Güzel sözler

Konu sahibi son olarak 3465 gün önce görüldü
Eğer “Efendi hazretleri”ni görmeseydik hiç birşeyden haberimiz olmıyacakdı efendim. Onların sâyesinde hak ile bâtılı ayırdık. “İslâm âlimi” demek, hak ile bâtılı ayıran demekdir. Yoksa binlerce kitâb okusa, kaç tâne diploması olsa, eğer hak ile bâtılı ayıramıyorsa, ona İslâm âlimi denmez efendim.
Ama bizim arkadaşların hepsi İslâm âlimidir. Neden? Çünki o büyükleri tanıyorlar, seviyorlar, bu kitâbları okuyor, dağıtıyorlar ve hakkı bâtıldan ayırıyorlar. Bu doğru, bu yanlış diyebiliyorlar. Kim sevilir, kim sevilmez, biliyorlar. Mühim olan da budur kardeşim.
Bir gün bir mektup geldi Gana’dan. Gelen mektupda diyor ki: “Efendim, Sunni Path kitâbınızı yâni İngilizce ehl-i sünnet yolu kitâbınızı burada toplu hâlde okuduk, bir daha okuduk, kitâb bitdi. Bu kitâb sâyesinde dört yüz putperest Müslimân oldu. Size nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz”. Böyle yazıyor efendim. Enver bey dedi ki: “Efendim, acabâ o kitâb hangi âbinin parasıyla gitdi, kim onun pulunu yapışdırdı, kim postaya verdi?” dedi.
Ben de ona dedim ki: “Kardeşim bu öyle değil. Bu, bir ortaklıkdır. Bir kişinin, iki kişinin işi değil. Bunda her arkadaşın hissesi var. Bu sevâba, Ardahan’da su arıtma satan arkadaş da dâhil. Yeter ki bu sistemin içinde olsun. Listede adı bulunsun. Miktârı, yüzdesi mühim değil. Hattâ duâ eden de ortakdır. Çünki bu, bir şirket. Aynı sevâb, herkese gider, hem de hiç azalmadan.
Meselâ bir çuval buğdaya, iki kişi ortak olsa, ikiye bölerler, yarısı senin yarısı benim. Üç kişi olsalar üçe bölerler. Ama bu, öyle değil. İhlâsta böyle değil. Her bir buğday tânesinde belki on bin, yirmi bin kişinin hissesi var. Listede kimler varsa hepsi ortakdır. Mühim olan, listeye girmek. Listeye adını yazdırmak. Yâni bu hizmetlere bir şekilde katılmak. okyânus mühim değil. İsim mühimdir. İhlâsla verdikden sonra mutlaka hisse alır efendim.”
Edirnekapı’nın dışında bir kireç ocağı vardı efendim. Orda bizim arkadaşlar kurbanlık alıp satıyordu. Abdurrahmân bey diye birisi oranın sâhibiydi, sağolsun, o yeri bize tahsîs ediyordu. Yâni hayır sever birisiydi. Bir kurbanda yine kurban almaya gitdiğimizde Abdurrahmân beyle bayramlaşdık.
Sonra ona dedim ki: “Ben yaşlandım, onun için gelin helâlleşelim, bakarsınız seneye ömrüm yetmez. Siz hayâtda kalırsınız, hizmet edersiniz. Onun için ben hakkımı helâl etdim, siz de hakkınızı helâl edin” dedim. Abdurrahmân bey “Estağfirullah efendim, inşallah daha çok yaşarsınız. Hakkım varsa helâl olsun” dedi.
Çok geçmeden duydum ki vefât etmiş. Hem de bayrama kalmadan. Üzüldüm efendim. Hiç belli olmuyor. Çok ağır bir hasta varmış. Ölüm hastası yâni. Kadıncağız da başında sabaha kadar hüngür hüngür ağlıyormuş. Evimin direği yıkılıyor diye. Sabah ezânı okunurken kadın ölüyor efendim. Adam yaşıyor, kadın ölüyor. Allahü teâlâ hepimize hüsnü hâtime nasîb etsin kardeşim.
Bu kitâblar, ehl-i sünnet âlimlerinin eserleridir efendim, benim değil ki. Onun için böyle kitâbları bir defâ okumakla hemen anlaşılmaz, tekrar tekrar okumak lâzım. Hem sonra okumakdan maksat, sâdece bir şey öğrenmek değil efendim.
Hem öğrenmek, hem de feyz almakdır. Çünki onların kalbleri nurlu olduğu için, okuyanların kalbine feyz verirler, sevgi verirler. Okuyanın kalbi nurlanır. Şahsen ben her okuyuşta kalbim ferahlıyor efendim. Bunu farkediyorum.

