Painfully
Üye
-
- Katılım
- Mart 23, 2019
-
- Mesajlar
- 1,860
-
- Tepkime puanı
- 436
-
- Puanları
- 123
-
- Konum
- Yalnızlık.
Gösterge Evreleri Nelerdir?
sosyoloji ders notları, sosyolojide gösterge evreleri, açıköğretim sosyoloji ders notları
Baudrillard, çağın olaylarını eleştirel açıdan yorumlamaya çalışan bir düşünür olarak
geç kapitalizmin radikal bir kuramını göstergelerin gücü temelinde oluşturmaya
çalışır. Baudrillard’ın bu teorisi şu temel varsayıma dayanır: Temsil, gösterge ve
gerçeklik arasındaki eşdeğerlik ilkesinden kaynaklanır. Baudrillard’ın bununla anlatmak
istediği, göstergelerin gerçekliği, özellikle de sosyal gerçekliği temsil etmesinin
mümkün olduğudur. Bu durum farklı bir açıdan şu soruyu getirir: Kültürün
amacı nedir? Geleneksel sosyal gruplarda kültür aynı sosyal bağlamda üretilmiş ve
kullanılmıştır. Bunu şu anki tartışmada sembolik alışverişin gerçekleştiği bir zemin
olarak “yerleşik (grounded) kültür†diye adlandırır. Ancak ABD gibi bir toplumda
kültürün büyük bir bölümü kapitalistler, reklam ajansları ve kitle iletişim araçları
tarafından üretilmekte ve dönüşüme uğratılmaktadır. Bunu da “metalaşmış kültürâ€
olarak kavramsallaştırır. Geleneksel sosyal grupların üyeleri yerleşik kültür tarafından;
postmodern kültürün üyeleri ise metalaşmış kültür tarafından çevrelenmiştir.
Yerleşik/metalaşmış kültür ayrımının yaratılmasında birbirinden farklı sayısız neden
bulunur. Yerleşik kültür yüz yüze etkileşimden doğar ve anlamı, ahlaki sınırlamaları, normları, değerleri, inançları ve bunun gibilerini yaratır.
Metalaşmış kültür
ise kapitalistlere ve kitle iletişim araçlarının değerlendirmelerine göre yaratılır;
izleyicinin aklını ürünleri alması için çelmeyi amaçlar. Yerleşik kültürde insanlar
ahlaki aktörlerdir; metalaşmış kültürde ise insanlar tüketicilerdir. Postmodernistler,
bu durumun kültürel parçalanma ve kimliklerin istikrarsız oluşu gibi dramatik sonuçları
nı tartışmaktadırlar. Yerleşik ya da temsil eden kültür fikriyle birlikte, Baudrillard’ı
n incelediği göstergenin dört halini Allan’ın “Contemporary Social and Sociological
Theory (2006: 338-340)†kitabından aktaralım:
1. Birinci aşama modern öncesi toplumlarda ortaya çıkar. Burada önemli olan
etken modern öncesi toplumlarda dilin aracısız olmasıdır. Yazılı metinler ya
çok azdı ya da yoktu; bütün iletişim yüz yüze karşılaşmalardan oluşan gerçek
sosyal durumlarda meydana gelmekteydi. Birinci aşamada, gösterge
tam anlamıyla gerçek olanı temsil etmektedir. Gösterilenle gösterge arasında
güçlü bir korelasyon ve ilişki vardır; belirli göstergelerin kullanıldığı bağ-
lamlar açık ve nettir. Bu aşamada, bütün iletişimsel eylemler -ifade, hediye
verme, ritüeller, alışverişler vb. dâhil- sosyal gerçekliğe doğrudan bağlıdır
ve onu ifade etmeye yöneliktir. Sembolik alışverişin doğum yeri de burası
olmuştur.
2. Göstergenin ikinci aşaması, bu doğrudan sembolik ilişkiden bir uzaklaşmayı
işaret eder. Gösterge, kabaca Rönesans ve Endüstri Devrimi arasında
üstünlük kurmuştur. Yazı dili gibi medya kanalları Rönesans’ın öncesine
dayanmakla birlikte, dünyayla ilgili ve onu temsil eden belirli bir anlama
yolunun organize olması bu dönemde gerçekleşmiştir. Doğrudan temsil
hala vardı, ancak belli insan idealleri o dönemde daha baskın oldu. Örne-
ğin sanat hala görünen dünyanın gözlemlenmesine dayanıyordu ve matematiksel
denge, perspektif gibi değerleri barındırıyordu. Bu arzu, hiçbir
yerde Leonardo Da Vinci’nin “‹nsan fieklinin Oranları†eserinde olduğu kadar
net bulunmaz. Da Vinci’nin Mona Lisa ve Son Yemek gibi diğer eserlerini
düşününce sembollerin gizem ve entrikayı iletmek için kullanıldığını
da görebiliriz.
3. Göstergenin üçüncü aşaması Endüstri Devrimi’yle başlamıştır. Bu genellikle
modernite olarak adlandırılan dönemdir. Endüstri çağı tüketim mallarının insanlı
k tarihinde daha önce görülmediği kadar çoğalmasını beraberinde getirmiştir.
Aynı zamanda boş zaman artmış ve eskiye göre daha fazla insana verilen
örtülü ödeneğin miktarı artmıştır. Bu tür değişimler tüketim mallarının
algılanışını önemli ölçüde değiştirmiştir. Burada malların statü ve güç sembolleri
olarak kitlesel kullanımını görebiliriz. Thorstein Veblen (1899) bu fenomeni
gösterişçi tüketim olarak adlandırmıştır. Baudrillard bu çağı tüketim
toplumunun başlangıcı olarak nitelendirir. Metalar gösterge değeri kazandı
kları yola burada girerler ve sembolik alışveriş bir metalaşmış göstergeler
yığını altında kaybolur. Metalar, modernitede kimliği ve anlamı (ya da anlam
yokluğunu) taşıyan gösterge-araçları haline gelir. Örneğin modern toplumda
araba taşınabilir ve kişisel bir statü sembolüdür. Bir arazi taşıtı sürmek
bir Volkswagen Betle sürmekten farklı bir anlam taşır. Bu sistem daha önemli
ve incelikli hale geldikçe yeni bir işçilik türü gelişir ve tüketim işçiliği fiziksel
işçiliği alt eder. Bu, en makul alışverişi yapmak değildir. Tüketim işçiliği,
bir kişinin kendisini metalaşmış göstergeler matrisinde kurulmuş ve orada
geçerli olan bir kimlik içinde konumlandırmak için çalışmasıdır.
Baudrillard’ın en çok dikkatimizi çektiği nokta, tüketim toplumundaki alışverişin
tamamının olmasa da büyük bir bölümünün gösterge değerine göre yapıldığı-
dır. Her meta diğer metalarla göstergesel bir ilişki içerisindedir. Üzerinde “hayal
edin†yazılı etiketler bulunan dekoratif bahçe kayalarından traktörlere, kıyafetlere,
peynire, müzik dinleme şeklinizden (kayıttan, CD’den ya da MP3 çalardan), nereden
alışveriş yaptığınıza ve hatta aldıklarınızı eve neyin içinde (plastik, kâğıt poşet
ya da tekrar kullanılabilir torba) götürdüğünüze kadar. Dolayısıyla, tüketim toplumunda
işçiliğin prensipteki şekli metalaşmış göstergelerin sürekli değişen düzenlenişinde
“doğru†göstergeyi tanıma yetisine sahip olmaktır.
