Duygyusal şiirler arşivi

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Şiirler
Vicdanına hangi ninniyi söylüyorsun huzuru bulsun diye?
Beynine hangi yalanları masalımsı tatlarda anlatıyorsun hesap sormasın diye?
Sahi inandın mı kendine?
Ak mısın gözünde?
İlk kirlenen renk beyazken bu kadar kolay mı savunman temyiz edilmeye?
Sende haklısın tabi.
Ağır yükleri sadece yalanlar saklar.
Gerçeğe koşacak gücün yoksa.
Ya(ı)lana sarılarak uyumaktır son çaren.​
 
yenilirim tüm aşklara
tüm yağmurlara

çöker tüm yollara sessizlik
öyle bakma
gözlerin
yüreğimde mezar kazır sonra
bakma
bir ceset olur
düşerim hayattan
çığlığım utandırır tüm mutlulukları
bir yara gibi buldum zaten seni
üşüyen göğsüme
bir hıçkırık gibi gömüldün

öyle bakma
tüm sessizlikleri bozar yüreğim
kapıları açılır tüm kederlerin
öyle bakma
sevmek en saf yerim....
ağlamak en cömert yerim

öyle bakma
her sabah yeni bir acıya uyanır yüreğim
dudaklarımda biten bir aşkın sesi titrer
gözlerimi kavuşmasız kaparım
kara duvarları yırtar sessizliğim

öyle bakma
yüzüne bir uçurum gibi bakarım
yıldızlarda kalır gözlerim
ancak bir türküyle örtersin üstümü
bensiz, dallara yakışmaz ilkbahar

öyle bakma
yalnızlığıma dar gelir sokaklar


öyle bakma
ayak izlerine kapaklanırım sonra

mezara gömülür tüm gülüşlerim
öyle bakma
çözülmezse bu yasak düğümler
sensiz bir gecede kendimi kurşuna dizerim...
 

Yaralanmış bir akşam vakti ömrüm


Beni geceler bile anlar oldu


Bütün ezgilerin sustuğu diyardayım


Sen anlamadın gülüm suskunluğumu


Varsın yokluğun zehir gibi yaşansın


Düş de git yüreğimden sessizce


İçimdeki çocuk öksüz kalsın


Yorgunum gitmelerin tümüne



Hadi git


Yangın yemiş türküler gibi git


Kalmasın gök mavisi ezgimde


Su yeşili akmasın yüreğimde


Bir solukta sussun ayrılık gülüm


Tamamlanmış yalnızlık olur ömrüm


Gidersen temelli susarım gülüm


İçim acır, ürperirim ormanlarca


En ağır yara olursun yüreğimde


Yıldızların en uzağı gibi susarım


Yangınlar başlar sustuğum yerimden


İçim acır, ürperirim ormanlarca


En ağır yara olursun yüreğimde
 
Bir cümlenin içinde bağırırken basbas harfler
Sesiniz çıkmıyordur iki dudağınızın arasından
Yüreğiniz çığlık çığlığa sen diye çırpınırken
Seviyorum diyemiyorsunuzdur.
Gözlerinde boğulurken ondan habersiz
Okşuyorken saçlarını elleriniz titreyek
Bilmeden sadece seyrediyordur sizi.
Siz ise sessizliğinizde haykırıyorsunuzdur sevginizi
ona ulaşmak içindir tüm çabalarınız ama
Bir engel vardır hep gitmek istediğiniz yolda
Ya olduğu gibi görünmüyordur hiçbir şey
YAda göründüğü gibi olamıyordur..
NEyin Doğru , Neyin yanlış olduğuna karar veremiyorsunuzdur.
Belki dersiniz
Başka zamanda, başka yerde, başka koşullarda...
Keşke dersiniz
yanımda, benimle, sonsuza....
Dokunmak istersiniz dokunamazsınız size çok yakınken
çekemezsiniz içinize soluduğu havayı..
Elinizi uzatırsınız boşluktadır avucunuz..
Mavi bir hüzün vardır buğulu gözlerinizde
Bir damla göz yaşı kalır Gözpınarlarınızda..
Gözlerinizin içine bakıyorken silemezsiniz yaşlarınızı..
İçinize akıtırsınız Okyanus olur yüreğinizde..
o okyanusta kücük bir sandal olursunuz
VAramasanızda onun yolunda ölebileceğiniz..
Son bakışı kazınır hafızanıza giderken.
Gitme benimle kal diyemezsiniz.
Sonsuz bir kedere mahkum kalırsınız..
Oysa dudaklarınızdan dökülecek iki kelime
Belki Tüm hayallerinizin hakimi olacaktır..
AMa Konusamazsınız.
Dokunamazsınız hayallerinize ve
Hep sessiz bir aşk olarak kalır yüreğinizde...
 
