Börü Tonga'nın Otağı

Konu sahibi son olarak 912 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Ünlü Japon Mafyası Yakuza'nın Cinayete Karşı Örgütlenerek Ortaya Çıkışının Hikayesi

Daha çok Steven Seagal ve Jackie Chan filmlerinden aşina olduğumuz bu kavramın, 1600'lü yıllarda başlayan bir hikayesi var. Sözlük yazarı "aimo" anlatıyor.

bTEJch6cYVxmj5vy-636571390608003764.jpg


yakuza'nın "japon mafyası" olduğunu bilmeyen yoktur. peki bu adamlar ilk nereden çıktı, nasıl palazlandı?
yakuza'nın kökenine dair izleri 1600'lü yılların başına kadar sürebiliriz. kabukimono denen, abartılı kıyafetleri ve saç kesimlerine sahip bazı samuraylar, nodachi denen uzun kılıçlarıyla japonya'nın köy ve kasabalarında kafalarına göre terör estiriyor, hatta insanları zevk için öldürdükleri oluyordu. genellikle shoguna doğrudan bağlı olan ve hatamoto-yakko (shogunun hizmetkarları) olarak da adlandırılan bu kabukimonolar, şehirlerde kendi kurdukları irili ufaklı gruplar hâlinde gezerlerdi. kendi güruhlarından olmayan insalara karşı son derece kabaydılar, argolu konuşurlar, itip kakarlardı; fakat kendi gruplarından insanlara oldukça sadık ve saygılıydılar. birbirlerini el üstünde tutar, bu çarpık "ailelerinin" başına gelecek olası tehlikelere karşı birbirlerini koruyup kollarlardı. ancak edo döneminin başlamasıyla gelen barış ortamında işsiz kalan bu kalabalık kabukimono güruhları çoğunlukla ronin (efendisiz samuray) olmuş, hatta büyük bir kısmı haydutluğa başlayıp japonya'nın dört bucağında köyleri yağmalayıp terör estirmekteydi.

NFcfvORmWCMITnux-636571384816409761.jpg


tahminleriniz tutmadı; kabukimonolar, yakuzaların ataları değildi
hatamoto-yakkoların zulmünden yaka silken köylüler, kendi kentlerini koruma amacıyla silahlanmaya başladılar ve milita bir oluşum hâline gelerek "kentin hizmetkarları" anlamına gelen machi-yakko adını aldılar. samuray kökenli kabukimonoların aksine çiftçiler, demirciler, esnaflar hatta evsizler gibi basit köylülerden oluşmalarına rağmen kabukimonolara karşı başarılı mücadeleler veren machi-yakkolar, bu sayede bir süre sonra halk kahramanları olarak görülmeye başladılar. taşrada kabukimono varlığını sonlandıran machi-yakkolar, zamanla güç sarhoşluğuna yenik düşüp onlara alternatif oldular. hatamoto-yakkolar ile aynı kaderi paylaşmamak için de normal halka sırnaşmak yerine kendi aralarında takılıyor, sadece birbirlerine efeleniyorlardı. (bugün bile yakuza örgütleri sivillere pek bulaşmaz.)

I20DcCSJ8iJKVfXd-636571386837670757.jpg


edo döneminin ortalarına doğru iki alt kola ayrıldılar
düzenli ücret karşılığında dükkanların güvenliğini sağlayan ve sokaklardaki satış tezgahlarının güvenliğini sağlayan "tekiya" grubu ve kast sisteminde tüccarların bile altında bulunan, yasadışı kumar oynatan "bakuto" grubu. shogunluk, kendilerine ekonomik bir yük oluşturmadan halkın güvenliğini sağlayan tekiya gruplarına, katana ve wakizashi taşıma hakkı verdi. (edo döneminde kılıç yasağı vardı.) bu grupların "oyabun" denen liderlerine de soyismi bahşetti. öte yandan tekinsiz yerlerde kumar oynatmak başta gelmek üzere yasadışı işlerle uğraşan bakuto grupları, namuslu halk arasında hoş görülmüyordu. "yakuza" kelimesi de bakutoların oynattığı oicho-kabu isimli kart oyunundaki kaybeden elin adından gelir.
 
Çok uzun bir aradan sonra oturup bi akşam televizyon izledim. Mehmed Bir Cihan Fatihi güzeldi. Giriş kısmı olduğundan öyle fazla bir şey beklemiyordum ama yine de iyiydi. Kenan İmirzalıoğlu varsa zaten kötü olma ihtimali var mı ? Kesintisiz tüm bölümü verdiler, açıkçası keşke böyle devam etse diyorum ama ilk elin günahı olmaz dediler sanırım :)
 
Cumhuriyet Tarihinin Başarısız Darbe Girişimlerinden Biri: 9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü


9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü, direkt olarak "rejimi" değiştirmeye yönelik bir teşebbüs olması sebebiyle oldukça dikkat çekici.

qpdZQOsVEwywBuT1-636574031530299341.jpg


Darbe teşebbüsünün özeti
doğan avcıoğlu'nun başını çektiği ve kendilerine milli demokratik devrimci adını veren ve yön dergisi etrafında toplanmış bir grup kemalist sol aydının, ordunun tepesindeki generalleri ayartıp yapmayı planladıkları, ama planlayıcılar içinde yer alan bir grup üst düzey askerin son anda saf değiştirmesi ve içlerinden biri olan atıf erçıkan'ın ihbar etmesi ile akım kalmış darbe teşebbüsü.

darbe başarılı olsa idi, zamanın kara kuvvetleri komutanı faruk gürler'in başta olduğu bir askeri yönetim planlanıyordu. (arap ülkelerindeki baas benzeri bir rejim) darbe teşebbüsü ortaya çıkınca, genelkurmay başkanı ve üç kuvvet komutanı vakit geçirmeden 12 mart muhtırası'nı verdiler demirel hükümetine.

solcu aydınlar, başta kendi yandaşlarının muhtıra verdiğini zannedip sevinmişlerse de gerçek kısa sürede ortaya çıktı. bu aydınlardan büyük kısmı göz altına alındı, ve bir kısmı ziverbey köşkü'nde işkenceye tabi tutuldu. muhtıracılar, ayrıca gerek sağ gerek sol kanatta pek çok tutuklama gerçekleştirdiler. 68'lerde başlamış sol öğrenci hareketleri de bu dönemde tamamen yer altına indi ve bir çeşit gerilla savaşına başladılar.

willy van der kerkhoff
Olaya detaylı bir şekilde bakacak olursak
1971 senesinin başlarında siyasal ve sosyal huzursuzluk ordu içinde alternatif çözüm yolları üretilmesine yol açmıştı.

ihtilal hazırlıklarının düşünce kaynağı doğan avcıoğlu, onun türkiye'nin düzeni adlı kitabı, yön dergisi ve devrim gazetesi olmuştu. ilhan selçuk, ilhami soysal, hasan cemal, uluç gürkan bu hareketin içinde yer alan ünlü isimlerdi. avcıoğlu'nun devlet yönetim şekli önerisi bir tür sosyalist askeri yönetimdi. tabi ki bu tipte bir devlet şekli önerisi en çok ordunun ilgisini çekiyordu.

o zamanlar ordu da hava kuvetleri komutanı muhsin batur sosyal barışın ve siyasal istikrarın sağlanması için ordunun bir şeyler yapmasının gerekliliğini savunuyordu. kara kuvvetleri komutanı faruk gürler de batur ile aynı fikirdeydi. fakat genelkurmay başkanı memduh tağmaç ordunun siyasete karışmaması gerektiğini savunan bir subaydı. ülkedeki sorunların kaynağını özgürlükçü 1960 anayasasında görüyordu. cumhurbaşkanı ve hükümetin kibarca uyarılmasını, cumhurbaşkanının yeni bir hükümet kurması için yeni bir başbakan ataması gerektiğini savunuyordu tağmaç. batur ile gürler ordu bu işe elini atmazsa her hangi bir tür uyarının fayda getirmeyeceği görüşündelerdi.