Hüseyin Hilmi Işık
"kuddise sirruh"
 
Kitâb vermekde dört türlü sevâb var kardeşim.
Bir, hediye sevâbı.
Adam oturuyor köyünde, ona bir kitâb geliyor, parasız, hediye olarak.
İki, hediyeyi aldığı zaman bu adam seviniyor.
Bir mü’mini sevindirmek, Allah’ı sevindirmekdir.
Bu da ayrı bir sevâb.
Sonra, gönderdiğiniz kitâb, bir roman değil, hikâye değil, bir din kitâbı.
Yâni ilim yayıyorsunuz.
İslâmiyyeti öğretiyorsunuz.
Bu da cihâd’dır, mal ile cihad.
Çünki para sarf ediyorsunuz.
En mühimi de, emr-i mâruf yapıyorsunuz, emr-i mâruf sevâbı yanında cihâd sevâbı, deryâda damla bile değildir.
Bir de emr-i mâruf yapmış oluyorsunuz.
Ne güzel işte.
Bir taşla kaç kuş.
Bir gün Peygamber aleyhisselâm: “Birinden birşey istemek haramdır” buyuruyor. “İhtiyâcı olmıyana veren, ateş verir” buyuruyor. “İhtiyâcı yokken veriyorsa, o verdiği ateş olur” buyuruyor. Hadîs-i şerîf bu. Hazret-i Ömer radıyallahü anh “Ama siz veriyorsunuz, siz hiç kimseyi boş çevirmiyorsunuz” demiş.
O zaman Efendimiz aleyhisselâm “Ben veririm” buyurmuşlar, “Ben cömerdim, ben vermemezlik yapamam, alan düşünsün” buyurmuş. “Ben vermemezlik yapamam, ölmek üzere de olsam, gene verin derim. Benim, ‘hayır’ dediğim vâki mi şimdiye kadar? Yapamam. Ben veririm, alan düşünsün” buyurmuş.
Bizim arkadaşlardan biri, trafikde aksi istikamete gitmiş. Ters yöne girmiş, tabii polis durdurmuş o arkadaşı. Hüviyet demiş. Bakmış ki hüviyetinde “İhlâs” yazıyor. İhlâs yazısını görünce “Yapma!” demiş polis, “Yapma! İhlâs demeyin bana. Enver Bey bunu duysa, ne yapar size? Enver Bey’i de mi düşünmüyorsunuz” demiş.
“O, kânun adamıdır, bu işlere izin vermez. Nasıl çalışıyorsunuz onun müessesesinde?” demiş. Arkadaş boynunu bükmüş tabii, ne yapsın, özür dilemiş, bir daha yapmam demiş. Palis de “Tamam tamam” demiş, “Onun hatırı var, çabuk git buradan, görmiyeyim seni bir daha!” demiş.
Bir gün evde abdest aldım. Enver âbi dedi ki: “Efendim, Şakîk-i Belhî hazretleri, Hâtem-i Esam’a sormuş ki, benden ne istifâde etdin? O da sekiz madde saymış. Hocası buyurmuş ki: dört kitâbın özeti, bu sekiz maddedir. Yâni bu sekiz maddeyle amel eden, dört kitâbla amel etmiş olur. Fakat efendim, ben bu sekiz şeyi unutuyorum. Bu sekiz maddeyi, bire indirebilir miyiz?”
“Nasıl?” dedim. Dedi ki “Efendim, bakacağız bu insanlara, ne yapıyorlar? Bu millet neyin peşinde koşuyorsa, biz aksi istikamete gideceğiz. Bu millet ne yapıyorsa, biz aksini yapacağız” dedi.
Hoşuma gitdi efendim. “Doğru” dedim. “Bu zamanın insanları, ekserî nefsinin peşinde koşuyorlar. Nefs-i mücessem olmuşlar. Nefsleri ne emrederse, onu yapıyorlar. Biz aksini yaparsak, doğru yapmış oluruz ve kurtuluruz. Doğru söylüyorsunuz” dedim.
Kardeşim, bu göz, insanı çok aldatır, çok yanıltır. Sakın bu göze güvenmeyin. Hakîkî göz, kalb gözüdür, gönül gözüdür. O gönül gözüyle görenler, yarın âhiretde kurtulacak. Bu gözle bakanlar, aldanır. Cenâb-ı Hak, dostlarını, sevgili kullarını, insanlık hâlleri içinde saklamışdır, gizlemişdir.
Onlar, çok kıymetli bir cevherdir, herkes göremez. Bu gözle görünmez. Elhamdülillah, cenâb-ı Hak bize ihsân etdi kardeşim, sevdiklerini bize gösterdi, tanıtdı, sevdirdi. Bu, Rabbimizin büyük ihsânı. Hepimiz kavuşduk bu ihsâna. Allahü teâlâya ne kadar şükretsek azdır. Bu büyükleri tanımak, en büyük kerâmetdir kardeşim.

Hüseyin Hilmi Işık
"kuddise sirruh"
 
Geri