Sanki bir korkak gibi, ürken bir kuş hangi saikin hicranında lal olur ey saki
Dinmek bilmiyor figanım, vurgun yiyor her yanım, söyle ben neye muhtacım

Nice yıllar geçti gitti, nazarlar artık firakına erişti, bilmem ki iş işten mi geçti
Bu kaçıncı burukluğum Allah aşkına söyle, vakit umutlarımdan mı vazgeçti






Suya düşen aşk, ruhumun didarında dinmez yaralar açıyor, içimi acıtıyor
Uykusuz geceler nefesimi daraltıp, figanım bin hüzün ile kalbimi dağlıyor
Bilmem ki bu hal üzere aklım ve izanım susuyor, gözlerim ne için yaşarıyor
Neden ufuklarım yas tutarak, hülyalar bulutlara dalarak hiç aman vermiyor






Bir yudum su, bir lokma ekmek değil mi rızkım, neden dik durmaz bu başım
Ah dinmeyen gönül sızım, ummana akıttığım sancılarım kesilmeyecek ağrım
Öyle uzakları temaşa ederek, içimi titreten hasreti derleyerek günüme başlarım
Şimdi geriye ne kaldı, avuntular sineme kar mı kaldı, yine hüznü yudumlarım






Ne memleket sevdası kaldı, ne açık denizler gönül hicranımdan bu gamı aldı
Akşam sabah dile gelen, medet ummak için zikrolunan umutlarım hazanlaştı
Neden kabirler ziyadesiyle ruhuma yakınlaştı, ölüm kalbimle ne vakit anlaştı
Ağaçların dalları yapraklarını bıraktı, melalim onların sessizliğinde helallaştı






Farkettiğim karıncalar, kayanın altında bekleşen canlar neden o an farklılaştı
Ruhumun didarında, kalbimin arzularında mahzun kalan duygularım kaldı
Bilmem ki ne zaman gün yüzüne çıkarak, nasibin telakkisinde yaşayacaklardı
Niyetim hastı, teslimiyetim demem ki muğlaktı niye içimde şek şüpheler vardı
 
Bu kaçıncı acı mevsimim bilmiyorum
Tadı damağımda kuruyan bir bahardayım
Geceden arta kalma hüznümdeyim
Ve sen ey nefesinden dert soluduğum!
İkide bir aklıma düşüyorsun
Dertleniyorum



Umarsızlığına ve beni anlamayışına
Ezik yanımdan sual ettin
Aktım sana ırmak misali
Ayrılığın derin yara izi geçmemişti henüz suretimden
Ve sen acıları anımsatmayan yanınla karşımdaydın
Gece benim kadar gizli değildi



Sen en gizli yanımdan beni yaraladın!
İkide bir gelme aklıma yar!
Ben bir bir sana geliyorum
İsteksiz adımların mızrabım oluyor.
Yersizleşiyorum



Kalabalığında hiç kimseyim, içindeki yerime a'ma oldum görmüyorum!
Beni nerede kaybettin ey?
Kendimi bulamıyorum







İkide bir gelme aklıma dedim sana!
Ben bir bir sana geliyorum
Geleceksen bir olsun adımlar
Seveceksen tüketme bizi
Yoksa intihar et aklının benli yanlarını!







Göğün rengini çalmış duygularım
Eğer susacaksan ve unutacaksan hatırını kilitle!
Ki hatırım birikirse yalnızlığına, sende kalışımın sebebi bu olur
Ama ola ki düşersem hatırına erteleme emi, erteleme







Duy sensizliğimi ey!
Duy artık başıma buyruk olan gözlerinde gezindiğimi
Hani bakışının değdiği tüm ülkeler benimdi!
Hani bir bedende iki candık?
Rüzgârını tenime dokundurdun...



Sesin ruhuma düşerken şimdi sensizlikle ıslanıyorum
Bana acı çekecek adam lazım değil ey!
Avuçlarımı kanatırcasına acılarımı çektiğim kalın halatlarım var benim
Ben kendi kendime çekebilirim
Keşke, keşke/siz kalaydım!



Pususu dağlarda kalasıca aşka yine, yeniden aldanmayaydım
İçim acıyor ey!



Bilmiyorsun, duymuyorsun, umursamıyorsun!
Hayatın sana olan sitemi boyunu aşmışken sen ısrarla ardına düşüyorsun
Peki ya ben neden hayat kokmuyorum!



Bir yaşam belirtim yok mu içinde ey!
Sen ikide bir aklıma gelirken
Ben bir bir ölüyorum







Kör kuyulara sürüklenen şiirlerin failiyim...
Alnımda yırtılan kara rengin adı da ben...



Çaresizliğini tattırdığın bekleyişin eşiğinde sefilleşiyorum...
Bir bir gelişime dur dedi suskunluğun...
Umursuyorum



Zaman geçer, unutursun adımı bile!
Nasırlaşan iki büklüm sevdama gözlerin dokunur bir şiirde
Anlayamazsın ey, anlayamazsın!
Meramım nedir biliyor musun?
Korkarım benden ayrılmaya bile vaktin olmayacak!
Bir başıma, ölesiye hazan olacak ömrüm
Farkında olmayacaksın...



Ve sen ağlamak bile ağlayamayacaksın!
 
Bitti sanmıştım, unuttum demiştim, ömrümün geri kalanını sensiz geçirebileceğim fikrine bile kendimi inandırmıştım!... En büyük yalan, insanın kendine söylediği yalanmış geç anladım. Kaleminden çıkan birkaç cümleyle gözlerimin karşılaşması, yüreğimin seni yeniden hissetmesi, beynimin içine kazınan kare kare resimlerin ve kalabalıklar arasında yaşadığım başıboş dalıp gitmelerim!...

Seninle yaşadığı bir günü, tüm geçmişine ve geleceğine denk tutan bir ruhu, mahşere kadar taşımak zor gelecek biliyor musun?...


Öyle ya bir yağmur da, bir göl kenarında, gözlerinden içtim yağmur ve gece kadar yoğun şarabı ben!... Gece senin derinliğindir ben de, yağmur benim yüreğimin sağanakları...


Aklıma düşmeye gör, en fırtınalı denizde yolunu kaybeden en acımasız dalga olur bakışlarım... Dalgalarımın kayalıklarla buluştuğu an çıkan sesleri duymanı hiç istemem! Canı çok acıyan bir deniz ağlıyor dersin eminim... Seni özledim, anlıyor musun, özledim!!!


Gördüğüm her kuşun kanadına gözlerimi koyuyorum, bulunduğun diyarlara gelirler de seni görürüm diye...


Sana " yar" diyorum, " yaralarım" kanıyor...

Sana "yara" diyorum, tüm sözlerimin öznesi oluyor
" yar' a"...

Yara giden yolda kocaman bir yaram var!!!


Ne diyeyim, yara yardansa akan kanım değil, onun için gözümü bile kırpmadan verebileceğim canımdır!!!...
 
seni özledikce, seni sevdikce
deli deli yağardık ikimizde
adını yağmurdan alan sevdam
yağmurlar seni bana getirdi
sana hep "rüzgarım" derdim
c8289.jpg
c8289.jpg

yüreğime çizdiğim bir resim kadar güzeldin
uçurum yalnızlığımda açan çiçeğim
çocukluğumun elinden tutup gezdirenim
kendimi aradıkça sana döndüm
seni sevdikçe sana dolandı yüreğim
sen hiç varolmağın için yüreğinden koparamadım
c8289.jpg
c8289.jpg


rüyalarımda sessizce ilerleyen geminin
güvertesinden izlerdik denizi
aşkın şarkısını dinlerdik seninle gece boyu
yüreğinin kayalıklarına saklanırdın sen sonra
ve aşk sahilden uzaklaşırdı güneş doğmadan önce
hiç yaşanmamış sayardın geceden
susuz bırakırdın vazodaki karanfili de
c8289.jpg


c8289.jpg

zamanın kollarına teslim ederdin beni bir emanet gibi
sen gelirdin sonra
yeniden dirilirdi harfler dilsiz yüreğimizde
bir hasret buzuluna çarpardı gemimiz
paramparça olurdu sessizce ama sen umursamazdın
etrafa saçılansa duygularım..
toplardım kanayan ellerimle
c8289.jpg
c8289.jpg

sen başın dik, yüreğin derinde yürürdün kaldırımlarda
seyrederdim seni uzaktan
ve sevdiğim beni gözlerinin dehlizinde kaybettim
ben korkar oldum korkularımdan
gülüşlerimden utanır oldum
ama anlasana neden gidemedim

c8289.jpg
c8289.jpg

bir gidersem
ardımda bıraktığım sen değil
ben olurdum sevdiğim
sadece ben
anla/ sana.


 
dar geliyor bedenim,
ulanmış bir cümle gibi eklen kimliğime




ve tüm bağlaçları yok sayıp
isimlerimizi bağlayalım




ile’yle








deli yanımın
akıllı tarafıyla seveyim seni




seni severken,
daha bir delirip



gözlerinde




ehlileşeyim






sonra yüreğine hapsedeyim sözcüklerimi
ve gasp edeyim ellerini






dokun,



uyuşmuş bir doku gibi eşleşsin tebessümlerimle
ve aynı olmasa da kan gruplarımız
rh yanından tutturalım damarlarımızı





şimdi,


bildiğin tüm doğruları unut sevgili
sana ilk kez yalan söyleyeceğim
- seni ölene dek seveceğim diyeceğim,
inanacaksın!







oysa,




ölmek kesmeyecek beni
toprak kokarken saçlarım
ve belliyken baş ucumdaki taşta yaşam aralığım
seni sevmeye devam edeceğim
 
Derinden derine akan sessizlik
Bir kabus gibi çöküyor üzerime
Gecelerin karanlıgı nostalji şarkılar eşliginde yazdırıyor sözleri
Seni düşünmek ağır geliyor artık bedenime




Uzaktasın






Hemde çok uzak








Avare yalnızlıklara yelken açtığım kendi dünyamda
Kabus gibi üzerime geliyor sensizlik
Günlerim günlerime karışır oldu
Güneş doğmuyor artık gülüm
Ne ölüm ne de zamandı
Sensizlikti en büyük kaybım









Akıttığım gözyaşlarımı
Sakladım derin bir tencere kabında
Ağlamıyorum artık





Esen ayrılık meltemleri ile bedenim bedenime ağır geldi
Gidiyorum senin olmadığın sessizliğe
Asla geri dönüşü olmayan dünlerime gidiyorum
Bu gidiş hicranlı hayatın ne de son matemidir
 
Umuda sırt çeviren yüreğim,
artık yüzünü bahar kokulu çiçeklere döndü..
Kendi kabuğumda yaşlanmaya hazırlanırken ben,
hangi tılsımla dokundun da yüreğime, kanatlanıp uçtu gönlüm...





Bundan önceki duygularımın adını koyduğumu sanırken,
yanlış isimlere yolculuktaymışım meğer...
SEN ömrüme merhaba dediğinde anladım...





MERHABAM,
umudumun yoldaşı,
karanlığımın aydınlığı..
Sanadır cümlelerimdeki fırtınalar,
sanadır kağıtlara düşen sevdalı damlalar..

Yüreğinin en derininde sakla satırlarımı,
yüreğinin en kuytusuna göm gözlerimin mutluluk selini...

Senden önce yalan yanlış yaşanmışlıkların gölgesinde kaybolmuşum..
Senden önce kenarı köşesi örselenmiş duygularla boğuşmuşum..


Şimdi tüm mevsimleri seviyorum..
Ayaz geceler üşütmüyor artık bedenimi,
geleceğin kaygısı lekelemiyor düşlerimi..
Bana uzattığın o tertemiz sevgiyle tutundum ben HAYATA..


Şimdi beni düşündüğünden emin olduğum geceyi adımlarken,
şükrediyorum seni bana beni de sana yazan YARADANA..
 
Bazan en sessiz insanlardan daha sessiz olurum.
Aslında sessiz olan ben değilim
Çığlıklarımı duymayan onlar
Korkutur mu onları bu sessiz çığlıklar?


Hani güneş doğarken geceyi yırtar

Hani saniyeler geçerken dakikaları kovalar
Hani tam bahar gelmişken kışla yaşanır karanlıklar
işte benimde içimde böyle çırpınıp durur
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Fırtınayı hatırlatır bana bu sessizlik
Gidip gelindi iki şehir arasında tek seferlik
Kurşun-i bir renk kaplamış içimdeki sevgisizlik
İşte böyle yakınıp durur içimdeki
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Sence sessiz mi yağar kar?
Yoksa duyulmaz mıdüşerken attığıçığlıklar?
Ve ya sessiz sessiz mi yaşanır acılar?
Her çığlığın bir hikayesi var

Hani rüzgar eserken savrulur yapraklar
Hemen arkasından yağar yağmurlar
Bu berekete doymaz topraklar
İşte böyle doyumsuz olmak ister
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...

Bugünler geçmişten hesap soramaz
Gelecek düne anı bırakamaz
Sessiz çığlıklar boşuna atılmaz
Zamana armağan edilir
SESSİZ ÇIĞLIKLAR...
 
Dünya denen bu cehenneme gözlerimi açtığımdan beri yüzüm gülmemişti.
Bir kere olsun huzuru misafir etmemişti yüreğim.


Gözlerimin siyahı geceye meydan okurken dilimde hep aynı dua vardı.
Birşey olmalı diyordum...
Beni bu cehennem yangınlarından kurtaracak birşey...
Hızır misali ömrüme değip çöllerimi cennet bahçesine çevirecek birşey işte...


Yıkıla yıkıla geçen yıllarımın birinde aşka çarptı yüreğim .
Tatmadığım bir duygunun tadına vardım ilk defa.
Adına umut diyorlarmış bu duygunun sonradan öğrendim.
Emeklemeye başlayan bir çocuğun sevinci vardı içimde...
Nerden bilebilirdim o sevincin gün gelip beni kötürüm edeceğini.
Felç inen duygularımla başbaşa kalacağımı nerden bilebilirdim ?



aqzio.jpg


Keşke diyorum bazen , alev alev yanan bir keşke...
aqzio.jpg



Yaşamayana zordur anlatmak...
Ateş düştüğü yeri yakar misali...
Kan revan olmuş bir okyanusun ortasında , yorulmuş bir bedenin ölümle mücadelesiydi benimki...


Yok yereydi her şey, hiç uğrunaydı...!
Gözlerim alışkındı zaten ziyan olmuş bir ömre ağlamaya...
Aşk için akanlar fazlaydı,akmamalıydı...
Yüreğim eceli beklemekten başka hiç bir neden uğruna çarpmamalıydı...



aqzio.jpg


Keşke diyorum bazen , alev alev yanan bir keşke...

aqzio.jpg



Doğar doğmaz batan bir güneş olmasaydı aşk , bilmediğim bir şeyin acısını taşımazdım...
Çünkü ben sabah nedir bilmeden gecelerde yaşamaya alışmıştım.
Varlığından haberdar olunmayan bir şeyin yokluğu da olmazdı...
Ve bilmeseydim güneşi , öğrenmeseydim, yokluğu da canımı yakmazdı...


Hayat denen şey sahip olamadıklarımın toplamıyken , kalan diye bir şey yoktu benim için...
Ama yüreğim aşka çarpınca ve yürümeyi öğrenemeden kötürüm olunca duygularım ,emeklediğim zamanlar bana kalanlar oldu...
Oysa ki kalanlar olmadan yaşamak daha az hırpalardı...


aqzio.jpg


Keşke diyorum bazen , alev alev yanan bir keşke...
aqzio.jpg



Benim cehennemim bana yetiyordu ,
Aşkın cehennemi hiç eklenmeseydi içime
Ve aşkın tutsaklığına bulaşmadan
Koşar adım gidebilseydim ecele...



keşke


28s37e0.gif
 
Affet Ya Rab!

Takvim yapraklarında,
Hatırana baktıkça,
Her gülüşün canlanır,
Yaralar oturakta…

Deniz dalgası vurur,
Son yeşil yaprak kurur,
Resmin karşımda durur,
Susturur her solukta!

Ölüme hazır kim var
Dert yükü, acısı kar...
Aşkına kölenim yar,
Sur önüme, dorukta…

Kırış-kırış suratım,
Kaçmış tren, muradım
Bir çift sözün duymadım
Son geldiğin durakta…

Ecelsiz ölünmüyor,
An dertsiz bölünmüyor,
Ruh tensiz görünmüyor,
Affet ya rab kullukta…
 
Ağla ama…

Gül içinden geldiğince kardeşim,
Hatta bir an bile düşünmeden!
Sıkıntın olduğunda sabırdır gülmen,
Huzura erenlerle ol...
Aşkını tazele, Allah ile dol
Gerçek özgürlük olsun taze yol...

Cahillerle olup da sakın ağlama,
Ağlarsan sadece Allah için ağla!
Her şeyin mimarı Allah,
Yaratılana bakarken tefekkürle ağla...
İmanınla yunarsın böylece nur sağanağında,
İçine huzur verir her yeni sabah!

Dolaşırken bedenin Kâbe avlusunda
Dönüşmüşken fırtınaya, kapılsın yağmuruna...
Her yerin ıslanır diye korkmayasın!
Şükür namazı kıl mermer avlusunda,
Bırak kuraklık ölsün göz çukurunda!
Güneş özlemi, varsın olmasın içinde...

Ağla, ama Allah için,
Gül ama felah için!
İkisinin ortasında dur tefekkürle!

Ağla ama yağmur gibi imanla,
Gül ama cennete kavuşur gibi Kur'anla...
Ve sünneti nefsinde,
Yaşa her azanda!
 
Ağlamak…

Ağlamak yağmur gibidir:
Az yağdı mı rahmet,
Çok yağdı mı felaket,
Habercisidir...

Sıkıntıyla başlar,
Bulutların dizilmesi gibi.
Bazen simsiyah gölge düşer,
Ağlayamamak ta var, güneşin hapsedilmesi gibi.

Bazen sıcak, gri-boz renkte
Dökülür şimşekle,
Gibi hıçkırıkla...
Toprakta sağanakla,
Ruhta ağlamakla,
Kendini sevdirir!

Sel olmasın yeter ki,
Hasta bırakmasın ahiri,
Her şeyin ortası yani!
Kuruyan doğaya,
Bunalan gönül tarlasına,
Yaşam umudunu vermesini bilir!
 
Ağlayamıyorum…

Bazen öyle yaşananlar vardır ki,
Para versen alamazsın, satamazsın…
İnsan ruhuda böyledir kadife benzeri!
Pürüzsüz çam ormanlarında yaşarsın:
Ne zaman onunla nefes alırsın,
Ne zaman yeşiline sarılırsın...
Çiçek rengine sadık, sarhoş eder fıtratı!

Sendeki bana yansıyan aynandan gördüklerim böyle özel!
Tatmadığım incelik,
Bulunmaz Hint kumaşı derler ya, nadide çiçek
Hayallerimde yapar değişiklik…
Yaylada su içer gibi berrak,
Doldurur ruhumu manevi saflık
Ve öylesine özgürlük,
Uçma hissi tadında bırakır!

Aşkın heyecan ağacımda asılı,
Meyveleri bedenime değer, yaşar anı!
Yemeye başladık mı?
Buram, buram tat verir cennet kokusu!

Ah… Ruhun yetmiyor canım,
Sen olmalısın kafesimde bedenimin…
Yıkamadım aramızdaki uzaklığı-Berlin duvarını!

Kırağı düşer yüreğime aralığın üçü...
Üşürüm aslında, ısıtan aşkının düşü!
Gökyüzünde ki bulutlar yaşatır hüznü,
Oda benim gibi özlem tütsülü,
Ağlayamıyor...
 
Ağlıyorum-Şubat…

Sessizim yalnızım fırtınalar esiyor yüreğimde ağlarım...
Beden ölüyor güzellik ölüyor, alışkanlıklar ölüyor neler ölüyor! .
Ömrüm özgürlük emsali yakar avcı ateşi, dillenen kahrı, yanardağımla patlarım…
Anılar ölüyor, dostlar ölüyor, ailem ölüyor, gurbet ölüyor, kefenler soluyor!
Ben yokum, anlatan yansıtan biçimlendiren paletin solgun renginden kaçıyorum…
Dört duvar acı bombalıyor, özlemler yalnızlığımdan korkuyor neler yoruyor!
Ağlıyorum... Mendil teselli ediyor!
Ağlıyorum... Yağmur kıskanıyor!
Ağlıyorum... Amazon taşırıyor!
Ağlıyorum... Sevgisizlik sarsıyor!
Ağlıyorum
 
Ağlıyorum...

Yağan yağmur damla, damla yüreğime iniyor
İndikçe özlemin diriliyor,
Işığı güneşe benzeyen gözlerini arıyor,
Ağustos böceği olmak istiyorum kollarında!
Sadece eğlenmek,
Sadece şarkı söylemek,
Sadece dans etmek,
İstiyorum aşk dolu sonlarda...

Sonbahar günleri…
Veda eder gibi doğa, ölüme sarılıyor!
Yeşil yaprakta damla,
Kuruluk sararmış komşunda,
O damlayı paylaşmak istese yeşil yaprakta,
Eli kolu bağlanıyor
Bulamıyor bir araç aslında!

İşte sevgili, yüreğimde böyle bir damla var
Var amma,
Sen yaşıyorsun çok uzakta!
Yeşil yaprağın komşusu gibi başladım sararmaya…
Kış yakın, ya bulamazsam karıncayı, seni!
Ağustos böceğinin son günleri şu anlar
Ağlıyorum!
 
Ah Tanısak Bu Sınavı...

Haydin hep birlikte üzülelim,
Kabre uzanıp numaradan ölelim,
Dönmek yok artık dünyaya bilelim,
Yan yana yatıp birbirimize seslenelim...
Konuşmak alışkanlık,
Ne varsa dökelim tanıdık...
Toz toprak kapladık,
Ne duyarız nede duyuluruz debelenelim!

Ne su nede var yiyecek,
Söz verdik ya yüz yok gidecek,
Derken akşam olur korku sinecek,
Üzerimize bir kıl düşse ödler patlayacak!
Çok yüksek beceri yokta çıkacak...
Dil dışarıda ağız uçuklamış,
Simsiyah saçları aklamış,
Kısa sürede mekan haklamış,
Zenginlik beş para etmez ki diklenelim...

Hızır gelmiş “Ne işin var burada? ”
“Erkenden av olmuşsun kuşa kurda”
“Azıcık aklın varken çık, kendini kurtarmaya...”
“Ecel gelmeden kimse gelmez buraya yatmaya! ”
Almış Hızır beni yukarıya,
Şükür secdesi yapmışım uzunca toprağa,
Karar vermişim kemal imanı tanımaya!
Benim gibilerle yarış içinde başlamışım kaçmaya
Felaket bir yerdi nasıl eğlenelim...

Uyuyamadım günlerce,
Yalnız kalamadım, her an yeniden irkildim!
Gerçeği tanıdıkça başka bir kimlikte dirildim!
Kalktı üzerimden ne yükler tonlarca...
Dünya aynıydı ama başka yaşama itildim!
 
Geri