Divan Edebiyatı Sebk-i Hindî Akımı Özellikleri, Temsilcileri

  • Kullanıcı Chen
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Edebiyat Kulübü
Konu sahibi son olarak 73 gün önce görüldü
Divan Edebiyatı Sebk-i Hindî Akımı Özellikleri, Temsilcileri


Edebiyatta (özellikle divan edebiyatında) Hint tarzı, Hint üslubu demektir. Türk edebiyatında bir edebi akım olarak ortaya çıkmıştır. Hindistan'da, Babürlü Hint-Türk hükümdarlarının saraylarında Farsça yazan ozanlarca geliştirilmiştir. Edebiyatımızda XVII. yüzyıldan başlamak üzere etkisini göstermeye başlamış kimi şairlerimizde bütün özellikleri görülürken kimi şairlerimizi kısmen etkilemiştir. Sebk-i Hindi'nin edebiyatımıza ses, kafiye ve yeni kelime bulma yönünden etkileri olmuştur.

XVII. yüzyıl divan sanatçılarından Nef'i, Naili, Neşati; XVIII. yüzyıl şairlerinden de Şeyh Gâlib gibi sanatçılar, bütünüyle bu akım içinde yer almamakla birlikte Sebk-i Hindî'den etkilenmişlerdir. Böylece, Sebk-i Hindi'nin "bilmeceyi andıran karmaşık manzum ve anlatımlar, hayal oyunları, güçlükle anlaşılır, beklenmedik ve alışılmamış benzetmeler, sentetik bir şiir dili" olarak sıralanabilecek özellikleri, divan şiirinin kalıplarını kırmak yerine bu kalıplarla oynamak ustalığına yol açmıştır.

Şiirde bilgece tutumun, atasözlerini kullanmanın, özdeyiş niteliği taşıyan dizeler düzmenin yaygınlaşması da bunun sonucudur. Sebk-i Hindî etkisindeki şairler günlük yaşamdan uzaklaşmışlardır. Açık ve düz olan anlatım yerine kapalı, mecazlı, güç anlaşılır bir şiir söylemişlerdir.

Dilleri diğer şairlere göre daha ağırdır. 3'lü, 4'lü tamlamalara yer vererek anlaşılmaz olmayı amaçlamışlardır. Önceden kullanılan mazmunlar bu akımdan etkilenenler tarafından reddedilmiş, işitilmemiş yeni hayallere dayalı Mecazlar kullanılmıştır.

Sebk-i Hindî

Hint tarzı veya Hint üslubu demek olan Sebk-i Hindî, İran'da doğmuş, Hindistan'da gelişmiş ve XVII. yüzyıldan itibaren basta İran ve Hindistan olmak üzere Türk edebiyatı da dahil birçok ülke edebiyatını etkisi altına almıştır. Bir başka ifade ile Sebk-i Hindi Fars edebiyatından doğan, Müslüman Hindistan'da gelişen, özellikle XVI-XVIII. yüzyıllar arasında İranlı ve Türk şairlerin gelistirdiği çok ince ve girift hayaller esasına dayanan zihni bir şiir tarzının adıdır.

Üslubun ortaya çıkısı hususunda birçok sebep sıralansa da "Safeviler devrindeki ağır taassup havasından bunalan ve daha serbest yazabilmek için Hindistan'a giden şairler tarafından Hint edebiyatından da etkilenerek ya da Hindistan'daki Müslüman-Türk idarecilerin dısarıdan gelen sanatkârlara gösterdikleri ilgi ve iltifatın
sonucu olarak Hint'e gelen şairlerin ülkelerine karsı duydukları hasretin neticesinde meydana gelmistir.", "Türlü nedenlerle Orta-Asya ile İran'dan ayrılarak Hint saraylarına gelen şairler, bu yabancı çevrede kendi içlerine gömüldüler ve şiiri büsbütün zihni, duygusal bir matematik haline getirerek, hayalleri, mazmunları, benzetmeleri kılı kırk yararcasına matematik rakamlar gibi islediler" ve Babacan (2008)'ın "Sebk-i Hindî'yi ortaya çıkaran siyasal, sosyal ve edebî amiller" adlı bölümde en fazla öne çıkan etkiler şu maddeler altında zikredilmektedir:

a. İran ve Hindistan'ın kültürel ve edebî ilişkileri
b. İran'da millî bir devletin kurulması ve Şîa taassubu
c. İranlı şairlerin Hindistan'a göçüsü ile Hindistan hükümdarlarının Fars şiiri ve Farsça yazan şairlere verdikleri önem
d. Hint dil, kültür ve coğrafyasının etkisi (Babacan, 2008:27-55). seklindeki ifadeleri dikkate değer tespitleri içermektedir.

şiirin söz ve anlam olmak iki ana unsuru vardır ve Sebk-i Hindî şairleri bu hususta tercihlerini daha çok anlamdan yana kullanmışlar, anlamı söze tercih etmislerdir. Bununla birlikte her ne kadar anlam söze nazaran daha üstün tutulmuşsa da, Sebk-i Hindî şairleri söze de birtakım anlamlar yüklemisler ve sözde bulunması gereken bazı özelliklerin altını çizmislerdir.6 Bu çerçevede Mine Mengi'nin "XVII. ve XVIII. yüzyılların divan şiirine damgasını vurmuş olan Sebk-i Hindî akımının edebiyatımızdaki temsilcileri yenilik arayısı içerisinde "mâni-i nâzik" yani ince zarif anlam bulabilme arayısı içerisindedirler. Hayal gücünü ön plana çıkarmak amacıyla çağrısım zenginliklerine yer verildiği, kavramların anlatımında yeni benzetme arayıslarına gidildiği bu şiirde de mâni-i nâzik, bikr-i mazmun anlamını çağrıstırmaktadır (Mengi 2000, 25), seklindeki sözleri gerçekten önemli bir gerçeği isaret etmekte, Sebk-i Hindî şairlerinin şiirin anlam boyutuna çok ciddi açılımlar getirdiğine dolaylı bir sekilde atıfta bulunmaktadır. Bu arada bildirinin konusu anlamla ilgili olduğu için burada sadece Sebk-i Hindî'nin anlamla ilgili özellikleri üzerinde durulmuştur.

2.2. Sebk-i Hindî'nin Anlam ile İlgili Özellikleri

2.2.1. Geniş, Derin, Kapalı ve Girift Anlam

Bu özelliğe göre anlam sözden üstün tutulmaktadır. Burada anlam, derin vegirifttir. Hem de ince ve zarif olmalıdır. Bunu ispat etmek için Sebk-i Hindî temsilcilerinden Sâib-i Tebrizî'nin "ince anlamlar bulabilmek için kıl gibi inceldim" ve Sevket'in şiirde anlamın bir hasırın telleri gibi örülmüs, iç içe geçmis, girift olması gerektiğini söylemesini hatırlatabiliriz. Arap edebiyatında sözün güzelliği her zaman esas alınmışsa da, İran edebiyatında bazen söze, bazen de anlama önem verilmistir. Daha önce de belirtildiği gibi, Sebk-i Hindî temsilcileri anlamı sözden üstün tutmuş ve derin anlamlar ifade edebilmek için çaba göstermislerdir. Söz konusu bu özellik, bu üslubun neredeyse bütün şairlerinde görülmektedir.

2.2.2. Aşırı Hayalcilik

Gerçekte şiiri şiir yapan unsurların basında hayal gelmektedir. Bir anlamda hayal ile ilham da kast edilmektedir. Bununla birlikte Sebk-i Hindî'de aklın yerine muhayyilenin geçmesine, gerçek yerine hayallerin kullanılmasına daha fazla önem verilmistir. Bu özellik, şiirin zor anlasılmasına neden olmuşsa da, Sebk-i Hindî temsilcileri düsünce ve hayallerindeki incelikten ve onları öne çıkarmaktan vazgeçmemislerdir. Kuskusuz bu kadar ince manalarla hayal derinliğine basvurulunca beyitlerin anlasılmaz duruma gelmesi söz konusu olmuş ve sonuçta Sebk-i Hindî şairleri anlasılmazlıkla suçlanmışlardır. Burada önemli bir hususu da belirtmek gerekir. Sebk-i Hindî üzerine ciddi çalısmaları olan Kamer-i Aryan, bir yazısında Sebk-i Hindî'nin özelliklerini sıralarken bu üslup şairlerinin "gerçekçi" bir söyleyisi tercih ettiklerinden bahsetmistir(Kamer-i Aryan 2006,179). Aryan'a göre eskilerin gazellerinde kapalı ve renksiz bir ask vardı. Bu devir şairleri bunu, günlük yasantıdan ve gerçekçi tecrübelerden yararlanmak suretiyle değistirme yoluna gitmislerdir. Özellikle âşık/sevgili arasındaki tamamen hayale dayalı iliski, bu üslup
şairlerince günlük hayatta her an karşılaşılabilinecek bir niteliğe kavuşmuştur.

2.2.3. Istırap

Bu duygu, o devrin getirdiği hayal kırıklığı, basarısızlık ve beklentilerin bosa çıkmasından kaynaklanmaktadır. Istırap, şairlerin duygularına kötümserlikle karısmış hüzün katmaktaydı ve bu kötümserlik devrin birçok şairinde görülen bir özellikti (Aryan 2006,186). Bununla birlikte ıstırabın üç kaynaktan beslenerek şiire girdiğini söylemek mümkündür: Bunlardan birincisi Sebk-i Hindî'nin temel özelliği olması, ikincisi şairlerin yasadığı devrin sosyal, ekonomik ve siyasi sartlarının oldukça ağır olması, üçüncü ve bizce en önemlisi ise özellikle Türk şiirinde bu dönem şairlerinin birçoğunun kisiliğinden kaynaklanan sorunlardır. Basta Nailî olmak üzere Sehrî ve Fehim gibi şairlerin kisilikleri ve yasamak sorunda kaldıkları hayat, onların ruh dünyaları üzerinde oldukça derin izler meydana getirmis, bu durum onları tıpkı Fuzulî gibi birer "Istırap şairi" olarak anılma noktasına getirmistir. Istırap daha çok gazel nazım seklinde islenen bir tema olarak kabul edilmis olsa da örneğin Sehrî'nin bir kasidesinde ve bir tercî-bendinde bol miktarda ıstırap yüklü beyitler bulunmaktadır (Demirel, 1999). Bu durum Sebk-i Hindî'nin diğer şairleri için de geçerlidir.

2.2.4. Mübalağa

Sebk-i Hindî'de mübalağanın asırı derecede kullanıldığı bilinen bir gerçekliktir. Bu üslubun temsilcileri asırı muhayyileye yöneldikleri için, dile getirdikleri duygu, düsünce ve hayallerde ister istemez çok belirgin bir sekilde asırı mübalağa kendisini göstermistir. Ayrıca şairlerin büyük bir çoğunluğu Sebk-i Hindî'nin temel özelliklerinden olan ıstırabı anlatmak için mübalağa sanatını kullanmaya yönelmisler ve hatta bu konuda ifrat derecesinde şiirler söylemislerdir. Bu arada şiirde sözden ziyade anlam derinliğine önem verilince, hayaller genis ve derin ifade tarzı da ağırlasmış; sonuçta mübalağa yüklü şiirler, şiirin okuyucu zihninde canlandırılmasını engellemis ve anlasılamamasına neden olmuştur.

2.2.5. Tasavvuf

İran'da ve Hindistan'da İslâm mutasavvıfların çabaları sayesinde yayıldığı için, bu bölgelerde İslâm'ın ser'î ve fıkhî yönünden çok, tasavvufî yönü öne çıkmıştı. Devlet adamından sıradan halka kadar bütün halk tabakalarına kadar yayılan tasavvuf şairler üzerinde de etkili olmuştur. İster tasavvufî hayatla iç içe olsun ister olmasın hemen bütün şairlerin tasavvufî konuları şiirlerinde islemesi neredeyse moda hâlini almıştır. Bu durum zaman içinde Türk edebiyatında da görülmüs, özellikle Nâilî, Nesatî, Sehrî, Fehim ve Seyh Gâlib gibi şairlerin şiirlerinde yoğun bir sekilde islenmistir. Yukarıda da belirtildiği gibi insanın dıs değil, iç dünyasının, insan ruhunun acı ve heyecanlarının, ıstırabın islendiği bir şiirde tasavvuf tabii ki, konu olarak ele alınmalıydı. Sebk-i Hindî şairleri de bu konuyu yeri geldiğince kullanmış, fakat eski şiirde, gerçek bir mutasavvıfta olduğu gibi değil, derinde ve bazen sözü
kapalı olarak söyleyebilmek için kullanmışlardır.

