Z
Z3yn3P
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.
Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra
bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada
daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde
en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir.
Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü
sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.
Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır
tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
Sanat için sanat ön plândadır.
Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk
sevgili
ölüm
ıstırap
şarap
övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.
Duygu ve düşünceler
kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.
Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü
söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.
Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur
onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.
En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki
Fuzuli
Nedim ve Nefi’dir.
Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra
Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü
Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır
Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
Sanat için sanat ön plândadır.
Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk
Duygu ve düşünceler
Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü
Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur
En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki