Hristiyanlıkta Teslis inancı

Konu sahibi son olarak 2580 gün önce görüldü
Kutsal Ruh, Hristiyanlıktaki teslis inancının üçüncü ayağı. Baba ve Oğul ile birlikte Tanrı'nın ruhu olduğuna inanılır. "

Mukaddes Ruh"un Arapçası Ruhu'l-Kudüs'tür.

Etimoloji
Yunanca Pneuma kelimesi ruh anl***** gelir ve Yeni Ahit'te tahminen 400 kere tüketilir.
Bu kelime Yunancada bazı durumlarda yel ya da can manasında da tüketilir ve Yeni Ahit'teki kullanımlarından minimum 90'ı Mukaddes Ruh'u kasteder.
Bu kelime Külüstür Ahit'te Mukaddes Ruh manasında 3 sefer kullanılmaktadır.
İbranice'de "רוח הקודש" şeklinde yazılır Ruah hakodeş şeklinde okunur.
Birçok Hristiyan perspektifine göre Mukaddes Ruh; Tanrı'nın kendi, Tanrı'nın tek yansıması veyahut Tanrı'nın tek tezahürüdür.
Kutsal Ruh, Tanrı'nın kendisi varlığını insanda hissettirmesidir.
Hristiyanlığa göre insanın kendisi içerisinde hissettiği ibadet kuvveti, inanç ve Tanrı'yla konuşma vb.
duygular Mukaddes Ruh'un tezahürleridir.
İncil'deki ayetlere göre Mukaddes Ruh Tanrı'nın Ruhudur; Ilâh kendisi Ruhunu İsa'ya ibadet edenlerin içerisine göndererek İnsanlarla barışır.
İnsanlar bundan sonra bu dünyada iken görmedikleri Tanrıyı içlerinde olan mukaddes Ruh sayesinde tanırlar ve Onun Ruhunun gücüyle mukaddes olarak yaşıyabilirler.
İsa dünyadayken kendine ibadet edenlere Babadan çıkan (Tanrıdan) Gerçeğin Ruhu içinize gelince sizi her gerçeğe yönlendirecektir demiştir.
 
Son düzenleme:
190px-Holy_Trinity_Column_-_top.jpg

Hristiyan doktrininde Tanrı'nın Baba, Erkek çocuk ve Mukaddes Ruh'tan meydana gelen üçlü tabiatı.
Hristiyanlıktaki üç ilahî zenginliği sahibi olan akideleri tarifleyen tek ifadedir.
Hristiyan kaynaklarda sık sık "Kutsal Teslis" ya da "Kutsal Üçleme" şeklinde tüketilir.
Hristiyan teolojisine göre bu üçlü birlik birbirinden bölünmez ve pek tek Tanrı'nın birbirini tamamlayan değişik yansımaları olarak görülür.
Bu yönden monoteist teoloji çizgisindedir.
Diğer pek tanrılı İbrahimî dinlerden Yahudilik ve İslâm ise teslis inancını kabul etmez.

Tarihçe
Horus, ortada Osiris ve solda İsis'i betimleyen tek Antik Mısır heykelciği
Teslislere şu lâhza varlığını devam ettiren inanç sistemlerinde rastlandığı gibi (örneğin Hinduizm ve Hristiyanlık), bu gün var olmayan antik dinî inanç ve mitolojilerde de rastlanır.
Teslislerin ortak tek geçmiş kültürü işaret ettiğine değin muhtelif hipotezler olsa da, bunların hiçbirisi sayılan ilmi teoriler değildir.
Bununla beraber arkeolojik ve tarihî bilgiler komşu kültürlerde tespit edilen ya da aynısı topraklarda ardışık dönemlerde ikamet etmiş topluluklardaki teslislerin arasında tek benzerlik, iletişim ve belki nedensel bağlantı olma ihtimalini düşündürmüştür.
Hristiyanlık
Teslis kavramının kendine ve doktrinlerine Yeni Ahit'de rastlanmaz.[2] İsa ve havarilerinin Yahudilikteki Şema kavramıyla çelişen ifadelerine de rastlanmaz.[2] Şema'ya kaynak olan Külüstür Ahit'teki Tesniye kısmında şu şekilde denir: "Dinle, ey İsrail: Tanrımız olan Rab, pek tek Rab'dır." (Tesniye 6:4)
Ancak Teslis'e dayanak olarak gösterilen kimi Kitab-ı Kutsal âyetleri bulunmaktadır.
Örneğin:
“ Bu nedenle gidin, tüm ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Erkek çocuk ve Mukaddes Ruh'un isimiyle vaftiz edin.
(Matta 28, 19) â€
Yunancadan gelen trias kelimesini Baba, Erkek çocuk ve Mukaddes Ruh için kullanılmasına ilk defa MS 2.
yüzyılın ikinci %50 sinde Hristiyanlığın savunucusu Atinalı Atenagoras'da rastlanır:
“ Onlar [Hristiyanlar] Tanrı'yı ve Kelimetullâh'ı, Oğul'un Baba'yla birliğini, ortaklığını, Rûh'un ne olduğunu, bu teslisin, yâni Rûh'un, Oğul'un ve Baba'nın birliğini ve bunların üçünü birbirinden neyin ayırdığını bilirler. â€
De heilige drie-eenheid (Kutsal Teslis), Hendrick van Balen'nın eseri
İlk kez teslis kelimesini kullanan şahıs Antakyalı Theophilus'tur (ö.
181).
Bugüne kadar gelmiş ve birkaç kitaptan oluşan pek yapıtı olan Apologia isim Autolycum'da putperest arkadaşına hakkı anlatmaya çalışırken Ïâ€ÏιαÏ‚ kelimesini Baba, Erkek çocuk ve Rûh adına "Tanrı, Sözcüğü ve Hikmeti (Eski Yunanca logos ve sophia)" için kullanmıştır.[3] Theophilus_of_Antioch#Trinity Batı kilisesinde teslis sözcüğü, bu yazıdan birkaç onyıl ardından Tertullianus doğrulusunda kullanılmaya başlanmıştır.
Bunun için Latincedeki tres (üç) ve unitas (birlik) kelimelerinden yeni tek sözcük olan trinitası üretmiştir.
Hukukçu olan Tertulianus, iş hayâtındaki kavramları dîne aktararak Roma Hukûku'ndan alınmış ifâdeleri dîne almıştır.
Baba, Erkek çocuk ve Mukaddes Ruh için personae (şahıslar - hukuktaki doğrultu için kullanılmaktadır), üçünün birliği için substantia (cevher) kelimeleri gibi.
O vakit dînî kavramlara eklenen bu kelimelerle Hristiyan teslîsi ifâde edilecek olursa Ilâh cevherde birdir, ama monarchia, yâni hükmetmede üç kişi bulunmaktadır.
Bugünkü Avrupâi dillerde persona ile karıştırılmaması için personae adına Yunancadan alınan hypostasa (gerçek, huy, varlık, şahsi tabiat) sözcüğü seçenek edilmektedir.
Tarihte Kitab-ı Mukaddes'i kabul eden cemaatlerin fazlası, teslis doktrinine uymuşlardır.
Hem Batılı (Katolik ve Protestanlar), hatta Doğulu (Ortodoks, Monofizit ve Nestoriyen) kiliselerin hepsi, MS 4.
yüzyılın sonundan ardından teslisi müdafaa etmişlerdir.
Hristiyanlık içerisinde de teslis inancını reddeden ve İsa'nın hem tanrısal, hatta insânî doğasına karşı çıkan akımlar, yıllardan beri meydana çıkmıştır.
Bu akımları meydana çıkaran ehemmiyetli felsefî akım Kuzey İtalya'dan gelen aydın devre Hümanizm'dir.
Teslisi reddeden kimi dînî hareketler şunlardır:
Hür Kitab-ı Kutsal Cemaati
Hristiyan Bilimi
Mormonlar
Sosinianizm
Tanrı'nın Yedinci Gününün Cemaati,
Üniteryenizm
Yehova Şahitleri
Ayrıca teslisi kabul eden dînî cemaatlerde bu doktrine karşı pek tük de olsa bu cemaatlerin din adamlarınca Kitab-ı Mukaddes'le bağdaşmadığı görüşleri ileri sürülmüş ve sürülmektedir.
Meselâ Alexander Hislop, Adolph Ernst Knoch ya da Karl-Heinz Ohlig gibi.

