmesi onalrın düzeyine gelmesi değildir ki! Onların istedikleri içerdeki yandaşlarıyla birlikte bu ülkenin ulusal bütünlüğünün parçalara ayrılmasıdır. Bunu Irakta, Afganistan da yapmaışlardır ve yapmaya devam etmektedirler.

Her yıl çanakkaleye gelen Avustralya ve Yenizelandalı dostlarımız da, aynı yanlışı IRAK'ın emperyalistlerce işgalinde yeniden göstermiştir. Askerlerini Irak'a göndermekten çekinmemişlerdir. Bütün bunları bir araya koyunca durumumuzun iyice farkına varmamaız da kolaylaşır.

Batının istediği reform adı altında ulsal benliğimizin kırılarak Emperyalistlerin dümen suyunda yön almasıdır. Öyleki Mardinde dahi bir eski Fetvayı bahane ederek
bugünkü emperyalist saldırılara karşı kendi din adamlarımızı kalkan olarak kullanmaktan çekinmezler.

Onun için eğer bir kimse II. Abdülhamit hakkında bilmeden olur olmaz konuşuyorsa, biliniz ki bu kimseler açıkça Ermenilerin ve onların yandaşlarının etkisi ve yetkisiyle donatılmış olanlardır. Aksi halde bugün İstanbul da kullanılan pekçok kanalizasyon ve yol dahi bu sultanın eseridir. Beşiktaşın büyük bölümündeki kanalizasyonlar ve Yıldız parkı onun devrinde yapılmış, tüm çabalarımıza karşın Cumhuriyet devrinde bir ulusal park dahi ortaya koyamamışızdır.

Eleştiri yapmak demek bir sultanı yerden yere vurmak demek değildir. İnsaf yoksa eğer, gerçekler var ya, onlar yeter de artar bile. Evet bu sultan zamanında toprak kybı olmuşsa da bu toprakları her halde zevk için vermemiştir. 1974 den beri KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ'ni eğer yabancılara tanıtamamışsak oturup cumhuriyet devrimizin de bir eleştirsini yapmakta ve bugün geldiğimiz durumu saptamakta fayda var demektir. Geçmişte yaşayarak bir yere varmak mümkün değildir. ŞİMDİ'de yaşamaya büyük bir gayret vermemiz gerek.

FARKINDALIK GERÇEKLE BÜTÜNLEŞMİŞ OLMAKTIR...
 
Geri