Börü Tonga'nın Otağı

Konu sahibi son olarak 911 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Türkiye’nin karanlık yılları..
Kardeşin kardeşe kırdırıldığı yıllar..
CIA’nın ortadoğu şefi Paul Henze‘nin ABD başkanı Jimmy Carter’a “Bizim oğlanlar yaptı†dediği 80 darbesine daha bir yıl var..
1979 yani..
Karadeniz’in şirin ilçesi Fatsa’da belediye seçimleri yapılacak..
Bağımsız aday Fikri Sönmez farklı şeyler söylüyor..
Herşeyi halkla yapacağım..
Belediyeyi halkla yöneteceğim..
Özellikle gençlerden kendisine büyük destek var..
Diğer partiler rahatsız..
Ankara’nın baskısıyla seçim iki kez erteleniyor..
Sonunda Fikri Sönmez 3096 oyla belediye başkanı oluyor.
CHP’nin oyu 1150..
Adalet Partisi’nin 850..
MHP ve MSP’yi de eklesen, Fikri Sönmez’in yarısı etmiyor..

Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez bir terzi..
O nedenle Terzi Fikri diyorlar…
Devrimci, sosyalist biri..
Seçimden bir gün sonra Fatsa’da halk örgütleri kuruyor.
Halkın direkt yönetime katılmasını sağlıyor..
En önemli sorun çamur..
Halkla bir haftada Fatsa’nın tüm çamurlu yollarını yeniliyor..
Özellikle fındık üreticilerin sorunlarıyla ilgileniyor..
Aracıların, komisyoncuların önünü kesiyor..
Kooperatifleşme çalışmaları yapıyor..
Karaborsacıların üzerine gidiyor..
İlçede ekmek fiyatını fırıncılarla masaya oturan halk örgütleri ortak belirliyor..
Ulaşımı ve suyu ucuzlatıyor..
Fatsa’da küçük bir sosyalist düzen kuruyor..
Yapılanlar karşısında ilçenin CHP, Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi temsilcileri de yönetime tam destek veriyor.

Ancak, Fatsa’nın halkla yonetilmesi Ankara’daki karanlık odaları rahatsız ediyor..
Önce ilçeye mazot göndermiyorlar..
Moskova’dan alsınlar diyorlar..
Gazeteler hergün Fatsa’yı kötülüyor..
Süleyman Demirel Çorum katliamını unutturmak için “Çorum’u bırak Fatsa’ya bak†diyor.
Ülkenin tüm sorunları bitmiş gibi, fındık kadar bir ilçe sürekli manşetlere çıkıyor.
Özellikle Tercüman ve Hürriyet’te..
“Komünistler Fatsa’yı ele geçirdi..â€
“Devlet Fatsa’da yok..â€
“Dinsizler dini yasakladı..â€
“Halk mahkemeleri kuruldu.â€
Öyle akıl almaz, öyle gerçek dışı şeyler yazılıyor ki..
Sonunda Fatsa’nın, CHP, AP ve MSP örgütleri bile isyan ediyor.
“Biz burada huzur içinde yaşıyoruz.Burada komünist iktidar yok, kan yok, halk var.â€
Fatsa kaymakamı bile önce valiye, sonra Ankara’ya mesaj geçiyor.
“İlçede bir sorun yokâ€
Ama hemen görevden alıyorlar..
Sonra bir köşe yazarı çıkıyor ortaya..
Oktay Ekşi..
O günlerde Hürriyet’in başyazarı..
10 Temmuz 1980’de şöyle diyor köşesinde..
“Fatsa bir nifak merkezi..Tehlikeli bir õrnek..Eğer Fatsa’nın başı ezilmezse cumhuriyet elden gidecek..Ordu Fatsa’ya hemen el koymalıâ€
Bunları yazan Oktay Ekşi bugün CHP milletvekili.
..Ve 12 Temmuz 1980’de ordu Fatsa’ya el koyuyor..
Silahlı Kuvvetler 12 Eylül’ün ilk provasını Fatsa’da yapıyor..
Terzi Fikri görevden alınıyor..
Yüzlerce insanla birlikte cezaevine konuyor..
İşkence tezgahlarında sabahlıyorlar..
.,Ve Kenan Evren “Fatsa’da taş taş üstünde bırakmadık†diyor..
Netekim!..

4 Mayıs 1985 Cezaevinde ağır işkencelere dayanamayan Terzi Fikri öldü..
Cenaze namazını yarıda kestiler.
Komünistti dediler cenazesini yıkamadılar..
Dinsiz bu adam dediler, salasını okumadılar..
Öylesine gömüldü..

Terzi Fikri ve binlerce Fatsalı..
Fatsa’yı “Sınırsız ve duvarsız bir kardeş sofrası†gibi açmışlardı..
Kısa sürdü..
9 aylık rüya kanla bitti..
Ama Terzi Fikri’nin şu sözleri hiç unutmadı.
“Ben ne yaptıysam, halkım için halkımla yaptımâ€

Yüreklerini betimsiz sevdalarla dolduranlara ölümün hükmü yoktur..
Terzi Fikri için de ölümün hükmü yoktu..

Ve Can Baba’nın Terzi Fikri üzerine yazmış olduğu sözler;

“Her seçim döneminde
Göğünü yitirmiş bir ay gibi Karadeniz’e düşerim
Ilık bir düş vaktine dönüşür Fatsa
Gözlerimin tuzu Karadeniz’e
Karadeniz gözlerime dolar
Ağzım dilim dudaklarım arar
Ben Fikri’yi ararım…â€
 


Dünyanın Bütün Parası​

Film harikaydı sürükleyiciydi de. Gerçek hikayeden esinlenilmesi de insanı şaşırtıyor. O kadar paran var ve sevdiğin torunun için vermiyorsun. İlahi adalet mi derler ne film de iyi bitti :) İzlenilmesi gereken bir film olmuş.
 
Büyük Alman Kralı Barbarossa ve Göksu Deresi'nde Ölümüyle Sonlandırdığı III. Haçlı Seferi
Selahaddin Eyyubi'nin Haçlıların elinden Kudüs'ü alması üzerine 1189-1192 arasında düzenlenen III. Haçlı Seferi'nin başında ünlü Alman general Friedrich Barbarossa bulunuyordu. Hikayesini inceliyoruz.

XKHJV7G1oLBewxzi-636590426719173826.jpg


friedrich barbarossa, cermen kökenli toplumlar için özellikle çok büyük önem taşıyan tarihi bir figür, alman kralı

bunun en büyük sebebi de, tarihteki ilk cermen/sakson birliğini oluşturmuş olması muhtemelen (i. reich). salt bu yüzden, nazi almanyası'ndaki en büyük harekat olan, sovyet rusya'ya karşı yapılmış operasyona da kendi ismi verilmiştir (unternehmen barbarossa). (bak: http://tr.wikipedia.org/wiki/barbarossa_harekâtı)

ayrıca -sonradan kaptan-ı derya olacak olan- barbaros hayrettin paşa'nın (1528 preveze deniz savaşı) lakabının da (kızıl sakallarına ithafen) friedrich barbarossa'dan geldiği söylenegelir.

haçlıların elinde tuttuğu kudüs'ün 1187'de (hıttin savaşı) selahaddin eyyubi komutasındaki müslüman kuvvetler tarafından ele geçirildiği öğrenilince avrupa'da yeni bir haçlı seferi için çalışmalar başlatılır. tarihte görülmüş en büyük haçlı seferlerinden biri olan iii. haçlı seferi de böylece gerçekleşecektir. bu seferin enteresan tarafı richard the lionhearted (ingiltere), philip augustus (fransa), friedrich barbarossa (almanya) gibi avrupa'nın o zamanki en büyük üç devletinin kralının katılmış olmasıdır.


harekât hızlıca tertiplenecektir

i. richard ve ii. philip manş denizi'nden donanma gemilerine binerek takribi onar bin kişilik kuvvetlerini cebelitarık vasıtasıyla gemiyle getirecektir. fakat bu harekatın tam bir zafer olmasını isteyen barbarossa emri altındaki neredeyse tüm askerleri alarak takribi 100.000 kişilik bir kuvvetle ortada kalmıştır. zaten kayda değer bir donanmaya sahip olmayan taze alman imparatorluğu'nun (holy roman empire) böyle bir kuvveti taşıyacak kadar gemisi yoktur. hoş, muhtemelen avrupa'da o tarihte bu kadar büyük bir kuvveti taşıyacak gemi bulunmamaktadır.

barbarossa maiyetindeki soylularla birlikte (avusturya dükü v. conrad, swabia dükü friedrich) karayolunu kullanmaya karar verir ve dev yürüyüş başlar. avusturya-macaristan-balkanlar üzerinden doğu roma (bizans) topraklarına girerler, akabinde anadolu'ya geçerler. o tarihte anadolu selçuklu devleti nispetle parlak dönemlerini yaşamaktadır, tahtta ii. kılıçarslan vardır. ii. kılıçarslan vizyon sahibi bir adamdır, bu kadar büyük ve düzenli, aynı zamanda ağır zırhlı bir orduya karşı koyamayacağını anlamıştır. bu kez hikaye rahip pierre l'ermit komutasındaki 10.000 kişilik serseri ordusunun katıldığı i. haçlı seferi gibi değildir, o yüzden barbarossa'ya elçiler göndererek anlaşma zemini arar. tıpkı rakibi gibi, o da bir anlaşma olmayacağını bilmektedir, fakat rakibinin niyetini öğrenmek ister. ikili geçici bir anlaşma imzalar, bu anlaşmaya göre barbarossa ve ordusu anadolu'dan zarar vermeden geçtiği sürece iki devlet birbiriyle savaşmayacaktır.

kdifAv6dyZ6TvCTR-636590433899986574.jpg

iii. haçlı seferi'nin rotası.

fakat kazın ayağı öyle olmaz
100.000 kişilik ordu, avrupa'da ilerleyişi devam ettikçe katılanlarla birlikte 150.000 kişilik bir nüfusa ulaşmıştır. bu kadar insanı doyurmak ve onları nizam içinde tutmak imkansız derecesinde zordur. ilk ihtilafı türkmenlerin mi yoksa haçlıların mı çıkardığı bilinmiyor, fakat bir noktadan sonra kılıçarslan'ın ordusu gerilla taktiğiyle vur-kaç yaparak haçlı ordusuna ciddi zarar vermeye başlamış, haçlılar da buldukları yerleşimleri özellikle yiyecek için yağmalamışlardır. bu noktadan sonra işler çirkinleşir, haçlı ordusu kılıçarslan'ın başkenti olan konya'yı kuşatıp alır. fakat barbarossa'nın acelesi vardır, onun derdi selçuklularla değil, eyyubi ile savaşmaktır. sadece beş gün kaldıktan sonra konya'dan ayrılırlar, ancak kılıçarslan sinirlenmiştir. haçlı ordusunun olası güzergahlarını planlayarak o güzergahlar üzerindeki tüm su ve yiyecek kaynaklarını tahrip ettirir. haçlı ordusu bir yerden sonra ciddi yiyecek ve su sıkıntısı yaşamaya başlayacaktır.


ayrıca selçuklular'ın planları bu kadarla kalmaz
anadolu'yu karış karış bilen kılıçarslan'ın askerleri haçlı ordusuna mümkün olan her yerde pusu atar. haçlı ordusu inanılmaz derecede gerilmiş ve yıpranmıştır. bilmedikleri topraklarda, sürekli olarak tacize uğradıkları için tek dertleri anadolu'dan bir an önce çıkmaktır. zaten çok ciddi kayıplar vermeye başlamışlardır, özellikle temiz su eksikliği nedeniyle dizanterinin yaygın olduğu gibi bir kanı vardır, fakat kaynak bulamadığım için bu konuda tam yorum yapmıyorum.

bundan takriben 700 sene sonra i. petro (deli petro) poltava savaşı'nda sürekli olarak yenildiği xii. karl'a (demirbaş şarl) aynı taktiği uygulayacak, topraklarının içine çekip aç susuz bıraktığı kudretli isveç ordusunu imha edecektir.

hasılı, barbarossa yıpranmış ve neredeyse hiç savaşmadan ciddi kayıplar vermiş ordusuyla göksu nehri önlerine gelir. daha uzatmayacağım, almanya'nın derin ve geniş nehirlerinden sonra (rhein, main) göksu nehri ona dere gibi gelir. atının sırtında nehri geçmeye çalışır, -bir şekilde- akıntıya kapılır. attan düşer, üzerinde ağır şövalye zırhı olduğu için dibe batar ve boğularak ölür.


öldüğü noktada anıtı bulunmaktadır
hABZXW4Dhi4szrRV-636590429491391781.jpg


velkelam, öylece ölür barbarossa. ordu yoluna devam eder, antakya prensini de alarak kudüs önüne gelirler, savaşa tutuşurlar. yıllar geçtikten sonra hiçbir şey elde edemeden krallar ülkelerinin yolunu tutar, askerlerden de çoğu kudüs civarında kalır.
 
Kıbrıs Harekatı'nın Ertesinde Türkiye'yle İsveç'i Diplomatik Krizin Eşiğine Getiren Çiftçi Olayı
Kıbrıs Barış Harekatı'nın ertesinde KKTC ile Rum Kesimi arasında Birleşmiş Milletler tarafından bir "Yeşil Hat" oluşturulmuş. İki tarafın birbiriyle olan fiziksel temasını kesmek için oluşturulan bu tampon bölgede çok ilginç bir olay yaşanmış. Sözlük yazarı "anglachelm" anlatıyor.

syE8pKyFJQq3FPxN-636589547792548701.jpg


1974 yılındaki bir olayda kıbrıs barış harekatı'nın hemen ertesinde yeşil hat oluşturulmuş ve birleşmiş milletler'in mavi miğferli takkeli uluslararası askerleri türk ve rum tarafının arasında bir tampon bölge oluşturarak iki tarafın birbiriyle fiziksel temasını kesmiş. portekizli, isveçli, finli, irlandalı kanadalı askerler belirli bir rotasyonda yeşil hat üzerinde silahlı devriyeler atarak görevlerini yapıyorlar. aylardan sanırım ağustos sonu ya da eylül başları.

yeşil hattın rum tarafında hayat normale dönmeye çalışıyor. harekat yeni bitmiş. hasat mevsimi gelmiş. bir rum çiftçi biçerdöveriyle tarlasını biçip yeşil hatta dayandığında etrafa bakıyor. tarlasını gitmiş martta ekmiş. temmuzda hiç beklenmedik bir şekilde barış harekatı olmuş kıyamet kopmuş. eylülde adamın tarlasının ortasından dikenli teller geçmiş, tarlanın yarısı diğer tarafta kalmış arada da birleşmiş milletler askerleri silahlı araçlı devriyeler atıyorlar. ama o taraftaki ekinler de çıkmış. rum çiftçi ne yapsam diye düşünürken birleşmiş milletler askerlerine el kol yapıyor. onlar da durup bakıyorlar. isveçli askerler bunlar. bir m113 zırhlı personel taşıyıcı ve yanında yürüyen bir isveçli binbaşı var. çiftçi yapabildiği kadarıyla hattın diğer tarafında geçip tarlasını biçip dönmek istediğini söylüyor. askeri olarak bir sakıncalı durum olmasa da politik olarak var. ancak sarışın ve bıyıklı isveçli binbaşı adamı bir süzüp haydi geç diyor. koskoca yeşil hattın dikenli tellerini personel taşıyıcıyla bir ezip çiftçiyi türk tarafına alıveriyorlar.

sabah 9'da türk tarafında tepedeki gözetleme kulesinde jandarma üsteğmen esneyip gerinip dürbünle yeşil hatta bir bakayım diye pervaza çıktığında 400 metrede araçlı falan bir hareket algılıyor. dürbünle bir baktığında aman allah, hat yıkılmış, personel taşıyıcılar falan türk tarafına geçmiş, bizim taraftaki ekinlere de biçerdöver sokmuşlar buğday çalıyorlar.