2.2.6. Bikr-i Ma'na/Bikr-i Mazmun

Bu üslubun temsilcileri kliselesmis mazmunları terk ederek, onları karsılayan yeni mazmunlar ve yeni hayaller yaratmak için büyük çaba sarf etmislerdir. Bunun için toplum ve tabiata yönelmislerdir. Klasik şiirde kullanılan alısılagelmis konuların yerine, Sebk-i Hindî şairleri gündelik hayattan alınan konu ve mazmunlara yönelmisler; günlük hayatta karsılasabileceğimiz hemen her seyi şiire sokarak bu hususta önemli bir adım atmışlardır. Kuskusuz bütün bunlar yapılırken aynı zamanda etkisinde kaldıkları üslubun etkisi ve gereği olarak birbirinden yeni kelime ve tamlamalar kullanma basarısını göstermislerdir. Bu durum aynı zamanda dilin farklı bir yoldan zenginlesmesini de sağlamıştır. Sebk-i Hindî şairlerinin bikr-i mana/bikr-i mazmun endisesi beraberinde yeni kelime ve tamlamalar bulma zaruretini ortaya çıkarmış, sonuçta halk dilinden bazı ifadelerin şiir diline girmesine
vesile olmuştur.

2.2.7. Tezat veya Paradoksal İmaj

Tezat sanatı birbirine aykırı kavramların bir kisi veya bir sey üzerinde birlesmesi anlamındadır ve Sebk-i Hindî şairleri ele aldıkları konulara çesitli yönlerden bakarak birbirine aykırı anlam ve mazmunların ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Paradoksal imaj ise, aralarında karsıtlık iliskisi bulunan farklı kavramları aynı tamlamada veya aynı ifadede bir araya getirerek, yeni fakat çeliskili bir kavram elde etmektir. Ama bu, birbirine zıt anlamlar kullanarak yapılan tezat sanatı ile karıstırılmamalıdır. Yani, şairin bu kelimeleri kullanarak paradoksal imaj olusturma çabasında olduğu söylenebilir.8 İran şiirinde özellikle Bîdil-i Dihlevî tarafından temsil edilmistir.

2.2.8. Soyut-somut İlişkisi

Bu özellik, irsal-i meselle de karıstırılabilir. Fakat bu üslupta, soyut düsünceleri somut bilgilerle örneklendirmede atasözleri veya baskaları tarafından söylenmis olan deyimler değil, şairlerin kendilerinin yeni ve orijinal fikirleri yer alır. Somut bilgi içeren mışraların lafız olarak kısa, anlam bakımındansa dolgun olmaları, onların hemen her kesimden insan tarafından çok kolay ezberlenebilmelerine ve çesitli konusmaların uygun yerlerinde örneklendirme amacıyla kullanılabilmelerine imkân sağlamıştır. Aynı zamanda soyut ve somut kavramlar yan yana getirilerek teshis sanatı da yapılmıştır.

2.2.9. Çoklu Duyulama

Batı dillerindeki karsılığı sinestezi olan çoklu duyulama aslında bir Nöroloji terimidir. İranlı üslup arastırmacıları tarafından hiss-âmizî diye adlandırılan ve Türkiye Türkçesinde çoklu duyulama olarak karsılanan sey, farklı duyu organlarının birbirinin yerini alması, herhangi bir duyu organına ait fonksiyonların baska bir duyu organına verilmesi veya farklı duyu organlarını ilgilendiren çesitli kavramların aynı ifadede iç içe girerek bir tür duyu karsılığına yol açmasıdır.

2.2.10. Sosyal Hayat ve Toplum

Sebk-i Hindî'nin özelliklerinden biri de şiirde şairlerin tabiata ve toplumun sosyal yasantısına fazla yer vermeleridir. Fakat Sebk-i Hindî temsilcileri tabiatı ve sosyal yasantıları anlatırken, gördüklerini olduğu gibi aktarmamışlardır. Anlattıkları, aslında gördükleri seylerin kendi zihinlerindeki birer yansımasıdır, denilebilir. Bu durum XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl baslarında batıda ortaya çıkan Sembolizm ve Empresyonizm gibi sanat/şiir akımlarının da belli baslı özelliklerini çağrıstırmaktadır. Çünkü bu şairler duygu ve düsüncelerini anlatmak için sosyal hayatı ve tabiatı adeta bir araç olarak kullanmışlardır. Sonuçta tabiat şairin duygu ve düsüncelerini dısa vurmada bir araç rolünü üstlenince, hemen her sey ister istemez kisilesmis ve ruh sahibi birer varlığa dönüsmüstür. Bu da Sebk-i Hindî şiirinin önemli özelliklerinden biri sayılan teshis sanatının çok kullanılmasına vesile olmuştur.

2.2.11. İstiare ve teşbihlerde anlaşılmazlık

Gerçekte bu özellik, şairin çok kullanılmış günlük, sıradan mana ve düsüncelerden kaçmak için kullandığı bir yol olabilir. Bu garabet arayısı, şairin müsebbihünbih olarak adlandırılan tesbih unsurlarını seçerken sıradan zihinlerin olağan durumlardan kurguladığı seylerden uzak durmaya dikkat etmesine dayanır (Kamer-i Aryan 2006,183). Klasik şiirin kurulduğu andan XVII. yüzyıla gelinceye kadar geçen süreyi tesbihten istiareye geçis süreci olarak tanımlamak mümkün. Bu tanım aynı zamanda şiir dilinin ne ölçüde islendiğinin ve inceldiğinin çok tipik bir göstergesidir. Çünkü ilk baslarda tesbih unsurlarının neredeyse tümüyle kurulan ilgiler, zaman içinde yerini tek bir kelimeye; açık ya da kapalı istiareye bırakmıştır. Bununla birlikte şiir dilindeki bu köklü değisim şiirin anlasılamamasına neden olmuştur. Çünkü "tesbih ve istiarede şair ve okuyucu arasındaki anlasmayı sağlayan mana araçlarının saklanması sorun olusturmuş ve şairin sözlerini oldukça
güçlestirmistir(Kamer-i Aryan 2006,183).

2.2.12. Temsil ve irsal-i mesellerin çokluğu

Bu özellik ilk bakısta Hikemî tarzın, hatta şiirin genelinin bir özelliği gibi görülse de gerçekte özellikle Sebk-i Hindî şairleri için vazgeçilmez bir özellik olarak kabul edilmistir. şiirde temsil ve irsal-i mesele basvurma "avamın delil getirme üslubu ile onların zevk ve fikrinin yansıması olan garip iddiaları yöneltmek için olusturulan bir yol" olarak kabul edilebilir (Kamer-i Aryan 2006,183). Atasözlerinden, deyimlerden ve atasözü değerinde veciz ifadelerden yararlanma anlayısı Sebk-i Hindî'nin anlam dünyasına bir renk ve çesni katmış; dahası şiirin önemli bir özelliği olarak kabul görmüstür.

2.2.13. Halk hikmetinin revaç bulması

Bu özellik hikmet üzerine kurulmasından dolayı ilk bakısta Hikemi tarzı çağrıstırsa da diğer bazı özellikler gibi gerçekte Sebk-i Hindî'nin önemli bir özelliğidir. Bu özellik aynı zamanda Sebk-i Hindî ile Hikemî tarzın kesistiği noktalardan biri olması açısından da oldukça dikkate değerdir. Klasik şiirde daha çok rindane söyleyisin bir yansıması olarak şiirde hayat bulan bu özellik "dünyanın geçiciliği inancına" dayanmaktadır. İran şiirinde çok önceleri Hayyâm ve Hâfız'ın şiirlerinde görülen bu tür söylem Sebk-i Hindî şairlerinin elinde şiirin anlam boyutunun önemli bir özelliği olarak kendisini göstermistir. Özelikle Sâib-i Tebrizî, Urfî, Feyzî ve Bidîl'in şiirlerinde şiirin anlamını daha etkili kılan önemli bir özellik hâline almış, Klasik şiirde ise hem Sebk-i Hindî'nin hem de Hikemî tarzın temsilcisi durumunda bulunan şairlerin şiirlerinde daha çok yer bulmuş ve islenmistir.


alintı
 
Geri