Çünkü aşkın sadece yangını vardı, ismi yoktu

Konu sahibi son olarak 1662 gün önce görüldü
Merak, mutsuzluğun hem sebebi hem neticesi. Onu, ömrümün bundan sonrasına dair kuş gözü kadar bir ayrıntıyı dahi merak etmeyecek kadar mutlu olarak sevdim
Onu, gördüğüm o ile göremediğim o arasındaki uçurumları hesaba katmayarak sevdim. Onu öyle sevdim ki ona tahammülsüzlüğüm, demedim. Uçurumlar koymadan sevdiğimle gördüğüm arasına, öyle saf sevdim. Koşullu değildi sevdam. Bana gösterdiğinden daha fazlasını istemedim.
Onu severken anladım güzelliğin ne olduğunu. Akşamın kısacık vaktinde, şahitlik eden parmağıma batıp da, zor şartlarda aldığım abtestimi bozan gülün dikenini sever gibi sevdim onu. Sonra, vaktin çıkmasına çok az kala yeniden bulduğum bir suyu sever gibi.

Çok uzaktan kıpırtıları sezilen ama seçilemeyen bir denizin kalpte uyandırdığı daha yakından görmek arzusuyla ona, manasına eğildiğim karanlıklarda sevdim onu. Her ölüme bir gece karanlığı verilirken sus payı, güzelliğin ne olduğunu ondan öğrenirken ve güzelliğin ne olduğunu benden öğrenmesini kıpırtısız seyrederken.

Aşkların da devletler gibi kaçınılması imkansız ecelleri olduğuna, her şeye yer veren kitapta rastlasaydım, aşkı bu ismiyle okusaydım. Dayanacaktım. O kitapta, hub vardı, muhabbet vardı. Ama o kitapta aşkın esamesi okunmuyordu. Belli ki herşey ismi ile biliniyordu da bir tek âşık kalbinin kanı ile tanınıyordu. Çünkü aşkın sadece yangını vardı, ismi yoktu. Belli ki, herşey gibi dilin de kusursuzu cennette oluyordu.

Nazan Bekiroğlu, İsimle Ateş Arasında
 
"Leyla'da aşk yoktu, yangını vardı, azgın karı."

-Mastor Bekiroğlu​
 
Geri