üsteğmen lan vay şerefsizler diye kuleden koşarak inip aşağıda park etmiş boyası atmış kırmızı mobilet motoruna atlıyor ve yanında sadece tabancası olduğu halde tam gaz bu tiplere doğru yardırıyor. ne bir telsizle yardım istemek, ne bir rapor, ne destek... ne bir durup düşünmek... hak getire.

olay yerine vardığında az uzakta motoru yere atıp kararlı adımlarla m113 zırhlı personel taşıyıcıya doğru yürüyor. yürürken de elini kolunu sallayarak bağırıyor. yarı türkçe yarı harbiye fransızcasıyla zone interdite, yasak bölge burası çıkın diye bağırıyor. kendisine gelen üniformalı, silahlı ve heyecanlı bir genç türk subayını gören isveçliler de heyecanlanmaya başlıyor. isveçli binbaşı personel taşıyıcının tepesindeki 12.7mm uçaksavardaki ere subayı göstererek parmağıyla bir ima yapıyor. türk subay da bunu "bir yamuk yaparsa ateş et" olarak algılıyor. kıyamet de orada kopuyor.

bunu görünce eli hemen kılıfına gidiyor ve 14'lü browning hp tabancasını çekiyor. silahın horozunu da kaldırıyor ve isveçli binbaşıya doğrultuyor. personel taşıyıcının tepesindeki askerler de bunu görüp heyecanla şak şuk silahlarını kurup türk üsteğmene nişan alıyorlar. üsteğmen bu sırada bağırmayı ve nişan almayan sol eliyle "hadi gidin" demeyi hiç kesmiyor. ama durumunun da çok sakat olduğunun farkına varıyor. silahı çekmiş, horozu bile kaldırmış. harbiye öğretisine göre o silahı şimdi yerine koyamaz. yoksa subaylığı bir daha kim niye kaale alsın. ateş ederse de yandı gülüm keten helva, kendisini uçaksavarla dağıtmaları bir yana bir de birleşmiş personelini öldüren türk askerleri imajı da ülkeye de ihanet gibi bir şey. "keşke silahı çekmeyeydim" diye içinden geçiriyor ama olan olmuş bir kere.

isveçli binbaşı fransızca bilmiyor. o da diğerine ingilizce laf anlatmaya çalışıyor. türk üsteğmen de onu anlamıyor. yani iki subay arasında hiçbir geçerli iletişim metodu yok. ama silahlar dolu. birbirlerine çevrilmiş durumda. türk üsteğmen ya herru ya merru diyerek silahı yere çevirip bir el ateş ediyor. herkes bir irkildiğinde iki parmağını gösterip, binbaşıyı işaret edip kendi alnına dokunuyor. sabah kahvaltıda yürek falan artık ne yediyse tüm namlular kendisine dönükken alenen ikinciyi kafana sıkacağım diyor. onlar da bunu çok ciddiye alıyorlar.

böyle iki dakika bir standoffta geçince üsteğmen bir an geriye dönüp durum değerlendirmesi yapıyor ve gözetleme kulesinden yahya başçavuşun bölük karargahındaki bütün erleri avcı koluna alıp silahlarıyla birlikte kendisine intikal etmekte olduğunu görüyor. silah sesini duymuşlar. isveçliler kendilerine gelen 20 - 25 türk komandoyu görünce ellerini tetiklerden çekip sakin olun demeye başlıyorlar. türk üsteğmen de ateş ettiği için silahı kılıfına geri sokuyor. komandolar yanlarında bitince biçerdöveri de rum çiftçiyi de isveçli askerleri de ittirerek yeşil hatta geri gönderiyorlar. dikenli teli de akşam tekrar yerine dikiyorlar.

olay bir üst merciye aksediyor ve türk komando taburu barış gücü alayıyla temasa geçip onların nezdinde bir sıkıntı var mı soruyorlar. zaten orada olan isveçli sarışın binbaşı kafasını sallayıp diyor ki "hayır",

"silah kılıftan çıktı mı ateş edilir. subay terbiyesine uygun davrandı, üsteğmene selamlarımı iletin"

meğerse bu "silah kılıftan çıktı mı ateş edilir" düsturu bir tek bizde böyle değilmiş.
 
esrar880_16_9_1523470910.jpg


Guardian gazetesinin haberine göre, yarım ton esrarın ortadan kaybolduğu, başkent Buenos Aires’e 60 kilometre uzaklıktaki Pilar’da bulunan depoda yapılan kontrolde ortaya çıktı.

Kaybolan büyük miktardaki esrar, iki yıldır depoda tutuluyordu. Ancak, kayıtlara göre depoda, operasyonlarda ele geçirilen altı bin kilo esrar bulunması gerekirken, 5 bin 460 kilo olduğu fark edildi.

Şüpheler, geçen yıl Nisan ayında görevden ayrılırken, ele geçirilen esrar miktarını imzalamayan kentin eski Emniyet Müdürü Javier Specia üzerinde toplandı.

Specia’nın yerine görev gelen Müdürü Emiliyo Portero, eksikliği fark etti ve konuyu iç soruşturma birimine aktardı.

Hakim karşısına çıkan Specia ve üç astı da, kayıp esrarı “farelerin yediğini” öne sürdü.

Adli tıp uzmanları: Mümkün değil

Ancak adli tıp uzmanları, mahkemede yaptıkları açıklamalarda, farelerin esrarı yiyecek sanıp yemesinin mümkün olmadığını ve çok sayıda farenin uyuşturucuyu yemesi durumunda, depoda çok sayıda ölü farenin bulunması gerektiğini belirtti.

Dört polis memuru daha, 4 Mayıs’ta konuyla ilgili ifade verecek.

Yargıç, esrarın kişisel menfaat elde etmek için mi, ihmal sonucu mu ortadan kaybolduğuna karar verecek.

Specia geçen yıl ne kadar gelir elde ettiği konusundaki yeminli bildirimi vermediği için de ayrı bir soruşturma geçiriyor.
 
Ne düğündü ama..
Düğünleri sevmem ama insanın abisi evlenince bir başka oluyormuş demek..
Herkes sıra sana geldi demek gibi klişe söylemi yenileme ihtiyacı hissetti..
 
jh96v8.jpg


Ölümsüz Kılıç​

Fantastik bir film ama o kadar da fazla fantastikliği yok izlenebilir. Cüneyt Arkın filmleri gibi adamın vurduğu kalkmıyor kolay öldürüyorlar herkesi. Kızcağız çok bağırıyor biraz daha iyi yapabilirdi ama film genel olarak güzeldi. Şongun yönetimimidir nedir o da işe karışmasaydı iyiydi aslında.
 
Gemileri Müttefikler Tarafından Paylaşılmasın Diye Kendi Kendini Batıran Alman Donanması
1919 yılında, I. Dünya Savaşı bittiği sıralarda İngiltere karasularında çok ilginç bir olay yaşanmış.

hPrO3HN1lY9jxJiQ-636106634694388595.jpg


11 kasım'da imza edilen ateşkes uyarınca birinci dünya savaşı sona ermişti ancak bir barış anlaşması imzalanana kadar almanların elindeki suüstü harp ekipmanının ne olacağı açık değildi. kaiserliche marine'in diğer yarısı olan denizaltı filosu almanyaya dönmemek üzere teslim alınmıştı ama 74 parça dünyanın en güçlü ikinci donanmasına ne olacak kimse bilmiyordu. amerikalılar öncelikle gemilerin tarafsız bir limanda interne edilip haklarında varılacak konsensüsü beklemelerini önerir. bunun teklif edildiği norveç ve ispanya teklifi reddederler. ingilizler ise alman donanmasının aynı anda 5 donanmaya evsahipliği yapacak kadar büyük scapa flow'a çekilmesini önerir. plana göre kraliyet donanması da bu gemilerin bekçiliğini yapacaktır. öneri öylece kabul edilir.

amiral franz von hipper donanmasını teslim etmeye gönülsüzdür. bu yüzden teslim olacak filonun başına astı ludwig von reuter'i atar. von reuter 70 küsür gemisini scapa flow'a getirir. bu sırada kraliyet deniz kuvvetlerinin başında amiral david beatty vardır. jutland'da iki gemisi prematüre olarak gözlerinin önünde patladığından beri alamadığı ve artık almasının pek mümkün olmadığı intikamını farklı bir yolla almayı seçer. semafor maharetiyle teslim olan alman filosuna şu mesajı çeker:

BKZJ5zit6EAUYAtY-636106638290551151.jpg


"gemilerdeki alman bayrakları bu akşamüstü gönderlerden indirilecek ve ikinci bir emre kadar veya izinsiz olarak tekrar göndere çekilmeyecektir"

almanlar ya sabır çekerek siyah beyaz kartallı naval jack'leri gönderlerden indirirler. scapa flow limanında da beklemeye koyulurlar

gemilerde bu arada belirtmek gerekirse en fazla 200 kişilik iskelet mürettebat bırakılmıştır ve karaya çıkmalarına izin yoktur. ayda iki kere almanya'dan esir donanmaya yemek gönderilir ama yemek kalitesi ve varyetesi almanyanın savaş sonraki durumundan ötürü çok kötüdür. esir denizciler balık tutarak vakit öldürmeyi ve monoton günlere renk katmaya çalışırlar.

QTIKHrVsevGgmeYy-636106639330084888.jpg


von reuter'in scapa flow'daki yaşamı ise pek kolay değildir. sağlığı bozulmuştur ve alman donanmasının isyancı bolşevik özentisi "kızıl muhafız"ları emre daimi itaatsizlik gösterdikleri gibi adamcağızın kamarasının tepesinde tepinerek gece bile uyutmazlar. limana 20000 kişiyle gelen hochseeflotte her ay 100 kişiyi eve göndere göndere 1918 aralık ayında 4800 kişi kadar kalmıştır.

bu sırada ingilizler eğer alman donanması kendisini batırmaya kalkışırsa gemileri nasıl derdest ederiz'in derdindedirler. korkuları yersiz değildir çünkü von reuter pek kimseyi alttan alır bir adam değildir. üstüne versailles anlaşmasının koşullarını öğrendiği andan itibaren de gemileri batırma planını yapmaya başlamıştır bile. ancak çok daha önceden bir plan yapmış olması da muhtemeldir çünkü sonradan hatıratında erich raeder "gemiler zaten her koşulda intihar edecekti yav" tarzında şeyler de söylemiştir. von reuter bilahare 18 haziran'da gemi kaptanlarına "eğer gemilerimizi almaya kalkışırlarsa batıracağız" tarzında emri kulaktan kulağa yayar.


yq4jHgqJ9BR3LkdR-636106639656959355.jpg


ingilizler devasa alman donanmasını kayıpsız ele geçirmek için 21 haziran gecesi gemilere bordalama planı yaparlar. ancak sonrasında anlaşmanın imzalanma tarihinin 23'üne ertelendiğini öğrenerek biraz daha beklemeye karar verirler. almanların da bunu bir şekilde duyduğu sanrısına kapılarak ingiliz amiral sydney freemantle kendi gemilerini scapa flow'dan çıkarıp açık denizde bir anti torpido manevrası eğitimine götürür.

von reuter ise bu haberi almamıştır. anlaşmanın 21 haziran'da imza edildiğini düşünerek batırma sinyali verir. saat 10:00'da sinyal semafor ve işaretle tüm gemilere iletilir. almanlar balyozlarla ekipmanları parçalar, valfleri açar, kompartmanları suya doldurur. lumbozlar gevşetilir, su geçirmez kapılar bükülerek açık bırakılır. hatta bazı gemilerin cıvataları karinadan çıkartılarak batışı hızlandırmaya yardım eder.

c3wgmcVWHH00vull-636106639823834095.jpg


saat 12:00 ye kadar gözle görülen bir değişiklik olmaz. sonra sms friedrich der grosse iskeleye doğru ağır yatmaya başlar. bu arada tüm gemilere son kez imparatorluk alman sancağı çekilir. mürettebat da gemileri böylece terketmeye başlar. scapa flow'da kalan ingiliz gemileri bu şekilde biri tamirde 3 destroyerdir. destroyer kaptanları lan noluyo lan lan laaan diye birbirlerine bakakalırlar. saat 12:20'de torpidolara karşı açıkdeniz manevraları yapan freemantle'in da intihardan haberi olur. tam gaz scapa flow'a yardırmaya başlar. radyodan da sesi çıktığınca bağırarak olabilecek tüm gücün kullanılarak gemilerin batmasının engellenmesini emreder. karaya oturtturun bişey yapın geliyorum der. ingilizler sadece savaş gemisi sms baden'i kurtarabilirler. 32 destroyer, 4 hafif kruvazör, 15 savaş gemisi ve ağır kruvazör dibi boylar. bu sırada ingilizler 9 alman denizcisini vurur, 16'sını da yaralar.

olay ardından von reuter ve kurmay heyeti hms revenge zırhlısına çıkartılır. bir tercüman aracılığı ile yaptığının şerefsizce olduğunu, ateşkes kurallarının centilmenliğe aykırı bir şekilde bozulduğunu falan çemkirirler. von reuter ruhsuz bir şekilde olanları izler. olaydan yıllar sonra da freemantle "aslında adam onurunu koruyordu sempati duyuyorum biraz" falan diyecektir.


fransızlar beklenmedik bir şekilde olaya sevinir. şöyle derler :

"alman donanmasının kendini batırmasını bir kutsama olarak görüyorum. bu olay bizi gemilerin nasıl taksim edileceği gibi çok dikenli bir sorundan bir anda kurtarıyor"


evde alman donanma kurmayları da memnundur :

"çok sevindim. teslimiyetin lekesi alman donanmasının üzerinden böylece silindi. gemilerin batışıyla donanmanın ruhunun ölmediği nihayet kanıtlandı. bu ifa edilen son görev alman donanmasının geleneklerine gayet uygundur" amiral reinhard scheer

r5Wn5tcmtNwYMteE-636106640452592442.jpg


ingilizler anlaşma sonrası gemilerden bir kısmını büyük zorluklarla geri yüzdürüp hedef talimlerinde kullanarak batırırlar. bir kısmı da halen scapa flow'da yatmakta ve popüler bir dalgıçlık destinasyonu olmayı sürdürmektedir.

bütün olayın dünya tarihine en ilginç etkisi de, scapa flow dibindeki donanmanın dünyada kalan son temiz çelik yığını olmasıdır. atom bombası denemeleri ve atmosfere bırakılan radyoizotoplar dünyadaki her şeyi kirlettiğinden içinde radyoizotop bulunmayan 1930 öncesi üretim çelik dünyada yalnız burada kalmıştır.

misal geiger sayacı yapımı için gereken nükleer etkileşimden muaf metaller günümüzde ihtiyaç duyuldukça sms derfflinger'den sms seydlitz'den sms hindenburg'dan parçalar kesilmesi yoluyla edinilmektedir. dünya üniversiteleri ve test reaktörlerinde aranıp da bulunamayan saf çelik kaynağı hep scapa flow'dur.
 
