Kuantum mekaniği bize atomların ve atomaltı parçacıklarının tuhaf dünyalarının kapılarını açtı; kuantum teknolojisi ile yaşamımız değişti. Evreni daha farklı algılar olduk. Şimdi yaşam bilmecesini onunla anlamaya çalışıyoruz
Evreni anlamakta zorlanıyoruz ama elimizde iki sihirli anahtar var: Görelilik (relativite) ve Kuantum Teorileri.
Görelilik akılcı ve gerçek; kuantum ise belirsiz.
Ancak biliyoruz ki evrenin nasıl işlediğini anlamak için kuantum dünyasını anlamamız gerek. Yaşamı anlamak için de kuantum dünyasını anlamamız gerekiyor.
Bunu ilk dile getiren Ernest Shrödinger, kedisiyle ünlü Avusturyalı bir fizikçi.
Kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de 1933'te kendisine Nobel Ödülü kazandıran Schrödinger Denklemi'yle bilim tarihinde yerini aldı. 1935'te öne sürdüğü 'Schrödinger'in kedisi' olarak bilinen düşünce deneyi ile de ölümsüzleşti.
Shrödinger'in kedisi, kuantum parçacıklarının dünyasında geçerli olan "süperpozisyon" ilkesini bizim gerçekliğimize, yani makro boyuta taşıyarak, anlaşılır kılmayı amaçlayan bir düşünce deneyi.
Kuantum Kuramı'nın öncülerinden olan Shrödinger, 1944 yılında çok farklı bir alanda bir kitap yayınlıyor: "What Is Life".
Bu kitabında, canlı organizmaların genetik şifresini barındıran karmaşık bir molekül olabileceğini öne sürüyor. Onunla da kalmıyor, kuantum mekaniğinin yaşamsal olguları anlamada anahtar rol üstlenebileceğini söylüyor.
O bunları dile getirdiğinde "Deoksiribo nükleik asit" yani kısaca DNA olarak bildiğimiz tüm organizmaların genetik bilgilerini taşıyan moleküler yapı henüz keşfedilmemişti.
Shrödinger'in bu çarpıcı öngörüleri iki bilim insanı James Watson ve Francis Crick 'i derinden etkileyecektir. Nitekim, yıllar sonra birbirlerinden bağımsız olarak yazdıkları anılarında, Schrödinger'in kitabında ileri sürdüğü fikirlerden etkilendiklerini yazarlar.
Biliyorsunuz, bu bilim insanları 20. yüzyılın en önemli bilimsel keşiflerinden birisi olan ikili sarmal yapılı "DNA"nın kaşifleridir ve bu keşifleriyle 1962'de Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü'ne layık görüldüler.
Shrödinger'in 1944 yılında kaleme aldığı öngörüleri özellikle son yıllarda bilim dünyasında karşılık bulmaya başladı. Bilim insanları doğanın ve yaşamın gizemlerini kuantum fiziğiyle çözebileceklerini düşünür oldular. Biyolojik yapılarda önceleri açıklanamaz olan birçok şeyi anlamada kuantumun anahtar rolü olabilir fikri gittikçe anlam kazanır oldu.
Örneğin bakterilerin "kuantum dolanıklık"la ilişkilendirilebilir olduğu ileri sürülüyor. Eğer bakterilerin kuantum etkileri gösterdiği kanıtlanırsa bu makro organik yapıyla atom altı kuantum dünyası arasındaki bir etkileşimin önemli bir kanıtı olacak.
Bilim insanları doğanın başka gizemlerini de kuantum fiziğiyle çözmeye çalışıyorlar. Göçmen kuşların gökyüzü boyunca binlerce km yol alarak yollarını büyük ustalıkla bulmaları veya fotosentez olayı bunlardan ikisi.
Bu çalışmalar, kuantum etkilerinin biyolojik sistemlerdeki rolünü araştıran, günümüzde "Kuantum Biyoloji" olarak adlandırılan ve çok hızlı gelişen bir araştırma alanının doğmasını sağladı.
Evreni anlamakta zorlanıyoruz ama elimizde iki sihirli anahtar var: Görelilik (relativite) ve Kuantum Teorileri.
Görelilik akılcı ve gerçek; kuantum ise belirsiz.
Ancak biliyoruz ki evrenin nasıl işlediğini anlamak için kuantum dünyasını anlamamız gerek. Yaşamı anlamak için de kuantum dünyasını anlamamız gerekiyor.
Bunu ilk dile getiren Ernest Shrödinger, kedisiyle ünlü Avusturyalı bir fizikçi.
Kuantum mekaniğine olan katkılarıyla, özellikle de 1933'te kendisine Nobel Ödülü kazandıran Schrödinger Denklemi'yle bilim tarihinde yerini aldı. 1935'te öne sürdüğü 'Schrödinger'in kedisi' olarak bilinen düşünce deneyi ile de ölümsüzleşti.
Shrödinger'in kedisi, kuantum parçacıklarının dünyasında geçerli olan "süperpozisyon" ilkesini bizim gerçekliğimize, yani makro boyuta taşıyarak, anlaşılır kılmayı amaçlayan bir düşünce deneyi.
Kuantum Kuramı'nın öncülerinden olan Shrödinger, 1944 yılında çok farklı bir alanda bir kitap yayınlıyor: "What Is Life".
Bu kitabında, canlı organizmaların genetik şifresini barındıran karmaşık bir molekül olabileceğini öne sürüyor. Onunla da kalmıyor, kuantum mekaniğinin yaşamsal olguları anlamada anahtar rol üstlenebileceğini söylüyor.
O bunları dile getirdiğinde "Deoksiribo nükleik asit" yani kısaca DNA olarak bildiğimiz tüm organizmaların genetik bilgilerini taşıyan moleküler yapı henüz keşfedilmemişti.
Shrödinger'in bu çarpıcı öngörüleri iki bilim insanı James Watson ve Francis Crick 'i derinden etkileyecektir. Nitekim, yıllar sonra birbirlerinden bağımsız olarak yazdıkları anılarında, Schrödinger'in kitabında ileri sürdüğü fikirlerden etkilendiklerini yazarlar.
Biliyorsunuz, bu bilim insanları 20. yüzyılın en önemli bilimsel keşiflerinden birisi olan ikili sarmal yapılı "DNA"nın kaşifleridir ve bu keşifleriyle 1962'de Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü'ne layık görüldüler.
Shrödinger'in 1944 yılında kaleme aldığı öngörüleri özellikle son yıllarda bilim dünyasında karşılık bulmaya başladı. Bilim insanları doğanın ve yaşamın gizemlerini kuantum fiziğiyle çözebileceklerini düşünür oldular. Biyolojik yapılarda önceleri açıklanamaz olan birçok şeyi anlamada kuantumun anahtar rolü olabilir fikri gittikçe anlam kazanır oldu.
Örneğin bakterilerin "kuantum dolanıklık"la ilişkilendirilebilir olduğu ileri sürülüyor. Eğer bakterilerin kuantum etkileri gösterdiği kanıtlanırsa bu makro organik yapıyla atom altı kuantum dünyası arasındaki bir etkileşimin önemli bir kanıtı olacak.
Bilim insanları doğanın başka gizemlerini de kuantum fiziğiyle çözmeye çalışıyorlar. Göçmen kuşların gökyüzü boyunca binlerce km yol alarak yollarını büyük ustalıkla bulmaları veya fotosentez olayı bunlardan ikisi.
Bu çalışmalar, kuantum etkilerinin biyolojik sistemlerdeki rolünü araştıran, günümüzde "Kuantum Biyoloji" olarak adlandırılan ve çok hızlı gelişen bir araştırma alanının doğmasını sağladı.