[FONT=Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif]HÜZÜNMLÜ BİR ŞARKIDIR ÖLÜM
kjuş uçmaz,kervan gecmez mezarlıklarda
sessiz kemik dolu mezarlarsa
kalbimiz bişr tünelden geçer
karanlık..kapkaranlık bir tünelden
enkaz gibi ölürüz aslımıza dönerek
bogulur gibi kalpten
ya da çökeriz deriden içimize dogru
uçuşuruz ruhlara dönüşerek
Orada cesetler de vardır
ayakları ıslak tahtalara degen çürümemiş
kemiklerinde taşırlar ölümü
saf bir ses gibi
sanki köpeksiz bir havlama sesi
çıkar bazı çanlardan,bazı mezarlardan
nemli havada şişip büyüyen ve çogalan
tutulan yaslar gibi..yagmur gibi
bazı zamanlar..yalnız aldıgım da
ak yelken açmış tabutlar görürüm
soluk yüzlü ölüleri,saçlarına ölü örgülerini
örmüş kadınları taşıyan
fırıncılar görürüm melekler kadar ak
yaşlı memurlarla evlendirilmiş kızlar görürüm düşünceli
tabutlar yükselir ölüm
nehrine ..dik..
yelkenleri ölümün sesiyle şişirilmiş
ölümün sessiz kargaşasıyla doldurulmuş
ÖLÜM...sessizce yaklaşır
sanki..ayagı olmayan bir terlik
giyeni olmayan bir elbise
ölüm gelir..vurmak için kapıya
taşsız ve parmaksız yüzüğüyle
ölüm gelir...haykırmak için
agızsız,dilsiz ve gırtlaksız sesiyle
oysa...duyulur ayak sesleri yine de
ve elbiseleri hışırdar
sonbahar rüzgarında agaç gibi...ürpertici
ben bilmem..cahilim...pek anlamam ama
ölümün şarkısının rengi ıslak menekşe rengi
menekşeler dee iyi alışmıştır topraga
çünkü ölümün yüzü yeşildir
ve ölümün bakışı da yeşil
yeşile dönüşür menekşe yapragının rengi
her tarafa işleyen yeşil nemle
ve onun hırçın kış rengiyle
oysa ölüm dünyayı da gezer
binerek süpürgesine
ölüleri bulmak için yalar topragı
ölüm süpürgeninin içindedir
süpürge dilidir ölüleri arayan
ve dikiş iğnesidir ölümün iplik arayan
ÖlÜM...yataklarımızda yatar
rahat,geniş döşeklerimizde
yan gelip yaşar
ve ansızın vuruır darebesini
asnlaşılmaz bir sesle doldurur ak çarşafları
ve yataklar çıkar ortaya
yelken açmış bir limana dogru yönelik
o limanda da ölüm bekler
amiral gibi giyinik. Pablo NERUDA
sanki..ayagı olmayanbir terlik
[/FONT]sessiz kemik dolu mezarlarsa
kalbimiz bişr tünelden geçer
karanlık..kapkaranlık bir tünelden
enkaz gibi ölürüz aslımıza dönerek
bogulur gibi kalpten
ya da çökeriz deriden içimize dogru
uçuşuruz ruhlara dönüşerek
Orada cesetler de vardır
ayakları ıslak tahtalara degen çürümemiş
kemiklerinde taşırlar ölümü
saf bir ses gibi
sanki köpeksiz bir havlama sesi
çıkar bazı çanlardan,bazı mezarlardan
nemli havada şişip büyüyen ve çogalan
tutulan yaslar gibi..yagmur gibi
bazı zamanlar..yalnız aldıgım da
ak yelken açmış tabutlar görürüm
soluk yüzlü ölüleri,saçlarına ölü örgülerini
örmüş kadınları taşıyan
fırıncılar görürüm melekler kadar ak
yaşlı memurlarla evlendirilmiş kızlar görürüm düşünceli
tabutlar yükselir ölüm
nehrine ..dik..
yelkenleri ölümün sesiyle şişirilmiş
ölümün sessiz kargaşasıyla doldurulmuş
ÖLÜM...sessizce yaklaşır
sanki..ayagı olmayan bir terlik
giyeni olmayan bir elbise
ölüm gelir..vurmak için kapıya
taşsız ve parmaksız yüzüğüyle
ölüm gelir...haykırmak için
agızsız,dilsiz ve gırtlaksız sesiyle
oysa...duyulur ayak sesleri yine de
ve elbiseleri hışırdar
sonbahar rüzgarında agaç gibi...ürpertici
ben bilmem..cahilim...pek anlamam ama
ölümün şarkısının rengi ıslak menekşe rengi
menekşeler dee iyi alışmıştır topraga
çünkü ölümün yüzü yeşildir
ve ölümün bakışı da yeşil
yeşile dönüşür menekşe yapragının rengi
her tarafa işleyen yeşil nemle
ve onun hırçın kış rengiyle
oysa ölüm dünyayı da gezer
binerek süpürgesine
ölüleri bulmak için yalar topragı
ölüm süpürgeninin içindedir
süpürge dilidir ölüleri arayan
ve dikiş iğnesidir ölümün iplik arayan
ÖlÜM...yataklarımızda yatar
rahat,geniş döşeklerimizde
yan gelip yaşar
ve ansızın vuruır darebesini
asnlaşılmaz bir sesle doldurur ak çarşafları
ve yataklar çıkar ortaya
yelken açmış bir limana dogru yönelik
o limanda da ölüm bekler
amiral gibi giyinik. Pablo NERUDA
sanki..ayagı olmayanbir terlik