Türklere Sürekli Sorulan, 'Siz Deveye mi Biniyorsunuz?' Sorusunun Muhtemel Sebebi Olan Hikaye: Hi Jolly


IPMBacUylZ9XJF1O-636256160628460899.jpg


türklere sürekli sorulan, ''siz deveye mi biniyorsunuz?'' sorusu, hakaret olarak kabul edilse de çok ciddi bir tarihi mirasın etkisidir. hikayeye en uygun, şöyle başlamak gerekir:

cezayirli gazi hasan paşa, cezayir beyler beyini yönetmek için atanmış ünlü bir deniz korsanıydı. zamanında barbaros'un üst olarak kullandığı, korsanların en kalitelilerinin yetiştiği cezayir'den demir alan gemileri ile okyanusa açılıp, amerikan gemilerine kan kusturuyordu.
eylül 1795'te abd, bu tehdide karşı bir anlaşma yapmaya karar verdi. osmanlı imparatorluğu ile antlaşmak isteyen amerikaya, nam-ı diğer hasan dayı : "sultan sizin muhatabınız değildir, sizin başkanınız bizim paşamıza denktir" diyerek, antlaşmayı kendi aralarında yapılacaklarını söyler ve teklif zoraki kabul edilir. bu anlaşmaya göre abd, cezayir'deki esirlerin iadesi ve gerek atlas okyanusu'nda, gerekse akdeniz'de abd sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642.000 altın ve yılda 12.000 osmanlı altını (21.600 dolar) ödeyecekti. dili türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, amerika birleşik devletleri adına joseph donaldson ve osmanlı imparatorluğu adına da cezayir beylerbeyi, cezayirli hasan paşa, nam-ı diğer hasan dayı imza koydular. bu, abd'nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşması olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödenmesini kabul eden tek abd belgesidir. abd, 22 maddelik bu antlaşmaya 1818 yılına kadar bağlı kalıp vergi ödemiştir.
trablus antlaşması antlaşma metninin orijinali bu gün yale üniversitesi'ndedir.

3gH0jn5quLCtMSMq-636256170113218990.jpg


rasim efendi, bu antlaşmaya canından çok sevdiği devesi ile gelmiştir. devesini o kadar çok sevmektedir ki ona birde isim vermiştir. kamil isimli deve, amerikalılar tarafından oldukça dikkat çeker, nitekim amerikalı heyet hayatlarında hiç deve görmemişlerdir.

1851 yılına gelindiğinde kızılderililer ile savaş halinde bulunan amerika süvarileri kıtayı iyi bilen ve sürekli çöllerde direniş gösteren kızılderililer ile bir türlü başa çıkamazlar, çölün ağır koşullarında zorlanan süvariler bu durumu henry c. wayne ile yetkililere bildirdiklerinde, amerikan savaş heyeti çölde rahat hareket edebilmek için arayış içerisine girer. işte bu durumda akıllarına çöl koşullarına dayanabilen develer daha doğrusu kamiller akıllarına gelir. artık deve ihracatına karar veren amerika savaş heyeti, araştırmaları sonucu osmanlı imparatorluğuna deve ihracatı için başvurmaya karar verir.

1855 yılında david dixon porter komutasında ki amerikan gemisi istanbul kıyılarına 30 adet deve almak için yanaşır. amerika bir yandan da korsanları ile baş edemediği osmanlı makamları ile resmi olarak görüşebilmek için develeri başkentten almayı tercih etmiştir.

HzOj19qcYSA380PA-636256170470874446.jpg

sultan ile lala arasında tarihi, meşhur bir konuşma geçer.
-abdülmecit: lala bu gelen kim ola?
-lala: devletlim amerika birleşik devletleri derler namına. (abdülmecit şaşırır)
-abdülmecit: tek başlarına gemi alamamışlarda , birleşmişlerde mi almışlar? kimdir bu amerika? ne isterler bizden?

kısa süre sonra amerikalıların niyeti anlaşılır ve 30 adet deve satın alımı için başvuruda bulunurlar. abdülmecit, amerikalı heyete 2 adet fazladan deve hediye eder. bu tarihimizde amerika birleşik devletlerine verdiğimiz ilk ve tek askeri hibedir. ayrıca amerikanın kabul ettiği tek askeri hibe olarak da bilinir.

develer ve diplomatik atılımlardan sonra geriye tek bir ihtiyaç kalır, develer ile ilgilenecek olan bakıcılar. amerika birleşik devletleri'ne dönecek amerikalılar develerin kullanımı ve bakımı için istanbul'dan sonra izmir'e uğrayarak hacı ali, rum yorgo karalambo ve ilyas calleş ile birlikte 4 deveciyi de yanlarına alırlar. çobanlardan ikisi amerika'ya gelince birden ortadan kaybolur, develer ile teksas indianola limanına gelen bu ilk kafile, amerika birleşik devletleri'ndeki ilk deve birliğinin de temelini oluşturur.

deveci hacı ali, bu kafilenin liderliğini yapmıştır. iki müslüman türk ise teksas'ın uçsuz bozkırlarını görünce vatan özlemleri ağır basar ve altı ay çalıştıktan sonra yurtlarına geri dönerler. geriyi bir tek hacı ali, yorgo karalambo ve ilyas calleş kalmıştır. develerin umulanı verememesi, üremeyi ret etmesi gibi nedenlerden dolayı develer savaştan çekilir. develer satılır ve farklı amaçlar için kullanılmaya başlar. çobanları da onlarını takip etmek zorundadır, vahşi batıda bildikleri tek iş budur.

yorgo karalambo, los angeles'ta kalır ve seyislik yapar. viski düşkünlüğü yüzünden başı sıkça derde girer. 1867 yılında amerikan vatandaşı olup george allen adını alır. 1913 yılında kaliforniya'da vefat eder.

ilyas calleş adlı rum ise kısa süre deve çobanlığı yaptıktan sonra, meksika savaşlarına katılır ve sonora calune bölgesine yerleşip, siyaset ile içli dışlı bir yaşam sürer. osmanlıdan gelen bu deve çobanı rum'un oğlu plutarco elias calles, 1924 yılında meksika'nın "el turko" lakabı ile bilinen cumurbaşkanı olacaktır.

el turko, ulusal devrimci parti'yi (pnr) kurdu. bu parti, 1946 yılında kurumsal devrimci parti (prı) adını alarak 2000'e kadar meksika'da iktidarı elinde tuttu.

amerikalıların telaffuzda zorlanması sonucu adı hi jolly'e dönüşen hacı ali, bir süre los angeles limanı ve şehir arasında develeri ile taşımacılık yapar.

gertrudis serna adında meksikalı bir kızla evlenip iki çocuk sahibi olmuştur. batı'daki altına hücum akımına kapılarak yuma ve tuscan şehirleri arasında birçok girişimde bulunan hacı ali, maden aramada başarısız olması üzerine kısa bir süre sonra ordudaki işine geri dönmüştür.
1880 yılında amerika birleşik devletleri vatandaşı olur, resmî kayıtlardaki ismi: tedro'dur. son yıllarını madencilik ve ara sıra da amerika birleşik devletleri hükümeti adına izcilik yaptığı arizona'daki quartzsite şehrinde geçirmiş ve burada vefat etmiştir. ama hacı ali'nin maceracı ve kahraman kişiliği asla unutulmamıştır. i-10 otoyolu üzerinde kalifornia'dan arizona'ya geçtikten yaklaşık 30 mil sonra bulunan mezarına sahip çıkılıp kendisine birde anıt yapılmıştır. her yıl ocak ayında quartzsite'de hacı ali adına düzenlenen festivalde; geçit töreni, deve yarışları ve konserler düzenlenmektedir.