Teslisin çeşitleri
Değişik vakit ve dînî sistemlerdeki teslisler şunlardır:
Bâbil geleneği:
Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).
İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası - Tammuz'un eşi-sevgilisi)
Şeytan üçlüğü: Labartu - Labazu - Ahatsu,
Guatemala geleneği: Bitol – Alom - Quhalom,
Kelt geleneği: Teutates - Taranis - Esus,
Peru geleneği: Paçakamak - Kon - Virakoça,
Antik Mısır geleneği: İsis – Osiris – Horus,
Dogon geleneği: Nommo die-nommo tityayne-o nommo,
Hitit geleneği: Teshup - Hepatu - Sharruma,
İndo-Aryen geleneği: Mitra – İndra – Varuna,
Mitanni geleneği: Mitrassil – İndar – Uruvanassel,
Sabiî geleneği: Hibil - Şitil - Anuş,
Etrüsk geleneği: Tinia - Uni - Minerva,
Grek ezoterizmi: Phanes - Ouranos - Kronos,
Grek mitolojisinde Silene (Selene) - Hekate - Artemis,
Antik İran'ın Ehli Hak geleneği: Güneş'in efendileri olan üç kardeş ilah,
Orta Asya geleneği: Gök Tanrı-Kara Han-Ülgen,[kaynak belirtilmeli]
Sümer ve İskandinav tradisyonlarında ve neoplatonizm'de de böyle üçlü ilah gruplarına rastlanır.


 
Son düzenleme:

Sual: Teslis inancı İncillere ne zaman sokuldu?
CEVAP
İlk yazılan üç İncilin [Matta, Markos, Luka] hiçbirinde Teslise dair tek bir harf bile yoktu. 4. olarak ortaya çıkan Yunanca Yuhanna incilinde, Yunan filozofu Eflatunun teslis fikri görüldü. Barnabas İncilinde Allah’ın bir olduğu bildiriliyor. Kostantin, Eflatun’un teslis [Trinite] fikrini yeni İncile koydurunca, Papaz Aryüs, (Teslis yanlıştır, Allah birdir, İsa Onun oğlu değil, kuludur) deyince, Hristiyanlar, onu aforoz ettiler. Aryüs Mısır’a kaçtı ise de, yine kurtulamadı, orada öldürdüler.

Teslis, Hristiyan dininin esasıdır. Allah hem üç, hem bir derler. Bunlardan bir kısmı, Baba, Oğul ve Ruhulkudüs olarak kabul ederler. Bir kısmı da, Allah, Meryem, İsa derler. Hazret-i İsa için (Oğul tanrı, beşer [insan] cesedine girerek Hazret-i Meryem'den doğmuştur) diyorlar. Yani onun hem doğduğuna inanıyorlar, hem de ilah olduğuna. Doğmuşsa mahluktur [yaratıktır], buna Halık [yaratıcı] denir mi hiç?
Hristiyanlar, Ruhulkudüs'ün Baba tanrıdan çıkıp İsa'nın cesedi ile birleşmiş bulunduğuna inanırlar. Müslümanlıkta Ruhülkudüs, dört büyük melekten Hazret-i Cebrailin adıdır. Bütün insanlara ruh üflediği gibi Peygamberlere de vahyi bildirir. Bütün ruhlar gibi Ruhülkudüs de yaratılmıştır.

Hristiyanlar, Hazret-i İsa’nın çok ibadet ettiğine, daha sonra Yahudiler tarafından öldürüldüğüne, öldürülmek istenildiği zaman kaçıp gizlenecek bir yer aradığına, gizlendiği yerde tutularak asılırken şiddetli acılar çektiğine, (Ya Rabbi, beni niçin terk ettin?) diye Allah’a, halinden şikayet ettiğine, öldürüldükten sonra da Cehenneme gidip Hazret-i Âdem ile onun neslinden olan bütün peygamberleri oradan çıkardığına, üç gün sonra ölülerin arasından kalkıp göklere çıktığına ve Baba tanrının sağ tarafında oturduğuna inanırlar. Yani Hazret-i İsa, sonradan yaratılmıştır. Hazret-i Meryem'den doğmuş, süt emmiş, yiyip içmiş, insanlar arasında çocukluk ve gençlik çağını geçirmiştir. Şu halde sonradan olmuştur. Sonradan olan ve yiyip içmeye muhtaç olan biri tanrı olamaz. Bu nasıl tanrı ki, Yahudilerin elinde aciz kalıp kurtulmak için bir sığınacak yer aramak gereğini duymakta, nihayet onların elinde çarmıhta öldürülmektedir?

Hem tanrıdır hem de çok ibadet ederdi denmektedir. Tanrı kendisine ibadet eder mi? Baba’nın sağına oturdu dendiğine göre, bu da kendisinin baba tanrıdan ayrı bir varlık olduğunu kabul etmek ve ona bir mekan isnat etmek olur. Tanrının ayrı bir tanrıya ve mekana ihtiyaç duyması acizliktir. Başka bir tanrıya veya mekana yahut başka bir şeye ihtiyacı olan tanrı olamaz.

İncillerde oğul tabiri, herkes için geçmektedir. Mesela Matta’nın yazdığı İncilde deniyor ki:
(Ne mübarektir barışçılar, çünkü onlar Allah’ın evladı diye anılacaklardır.) [5/9]
(Göklerde olan babanın evladı olasınız.) [5/45]

Eğer baba ve oğul olmak Hazret-i İsa hakkında gerçek anlamda ise, insanlar hakkında da, gerçek anlamda olur. Sadece Hazret-i İsa değil, bütün insanlar Allah’ın oğlu olur. Eğer baba tabiri insanlar için mecaz ise, Hazret-i İsa için de mecaz demektir.

Matta İncilinde Hazret-i İsa’ya peygamber deniyor:
(Orşelim'e girdiğinde, bu kim diye şehir galeyana geldi. Halk da bu Nasıralı İsa peygamber, dediler.) [21/10-11]

(Haça gerildikten sonra o Peygamber, elbisemi aralarında taksim edip kaftanım üzerine kur'a attılar demiştir.) [27/35]

(İsa, bir peygamber kendi vatanından başka yerde de itibarsız değildir, dedi.) [13/ 53- 54]

Hristiyanlar, kendi yazdıkları kitaba da inanmıyor, İsa peygamber değil, ilah diyorlar.
 
Sual: Hristiyanlar niçin Allah’a baba diyorlar. Bir de Peygamber efendimizin dedelerinden olan Hazret-i İbrahim’in babasına kâfir denir mi?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde, Hazret-i Yakub’a, (Baban İbrahim, İsmail ve İshak) buyuruluyor. (Bekara 133) Bilindiği gibi, Hazret-i Yakub, Hazret-i İshak’ın oğludur. Hazret-i İsmail amcası, Hazret-i İbrahim ise dedesidir. Demek burada, amcaya da, dedeye de baba denmiştir. Hazret-i İbrahim’in babası Taruh olduğu halde, amcası ve üvey babası Azer için Kur'an-ı kerimde (İbrahim’in babası) ifadesi geçmektedir. (Enam 74)

Hazret-i Âdem'e baba dendiği gibi, Hazret-i Nuh’a da ikinci baba denmektedir. Hadis-i şerifte, (Âdem ile Nuh arasında on baba vardır) buyuruldu. (Taberani)

Resulullah, amcası Ebu Talib’e baba ve bunun hanımı Fatıma binti Esed’e anne demiştir. Bu hadis-i şeriflerle sabittir. Türkistan’da, hürmet edilen kimselere de baba denildiği, Reşehat kitabında yazılıdır. Çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir. İnsanlara iyilik eden, onları himayesine alanlara mecaz olarak, baba adam veya fakir babası denir.

Yaşlı kimselere de hürmeten baba denir. Eskiden tekke büyüğüne de baba denirdi. Bektaşi babası gibi. Bugün çete başlarına mafya babası denmektedir. Yaşlı kadınlara da, Ayşe ana, Fatma ana veya Hacı anne dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir. Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, Amca, dede, yaşlı kadınlara da, Teyze, nine deriz. Bunlar, gerçek anlamda değil, bir saygı ifadesidir.

Kayınvalideye ve kayınpedere, Ana-baba demek ise pek normaldir. Ceddimiz, kayınvalideye ve kayınpedere, Hanım anne, Bey baba da demişlerdir. Hakiki ana baba ile karışmamaları için böyle söylemek daha iyidir. Bazı yerlerde kayınvalideye Cici anne de diyorlar. Bunlar mubah âdetlerdir. Günah olmayan âdetlere uymakta mahzur yoktur. Hatta mubah olan âdete uymamak şöhrete, kalb kırmaya sebep olursa böyle âdetlere uymak gerekir. (Hadika)

Bugün bazı Hristiyanlar, (Hepimiz Allah’ın çocuğuyuz. Allah hepimizin babasıdır. İncillerdeki Baba ve oğul kelimelerini böyle anlamak gerekir) diyorlar. Hristiyanların çoğu ise, İncillerdeki baba kelimesini yanlış anladıkları için, hâşâ Allahü teâlâya İsa’nın babası demişlerdir. İncillerde baba, mübarek bir varlık ve oğul da sevgili bir kul demektir. Yani maksat, üç tanrı değildir. Baba ve oğul kelimelerinin kullanıldığı yerlerden çıkan mana şöyledir:

(Her şeyin hakimi ve maliki Allahü teâlâ, Hazret-i İsa gibi sevgili bir kulunu insanlara peygamber olarak göndermiştir.)

İncillerin eski İbranice nüshalarından yanlış tercüme edildiğini söyleyenler haklıdır. Zira İbranice’de Baba kelimesi, (Hürmete layık büyük bir şahsiyet) manasına da gelmektedir. Bunun için Kur'an-ı kerimde, Hazret-i İbrahim’in amcası olan Azer’e, (Azer denilen babası) denilmektedir. Oğul kelimesi de İbranice’de, kendisine son derece bir sevgi ile bağlı bulunduğu bir şahsı tasvir etmek için kullanılır. Matta İncilinin 5. babı, 9. âyetinde, (Ne mutlu barışçılara! Onlara Allah’ın oğlu denecektir) deniliyor. Burada Oğul kelimesi, (Allah’ın sevgili kulu) demektir. O halde, hakiki İncilde Baba, mübarek bir mevcut ve oğul da sevgili bir kuldur.

Netice:
İncillerde oğul tabiri, herkes için geçmektedir. Mesela Matta’nın yazdığı İncilde deniyor ki:
(Ne mübarektir barışçılar, çünkü onlar Allah’ın evladı diye anılacaklardır.) [5/9]
(Göklerde olan babanın evladı olasınız.) [5/45]

Eğer baba ve oğul olmak Hazret-i İsa hakkında gerçek anlamda ise, insanlar hakkında da, gerçek anlamda olur. Sadece Hazret-i İsa değil, bütün insanlar Allah’ın oğlu olur. Eğer baba tabiri insanlar için mecaz ise, Hazret-i İsa için de mecaz demektir.
 
Cenab-ı Hak, tek yaratıcı kendisi olduğunu ve başka yaratıcı, başka ortak bulunmadığını bildirirken, yaratıcının çok olduğu nasıl söylenebilir? Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yaratıcı, bilici ancak Rabbindir.) [Hicr 86]

Kur'an-ı kerimde geçen Ahsen-ül hâlıkin ne demektir? Sözlüğe bakılırsa, (Yaratıcıların en güzeli) demek olduğu, bir çok yaratıcı bulunduğu zannedilir. Piyasadaki Kur'an tercümeleri de bundan pek farklı sayılmaz. Onun için sözlükten, Kur'an tercümesinden din öğrenilmez. Muteber tefsirlere, akaid ve fıkıh kitaplarına bakmak gerekir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde buyuruluyor ki:
(Ahsen-ül-hâlıkin takdir edenlerin en iyisi, en güzeli demektir. Çünkü halketmenin hakiki manası, ihtira, inşa ve ibdadır. Bu kelime, yani hâlık, bu âyet-i kerimede takdir eden manasında kullanılmıştır. Çünkü ihtira manasındaki halketmek, Allahü teâlâdan başkası için düşünülmez ki, Allah onların en güzeli, densin.) [C.4, s. 68]

Misyonerlerin soruları
Sual: Kur’anda çelişki yok mudur?
CEVAP
Elbette yoktur, olması da mümkün olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Hâlâ Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmezler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık olurdu.) [Nisa 4-82]

Demek ki, Kur’an-ı kerimde asla tenakuz [çelişki] yoktur. Kendi başına tıp kitabı okumakla doktor, hukuk kitabı okumakla hakim olunamadığı gibi, meal okumakla da din öğrenilemez. Misyoner papaz gibi yanlış anlar. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbin elbette hem bağışlayan, hem de çok acı azap verendir.) [Fussilet 43]

Misyoner, “Hac suresinin, (İnkâr edenler için ateşten bir elbise giydirilecek ve başlarına kaynar su dökülecektir) anlamındaki 19. âyeti ile, Haşr suresinin, (Allah rahman rahimdir [esirgeyen, bağışlayandır]) anlamındaki 22. âyeti çelişkilidir. Affedici olan Allah, inkârcıları hiç cezalandırır mı?” diyor.

Çelişki bunun neresindedir?
Affedici olmak, mazlumun hakkını zalimden almamak mıdır? Yahut hainleri, canileri cezasız bırakmak mıdır? Suçluları adaletle cezalandırmak, affedici olmaya aykırı olur mu? Dünyada suçluları cezalandırmayan bir nizam var mıdır? Cezasız, hukuksuz nizam olur mu? Bu cezalar, ülkenin kiminde hafif, kiminde ağır olur. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde namusla ilgili suçların cezası az, fakat para ile ilgili olan suçlarınki ağırdır. Bu da onların paraya, namustan çok önem verdiğini göstermektedir. Katile ceza verilmiyorsa veya hafif ceza veriliyorsa, insana değer verilmiyor demektir. Ölen insanın bir değeri olsaydı, elbette katilin hak ettiği ceza verilirdi.

Katillerin, canilerin ölümle cezalandırılmalarına da misyoner ateş püskürüp, (Katiller öldürülürse, dünyada insan kalmaz) diyor. Biri, birini öldürünce, kendisinin de muhakkak öldürüleceğini bilse, acaba başkasını öldürebilir mi? Buna rağmen öldüren çıksa da, çok az olur. Her suç için caydırıcı ceza vermek misyonere göre yanlışmış. Ceza verilmezse, katillik o zaman daha çok artmaz mı?

Mekke’nin Rabbi
Allahü teâlâ, (Bu beldenin [Mekke’nin] Rabbi) buyuruyor. (Neml 91)
Misyoner, (Bu âyeti anlayamadım) demiyor da, (Her şehrin bir Rabbi mi olur?) diyor. Tıp kitabını herkesin kolayca anlayamayacağı gibi, bir ilim tahsil etmeden Allah’ın kitabını, dinden habersiz bir yabancı nasıl anlayabilir ki?
Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Âlemlerin Rabbi olan Allah) [Neml 8]
(Her şeyin Rabbi olan Allah) [Enam 164]
(İnsanların Rabbi) [Nas 1]
(Arş’ın Rabbi olan Allah) [Enbiya 22]

Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâ, cinlerin de, canlı cansız diğer varlıkların da Rabbi olduğu halde, niçin insanların ve Arş’ın Rabbi denmiştir?

Ayrıca Kur’an-ı kerimin birçok yerinde Rabbike [Senin Rabbin] ifadesi vardır. Senin Rabbin demek, âlemlerin Rabbinden ayrı değildir. Senin Rabbin ile Mekke’nin Rabbi ifadesindeki Rab, farklı değildir. Farklı olmadığı halde niçin ayrı ifade kullanılmıştır? Allahü teâlâ mekandan münezzehtir. Kâbe, kıymetli, şerefli yer olduğu için Beytullah, yani Allah’ın evi denmiştir. Arş da çok kıymetli, şerefli olduğu için Arş’ın Rabbi denmiştir. Allahü teâlâ, Mekke-i mükerremeyi emniyetli kıldı. Orada kan dökülmez. Av hayvanları avlanmaz ve yaş bitkiler koparılmaz. Bunun için bu şerefli beldeden bahsederken, Mekke’nin Rabbi denmiştir.

Rablerin rabbi demek
Sual: Mektubat-ı Rabbanide, (Ellerimizi rablerin rabbi olan yüce Allah’a açtık) deniyor. Rabler diye çoğul kullanmak uygun mu?
CEVAP
Bazı kelimelerin birkaç manası olur. Rab kelimesi de böyledir. Rab = Besleyen, yetiştiren, terbiye eden demektir. O zaman yukarıdaki ifade, (Ellerimizi terbiye edenlerin terbiye edeni olan yüce Allah’a açtık) anlamına gelir. Kur’an-ı kerimde halk edenlerin halıkı diye bir ifade de geçmektedir. Bu âyeti de yanlış anlayanlar, hâşâ bir çok yaratıcı var diye, yaratma kelimesini insanlar için de kullanıyorlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarına bakmadan mana vermek yanlış olur.
 
Teslis inancı burada anlatılanlar gibi değil
Hristiyanlar
Bizim anladığımız manada baba oğul gibi bilmezler
Çeviri hataları var
 
Geri