4. Göstergenin dördüncü aşaması ‹kinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra
başlamıştır ve günümüze kadar gelir. Dördüncü aşama endüstri sonrası
toplumlarda ortaya çıkar. Burada, üretimden bilgi temelindeki teknolojilere
doğru bir geçiş vardır. Buna ek olarak, hatta daha da önemlisi Baudrillard’a
göre bu toplumlarda iletişim teknolojilerinin ve kitle iletiflim araçlarının sürekli
geliştirilmesi ve yaygınlaşması belirleyicidir. Teknolojilerin aracılık etti-
ği görüntü ve bilgiler gem vurulmamış bir metalaşma ve pazarlamayla birlikte
postmodernitedeki belirleyici etkilerdir. Kültürel mantık kapitalist öncesi
toplumlardaki sembolik alışveriş mantığından kapitalist toplumlardaki
üretim ve tüketim mantığına; son olarak da simülasyon mantığına geçmiştir.
Baudrillard’a göre günümüz toplumu olarak nitelenen postmodernite her
şeyin ölümüne işaret eder.
‹şçiliğin sonu. Üretimin sonu... Bilgi ve anlam üretimine olanak sağlayan gösteren/
gösterilen diyalektiğinin sonu... Aynı zamanda da birikimi ve sosyal üretimi
mümkün kılan tek şey olan değişim değeri/kullanım değeri diyalektiğinin ölümü...
Göstergenin klasik çağının sonu.
Dolayısıyla, postmodernitede gösterge ve gerçeklik arasında zihinsel bir kırılma
ortaya çıkmıştır. Göstergeler kendilerinden başka hiçbir şeye gönderme yapmaz;
kendilerinin gerçeklikleri ve insanların bahsedebileceği tek gerçeklik durumundadı
rlar. Çünkü Baudrillard, hiçin göstergeler düzeyine yükselmesini ya da hiçin göstergeler
sisteminin su yüzüne çıkmasını sanatın temel olayı olarak niteler. Böylece
hiçi göstergenin gücüne eriştirmek, diğer bir ifade ile gerçeğin basitleştirilmesi veya
duyarsızlılığını değil de, kökten yanılsamayı göstergenin gücüne eriştirmek tam
anlamıyla şiirsel bir durumdur. Bu bağlamda hiçliği göstergenin merkezine yerleştirdiğ
i için postmodernist sanatçı Warhol’ü eleştirir.Bu,
aceleci ve abartılı bir iddia gibi görünebilir, ancak Baudrillard’ın bu düşüncenin arkası
nda yatan argümanına bakmak gerekir.
sosyoloji ders notları, sosyolojide gösterge evreleri, açıköğretim sosyoloji ders notları
Baudrillard, çağın olaylarını eleştirel açıdan yorumlamaya çalışan bir düşünür olarak
geç kapitalizmin radikal bir kuramını göstergelerin gücü temelinde oluşturmaya
çalışır. Baudrillard’ın bu teorisi şu temel varsayıma dayanır: Temsil, gösterge ve
gerçeklik arasındaki eşdeğerlik ilkesinden kaynaklanır. Baudrillard’ın bununla anlatmak
istediği, göstergelerin gerçekliği, özellikle de sosyal gerçekliği temsil etmesinin
mümkün olduğudur. Bu durum farklı bir açıdan şu soruyu getirir: Kültürün
amacı nedir? Geleneksel sosyal gruplarda kültür aynı sosyal bağlamda üretilmiş ve
kullanılmıştır. Bunu şu anki tartışmada sembolik alışverişin gerçekleştiği bir zemin
olarak “yerleşik (grounded) kültür†diye adlandırır. Ancak ABD gibi bir toplumda
kültürün büyük bir bölümü kapitalistler, reklam ajansları ve kitle iletişim araçları
tarafından üretilmekte ve dönüşüme uğratılmaktadır. Bunu da “metalaşmış kültürâ€
olarak kavramsallaştırır. Geleneksel sosyal grupların üyeleri yerleşik kültür tarafından;
postmodern kültürün üyeleri ise metalaşmış kültür tarafından çevrelenmiştir.
Yerleşik/metalaşmış kültür ayrımının yaratılmasında birbirinden farklı sayısız neden
bulunur. Yerleşik kültür yüz yüze etkileşimden doğar ve anlamı, ahlaki sınırlamaları, normları, değerleri, inançları ve bunun gibilerini yaratır.
