Ahmet, Gülten, Yusuf;
Gurup kızılıyla neredeyse yanmakta olan bir akşam üstünde, hüzün atmosferindeler İstanbul’da Yusuf’un cebinde, bir gece önce yazdığı şiir. Hiç konuşmadan, akşamın tılsımlı manzarasını izlerken Yusuf karar verir ve rakı bardağına uzanan Ahmet’in öteki eline şiiri tutuşturuverir. Ahmet şaşırır, şiire bakar ve birkaç mısrasını sesli okur
Hani benim sevincim nerde/Bilyelerim, topacım/Kiraz ağacında yırtılan gömleğim/Çaldılar çocukluğumu habersiz. !
Tıkanıp kalır. Gözleri dolar, şiiri daha fazla okuyamayacağını söyleyip Gülten’e uzatır ve okumasını ister. Şiir bittiğinde, dakikalarca akşamın kızıl rengine dalıp susar ve sonra aniden kalkar Eve gitmeliyiz, çabuk sazıma ulaşmalıyım der. Arabada hiç kimse konuşmaz. Eve girer girmez tek başına çalışma odasına kapanır. On dakika sonra diğerlerini çağırır odaya, parçayı bestelenmiş haliyle okur. Adeta bir bebeğin doğumunu canlı olarak izlemiş gibi büyülenmiştir herkes.
Ahmet, parçanın o ilk halini hiç değiştirmeden, olduğu gibi kaydeder stüdyoda. Yusuf’un bu şiiri, bir çalışta bestelediği ilk şiiri olur Ahmet’in. Ve Yusuf’un bundan sonra ki şiirlerinin çoğunu da ilk okuyuşta
ve ilk çalışta besteleyecektir artık