Doğumundan Evvel Vücuda Gelen Olağanüstü Hadiseler, O’nun (asm) Nübüvvetine Delildir.

Konu sahibi son olarak 1672 gün önce görüldü
Peygamberimizin (asm), doğumundan önce meydana gelen bazı önemli hadiseler vardır. Bu hadiseler Efendimiz (asm) ve O’nun dünyaya geleceği mübarek beldeyle irtibatlı olmasından dolayı Efendimizin (asm) hem mucizesidir, hem de nübuvvetinin delillerindendir.
Bir kaç örnek verecek olursak;
● Peygamberimizin (asm) doğumundan elli iki gün önce Kâbe’yi yıkmak niyetiyle Mekke’ye hücum eden Ebrehe ve askerlerinin başlarına ebâbil kuşlarının taşlar yağdırması,
● Doğduğu gece, Kâbe’deki putların baş aşağı düşerek kırılmaları,
● Kisrâ’nın sarayının sütunlarının yıkılması,
● Ateşe tapan Mecusîlerin, bin seneden beri yanan ve hiç sönmeyen ateşinin, o gece sönmesi,
● Sava gölünün o gece kuruması...

Bu ve benzer onlarca hadise gösteriyor ki, doğacak olan mübarek Zat’ın (asm), kıblesi Mekke’de olacak, put perestliği ve her türlü şirki ortadan kaldıracaktır.

Yazar: Yusuf Sıddık
 
Peygamber Efendimizin (asm) doğumundan önce yaşamış meşhur Şık ve Satîh gibi bazı kâhinler başta olmak üzere, ruhânîler ve cinler vasıtasıyla gaybdan haber veren bazı medyumlar Peygamberimiz’in (asm) geleceğini, doğacağı yeri ve zamanı, hatta bazı icraatlarına kadar pek çok gaybi bilgiyi haber vermişlerdir.
Aynı kahinler ve medyumlar gibi, o dönemde yaşayan alimler de yine Peygamberimizin (asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Örneğin Peygamberimizin (asm) atalarından olan Kâ’b İbn-i Lüeyy, Yemen ve Habeş padişahlarından Seyf ibni Zîyezen ve Tübba’ gibi çok ârifler ve o zamanın evliyaları, çok açık ifadelerle Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) risaletinden haber verip bazıları şiirlerle ilân etmişler.
Peygamber Efendimizin (asm) doğumundan önce yaşamış meşhur Şık ve Satîh gibi bazı kâhinler başta olmak üzere, ruhânîler ve cinler vasıtasıyla gaybdan haber veren bazı medyumlar Peygamberimiz’in (asm) geleceğini, doğacağı yeri ve zamanı, hatta bazı icraatlarına kadar pek çok gaybi bilgiyi haber vermişlerdir.
Aynı kahinler ve medyumlar gibi, o dönemde yaşayan alimler de yine Peygamberimizin (asm) geleceğini müjdelemişlerdir. Örneğin Peygamberimizin (asm) atalarından olan Kâ’b İbn-i Lüeyy, Yemen ve Habeş padişahlarından Seyf ibni Zîyezen ve Tübba’ gibi çok ârifler ve o zamanın evliyaları, çok açık ifadelerle Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) risaletinden haber verip bazıları şiirlerle ilân etmişler.
Hattâ o padişahlardan birisi demiş: “Ben Muhammed’e (a.s.m.) hizmetkâr olmasını, bu saltanata tercih ederim.”[FONT=&quot][1]
http://www.resulullah.org/#_ftn1 Birisi de demiş: Ah! Ben ona yetişseydim, O’na amcaoğlu olurdum.[FONT=&quot][2][/FONT] Yani, Hazret-i Ali (r.a.) gibi fedai bir hizmetkârı ve veziri olurdum.



_______________________________________
[FONT=&quot][1][/FONT]Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:365; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 115; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 2:285.
[FONT=&quot][2][/FONT]İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:166; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:740; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:388; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 138.


Yazar: Yusuf Sıddık
[/FONT]
 
Şimdi şöyle bir düşünelim: Okuma yazması olmayan birisi, bütün dünyayı ilgilendiren bir plan ve program geliştirmeye niyetlensin. Hiç okuma yazması olmayan bu zat, projesini onlarca yıl boyunca kimseye sezdirmeden geliştirsin ve sonra da bunu insanlara ömrünün sonuna doğru duyursun. Duyurduktan sonra da bütün plan ve projelerinde; en ufak bir çelişki ve hata olmadan, geri adım atmadan vefatına kadar bütün zorluklara rağmen davasından vazgeçmeden devam ettirsin ve sonunda davası onun planladığı gibi bütün dünyaya yayılsın. Bu mümkün müdür?

Hem de bu anlattığı dava, öyle bir dava olsun ki, bütün duyurduğu insanların kavim, kabile, alışkanlık, örf, adet, din yani alışa geldiği ve bağlana geldiği ne varsa hepsini kökten değiştirsin. Ümmi birisinin böyle bir inkılabı yapması ve muvaffak olması imkansızdır.

İşte Hazreti Muhammed (asm), daha evvelden peygamberlik gibi bir plan ve projesi olmadan birden İslam davasıyla meydana çıkmış ve bütün insanlığa davasını tebliğ etmiştir. Bunu yaparken de zerre kadar bir tereddüt, korku, çelişki eseri göstermemiş ve on sene gibi kısa bir sürede üç milyon kilometre kare gibi devasa bir bölgede yüzbinlerce insanın kalplerine ve gönüllerine hükmetmiştir. Mazide canlı canlı evladlarını toprağa gömecek kadar cani olan bir toplumdan kısa sürede öyle medeni bir toplum meydana getirmiştir ki, vefatından on beş sene gibi kısa bir zaman sonra dini üç kıtaya ve milyonlarca insana ulaşmıştır.

Şimdi soruyoruz; eğer peygamberlik iddiası -haşa- kendi uydurduğu bir dava olsaydı ve yıllarca hazırlık yaptıktan sonra kırk yaşında tebliğe başlasaydı, bunu kendi akrabaları ve hatta eşi bilmez miydi? Hem eğer bu büyük ve iddialı davasında doğru olmasaydı, O’na (asm) ilk iman edenler, bütün canlarını ve mallarını, bu uğurda feda ederler miydi? İlk dönem Müslümanların çektikleri sıkıntılar ortadadır.

Şimdi düşünelim; eğer Peygamberimiz (asm) -haşa- peygamber olmasaydı ve -haşa- İslamı kendisi uydurmuş olsaydı, bunu hangi nedenlerden dolayı uydurabilirdi?

  • Rahat yaşamak için mi? Oysa bütün hayatının çileyle geçtiği, mal-mülk namına elinde ne varsa insanlara dağıttığı ve hatta ölürken borç karşılığında rehinde eşyası olduğu bir gerçektir. Demek ki, rahat yaşamak için böyle bir iddiada bulunmuş olamaz.

  • Liderlik için mi? Halbuki bütün hayatı şahittir ki, kendisi insanlardan bir insan olmuş, asıl efendiliğin ve liderliğin hizmetkârlıkla olduğunu hayatıyla ispat etmiştir. Savaşta en önde savaşmış, kendi yırtığını dikmiş, bir hizmet vaktinde arkadaşlarıyla beraber çalışmıştır. Demek liderlik iddiasında bulunmuş olması da geçerli bir iddia olamaz. Hem böyle bir iddiası olsaydı, Mekke müşriklerinin teklif ettikleri liderlik ve mal mülk tekliflerini reddedip sefaleti tercih eder miydi?

  • İnsanları, içinde bulunduğu kötü durumlardan kurtarmak için böyle bir iddiayla ortaya çıkmış olabilir mi? Haşa; bu iddia da geçersizdir. Çünkü insanları din namına kurtarmak isteyen dindar birisi -haşa- Allah nanıma yalan söyleyemez. Yalan söylese hakiki dindar olamaz ve yalanı er-geç ortaya çıkar. Hem getirmiş olduğu din emsalsizdir. Bütün dinlerin esasını özünde içermekle beraber, hepsinden farklıdır, orjinaldir. Ümmi bir Zatın kabiliyetinin üstünde mükemmellikte bir dindir. Demek ki bu iddia da geçersizdir.
Demek bu iddiaların tamamı, şeytanın bir telkini ve nefsimizin vesvesesinden ibarettir. Hazret-i Muhammed (asm) Allah’ın son ve en üstün peygamberidir. Bütün insanlığa önderdir. Daha önceden en ufak bir iddiası yokken, kırk yaşında kendisine nübuvvet verilmiş ve hayatının sonuna kadar her türlü çileye göğüs gererek vazifesini ifa etmiştir.


Yazar: Yusuf Sıddık
 
Daha önceden dinini hiç öğrenememiş veya farklı bir dine ait bir eser okuyamamış birisinin, kendi başına, hiç bir dinde emsali olmayan mükemmellikte farklı farklı ibadetler ortaya çıkarması mümkün müdür? Çünkü diğer dinlerde olmayan bir ibadeti ortaya çıkaracak birisinin tüm dinlere ait kaynakları gözden geçirmesi lazım. Bu zat okuma yazması olmayan birisi ise bunu nasıl yapabilir?
Diğer bir konu ise, bir insan peygamber olmazsa kendiliğinden ne diye ibadetler icat etsin; sonra da bu icat ettiği ibadetlerde neden bütün insanlardan önde olsun? Hatta diğer Müslümanlara emretmediği ibadetleri, -bütün zorluklarına ve rahatını bozmasına rağmen- kendisine mecbur kılsın. Bu mümkün müdür?
Şimdi yine Hz. Muhammed’e (asm) bakıyoruz:

  • O zat, dininde bulunan bütün ibadetlerin her nevinde en ileridedir. Örneğin bizler için sünnet olan teheccüd namazının, O’na (asm) farz olması bunun güzel bir misalidir.[1] Namazda böyle olduğu gibi oruç ve zekat gibi diğer ibadetleri yapmakta da emsalsizdir.

  • Herkesten daha fazla Allah’dan korkmakta ve hayatını tamamen Allah’ın rızasına uygun olarak geçirmektedir. Geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılmakta[2], tefekkür ve duayla Rabbine kullukta bulunmaktadır. Hatta evine gelen sadaka mallarını dağıtmadan uyuyamamakta, ne zaman dağıtılırsa o zaman rahat etmektedir.[3]

  • En zor şartlarda bile ibadetlerinde ve dininin emirlerinde taviz vermemektedir. Hatta Bedir Savaşı gibi karşısında üç kat fazla düşmanın bulunduğu zor şartlarda bile, cemaatle namazı terk etmeyecek kadar dininin bütün inceliklerini en mükemmel bir şekilde yaşamıştır.[4]

  • Kimseyi taklit etmeyerek, bütün peygamberlerin şeriatlarını mükemmel bir şekilde İslam dininde birleştirmiştir.Yani, Hz. Adem (as)’den kendisine kadar gelen bütün peygamberlerin ibadetlerinin türlerini, dininde en mükemmel şekilde birleştirmiş ve yaşamıştır.

_________________________________________
[1]Müzzemmil Suresi, 1-2. ayetler
[2]Buhârî, Teheccüd 6
[3]M.Yusuf Kandehlevi, Hayat’üs Sahabe, c:, s:333
[4]Nisa Sûresi, 102. ayet


Yazar: Yusuf Sıddık
 
Acaba ümmi olan, yani okuma yazma bilmeyen bir kişinin tek başına kanunlar yapması ve bu kanunların hiç değişikliğe uğramadan tam on dört asrı ve her asırda insanların en az dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmesi mümkün müdür? Elbette hayır.


Şimdi Hazret-i Muhammed’e (asm) bakıyoruz; ümmi bir Zatta ortaya çıkan kanunlar, on dört asrı ve her asırda insanların dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmiş ve ediyor. Bunun yeryüzünde bir tek emsali yoktur. Hatta yıllarca hukuk eğitimi alan onlarca hukukçunun bir araya gelmesiyle yapılan kanunlar üç beş sene bile yaşayamıyor ve eskiyor. Adaletle idare edememesi ise cabası. Şimdi O zattan (asm) meydana gelen kanunları, Hz. Muhammed’in (asm) vahye mazhar olup, Allah’ın elçisi olmasıyla izah etmezsek, ne ile izah edeceğiz?


Ümmi olup okuma yazma bilmeyen bir zatın, kendi kendine bir din çıkarması ve bu dinin on dört asır boyunca, her asırda milyonlarca insanın rehberi, akıllarının muallimi, kalplerinin temizleyicisi, nefislerinin terbiyecisi ve ruhlarının gelişimine maden olması ve her asırda milyonlarca taraftar bulması mümkün müdür? Ve emsali var mıdır? Elbette yoktur…


Şimdi yine Hz. Muhammed’e (asm) bakıyoruz; O ümmi Zatı’n (asm) fiilleri, sözleri, hal ve hareketlerinden çıkan İslamiyet, her asırda milyonlarca insanın rehberi ve mercii, akıllarının muallimi ve mürşidi, kalplerinin nurlandırıcısı ve temizleyicisi, nefislerinin terbiyecisi ve ruhlarının gelişiminin ve yükselmesinin sebebi olması cihetiyle misli olmamış ve olamaz. Öyleyse bu Zat’ın (asm) peygamberliğini kabul etmezsek, İslamiyet’i ve İslamiyet’in kalplerde, ruhlarda, akıllarda, nefislerde ve gönüllerde yapmış olduğu inkılabı ne ile izah edeceğiz?


Yazar: Yusuf Sıddık
 
Peygamberimiz (asm) ibadetlerinde emsalsiz olduğu gibi dualarında da emsalsizdir. O’nun (asm) hayatı duadır. Oturması, kalkması, yürümesi, yemesi, içmesi, yatması, kalkması gibi aklımıza gelebilecek her halinde bir duası vardır. Her anında Rabbiyle irtibat halinde ve O’na yakarış durumundadır. İslam alimleri O’nun (asm) dualarından ciltler dolusu kitaplar yazmışlardır.
O’nun (asm) binler dua ve münacatından, sadece Cevşeh-ül Kebir duasına bakan, dua da dahi O’nun emsalinin bulunmadığına hükmedecektir. Çünkü öyle bir marifet ve yakarışla Rabbini vasfediyor ki, o zamandan beri gelen alimler ve veli zatlar, fikirleri de birbiriyle birleşmesine rağmen, ne o mertebeye ve ne de o dereceye ulaşamıyor. İşte Allah’ı vasfetmede dahi kimsenin ona yetişememesi ispat ediyor ki, duada dahi O’nun (asm) misli yoktur.

Yusuf Sıddık
 
Geri