Metalaşmış kültür
ise kapitalistlere ve kitle iletişim araçlarının değerlendirmelerine göre yaratılır;
izleyicinin aklını ürünleri alması için çelmeyi amaçlar. Yerleşik kültürde insanlar
ahlaki aktörlerdir; metalaşmış kültürde ise insanlar tüketicilerdir. Postmodernistler,
bu durumun kültürel parçalanma ve kimliklerin istikrarsız oluşu gibi dramatik sonuçları
nı tartışmaktadırlar. Yerleşik ya da temsil eden kültür fikriyle birlikte, Baudrillard’ı
n incelediği göstergenin dört halini Allan’ın “Contemporary Social and Sociological
Theory (2006: 338-340)†kitabından aktaralım:
1. Birinci aşama modern öncesi toplumlarda ortaya çıkar. Burada önemli olan
etken modern öncesi toplumlarda dilin aracısız olmasıdır. Yazılı metinler ya
çok azdı ya da yoktu; bütün iletişim yüz yüze karşılaşmalardan oluşan gerçek
sosyal durumlarda meydana gelmekteydi. Birinci aşamada, gösterge
tam anlamıyla gerçek olanı temsil etmektedir. Gösterilenle gösterge arasında
güçlü bir korelasyon ve ilişki vardır; belirli göstergelerin kullanıldığı bağ-
lamlar açık ve nettir. Bu aşamada, bütün iletişimsel eylemler -ifade, hediye
verme, ritüeller, alışverişler vb. dâhil- sosyal gerçekliğe doğrudan bağlıdır
ve onu ifade etmeye yöneliktir. Sembolik alışverişin doğum yeri de burası
olmuştur.
2. Göstergenin ikinci aşaması, bu doğrudan sembolik ilişkiden bir uzaklaşmayı
işaret eder. Gösterge, kabaca Rönesans ve Endüstri Devrimi arasında
üstünlük kurmuştur. Yazı dili gibi medya kanalları Rönesans’ın öncesine
dayanmakla birlikte, dünyayla ilgili ve onu temsil eden belirli bir anlama
yolunun organize olması bu dönemde gerçekleşmiştir. Doğrudan temsil
hala vardı, ancak belli insan idealleri o dönemde daha baskın oldu. Örne-
ğin sanat hala görünen dünyanın gözlemlenmesine dayanıyordu ve matematiksel
denge, perspektif gibi değerleri barındırıyordu. Bu arzu, hiçbir
yerde Leonardo Da Vinci’nin “‹nsan fieklinin Oranları†eserinde olduğu kadar
net bulunmaz. Da Vinci’nin Mona Lisa ve Son Yemek gibi diğer eserlerini
düşününce sembollerin gizem ve entrikayı iletmek için kullanıldığını
da görebiliriz.
3. Göstergenin üçüncü aşaması Endüstri Devrimi’yle başlamıştır. Bu genellikle
modernite olarak adlandırılan dönemdir. Endüstri çağı tüketim mallarının insanlı
k tarihinde daha önce görülmediği kadar çoğalmasını beraberinde getirmiştir.
Aynı zamanda boş zaman artmış ve eskiye göre daha fazla insana verilen
örtülü ödeneğin miktarı artmıştır. Bu tür değişimler tüketim mallarının
algılanışını önemli ölçüde değiştirmiştir. Burada malların statü ve güç sembolleri
olarak kitlesel kullanımını görebiliriz. Thorstein Veblen (1899) bu fenomeni
gösterişçi tüketim olarak adlandırmıştır. Baudrillard bu çağı tüketim
toplumunun başlangıcı olarak nitelendirir. Metalar gösterge değeri kazandı
kları yola burada girerler ve sembolik alışveriş bir metalaşmış göstergeler
yığını altında kaybolur. Metalar, modernitede kimliği ve anlamı (ya da anlam
yokluğunu) taşıyan gösterge-araçları haline gelir. Örneğin modern toplumda
araba taşınabilir ve kişisel bir statü sembolüdür. Bir arazi taşıtı sürmek
bir Volkswagen Betle sürmekten farklı bir anlam taşır. Bu sistem daha önemli
ve incelikli hale geldikçe yeni bir işçilik türü gelişir ve tüketim işçiliği fiziksel
işçiliği alt eder. Bu, en makul alışverişi yapmak değildir. Tüketim işçiliği,
bir kişinin kendisini metalaşmış göstergeler matrisinde kurulmuş ve orada
geçerli olan bir kimlik içinde konumlandırmak için çalışmasıdır.
Baudrillard’ın en çok dikkatimizi çektiği nokta, tüketim toplumundaki alışverişin
tamamının olmasa da büyük bir bölümünün gösterge değerine göre yapıldığı-
dır. Her meta diğer metalarla göstergesel bir ilişki içerisindedir. Üzerinde “hayal
edin†yazılı etiketler bulunan dekoratif bahçe kayalarından traktörlere, kıyafetlere,
peynire, müzik dinleme şeklinizden (kayıttan, CD’den ya da MP3 çalardan), nereden
alışveriş yaptığınıza ve hatta aldıklarınızı eve neyin içinde (plastik, kâğıt poşet
ya da tekrar kullanılabilir torba) götürdüğünüze kadar. Dolayısıyla, tüketim toplumunda
işçiliğin prensipteki şekli metalaşmış göstergelerin sürekli değişen düzenlenişinde
“doğru†göstergeyi tanıma yetisine sahip olmaktır.
4. Göstergenin dördüncü aşaması ‹kinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra
başlamıştır ve günümüze kadar gelir. Dördüncü aşama endüstri sonrası
toplumlarda ortaya çıkar. Burada, üretimden bilgi temelindeki teknolojilere
doğru bir geçiş vardır. Buna ek olarak, hatta daha da önemlisi Baudrillard’a
göre bu toplumlarda iletişim teknolojilerinin ve kitle iletiflim araçlarının sürekli
geliştirilmesi ve yaygınlaşması belirleyicidir. Teknolojilerin aracılık etti-
ği görüntü ve bilgiler gem vurulmamış bir metalaşma ve pazarlamayla birlikte
postmodernitedeki belirleyici etkilerdir. Kültürel mantık kapitalist öncesi
toplumlardaki sembolik alışveriş mantığından kapitalist toplumlardaki
üretim ve tüketim mantığına; son olarak da simülasyon mantığına geçmiştir.
Baudrillard’a göre günümüz toplumu olarak nitelenen postmodernite her
şeyin ölümüne işaret eder.
‹şçiliğin sonu. Üretimin sonu... Bilgi ve anlam üretimine olanak sağlayan gösteren/
gösterilen diyalektiğinin sonu... Aynı zamanda da birikimi ve sosyal üretimi
mümkün kılan tek şey olan değişim değeri/kullanım değeri diyalektiğinin ölümü...
Göstergenin klasik çağının sonu.
Dolayısıyla, postmodernitede gösterge ve gerçeklik arasında zihinsel bir kırılma
ortaya çıkmıştır. Göstergeler kendilerinden başka hiçbir şeye gönderme yapmaz;
kendilerinin gerçeklikleri ve insanların bahsedebileceği tek gerçeklik durumundadı
rlar. Çünkü Baudrillard, hiçin göstergeler düzeyine yükselmesini ya da hiçin göstergeler
sisteminin su yüzüne çıkmasını sanatın temel olayı olarak niteler. Böylece
hiçi göstergenin gücüne eriştirmek, diğer bir ifade ile gerçeğin basitleştirilmesi veya
duyarsızlılığını değil de, kökten yanılsamayı göstergenin gücüne eriştirmek tam
anlamıyla şiirsel bir durumdur. Bu bağlamda hiçliği göstergenin merkezine yerleştirdiğ
i için postmodernist sanatçı Warhol’ü eleştirir.Bu,
aceleci ve abartılı bir iddia gibi görünebilir, ancak Baudrillard’ın bu düşüncenin arkası
nda yatan argümanına bakmak gerekir.
Moderatör tarafında düzenlendi: