Hasan Ali Toptaş Sözleri

Konu sahibi son olarak 1730 gün önce görüldü
...bıkkın bir sesle Şükrü Erbaş’a; “Abi hayat bu kadar uzun olur mu, çok sıkıldım artık ben, bitse de çekip gitsek!” diyorum. Kimi zaman da, hayat dediğimiz şu hayat neredeyse bir nefes kadar kısa görünüyor gözüme.
 
Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür.
 
"Sana mektup yazmak bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. Geçseydi ve daha önce oturup yazabilseydim, herhalde her iki satırdan birini senin için boş bırakırdım. Ya da, senin için, içleri harflerle dolu çeşitli boşluklar yaratırdım sayfaların yüzünde. Senin için de değil aslında, bunu mektup dediğimiz metnin metin olabilmesi için yapardım. Bir bakıma, seni düşünmeksizin senin için."
 
Zaten, masaya oturmadan önce benim yapmam gereken en önemli iş seni unutmaktır biliyorsun. Unutamazsam, asla yazamam çünkü; elimde kalem, öylece kalakalırım kâğıdın başında.
 
İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır.
 
"Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne ?" sorusu da unutamadığım ve asla unutamayacağım cümlelerden biri.
 
''Biliyoruz ki, bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor.''
 
Hiç kuşkusuz, zamanı ne kadar hesaplı kullanırsam kullanayım, birçok kitap kalacak öylece; asla okunamayacak. İşin kötüsü, okumam gerektiği halde okuyamadığım kitapların adlarını ve yazarlarını bile öğrenemeyeceğim.
 
İstanbul annem olurdu birden; duvarlar annem, kapılar annem, pencereler annem olurdu. Kapıya koşar, kimsenin ruhu duymadan içeriye alırdım onu, yüzünü saklardım bir yerlere, gözyaşlarını, ortalığa saçılan ayak seslerini be bakışlarını saklardım.
Kalırsa sevgisiyle şefkati açıkta kalırdı sadece, onları hiçbir yere sığdıramazdım.
 
İstanbul annem olurdu birden; duvarlar annem, pencereler annem olurdu. Kapıya koşar, kimsenin ruhu duymadan içeriye alırdım onu, yüzünü saklardım bir yerlere, gözyaşlarını, ortalığa saçılan ayak seslerini ve bakışlarını saklardım.

Kalırsa sevgisiyle şefkati açıkta kalırdı sadece, onları hiçbir yere sığdıramazdım...
 
..insan çocukken ciddi olabilir diyorum.

Ciddi olmak hep yetişkinlere özgü zannedilir ama aslında onlarınki kurgulanmış bir ciddiyettir...
 
" Şu yalan dünyada insanoğlunun başına her şey gelir. "
 
İnsan ölemeyince ölemiyor evladım.
 
...yüzleri şöyle dursun, hepi topu iki heceden oluşan adlarını hatırlamak bile bazen bana bir dağı alıp kilometrelerce öteye taşımak kadar zor geliyor...
 
" Hiç kendim için ağlayamadım ben.
..
Hani, kendim için bir kez ağlayabilsem İstanbul sesim olacak ama ağlayamıyorum. "
 
Bilimsel bir şeydir bu, insan öleceği tarihi babasına bakarak hesaplar. İşte bu hesaba göre benim geçen yıl 19 Kasım' da ölmem gerekiyordu ama maalesef ölemedim.

İnsan ölemeyince ölemiyor...
 
" Bilip de göz yummak başka, görüp de göz yummak başka. "
 
Susuyorduk gene, susacaktık; dağ hangi boşluğumuzu dolduruyor, susmak bizi nereden eksiltip nereye biriktiriyor ve bu sis hangi çıplaklığımızı örtüyor, hiç bilemeyecektik. Her şeyi bilmek için erkendi belki, bilmeler yaşamalardan geçerdi ve biz önce yaşayacaktık.
 
Kırgınlığının nedenini çözemiyorum bir türlü, artık gözleri çok uzaklaştı, okunmuyor.
 
Geri