Stauffenberg
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Şubat 21, 2013
-
- Mesajlar
- 6,545
-
- Tepkime puanı
- 11
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 35
Amerika'da iş arayan çoktu. Kullanıma hazır sürüyle beden. Ve ben yazar olmak istiyordum. Nerdeyse herkes yazar olduğunu düşünüyordu. Kimse dişçi veya otomobil tamircisi olabileceğinden emin değildir ama herkes yazar olabileceğinden emindir. Sınıftaki elli kişiden belki de on beşi yazar olduklarını düşünüyorlardı. Herkes konuşabiliyor, sözleri kâğıda yazmayı biliyordu, demek ki herkes yazar olabilirdi. Ama allaha şükür insanların çoğu yazar değildir, hatta taksi şoförü bile olamazlar ve bazıları -birçoğu- maalesef hiçbir şey değildirler.
Factotum (Sf.144)
----------------------------------------------
Gazeteci olamıyordum, yazar olamıyordum, iyi bir kadın bulamıyordum, ortalıkta kaşınan bir maymun gibi dolaşıp, hiçbir işe yaramıyordum.
Factotum (Sf.120)
--------------------------------------------
İş ilanlarına bakmak gelmiyordu içimden bir türlü. Bir masaya oturmuş birinin önünde durup iş istediğimi; o işe uygun olduğumu söylemek çok zor geliyordu bana. Samimiyetle söylüyorum, yaşam beni dehşete düşürüyordu. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda olduğu şeyler ürkütücüydü. Ben de yatakta kalıp içiyordum. İçtiğin zaman dünya yine ordaydı, kaybolmuyordu ama boğazına sarılmıyordu en azından.
Factotum (Sf.57)
--------------------------------------------
Yalnızlıkla beslenen biriydim; yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz. Yalnız kalamadığım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür.
Factotum (Sf.32)
-------------------------------------------
Orda oturmuş içerken intihar intihar olasılığını düşündüm, ama tuhaf bir şekilde bedenimden ve varlığımdan hoşnuttum. Ne kadar korkmuş olsalar da benimdiler. Aynaya bakıp sırıttım: gideceksen beraberinde, sekiz veya on veya yirmi kişiyi de götür...
Ekmek Arası (Sf.215)
----------------------------------------------
Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. Üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. Kitaplar yumuşatıyordu insanı. Kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyler bilmek zorundaydın.
Ekmek Arası (Sf.209)
------------------------------------------------
Çok şey istemiyordum hayattan, sadece yalnız bırakılmak.
Ekmek Arası (Sf.207)
--------------------------------------------------
Savaşta ölmek savaşların çıkmasını engellemiyordu.
Ekmek Arası (Sf.207)
--------------------------------------------------
Umutsuz geleceğinin düşüncesiyle çıldıran bir ben miydim?
Ekmek Arası (Sf.191)
-------------------------------------------------
İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar.
Ekmek Arası (Sf.153)
--------------------------------------------------
Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır, biliyordum. Saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu. Avukat, danışman, mühendis veya benzer bir şey olmayı düşünmek bile olanaksızdı benim için. Evlenmek, çocuk sahibi olmak, aile kurumunun kafesine girmek. Her sabah aynı işe gidip akşam dönmek. Olanaksızdı. Aile pikniklerine katılmak, Noel, 4 Temmuz, İşçi Bayramı, anneler günü. Bu tür şeylere katlanmak için mi dünyaya geliyorduk? Bulaşıkçılık yapmayı, akşamları küçük odamda içki içip sızmayı yeğlerdim.
Ekmek Arası (Sf.148)
---------------------------------------------
Neden hep kötü ile daha kötü arasındaydı seçimlerimiz?
Ekmek Arası (Sf.127)
----------------------------------------------
Kelebeklerin ve arıların arzuladığı bir çiçek olmak varken, sinekleri cezbeden bir bok parçasıydım.
Ekmek Arası (Sf.118)
-----------------------------------------------
Başka birinin gerçeği sizin de gerçeğinizse ve o bunu sizin için dillendiriyorsa müthiştir.
Ekmek Arası (Sf.116)
-----------------------------------------------------
Sözler cansız değildiler, insanın beyninde mırıldanan şeylerdi sözler. Onları okuyup sihrine varabilirsen acı çekmeden yaşayabiliyordun, başına ne gelirse gelsin ümidini yitirmeden.
Ekmek Arası (Sf.116)
-----------------------------------------------------
En iyi durumda bile ömür boyu iğnenin izlerini taşıyacaktım sırtımda. Bu yeterince kötüydü gerçi ama asıl canımı sıkan şey başkaydı. Bana nasıl davranmaları gerektiğini bilememeleri beni endişelendiriyordu. Tavır ve konuşmalarında belli ediyordu bu kendini. Kararsız, rahatsız, ama bir yandan da ilgisiz ve sıkılmış bir halleri vardı. Yaptıkları şey umurlarında değildi. Bir şey yapmaları gerekiyordu -herhangi bir şey- çünkü bir şey yapmamak mesleğe aykırıydı.
Ekmek Arası (Sf.104)
-----------------------------------------------
"Bütün gün yatakta kalmanın nesi hoş?"
"Kimseyi görmek zorunda kalmıyorsun."
Ekmek Arası (Sf.103)
-------------------------------------------------
Herkes iyi olabilirdi, iyi biri olmak cesaret gerektirmiyordu.
Ekmek Arası (Sf.70)
---------------------------------------------------
Yapmam gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek çok kötü bir duyguydu.
Ekmek Arası (Sf.67)
-------------------------------------------------------
İstedikleri buydu demek: yalanlar. Harikulade yalanlar. Buna ihtiyaçları vardı. İnsanla ahmaktılar. Kolay olacaktı benim için.
Ekmek Arası (Sf.63)
---------------------------------------------------------
Bilirsiniz, hiçbir şey yolunda gitmez: kadınlar, iş, hava, köpekler. Sonunda oturur kalırsın otobüs durağında ölümü bekler gibi.
Ölüler Böyle Sever
---------------------------------------------------------
Beni ve yazılarımı kabullenenler onu ve yazılarını kabullenemediler, bu nedenle acaba ben ahmaklara mı hitap ediyorum diye düşündüğüm olmuştur. Ama yazmadan duramıyordum. Kuş uçar, yılan kıvrılır, bense daktilo şeridi değiştiririm.
Hollywood (Sf.184)
---------------------------------------------------------
Azimli olmadığım doğru ama azimli olmayanların da yaşayabilecekleri bir yer olmalıydı, mevcut yerlerden daha iyi bir yer kastediyorum. Sabahın altı buçuğunda bir çalar saat sesine uyanıp yataktan fırla, giyin zorla bir şeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal.
Factotum (Sf.100)
------------------------------------------------------------
Bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. Ben hiç beceremedim. Çok sıkıcı bir şey ilişki, bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.
Pis Moruğun Notları
------------------------------------------------------------
Hiçbir zaman olması gerektiği gibi değil, dedi insanlar.
Müziğin sesi, sözcüklerin yazılışı.
Hiçbir zaman olması gerektiği gibi değil, dedi, bütün bize öğretilenler, peşinden koştuğumuz aşklar, öldüğümüz bütün ölümler, yaşadığımız bütün hayatlar,
Hiçbir zaman olması gerektiği gibi değiller, yakın bile değiller.
Birbiri arkasında yaşadığımız bu hayatlar, tarih olarak yığılmış, türlerin israfı, ışığın ve yolun tıkanması, olması gerektiği gibi değil, hiç değil, dedi.
Bilmiyor muyum? diye cevap verdim.
Uzaklaştım aynadan.
Sabahtı, öğlendi, akşamdı.
Hiçbir şey değişmiyordu.
Her şey yerli yerindeydi.
Bir şey patladı, bir şey kırıldı, bir şey kaldı.
Gülün Gölgesinde (Sf.93)
--------------------------------------------------
İçki meselesi bu, diye düşündüm kendime bir içki alırken. Eğer berbat bişeyler olmuşsa, unutmak için içersin; iyi bir şeyler olursa kutlamak için içersin ve hiçbir şey olmamışsa bir şeyler olması için içersin.
Kadınlar (Sf.191)
-------------------------------------------------
"... Birine ihtiyaç duyuyordu insan. Etrafında öyle biri yoksa sen yaratmak zorundaydın, olması gerektiği gibi birini yaratırdın. İnsanın kendini aldatması, hile yapması gibi birşey değildi bu. Aksini yapmak, etrafında Baron gibi biri olmadan yaşamak kendini aldatmak olurdu.
Ekmek Arası (Sf.113)
-----------------------------------------------------
kuma oturup suya bakardı, herşeye zor inanırdı suya bakınca, Çin diye bir ülke olduğuna ya a ABD'ye ve Vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altmışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını da ödemişti bir de okyanus... kadınları düşündü yine. birkaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardıç odalar ve yataklar ve evler ve noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler anlam eksikliği ve fırsat eksikliği ve şimdi, altmış yılın karşıığı: bir dolar yirmi sent
Sıradan Delilik Öyküleri (Sf.32)