A0E0xdtFIBr8kQ93-636256212542103726.jpg

mezarında şöyle yazar : hi jolly'nin son kampı. 10 şubat 1856'da bu ülkeye geldi. deveci, denkçi ve kılavuz olarak 30 yıldan fazla birleşik devletler hükümeti'ne doğrulukla hizmet etti.

hacı ali ordu üzerinde öyle bir etki bırakmıştır ki askerler onunla fotoğraf çektirerek savaşa uğurlanmıştır. hacı ali'nin mezarının yanında gördüğünüz, kit carson, buffalo bill cody ve ulysses s. grant gibi isimlerin yakın dostu san pasqual amerika'nın milli kahramanlarından edward fitzgerald.

iUvGZNgQNRyMwIEi-636256214468224915.jpg


hacı ali karşımıza farklı bir yerde de çıkar; red kit, silahşörler silahşörü isimli maceranın içerisinde yer alan "devenin hazinesi" isimli kısa öykü... çölde namaz kılmakta iken, red kit kendisini görür ve bir dizi olaylar gelişir. finalde hacı ali, "ben yalnız bir hacıyım, mekke'den çok uzaklarda" der.

Dn6y89CGqa3amPZt-636256214709318138.jpg


ardından gelişen süreçte; amerika'da sigara işine girmek isteyen bir dizi girişimci kaliteli bir tütün ithal etmeye karar verirler. türk tütünleri artık amerika'da dır. şirket, sigarası için bir isim ve sembol aramaktadır. türkler ile ilgili bildikleri tek şey ise hacı ali'dir. bu sebeple hacı ali den kalan ve yaşayan joe isimli son deveyi satın almak ile işe başlarlar. ardından sigaranın ismini camel olarak belirleyip, sembolünü de deve joe olarak seçerler.

PVluEzbzDD9qWXxb-636256215632441061.jpg


camel
sigara üretildikten sonra bir dizi reklam kampanyası da düzenlenir. sigaralar, hacı ali'nin devesinin sırtına yüklenerek satılmıştır. amerikan halkı develere o kadar yabancıdır ki sigara içmeyenler bile joe'i görmek için sigara almaya gelmiştir.

işte her köşe başında bulabileceğiniz camel sigaralarının üzerinde ki deve kızılderililere karşı savaşmak için osmanlıdan alınan joe isimli, hacı ali'nin devesidir. joe öldükten sonra ise yakılarak küllerini hacı ali'nin mezarının baş ucuna gömmüşlerdir.

seneler sonra joe, tekrar ve tekrar gündeme gelir. onlar, joe ile ilgili başarıyı hiç unutmamışlardır.
 
zlt382.jpg


Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı​

Dün sabah bayağ erken kalktım zaten sinema programımda vardı saat 11'e bilet aldım gittim. Mis gibi boştu rahat rahat izledim. Aynı tempoda başladı aynı tempo da bitti film. Tatmin edici gidiyordu ama finale doğru yükselmeyince daha fazla, insanı tatmin ediyor gibi geliyor. İkinci film olacak şekilde bitirdiler. Olanlara bakınca senaryoyu kafanızda oluşturuyorsunuz zaten. Strange fikir değiştirip bir şey yapıyor acaba o gördüğü hesaplamalardan dolayı mı ? Onca kayıp yaşanıyor yenilir yutulur cinsten değil. Zaman taşı mutlaka kullanılacak ve olaylar düzelecek ama Strange yokken taşı kim kullanacak bilmiyorum. Wong kullanabilir mi acaba ? Yine bir serüven bizi bekliyor bakalım.
 
Marvel Evreninin Geçmiş ve Geleceğini Birleştiren Zirve: Avengers Infinity War İncelemesi
2008'de Iron Man ile başlayan Marvel Sinematik Evreni, nakış gibi işlenen bir 10 yılın sonrasında tüm kahramanların bir araya geldiği Avengers: Infinity War (Sonsuzluk Savaşı) ile taçlanıyor. Peki Infinity War nasıl olmuş? Beklentileri karşılayabilmiş mi?

TB8IuPXBkioGYFTj-636606813887413899.jpg


uzun zamandır beklenen, marvel cinematic universe’ün tam 10 yıldır bize ağır ağır sunduğu büyük hikayenin ilk ayağındayız
avengers: infinity war sadece kendi başına düşünülemeyecek kadar büyük bir film. gerçekten bu filmi izlemek ve maksimum keyfi almak için öncül filmlerin izlenilmiş olması gerekiyor. burada ilk risk alınıyor ve tamamen çizgi romanlardaki event mantığına geçiliyor.

çizgi roman eventlerinde okuyucunun halihazırda tanıdığı karakterler uzun şekilde anlatılmaz. ana konsept çizilir ve bu karakterler büyük hikâyeye karşı bir araya gelir. infinity war filmi bu mantıkla hazırlanmış. ilk iki avengers böyle bir üsluba sahip değildi. solo karakter filmleri gibi bir ya da iki karaktere odaklanmasa da bir ekip olarak avengers’a odaklanılırdı. infinity war, dediğim event mantığına yakın bir şekilde karakterlerinden minimum sürede maksimum verimi alıyor.

NJHOTOdqGtxJZn5E-636606812358034143.jpg


genel konseptin dışarısında 2-3 karakter yine de ön plana çıkmayı başarmış
bunların başında elbette filmin ve uzun süredir mcu’nun villain’ı olan thanos geliyor. “zaten karakterleri tanıyorsunuz, maceraya odaklanalım” söyleminin dışındaki en önemli karakter olan thanos filmde en fazla öne çıkan karakter olmuş. ben guardians of the galaxy vol. 2 ile birlikte marvel’ın villain probleminin tamamen çözüldüğüne inanıyorum. özellikle vulture ve killmonger kusursuz birer villain portreleri çizmişken thanos işi bambaşka bir seviyeye çıkartmış.

öncelikle thanos kendi bakış açısından haklı. buna kesin şekilde inanıyor. tamamen hedefe odaklı ve bu yolda kayıp vermekten çekinmeyen bir karakter. film bunu çok başarılı vermesinin yanında, karaktere duygusal bir yön katarak onu iyice üç boyutlu hale getiriyor. bunu zirvesi elbette gamora olayı. titan’daki savaşta mentis’in bu olay yüzünden thanos’un acı çektiğini söylediğini unutmamak lazım. üstelik thanos’un motivasyonunu oluşturan evrenin yarısını yok etme planı, çizgi romandaki gibi mistress death yerine kaynak yetersizliğine bağlayanıyor. kaynak yetersizliği günümüz dünyası için de bir sorun olduğu için seyirci, karakterle empati kurabilecek hale geliyor.

438M6GCKNjlehQsC-636606810899598506.jpg


thanos’un taşları topladıkça karakterinin değiştiğini gözlemlemek mümkün. her taş ile birlikte tanrısallığa daha fazla yaklaşıyor. elinde taş yokken nidavellir ve xandar halkını katleden thanos, taşlar ile birlikte artık tekil katliamlardan ve şiddet gösterilerinden uzaklaşıyor. elinde sadece güç taşı varken thor’un gemisinde de halkı katlediyor. ama uzay taşını aldıktan sonra, yani evrende iki infinity stone’u kullanan tek kişi olduktan sonra zırhına da ihtiyaç duymuyor ve sadece yapabileceği için insanları öldürmekten vazgeçiyor. bilişsel olarak değişim geçiriyor.


black order, çizgi romanlardaki kadar derinlemesine işlenmemiş
sadece ebony maw, biraz ön plana çıkmış. diğer karakterler sadece hikayeyi ilerletmek için kullanılmış. corvus glaive’in daha etkin olması isterdim. ama film thanos açısından o kadar başarılı bir iş çıkartıyor ki diğer villain karakterlerin uzun süreli işenmesini gerekli hale getirmiyor. filmin ardından thanos’un yarattığı doygunluk, black order’ın görece etkisizliğini kapatıyor.

V2L0PKR8512EDJv9-636606809783506195.jpg


thanos’dan sonraki en önemli karakter ise thor olmuş. hem thor: ragnarok filmi hem de avengers: infinity war, thor adına iade-i itibar niteliğinde. son iki filmdir thor, gerçekten god of thunder’ı sonuna kadar hissettiriyor. film boyu karakter olarak duruşu, gelişimi, kararlılığı çok etkileyici. wakanda’ya indiği sahne ise filmin en güzel anlarından biriydi. guardians of the galaxy ekibi ile olan uyumunu çok beğendim. rocket raccoon ile harika bir ikili oldular.

burada biraz yeni çekici stormbreaker’dan da bahsetmek lazım. çizgi romanlarda mjolnir ile eşit güçteler. taşıyıcısı ise beta ray bill. filmde ise mjolnir’den daha güçlü halde. üstelik bifrost’un gücüne de sahip. heimdall’ın yokluğunda böyle bir özellik thor adına çok önemli tabi ki. stormbreaker adına groot’a da selam yollamak lazım. tam zamanında oyununu bıraktı.


thanos ve thor’un ardından iron man, doctor strange, spider-man ve gamora da ön plana çıkan diğer karakterler
doctor strange’in kendi filminden bu yana gelişimi olağanüstü. thanos ile olan birebir karşılaşması benim filmden en keyif aldığım anları oluşturdu. tony ve thanos arasında oluşan hafif bağı da beğendim. tony, senelerdir böyle bir tehlikenin geleceğine hazır. zaten ultron da bu korkudan yaratılmıştı. thanos’un ona bilgi ile lanetlenmek ile ilgili olarak biraz saygı duyması güzel düşünülmüş. thanos’u bir katre daha derinleştirmiş. filmdeki spider-man varlığı çok keyifli olmuş. iron spider zırhı çok göz alıcı. peter karakter olarak da filmde aldığı süre boyunca hem heyecanlandırdı hem de keyif verdi. gamora ise ruh taşını bilmesi ve thanos ile ilişkisi ile diğerlerinden sıyrılmış. thanos’un gerçeklik taşını kullanarak guardians of the galaxy’i kandırdığı knowhere sahnesinde gamora sahte thanos’u bıçakladıktan sonra hüngür hüngür ağlıyor. thanos’tan nefret ediyor ama ona bir şekilde değer vermeye de devam ediyor.

coQN6OMMy55XanYu-636606808807413681.jpg


diğer karakterler ise hepsi ön plana en az bir kez çıkacak kadar sürelerini paylaşmışlar. black panther’in ardından wakanda ve karakter olarak t’challa'yı biraz daha ön plana çıkarabilirler diye düşünmüştüm. ama ağırlığı oraya vermemişler. rocket raccoon, guardians of the galaxy vol.2 filminde yondu sayesinde önemli değişimler yaşamıştı. bu filmde bunun yansımalarını gördük. eskisi kadar sinirli ve geçimsiz biri değil. thor’un kendisine tavşan demesine kızmaması bunu net şekilde göstermiş. bruce banner ile arasındaki ilişkiyi de beğendim. hulk’ın thanos korkusundan ortaya çıkmaması bence iyi düşünülmüş.

captain america: civil war’dan itibaren kaçak durumundaki karakterlerin geri dönüşünü izlemek keyifliydi. ama filmin kalabalık hali içerisinden captain america, yeteri kadar ışıldama şansı bulamadı. yine de önceki filmlerdeki duruşunu sergilemeyi başarmış. black panther ile ordunun önünde koşması, thanos’a karşı direnmesi onun yine üstün karakterini ortaya koymuş.

filmin en tartışılacak sahnelerinden birine de star-lord imza atıyor. tam thanos’un elinden infinity gauntlet’ı alacakken gamora’nın ölümünü öğrenesi ile planı bozuyor. insan "iki saniye duramadı" diye star-lord'a kızmak istiyor ama star-lord böyle bir karakter. guardians of the galaxy vol.2'de ego, annesinin ölümüne sebep olduğunu söylediğinde verdiği tepkinin aynısını verdi aslında.


bu noktaya kadar ruh taşı gizemini korumuştu
avengers: infinity war ile birlikte bu gizem ortadan kalktı. ruh taşının bulunuş şeklinden son derece memnunum. red skull’ın onun koruyucusu olması fikrini de son derece yerinde buldum. captain america: the first avenger’ın ardından böyle bir şey zaten olmak zorundaydı. alınış şekli olarak sevdiğin bir ruhu feda etmek ise infinity gauntlet’ı tamamlayıp böyle bir gücü elde etmek adına ödenmesi gereken bedel olarak karşımıza çıkıyor. bu sadece filmin duygusal yönünü arttırmak ile kalmıyor, bu gücü elde etmek için herkesin yola çıkamayacağını gösteriyor. thanos’un kendisine çizdiği yolu daha kuvvetli hale getiriyor.

5i9EEsf4OkTooxuN-636606808213195711.jpg


filmin aksiyonu ve görsel efektleri ise neredeyse kusursuz. thanos şu ana kadar gördüğümüz en başarılı cgi villain olabilir. filmin yine sinematografisi, görüntü yönetmenliği ve müzikleri çok başarılı. russo kardeşler çektikleri her marvel filmi ile hikaye ve karakter skalasını genişletiyorlar ve her seferinde başarıya ulaşıyorlar.

bu filmin ve elbette avengers 4’ün çekimlerinde ön plana çıkan detaylardan biri de russo kardeşlerin guaridans of the galaxy, doctor strange, spider-man gibi solo filmleri olan karakterlerin ağırlıklı olduğu sahnelerde bu filmlerin yönetmenleriyle ortak hareket etmeleri. russo kardeşler çekimler boyunca james gunn, scott derrickson, jon watts ve ryan coogler gibi isimlerle iletişim halinde oldu. böylece ortaya çok başarılı bir ekip işi çıktı.


avengers: infinity war’un finalinden bahsetmezsek olmaz
aynı anda çekilen ya da hemen peş peşe çekilen filmler her ne kadar kendi ayakları üzerinde duracak lanse edilse de hep cliffhanger (düğüm çözücü) ile bitiyor. avengers: infinity war da ünlü parmak şıklatma sahnesi ile bitti. parmak şıklatma sahnesine kadar olan ölümlerin kalıcı olduğunu düşünüyorum. ondan sonrasında yok olan karakterler ise muhtemelen ruh taşındaki ruhlar dünyasına geçtiler. avengers 4’teki olaylar neticesinde geri geleceklerdir. bence kurtuluşu bilen tek karakter doctor strange, 14 milyon ihtimalden biri onları zafere götürecek. o yüzden tony’nin yaşaması gerekiyordu. o yüzden zaman taşını thanos’a verdi.

RFTXESrk2GP6INpp-636606801367413217.jpg

Infinity Gauntlet (Sonsuzluk Eldiveni) macerasında Thanos'un, evrenin yarısını yok eden ünlü parmak şıklatma hareketi.
yok olan karakterlerin ardından hayatta kalan karakterlere baktığımızda orijinal avengers kadrosu tam halde duruyor. onların yanında rocket raccoon, war machine ve nebula gibi karakterler hayatta. steve rogers ve tony stark birbirlerine düşmüşken artık farklılıklarını bırakıp tekrar dost olmayı öğrenmek zorundalar. zira bütün arkadaşlarını kaybettiler.

filmin after credits sahnesinde captain marvel logosunu gördük. çağrı cihazı ile iletişim kurulması captian marvel filminin 90’lı yıllarda geçeceğine bir işaret. captian marvel’ın şu ana kadar mcu’ya gelen en güçlü kahraman olacağı marvel studios başkanı kevin feige tarafından birçok kez söylendi. captain marvel ile birlikte dördüncü filmde ant-man, wasp ve hawkeye’ı da (ronin kimliği ile) göreceğiz. bunların dışında marvel’ın bize bir çok sürpriz hazırladığını öngörmek mümkün.


XGNIcNULxvzzCnFL-636606804533659168.jpg

2019 Mart'ında göreceğimiz Captain Marvel için BossLogic nick'li sanatçının illustrasyon çalışması.

sözün özü
avengers: infinity war, vaat ettiği her şeyi yerine getiren, harika bir villian’a sahip dört dörtlük bir çizgi roman uyarlaması film şöleni. türü sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir film.
 
Mali müşavirlik staj başlatma sınavı için harçları ödedim, evraklar hazırlanıyor..İlk adımlar başladı bakalım..
 
14ec5q8.jpg


İntikam​

Jackie Chan yaşlanınca daha oturaklı, komedisi az asıl aksiyon filmleri yapmaya başladı. Sevdim. İlk böyle olan filmi gerilimliydi aslında ama bu filmde kendini ispatladı. Şunu demeden geçemicem adam fena çökmüş. Ama hala gücü yerinde maşallah :) Böyle nice güzel filmler çeker umarım.
 
Avengers: Infinity War Hakkında Her Şeyi Değiştirecek Teori!

Sinema tarihinin en çok beklenen ve izlenmeye devam eden filmi olan Avengers: Infinity War, sinema salonlarından gergin ayrılan hayranlarının kafalarını kurcalamaya devam ediyor. Ortaya çıkan yeni bir teori, devam filminde neleri göreceğimizi en mantıklı şekilde açıklıyor.
Eğer Avengers: Infinity War’u izlemediyseniz yazının ilerleyen kısmında bütünüyle “spoiler” olduğunun uyarısını yapalım. Filmi izleyenlerle birlikte ortalığı kasıp kavuran teoriyle devam edelim.

Infinity War, bugüne kadar beyaz perdeye yansıyan en etkili kötü karakterlerden birisini görmemizi sağladı. 2 saat 40 dakikalık serüven, adeta Thanos’un şovuna dönüştü. Filmin ilk dakikalarından son anlarına kadar devam eden kahraman ölümleri, her saniye gergin bir hava yarattı. Artık heyecanın doruğa ulaştığı son sahnede ise Thanos, 10 yıldan beri vakıf olduğumuz hedefine ulaştı, evrenin yarısını yok etti.

Bu yok oluş, gezegenlerin patlaması ve felaketler silsilesi şeklinde değildi. Var olan bütün canlı hayatının yarısı, bir anda kül olup havaya uçmaya başladı. Yok olanlar arasında Spiderman, Doctor Strange, Black Panther gibi karakterler de vardı. Dramatik bir şekilde veda eden kahramanların her ifadesinden ölümü hissettikleri anlaşılıyordu. Birisi hariç: Doctor Strange.

a72cce500937228d6bf0440994282c7bce7069b6.jpeg


Kahramanlarımız Iron Man, Spider Man, Doctor Strange ve Galaksinin Koruyucuları Titan gezegeninde bir araya geldiklerinde, Thanos’un bir zamanlar huzur dolu olan evini ziyaret etmiş oldular. Burada Doctor Strange, yeteneklerini kullanarak 14 milyonu aşkın olasılığın hepsini değerlendirme fırsatı buldu. Tony Stark kaç ihtimalde kazandıklarını sorduğunda ise “Sadece 1” yanıtını aldı.

Aynı zamanda Doctor Strange, Titan’da verdikleri savaşın ardından Tony Stark’ın hayatı karşılığında elindeki zaman taşını Thanos’a verdi. Normalde bu taşı kendi canı pahasına koruması gerektiği, film boyunca defalarca vurgulanmıştı. Bu teslimiyet çok kolay olunca, hepimiz anladık ki Tony Stark’ın söz konusu tek zafer ihtimali için yaşaması gerekiyordu.

9d32a061b4c804fc8d6b997154a93ff605440a55.jpeg


İşte her şeyi aydınlatan teori de burada başlıyor: Thanos’un eldiveni filmin sonunda gördüğümüz gibi ölümün değil, yeni bir yaşamın sembolü olabilir.

Thanos’un yıllardır peşinde koştuğu sonsuzluk taşları, evrenin oluşumuna neden olan gelen Big Bang ile meydana geldiler. Eldiveni üzerine topladığı taşlarla tek bir parmak şıklatması, evrendeki canlı hayatının yarısının yok olması demekti. Thanos, artan nüfus ve kaynak kıtlığı dolayısıyla böyle bir amaç için mücadele etmek istiyor, yaşama yeni bir düzen getiriyordu. Peki ya paralel evrenler?

Teoriye göre Thanos’un eldiveni paralel bir başka evrenin oluşması için Big Bang meydana getiriyor. Çizgi romanlardan hakim olduğumuz çoklu evrenler, sinema dünyasına uyarlanmak için Thanos’u bekliyordu. Filmin sonunda külleri havaya uçuşup yok olan karakterler ise bu alternatif evrende var oluyorlar.

f4bd6bd0d612d437e56adf2f84ff97988ac2bb4a.jpeg

Bu karade "hayatta kalan" tek kişi Tony Stark
Thanos, asla canlı nüfusunun yarısını öldürmekle ilgilenmedi. Asıl amacı ortadan kaldırmaktı, bunun iyi bir düşünce olduğuna dair inancı sonsuzdu. Eldiveni, teoriye göre yaşadığımız evreni ikiye böldü. Çünkü Thanos ölümden ziyade nüfus kontrolüyle ilgileniyordu.

Evren A’da ölen herkes, Evren B’de ortaya çıktılar. Bu teoride Tony Stark’ın hayatta kalması da büyük önem taşıdı. Çünkü Evren A’nin teknolojik sorunlarına çözüm bulan en etkili isim Tony idi. Film boyunca göremediğimiz karakter Ant-Man, bu teorinin diğer anahtarına sahip: Kuantum boyutu.

6d63a00bc62a76a3b7dd7f97fc8ad44f03b79d78.jpeg


Ant-Man ve Wasp karakterleri, Hank Pim adında bir mucit tarafından geliştirilen özel bir teknoloji sayesinde kuantum boyutuna kadar ufalabiliyorlar. Temmuz 2018’de vizyona girecek Ant-Man filminde, Infinity War zaman diliminde neler yaptığını göreceğiz. Kuantum boyutu, zaman ve mekan kavramının geçerli olmadığı bir yer ve Evren A’dan Evren B’ye geçiş için büyük önem taşıyor. Tony Stark ve Ant-Man’in teknolojileri, iki evren arasında köprü kurarak kahramanların geri gelmelerini sağlayabilir.

6 Temmuz’da vizyona girecek Ant-Man and The Wasp filmiyle bu teorinin ne kadar geçerli olup olmadığını öğreneceğiz.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri