Estetik Yargı

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
Merhabalar efendim,

Uzun zamandır düşündüğüm ama uygulamaya geçirmediğim contentimi sizlerin önünde uygulamaya geçirmeye karar verdim.

Benim açımdan hikayesi şöyle;
Küçüklüğümden bugüne kadar üzerine en fazla düşündüğüm konu; mucitlerin, sanatçıların, dünyayı bir birey olarak etkilemeyi başarmış insanların gösterdikleri adanmışlık, yaratıcılık bazen de delilik emareleri içerisinde günlük hayat telaşının etkisiyle aklından neler geçirdikleridir.

Bu konuda da biraz bu hikayemden esinlenerek, biraz hayal gücümün yönlendirmesiyle, biraz empatiyle, biraz da yargıyla dünyaca ünlü sanat eserleri, hayatımızı değiştiren icatları kiminize göre komik, kiminize göre sığ, kiminize göre ilginç vb. olacak şekilde değerlendireceğim.

Şu an olmasa da başlangıcı Francisco Goya’nın Saturno Devorando a un Hijo eseriyle yapacağım…

82AC29DE-9791-410B-A6BA-C8AFD11B77F5.jpeg

Her zamanki gibi katkılarınıza açığım, sevgi ve heyecanla….
 

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
Merhabalar efendim,

Uzun zamandır düşündüğüm ama uygulamaya geçirmediğim contentimi sizlerin önünde uygulamaya geçirmeye karar verdim.

Benim açımdan hikayesi şöyle;
Küçüklüğümden bugüne kadar üzerine en fazla düşündüğüm konu; mucitlerin, sanatçıların, dünyayı bir birey olarak etkilemeyi başarmış insanların gösterdikleri adanmışlık, yaratıcılık bazen de delilik emareleri içerisinde günlük hayat telaşının etkisiyle aklından neler geçirdikleridir.

Bu konuda da biraz bu hikayemden esinlenerek, biraz hayal gücümün yönlendirmesiyle, biraz empatiyle, biraz da yargıyla dünyaca ünlü sanat eserleri, hayatımızı değiştiren icatları kiminize göre komik, kiminize göre sığ, kiminize göre ilginç vb. olacak şekilde değerlendireceğim.

Şu an olmasa da başlangıcı Francisco Goya’nın Saturno Devorando a un Hijo eseriyle yapacağım…

Ekli dosyayı görüntüle 83147

Her zamanki gibi katkılarınıza açığım, sevgi ve heyecanla….
Başlamadan uyarıyorum; bu veya herhangi bir eser/icat hakkında yazacağım herhangi bir şey sizin değer yargılarınıza rahatsızlık verirse şimdiden özür dilerim.

Satürn’ün bir oğlanı yutması olarak adlandırılmış bu tabloda en fazla dikkatimi çeken şey Satürn olarak isimlendirilen karakterin görsel betimlemesi… Ancak, sanıyorum ki bu kısma geçmeden önce ilk olarak böylesine bir eserin hangi anafikir ışığında hayalden gerçeğe dönüştürüldüğünü bulmaya çalışmalıyız…
Benim perspektifimde bu tablo ölüm korkusunu resmetmekte. İnsanın ölmemek için harcadığı çabanın dehşet vericiliği ne kadar da yıldırıcı…

Goya bu eseri 1823 yılında tamamladığında 77 yaşındaymış. Bu eseri görene kadar yaşımız ilerledikçe ölümü anlayışla karşılayan, ölüme hazır insanlara evrildiğimizi düşünürdüm hep. Şu an bile ne kadar korktuğumuzu düşünürsek, gelecek günlerimizin bizlere hayal dahi edemeyeceğimiz psikolojik savaşlar sunacağı gerçeği ne kadar da açık…

Böyle bir betimlemenin ilhamı hangi koşulda gelir ki akla? Yaşlı bir adam hangi durumda böyle bir mentale bürünür?

Bence; Goya, bu fikre ilk ulaştığı gün aslında yıllardır yapmadığı bir şeyi yapmıştı. Aynaya bakmak… Gecesinde oldukça kötü bir uyku çekmiş olan Goya, fikir yoksunluğunun getirdiği bitkinlikle somurtkan bir şekilde sabah rutinini gerçekleştirmek için kalktığında sahiden uyanmamıştı bile. Evinde bir ayna olduğunu dahi unutmuş olan adam, o sabah sanki ilk kez kendisiyle tanışıyormuşçasına aynayı izledi. Ta ki bütün yoksunluğunu alıp götürecek o karın guruldamasını yaşayana kadar…

Uzun ve sağlıklı bir araştırma yapmamış olsam da (gördüklerimin ve yorumlarımın etki altında kalmaması için) Goya’nın bu eseri 4 senede tamamladığını görmüştüm bir yerde. Acaba ne kadar çok şeyi değiştirdi bu yolculukta? Bir karın gurultusunda ölüm korkusunu hissetmek kadar delice miydi gerçekten sanatçı olmak? “Hayatta kalmak için oğlunu yiyebilecek olmak” gibi bir betimlemeyi çizdiği figürün yamukluklarına, gölgelendirmelerine yansıtabilmek için kim bilir ne kadar çok mesai harcadı?
 
Son düzenleme:

İnanna

Altın Üye
Mesajlar
13,503
Puanları
354
Konum
Ankara
Tepkime puanı
16,926
Başlamadan uyarıyorum; bu veya herhangi bir eser/icat hakkında yazacağım herhangi bir şey sizin değer yargılarınıza rahatsızlık verirse şimdiden özür dilerim.

Satürn’ün bir oğlanı yutması olarak adlandırılmış bu tabloda en fazla dikkatimi çeken şey Satürn olarak isimlendirilen karakterin görsel betimlemesi… Ancak, sanıyorum ki bu kısma geçmeden önce ilk olarak böylesine bir eserin hangi anafikir ışığında hayalden gerçeğe dönüştürüldüğünü bulmaya çalışmalıyız…
Benim perspektifimde bu tablo ölüm korkusunu resmetmekte. İnsanın ölmemek için harcadığı çabanın dehşet vericiliği ne kadar da yıldırıcı…

Goya bu eseri 1823 yılında tamamladığında 77 yaşındaymış. Bu eseri görene kadar yaşımız ilerledikçe ölümü anlayışla karşılayan, ölüme hazır insanlara evrildiğimizi düşünürdüm hep. Şu an bile ne kadar korktuğumuzu düşünürsek, gelecek günlerimizin bizlere hayal dahi edemeyeceğimiz psikolojik savaşlar sunacağı gerçeği ne kadar da açık…

Böyle bir betimlemenin ilhamı hangi koşulda gelir ki akla? Yaşlı bir adam hangi durumda böyle bir mentale bürünür?

Bence; Goya, bu fikre ilk ulaştığı gün aslında yıllardır yapmadığı bir şeyi yapmıştı. Aynaya bakmak… Gecesinde oldukça kötü bir uyku çekmiş olan Goya, fikir yoksunluğunun getirdiği bitkinlik somurtkan bir şekilde sabah rutinini gerçekleştirmek için kalktığında sahiden uyanmamıştı bile. Evinde bir ayna olduğunu dahi unutmuş olan adam, o sabah sanki ilk kez kendisiyle tanışıyormuşçasına aynayı izledi. Ta ki bütün yoksunluğunu alıp götürecek o karın guruldamasını yaşayana kadar…

Uzun ve sağlıklı bir araştırma yapmamış olsam da (gördüklerimin ve yorumlarımın etki altında kalmaması için) Goya’nın bu eseri 4 senede tamamladığını görmüştüm bir yerde. Acaba ne kadar çok şeyi değiştirdi bu yolculukta? Bir karın gurultusunda ölüm korkusunu hissetmek kadar delice miydi gerçekten sanatçı olmak? “Hayatta kalmak için oğlunu yiyebilecek olmak” gibi bir betimlemeyi çizdiği figürün yamukluklarına, gölgelendirmelerine yansıtabilmek için kim bilir ne kadar çok mesai harcadı?
Çok güzel bir tasvirleme olmuş, emeklerinize sağlık.
Dikkatimi çeken bir nokta oldu, cümlelerinizde imla ve yazım kurallarına dikkat etmeniz gerçekten çok mutlu etti. Forumda, nokta (.) işaretinden sonra küçük harf görmeye dayanamıyordum artık.
 

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
Çok güzel bir tasvirleme olmuş, emeklerinize sağlık.
Dikkatimi çeken bir nokta oldu, cümlelerinizde imla ve yazım kurallarına dikkat etmeniz gerçekten çok mutlu etti. Forumda, nokta (.) işaretinden sonra küçük harf görmeye dayanamıyordum artık.
Harika değiliz ama olmayı deneriz…
Saygılar efendim, teşekkürler…
 

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
2221CB3F-EEA7-4DAA-9D42-5A2C0C70D2EE.jpeg
Rene Magritte - The Lovers

İki köpeğiyle birlikte akşam yürüyüşünden dönen Rene, aklında yalnızlığıyla yorgun argın oturuyordu. Yıllardır yalnız olmasına rağmen daha önce bu konu üzerine hiç böylesine düşünmemişti. Bu düşünce kargaşasından kurtulabilmek için bir şeyler yapmalıydı. Yarım bıraktığı eskizlerini ortalıktan kaldırmaya niyetlendi. Ama mental olduğu kadar, yürüyüşten dolayı fiziken de çok yorgun durumdaydı.
Bir anda yürüyüş sırasında köpeklerinden birinin kemik buluşu aklına düştü. O ana kadar geçen sürede birbiri etrafında koşturup oyunlar oynayan, mutlulukları her halinden belli olan hayvanlar, konu kemiğe gelince birbirlerini görmezden gelmeye başlamıştı. Kemiği kapan kaçıp gizlenmeye çalışıyor, arkadaşından gizli ısırıp duruyordu. Halbuki ne kadar da iyi arkadaştılar. Peki, acaba birbirlerinden sakladıkları tek şey o kemik miydi?..
Ne kadar da insanlara benziyorlardı. İnsanlar da doğru dürüst tanışmadan birbirleriyle yakınlaşmıyor muydu? Arkadaşlarının, sevgililerinin ve hatta ailesinin bile bugüne kadar ondan gizlediği neler neler olmuştu. Saklayacak amma da çok şeyi vardı insanların… Kendisinin dahi henüz hiç kimseyle paylaşamadığı duygu, düşünce, arzu, hayalleri sayısız ilişkisinin bitmesine sebep olmamış mıydı?
Farkettiğinde çizmeye başladı;
Kişi, en yakınının dahi bildiğinden bambaşka biriydi….
 
Son düzenleme:

lefebvre

antikahraman
Üye
Mesajlar
28,177
Puanları
354
Tepkime puanı
12,828
orpeus ya da kısaca orfe yunan mitolojisinin en ta,aklı şair ve ozanlarından birisi, o kadar özeldir ki sesi etkileyemeyeceği ölümlü ya da ölümsüz kimse yoktur, lirini caldiginda herkes büyülenmiş gibi bakar.
bir de evridiki var elbette; orfenin güzeller güzeli karısı, bu bir gün garez ormanında yürürken bunu cenavarlar korkutuyor bu da o korkuyla çukura düşüyor ve yılanların ısırması sonucu hakkın rahmetine yallah.

neyse örfe bunu duyunca başlıyor ağlamaya, evridim evridim diyerek ağlıyor o sırada amor çıkıyor karşısına.
diyor erkek adamsın ağlama, ama nerede bizimki durur mu hala devam ağlamaya. bu amor buna diyor ki bak orfe eğer ölüler ülkesine gidersen ve oradan canlı çıkarsan karını sana bagislayacagiz.
örfe sevindirik oluyor tabi ki, hemen diyor kabul ve başlıyor ölüler ülkesine yürümeye, bu ölüler ülkesi girişindeki nehri sandal vasıtasıyla geçmesi lazım ama bu sandala sadece ölüler binebiliyor. neyse sandalcıya patlatıyor hakan pekerden karam şarkısını, bizim sandalcı oluyor mu sana mest.

işte biniyorlar sanadala, geçiyorlar nehrin karşı kıyısına ama burada biter mi? bitmez. karşısına öfkeli ruhlar ve kapı köpeği serberus çıkıyor. bunlara da patlatıyor bir hakan peker bir efsaneydiyi bunlar da dağılan tavuk kümesi gibi etrafa dağılıyor

bizim deus hades ölüler ülkesinin girişine taktırdığı güvenlik kamerasından bunun gelişini izliyor. diyor ne yapıyor la bu manyak ama kötü ya, hiç ses etmiyor, karsısına da çıkmıyor kimseyi de çıkarmıyor. herkese de sessiz olmasını söylüyor.
durun hele diyor; gelsin bakalım, aşk için neleri göze alabiliyor. neyse bu örfe varıyor bunların karısına, bunlar dediysem. deus hades ve karısı persepone. söyle hele diyor hades, örfe derdin tasan nedir.

örfe başlıyor anlatmaya meramını ama bizim deus hades ikna olmuyor, o ara başlıyor bizim orfe leman samdan gulguzeline. hades de , persepon da perişan, salya sümük ağlıyor. yeter diyorlar yeter orfe yavaş ciğerimizi söktün.
tamam diyorlar karını sana vereceğiz ama bir şartla, eğer arkana bakmadan götüm götüm buradan çıkarsan karın senindir.

tamam diyor bizim örfe ve başlıyor yürümeye, arkasında karısı evridiki önde orfe.
ama hades bu hemen orfenin aklına şüphe sokuyor.
gün ışığına gelince orfe arkasını dönüyor ama karısı daha gün ışığına çıkmadığından iddiayı kaybediyor ve karısı götüm götüm tekrar karanlığa gidiyor.

bu hikaye bir mitolojik keyifçinin anıları ve gizli mit sırları kitabımın s118 bölüm 3'ünden alınmıştır.
yazar edri edriyakis - yunan mitolog.


174-Orfe-Orpheus-Moreau.jpg


fotoğraf moreauya ait.
fotoğrafa bakmadan önce orfe ve evridiki hikayesini bilmek gerek.
moreau fotografta simgecilik akımının etkilerini taşıyan izler resmetmiştir.

evridkinin ölümünden sonra bütün kadınlara küsen ve kayıtsız hale gelen orpeus kendisine ilgi gösteren iki kadın tarafından parçalanarak öldürülür ve nehre atılır.
moreau bu resimde olayların gelişiminden sonrasını resmeder, fotoğraftaki kadın orfenin kesik başını bulan trakyalı bir kadın tasviridir. onun çekiciliğine ve başına gelenlere üzüntüyle bakar.
resmin sol üst köşesinde çökmüş ağlayan adam ise orfenin yas halini simgeler.
aşağıdaki kaplumbağalar tarihin ilk lirine atıfta bulunur.
bu arada resimdeki nehir trakyada bulunan meriç nehri.
moreau bunu özellikle betimlemiştir.


not : bu ne gevşeklik kardeşim dersen sildirebiliriz.
 
Son düzenleme:

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
not : bu ne gevşeklik kardeşim dersen sildirebiliriz.
Beni resmin altındakilerden çok, üstündekiler ilgilendiriyor....
Teşekkür ederim, ellerine sağlık. Siyaset, futbol, gündem hakkındaki kalıp düşüncelerin gezindiği yorumlar yerine herkesi bu şekilde önyargısız ve aynı zamanda korkusuzca dilediklerini yazmaya alıştıracağız....
 

lefebvre

antikahraman
Üye
Mesajlar
28,177
Puanları
354
Tepkime puanı
12,828
Beni resmin altındakilerden çok, üstündekiler ilgilendiriyor....
Teşekkür ederim, ellerine sağlık. Siyaset, futbol, gündem hakkındaki kalıp düşüncelerin gezindiği yorumlar yerine herkesi bu şekilde önyargısız ve aynı zamanda korkusuzca dilediklerini yazmaya alıştıracağız....

mitolojik hikayeler çok güzel bence. bu da benim en sevdiğim ve anlattığım hikaye.
bu arada konu hayal gücüne dayandığı için bazı şeylerin orijinalini anlatmak abes gibi geldi bana ama goyanın resmi de bir mitolojik hikayeden esintidir.
böyle sanatçıların garip huyları olabiliyor.
yayınlamamak gibi.
 

lefebvre

antikahraman
Üye
Mesajlar
28,177
Puanları
354
Tepkime puanı
12,828
bunu da atayım da gideyim.

bir öğle vakti sahip olduğu dağın zirvesinde oturup zeustan aldığı yunan kahvesi, kahveskiyi yudumlayan prometheus, kulağına gelen hakan peker'in ateşini yolla bana şarkısını insanlıktan bir yardım çağrısı olarak algılar ve insanlığa acıyarak zeustan ateşi çalar ve insanlara verir.
buna öfkelenen zeus, prometheus'u cezalandırmak için onu kafkas türklerinin uğrak yeri olan kafkas dağlarına gönderir ve yanına bir kartal koyar ( kafkas türklerinin kartal beslemesi bundandır) burada kartal her sabah prometheusun ciğerini yer ve prometheus ölür velhasıl gel zaman git zaman geçer ve gunun birinde prometheus'u orada milli olimpiyatlara hazırlanmak için antreman yapan cep herkulu naim süleymanoğlu kurtarır ancak gücü yetmediğinden ayağındaki zincirleri kiramaz.
zeus buna ses çıkarmaz çünkü prometheus ömür boyu esir kalacaktir ayağındaki pranga zincirlerine ama der ; bu insanlığa bir ders vermek lazım ama onların hiç karsilasmadiklari bir düşman olmalı bu.
nitekim gidiyor hephaistos abimize kilden bir kadın figürü yaptırıyor ve bunu canlandırıyor gönderiyor epimetheus abimize, o güne kadar kadın nedir bilmediğinden bir dumura uğruyor, la bu neymiş faşan diyor ama velhasıl epime abimiz buna aşık oluyor falan evleniyorlar ama kötülük bıter mi?
gece oluyor deus zeus basliyor pandoraya fisildamaya, " kukunu aç, kukunu aç " diye. pandora açıyor kukuyu, epime abimiz buyuleniyor. işte oradan yola cikarak, açıldı kuku, saçıldı kötü deyimi ortaya çıkıyor. pandoranin kukusu kötülük ve mutsuzluk saçıyor inanışı buradan gelmektedir, ayrıca burada cezalandıran insanlık o dönem itibariyle sadece erkekler yaşadığı için, erkeklerdir. erkeklerin kadına düşkünlüğü de bu musibetten sonra dillendirilmeye başlanmıştır.


yunan mitlerinin saklanan gerçekleri ve erotik anlatımları isimli kitabımın, s72 açıldı kuku, dağıldı kötü bölümünden alıntıdır.

Epimetheus_opening_Pandoras_box-704x1024.jpg


resim bonasone'nin.
bu hikayeden esinlenerek yapılmıştır.
 

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
IMG_0739.jpeg
Yaşam bir süreçtir. Bu süreçte gerçekten önemli olan vardığımız sonuçlar değil, koyduğumuz hedeflerdir. Doğru motivasyon ve adanmışlık doğru hedefle başlar.
1800’lü yıllarda hedef arayışında olan orta yaşlı bir adamdı Thomas. Çocukluğundan beri en büyük ilgi alanı insandı. İnsanı anlamak için binbir çeşit yol denerken, çoğu zaman yaşadığı dünyanın gerçekliğinden kopardı. Yaşamın acımasız yanını, zaman ilerledikçe artan “kişinin muhtaçlığını”, ancak tattığında farkedebilmişti. İlgi alanı artık kopamadığı gerçeklikle çeliştikçe tatmin seviyesi azalıyor, muhtaç hissettikleri motivasyonunun önüne geçiyor, herhangi bir şey için deneme yapmak her geçen gün daha da zor bir hal alıyordu. Artık yalnızca tek bir hedefi olabilirdi ve bu hedef hem ilgi alanını hem de muhtaçlık hissiyatını ortadan kaldırma güdüsünü kapsamalıydı. Hepimizden iyi bildiği şey; hedef arayışında olan birinin, farklılaşma arzusundan ne kadar uzaklaşabilirse o kadar başarılı olacağıydı.
Neyi tekrarlaması gerektiğini arayanın eninde sonunda varacağı nokta olan tarih araştırmalarına başladığında ilk okuduğu başlık, ateşin icadıydı. Araştırmaları yaşadığı tarihe ulaştığında ise gözüne çarpan şey, tarih boyunca her yeni yüzyılda farklı şekillerde yorumlanmış olan, insanın ışığa olan muhtaçlığını ortadan kaldırma ihtiyacıydı. Bu ihtiyacı yorumlamak adına yaptığı binlerce deneme ile ampulü keşfederek sonuca vardı. Kendi yaşam sürecini kendisi için değerli kılmış olmanın mükafatını alma uğraşıyla ömrünü tamamlarken Thomas Edison imzasını günümüzü kadar ulaştırdı….
 

angie

Elmas Üye
Mesajlar
36,328
Puanları
354
Tepkime puanı
23,894
Merhabalar efendim,

Uzun zamandır düşündüğüm ama uygulamaya geçirmediğim contentimi sizlerin önünde uygulamaya geçirmeye karar verdim.

Benim açımdan hikayesi şöyle;
Küçüklüğümden bugüne kadar üzerine en fazla düşündüğüm konu; mucitlerin, sanatçıların, dünyayı bir birey olarak etkilemeyi başarmış insanların gösterdikleri adanmışlık, yaratıcılık bazen de delilik emareleri içerisinde günlük hayat telaşının etkisiyle aklından neler geçirdikleridir.

Bu konuda da biraz bu hikayemden esinlenerek, biraz hayal gücümün yönlendirmesiyle, biraz empatiyle, biraz da yargıyla dünyaca ünlü sanat eserleri, hayatımızı değiştiren icatları kiminize göre komik, kiminize göre sığ, kiminize göre ilginç vb. olacak şekilde değerlendireceğim.

Şu an olmasa da başlangıcı Francisco Goya’nın Saturno Devorando a un Hijo eseriyle yapacağım…

Ekli dosyayı görüntüle 83147

Her zamanki gibi katkılarınıza açığım, sevgi ve heyecanla….
Affına sığınarak yapmasam çatlardım…
Sevgilinizle aynı tabaktan yer misiniz konusuna sevgilimi komple yerim bakış açısı değil mi? Sklksksk
 

Otantik Varoluş

Bronz Üye
Mesajlar
3,975
Puanları
183
Tepkime puanı
5,561
Affına sığınarak yapmasam çatlardım…
Sevgilinizle aynı tabaktan yer misiniz konusuna sevgilimi komple yerim bakış açısı değil mi? Sklksksk
Bilemedin. Bu daha çok “evde bi tabak yemek varken, sevgilim benimle aynı tabaktan yemek istemiyorsa ben aç kalırım” bakış açısı…
 
Üst Alt