1971 senesinin başında ordu içinde kurulan bir çalışma grubu devrim planı, devrim sonrası yönetim şekli ve devrim anayasası hazırlamaya başladı. çalışma grubundaki subaylara doğan avcıoğlu'nun etrafındaki aydınlar ve hukukçular da yardım ediyorlardı. planlara göre devrim sonrasında bir devrim konseyi kurulacaktı. faruk gürler devlet reisi, muhsin batur da başbakan olacaktı. tek parti ve devletçilik temelli, askeri, sosyalist özellikleri olduğu söylenebilecek bir rejime geçilecekti. planı hazırlayanlar ise yeni rejimin sadece ve sadece atatürkçü olduğunu söylüyorlardı.

sonunda hazırlanan planlar muhsin batur'a gösterildi. batur olaylardan sonra asla planları hazırlattığını ya da önüne getirilince olumlu görüş bildirdiğini kabul etmedi. plan genelkurmay başkanını es geçmekteydi. ayrıca faruk gürler'in devlet reisi olmasıyla güç muhsin batur'un elinde toplanıyordu. batur, kendi beyanına göre, planlara olumsuz görüş bildirdi fakat "gürler paşa bu harekete destek verirse siz de destek verir misiniz?" sorusuna da "gürler paşa bu plana destek vermez. ama o olursa ben de olurum" cevabını verdi.

planlar faruk gürler'in önüne gitti bu sefer de. fakat faruk gürler tahmin edilen üzerine otoritesiz bir devlet reisliğindense genelkurmay başkanı olmayı istiyordu. bu yüzden planlara soğuk baktı.

mart ayı başında deniz gezmiş ve arkadaşlarının 4 amerikalı askeri balgat'daki hava üstünden kaçırmaları ve sonrasında odtü'ye giren askerlerle öğrenciler arasında çıkan çatışma müdahale hazırlıklarını hızlandırdı. genelkurmay başkanı tağmaç 10 mart'da tüm ülkedeki üst düzey subayları ankara'da toplantıya çağırdı. 7 mart 1971 akşamı müdahale çalışma grubu bu toplantı öncesi değerlendirme yapmak için chp eski milletvekili fakih özfakih'in evinde toplandı.

bu toplantıda faruk gürler'in harekete liderlik etmek konusundaki isteksizliği masaya yatırıldı. tüm hazırlıklar tamamdı, ama hareketin lideri eksikti. toplantıda faruk gürler'in mutlaka ikna edilmesi, gerekirse ekarte edilmesi gerektiği konuşuldu. fakih özfakih "sayın paşalar, faruk gürler allah mı da her hareketimizi ona endeksliyoruz. eğer siz faruk gürler engelini aşamayacaksanız bana izin verin o engeli aşayım, kendisini vurayım" gibi fazla heyecan içerisinde söylenmiş sözler sarfetti.

bir ihtilalci için normaldi bu sözler fakat iki önemli durum vardı: birincisi ihtilalin liderinin olmaması ve ilk defa bu toplantıda telafuz edilen üst komuta kademesi ile karşı karşıya gelme ihtimali hareketin gücünü zayıflatıyordu. ikincisi toplantıya katılan korgeneral atıf erçikan konuşulanları banda alıyordu.

ertesi gün bu band kaydı faruk gürler'e gitti ve gürler'in hareketin son durumundan haberi oldu. hareketin eğer destek olmazsa kendisini de bertaraf edeceğini ya da etmeyi deneyeceğini anladı. ve bunun üzerine tam ters yönde bir manevra yaptı. hareketin liderliğini ele almayı değerlendirmeyi kabul etti. fakat hareketi genelkurmay başkanı memduh tağmaç'a da açıp onun desteğini de almaya karar verdiğini söyledi harekatın çalışma grubuna. gürler'in planladığı aslında tağmaç ile harekete karşı bir karşı harekete geçmekti.

9 mart günü hava kuvvetleri komutanlığında ihtilal için son toplantı yapıldı. planlanan o gece harekatın gerçekleştirilmesiydi. toplantıya faruk gürler ve muhsin batur da katıldı. batur o toplantıda faruk gürler'e tüm hazırlıkları açık ağızdan anlattı ve sonunda "gördüğünüz gibi herşey hazır paşam. sadece sizin emrinizi bekliyoruz" dedi. bunun üzerine gürler "emrediyorum, bu hareketleri durduracaksınız. çünkü yarın genişletilmiş komuta konseyi var" dedi. toplantı orada bitti. darbe teşebbüsü de başlayamadan o noktada sonuçlandı.

gürler darbeye liderlik etmek bir yana dursun durdurmak için elinden geleni yapmıştı. batur da bu girişimin felsefesini ve rejim önerisini tamamen desteklemiyordu, sadece en iyi alternatifin bu olduğunu düşündüğü için bu hareketin içinde yer almıştı. bu noktadan sonra bu iki kuvvet komutanı bu hareketi terkettiler bir anda.

o gece faruk gürler'in emriyle bir tür kontrgerilla planı olan dev-kur devreye sokuldu. bu plan nato üyesi ülkeler için standart hazırlanan, ülkede bir tür sol devrim hareketi başladığı zaman uygulanacak olan direniş planıydı. bir gün sonraki genişletilmiş komuta konseyinden müdahale kararı çıktı. 11 mart günü kuvvet komutanlarının yaptığı dörtlü zirvede memduh tağmaç'da müdahaleye ikna edildi. ve 12 mart günü demirel hükümetinin istifasıyla sonuçlanan muhtıra verildi.

basın, sendikalar, dernekler ve tüm sol kesim bu muhtıranın altında batur ve gürler'in imzasını görünce 9 mart cuntasının başarıya ulaştığını sandı. fakat 12 mart'ın ilk icraati (o zamanlar başbakanlık görevini vekaleten yürüten demirel'in imzasıyla) 9 mart cuntasının beyin takımının emekli edilmesiydi. nihat erim'in başbakan olması bülent ecevit'in darbenin asıl hedefinin sol kesim olduğu çıkarımını yapmasına yol açtı. nihat erim chp'deki sol çizgiye karşı bir siyasetçiydi ve onun seçilmesi tesadüf olamazdı. ecevit chp genel sekreterliğinden istifa etti.

9 mart cuntasının orduda başını çekenler emekli edildi hemen, fakat temellerinin tasnifi bir süre sonra başladı. nisan ayında sıkıyönetimin ilan edildi. daha sonra mayıs ayında israil başkonsolosunun kaçırılmasıyla sıkı yönetim adeta bir askeri yönetime dönüştü. tüm ülkede solcu, atatürkçü, devrimci ve aydın olarak bilinen yüzlerce insan tutuklandı, sorgulandı, işkencelere tabi tutuldu.

9 mart cuntasının önemi cumhuriyet tarihinde devlet şeklini değiştirmeyi amaçlayan tek darbe girişimi olmasıdır.
 
Batan Teknede 3 Gün Aç-Susuz Mahsur Kaldıktan Sonra Kurtarılan Nijeryalı Denizcinin İlginç Hikayesi
Atlas Okyanusu'nda batan 12 kişilik mürettebatlı balıkçı teknesinde müthiş bir kurtarma operasyonu gerçekleştirilmiş. 12 kişiden sadece tek bir kişinin 3 gün boyunca aç ve susuz yaşam mücadelesi verdiği bu olay, sıradan kurtarma operasyonlarından biraz daha ilginçmiş.

nijerya açıklarında bir balıkçı teknesi, içinde 12 mürettabatıyla birlikte batıyor.
bir dalgıç arama çalışmaları sırasında ceset bulduğunu düşünürken uzandığı elin hareket ettiğini ve elini tuttuğunu farkediyor.

9qJBsmb1zHuaPw5Y-636576565377712191.jpg


harrison okene isimli nijeryalı tam 3 gün boyunca aç susuz, batan teknenin oluşturduğu 1.5 metrelik hava boşluğunda hayatta kalmayı başarıyor.

tWqgw55kV5FzhACk-636576565566150706.jpg


12 mürettabattan tek sağ kurtulan ve denizin altındaki basınç yüzünden vurgun yeme ihtimali olan şanssız adam, inanılmaz bir kurtarma operasyonunun ardından 60 saat basınç tedavisi gördükten sonra normale dönüyor.

cFNqhYymXukps2Ev-636576566924290746.jpg
 
Nasıl bir insanlıktır siz bunu nasıl kaldırabiliyorsunuz. Lanet olsun sizin gibilere.

Pakistan’da korkunç bir olay yaşandı. Bir kadına tecavüz eden saldırgan, hakkında yasal işlem başlatılmaması karşılığında, kurbanın erkek kardeşinin kendi kız kardeşine tecavüz etmesini kabul etti. İki ailenin ‘tecavüz pazarlığı’ açığa çıkınca, her iki aileden toplamda 12 kişi tutuklandı.
Akıl almaz olay geçen salı günü Pakistan’ın Pencap eyaletinde yaşandı. Pencap’ın Toba Tek Singh şehrine bağlı Pir Mahal bölgesinde, 20 Mart tarihinde bir tecavüz vakası meydana geldi. Yerel basın, saldırganın ailesinin özür dilemek ve konuyla ilgili uzlaşma sağlamak üzere kurbanın ailesini ziyaret ettiğini yazdı.

Kurbanın ailesini, saldırganı affetmeyi kabul etmeleri karşılığında, ailenin erkek çocuğunun saldırganın kız kardeşine tecavüz etmesini şart koştu. Saldırganın ailesi de, bu mide bulandıran pazarlığı kabul etti ve ‘intikam tecavüzü’ gerçekleşti. Aile toplantısına 12 kişinin katıldığı belirtilirken, intikam tecavüzü de ilk tecavüzden 1 gün sonra, 21 Mart tarihinde gerçekleşti.

İlk tecavüz vakasının ardından ailelerin şikayetçi olmaması üzerine bir polis memuru tarafından olay açığa çıkarılmış. Pir Mahal polis memurlarından Shaukat Ali Javed, durumu farkederek müdürüne bildirmiş. Olayın ortaya çıkması üzerine, aralarında ikinci tecavüz kurbanı kadın da dahil 4 kadının olduğu 12 kişi tutuklandı.

Pakistan’da korkunç olay! Aileler 'intikam tecavüzü' için anlaştı - Son Dakika Güncel Haberler
 


En Karanlık Saat​

Winston Churcill'i Gary Oldman iyi canlandırmış. Bu kadar aksi, sevilmeyen biri olduğunu bilmiyordum. Ama adam elinden geleni yapmış. Film bir kez daha gösteriyor ki asıl düşman kapıdayken içteki hainlere de dikkat edeceksin. Adamlar ülkeyi resmen eliyle teslim edeceklermiş :)
 


Yılın Başkanı​

Rahmetli robin williams filmi işte. Harikaydı. Komedisi tam kıvamında ve yine insanlara ders verici özellikte. Erken gitmeseydi de keşke böyle filmlere devam etseydi. Kaliteli olmuş, sistemi sorgulayan ama onunla alay edipte insanı güldüren bir yapım olmuş.
 
250'den Fazla İnsanın Ölümüyle Sonuçlanan Tarihi Olay: 1979 Kabe Baskını


Tarihler 20 Kasım 1979'u gösterdiğinde Suudi Arabistan'da İslam tarihinin en enteresan ve kanlı olaylarından biri yaşandı.
cAW7EYD65aghvty9-636576785728636207.jpg


baskın sabah namazı esnasında gerçekleşmiştir. baskının ardında suud hükümeti bir bildiri yayınladı.

“islam dininden çıkan bir zümre 1 muharrem 1400 günü sabah namazını fırsat bilerek beraberlerindeki silah ve mermilerle birlikte kabe’ye sızdılar.”

suud hükümeti, kraliyet muhafız birlikleri'nde 18 yıl görev yapan cüheyman el-uteybi önderliğindeki devrimcileri dinden çıkmakla suçlarken , eylemciler de hükümeti batı’nın kuklası olmakla itham ediyordu. baskın tamamen suud ailesine karşı bir gövde gösterisi niteliğindeydi.

t0z8XQAZ6wdGi6HB-636576787386270399.jpg


baskın gerçekleştikten sonra ise kabe’nin dışındaki devrimciler ise ebu kubays dağı'nda mevzilendiler. devrimcilerin isteği mevcut monarşi rejiminin sona ermesi, batı ile olan ilişkilere son verilmesi, amerika’ya yapılan petrol ihracatını durdurarak ülkenin ihtiyacı kadar üretim yaparak milli servetin heder edilmemesiydi. suud hükümeti ise bu olayı halka ısrarla “bunlar islamiyetten çıkmış bir topluluktur” diye yansıttı. aynı günlerde washington post gazetesi ise;

“mescid-i haram’a silahlı saldırı, suud hükümeti ve iktidara doğrudan bir meydan okuma sayılır. olayı, güvenliğin hakim olmasıyla sona erecek bir vaka şeklinde değerlendirmek çok büyük bir yanlışlıktır.” diye haber etti.

olayı türkiye gazetesi “mekke işgal edildi” diyerek sürmanşetten duyurdu. tercüman ise “harem-i şerif’e menfur tecavüz” diye manşet attı.

oyPp0VGT0SoVoTgQ-636576786929827208.jpg


bütün bunlar olurken olayın taraflarından suud hükümeti ilk defa bu derece bir çıkmaza girmişti. bu kumpastan kurtulmak için öncelikle sert tedbirleri günlük hayata yansıttılar. mekke, medine ve taif’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. amerikan büyükelçiliği önündeki güvenlik çemberi genişletildi. gazetecilerin, devrimcilerle temas kuramamaları için beytullah çevresine girişleri engellendi ve hava alanlar kapatıldı.

tedbirlerin ardından, sıra çok kanlı bitecek olan operasyona gelindi. öncelikle kabe çevresindeki yerleşim yerlerinde sâkin vatandaşlar, şehir dışına götürüldü. devrimci mevzilerinin bulunabilmesi için uçaklarla keşif uçuşları yapıldı. bu uçaklar, devrimcilerin üstüne zehirli gaz bombaları yağdırdı. bütün bu olanlara devrimciler de birçok asker öldürerek karşılık verdiler.

MB4qi4FEsuixJKKd-636576787580348620.jpg


son ve öldürücü darbeyi yapmak işi vinell şirketinin ölüm timlerine tevdi edildi. bu timler, suud askerlerinin kıyafetlerini giyerek kabe’ye girdiler. baştaki silahlı çatışmaların ardından içeri sızan tim, mescid i haram’ın meydanına zehirli gaz sıktı. bunun üzerine birçok devrimci bodrum kata kaçmak zorunda kaldı. bodruma sığınanların birçoğu üzerlerine fışkırtılan zehirli su sayesinde etkisiz hale getirildi.

baskınla ilgili bir diğer not ise ölüm timinin ecyad kalesinden ve kalenin altında bulunan tünellerden faydalanmasıdır.

kuşatma yaklaşık 2 hafta sürdü. olaylar sonunda, kabe'nin denetimi suudi hanedanına geçtiğinde, çoğu suudi asker olmak üzere 250 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. teslim olan 67 isyancı, suudi arabistan'ın 4 büyük şehrinde kafaları kesilmek suretiyle idam edildi...
 
Öldükten Sonra Vücudumuzda Gerçekleşen Acayip Olaylar
Kalbiniz durduğunda vücudunuzda hala bazı şeyler çalışır vaziyette oluyor. İşte onlardan bazıları.

pek muhterem doktorunuz, sizi artık ölü olarak ilan ettiğinde, henüz her şey bitmiş değil çünkü vücudunuz bazı etkileşimlere girmeye devam eder. kalp, kan pompalamaktan vazgeçtiği an, hücreleriniz oksijen almayı keserler. büyük patron olan beyin ise, son dakika itibariyle bazı şeylerin artık eskisi gibi olmayacağını anlar, dalgalanmada azalmayı hisseder ve aktarma organları işini yapamadığı için bağlantıyı koparır. bununla birlikte, gerekli oksijen olmadığı için, bütün kaslarınız gevşer ve bunun sonucunda bağırsaklar ve mesane boşaltılır.

gelgelelim, bazı hücreler, tabi buna bağırsaklarımızı mesken tutan 100 trilyon bakteri de dahil olmak üzere yaşamaya devam ederek farklı etkileşimlerde rol oynar.


ilk durak olarak: algor mortis
vücudunuz, bulunduğu çevrenin sıcaklığına düşene kadar, saatte 1.5 fahrenayt kaybeder.


ikinci durak: livor mortis

artık bir ölü olduğunuz için, bütün kan ve sıvılar, oluk oluk vücudunuzun en alt kısmına toplanır ve bu nedenle görüntünüz eskisi gibi güzel ya da yakışıklı olmaz. kişinin ten rengine bağlı olarak da, koyu mavi-morumsu renge döner.


sonraki durak: rigor mortis
vücudunuzdaki kalsiyum'un ortaya çıktığı andır. kaslarınızın 24 ila 48 saate kadar sert ve gergin kalmasına neden olur. ölüm anında, gözleriniz açıksa, bir süre daha açık kalacaktır.


ve çürüme zamanı geldi ne yazık ki
kan sirkülasyonu sağlanmadığı için, karbondioksit adeta bir örümcek ağı gibi vücudunuzu sarmaya başlar. ph seviyesi artmaya başlarken, hücreler bir bir kendini bırakır.


iki ya da üç gün sonra
vücudunuz inanılmaz derecede kokmaya başlar. bağırsaklarınızdaki bahsettiğimiz bakteri ve mikroorganizmalar bütün vücudunuzu sarar. en sevdikleri pankreas'ı tamamen tüketirler. karnınız, bu andan itibaren yeşil renge döner ve gaz birikmeye başlar ve kalmış olan en küçük bir atığı da dışarı atmaya çalışır. putresin ve kadaverin( proteinlerin parçalanması esnasında oluşan, pis kokuya sahip bir bileşen) kan damarlarına doğru yol alır ve vücudunuz, korkutucu bir şekilde sızmaya başlar ve yanınızda yaşayan canlı bir insanın kalması, en sevdiğiniz bile olsa, imkansız hale gelir. çünkü koku dayanılmazdır.

uzunca bir süredir kangren olduğunuz için renginiz artık siyaha döner. vücut kokunuz, bazı böcek türlerini dehşet bir şekilde cezbeder, ve karşı koyulamaz bir şekilde, vücudunuza yumurtalarını bırakırlar. larvalar vücudunuzdaki dokulardan beslenmeye başlarlar. ve ne yazık ki, maggotlar , (sineklerin ve böceklerin, çürümekte olan insan ve hayvanların yaraları içerisinde bulunan larvaların genel adı) vücudunuzun yüzde atmışını bir haftada tüketip, yok ederler.


er ya da geç, işte bir haftada bize olacaklar
o yüzden, yaşadığımız şu kısa ömrün değerini bilelim.
 
Bizans İmparatorluğu'nun Sonunu Getiren Olay: Koyun Alışverişi Gerginliği
Koskoca Bizans İmparatorluğu'nu bitiren İstanbul'un fethinin birkaç koyun alışverişi üzerine yaşanan bir gerginlik olduğunu biliyor muydunuz?

GUQ5kXOSDVle3T2i-636582857800319329.jpg


istanbul'un fethi aslında osmanlılar'ın "koyun alışverişi" gerginliği durumunu bahane ederek bizans'a harp ilan edip fethetmişler.

tarihte zuhur eden hadiselerin altyapısına, yani o hadisenin hangi sebeple cereyan ettiğine baktığımızda karşımıza bazen yer yer ilginç manzaralar çıkar. bu ilginçlikleri 1. cihan harbi'nin çıkış sebebinde, attila'nın roma'nın kapılarına kadar dayanıp da oradan geri dönmesinde, şimdi ise konumuzun esasını teşkil eden fetih meselesinde görüyoruz.


olay kısaca şöyle cereyan ediyor
"1452 yılının yazına gelindiğinde boğazkesen, yani rumeli hisarı tamamlanmıştı. edirne'ye hareket eden sultan mehmet, askerlere de izin vermişti. aylardır çalışmaktan yorulmuş olan osmanlı askerleri çevrede dolaşıyordu. 1452 yılının ağustos ayında bir grup osmanlı askeri, beşiktaş ile kağıthane arasındaki kanlıkavak denilen yerde rastladıkları bizanslı çobanlardan koyun almak istediler. ancak çobanlar koyunlarını satmadı. karşılıklı laf atılmasıyla başlayan sürtüşme, kılıç ve bıçakların çekilmesiyle büyük bir çatışmaya dönüştü. iki taraftan da yaralananlar oldu, birkaç koyun da telef oldu. olay yerine gelen diğer osmanlı askerleri kavgayı durdurdular, fakat çatışma haberi istanbul'a kadar ulaşmıştı. süvari ve piyade birlikleriyle olay yerine gelen bizans kuvvetleri, türkler'e saldırdı. türklerden bir kısmı şehit olurken, bir kısmı ise esir alındı.

bu çatışma üzerine bizans imparatoru konstantin şehrin kapılarını kapattırdı. istanbul'da durumdan habersiz gezmekte olan türkler'i de hapse attırdı. bir müddet sonra esirleri serbest bıraktıysa da iş işten geçmişti. bu çatışma, bizans'ın sonunu hazırlayan hadise oldu. osmanlı tarihçileri bu olayla ilgili olarak bizans'ın çobanlara yardım etmek isterken osmanlı padişahına ihanet ettiklerini yazarlar."

olaydan pişmanlık duyan bizans imparatoru geri adım atıp mehmet'in huzuruna bir elçi göndererek özür dilediyse de, mehmet elçiye yüz vermedi ve bu hadisenin iki devlet arasındaki dostluğu tamamen bozduğunu öne sürerek bizans'a resmi olarak harp açtığını ilan etti. işin kısası, çobanların esirgedikleri birkaç koyun, bizans'ın sonunu hazırlayan başlıca sebeplerden biri olmuştu.

ibn-i kemal'in "tevarih-i âl-i osman" isimli eserinin yedinci cildi ile tursun beğ'in "tarih-i ebu'l-feth" adlı kitabında bu şekilde anlatılan hadise, bizanslı yazar dukas'ın da eserine konu olmuş ve anlatılmıştır.

arkadaşlar, bir kısmınız bu yazıyı okuduktan sonra "böyle saçma iş mi olur, fatih zaten istanbul'u fethetmeyi kafaya koymuştu, koyun ne alaka?" diyebilir. ancak dikkat ettiyseniz osmanlı'nın buradaki maksadı, resmi savaş sebebi bulmaya çalışmasıdır... işin özünde çok basit duran bu koyun alışverişini, osmanlı savaş sebebi sayarak kendi lehine kullanmış ve neticede istanbul'u kuşatmaya alarak fethetmiştir.
 
17 Yıl Önce Bugün Oynanan Galatasaray - R. Madrid Maçının Perde Arkasındaki Kokoreç Olayı
Türk futbol tarihinin en efsane geri dönüşlerinden birinin yaşandığı 3 Nisan 2001 Galatasaray - Real Madrid maçının perde arkasında yaşanan bir olayı Sözlük yazarı ''cmzrfdl'' paylaşmış.

PcVOG1noLnxj38QL-636268364773555925.jpg


bundan 1-2 ay önce bu maç ile ilgili bir hikaye öğrendim. o aralar sözlüğe yazmaya ara verdiğim için bu yazı bu zamana kadar sarktı. anlatacağım hikayeyi şu anda gençlik sporda çalışmakta olan ve üniversitede zamanında ev arkadaşım olan kişi bana aktarmıştır.

bu yaz bolu'da içerisinde kasımpaşaspor'un da bulunduğu geyikten bir hazırlık turnuvası düzenlenir. bakanlıktan çıkan ani (!) bir karar üzerine bu maçlar iddaa bültenlerine eklenir. gençlik sporda görevli arkadaşı da turnuvaya iddaa'nın gözlemcisi olarak gönderirler. sözüm ona şike vs. gibi olayları denetlemek için gönderilmiştir. neyse... kasımpaşaspor'un yeni kaptanı (yanılmıyorsam) fatih akyel de tabi ki oradadır.

benim arkadaş orada turnuva bitene kadar kaç gün kaldı bilmiyorum; fakat fatih akyel'le uzun uzun muhabbet edip neredeyse kanka olabilecek kadar vakit bulmuş. ee fatih'le yarım saat muhabbet yapsanız sözün dönüp dolanıp geleceği yer de şüphesiz efsane real madrid maçı olmalıdır. çoğu galatasaraylı için unutulmaz bir gün olan 3 nisan 2001'de yaşananlar bildiklerimizin çok ötesindeymiş. aslında bundan sonra yazacaklarımı arkadaşımın bana aktardığı gibi direkt fatih akyel ağzından yazmak isterdim; fakat götümüze girebilir endişesi içerisinde daha bir üsturuplu yazacağım.

b6FlYnbdy4BO0Ymh-636268368751043197.jpg


malumunuz, ilk yarı galatasaray 2 gol yemiş ve real madrid karşısında muhtemel bir hezimet daha olası gelmeye başlamıştır maçı izleyen kişilere. bu arada fatih ve arif yedek kulübesinde oturmuş en son ne zaman yemek yediklerini düşünmektedirler. ikisinin de karnında çalan ziller onları bir arayışa sürüklemiş ve saha kenarındaki çocuklardan birini çağırıp o tarihi isteği yapmışlar. çocuktan dışarı çıkıp, stadın karşısındaki caddeden iki tane yarım kokoreç almasını istemişler. çocuk yaşadığı bu hayal mi gerçek mi olduğu tam olarak kestirilemeyen anda düşünedururken fatih "hadi len az kaldı devreye. buraya getirme ekmekleri. soyunma odaları giriş tünellerinin orda bekle. alıcaz ordan." demiş ve çocuğu yollamış.

eleman ekmekleri almaya giderken neler düşündü, ekmeği yapan ustaya "abi malzemesini bol koy arif'le fatih yiyecek bunları" diyip "hassiktir ulen deyyus!" diye laf yedi mi bilinmez ama hakem ilk yarı düdüğünü öttürdüğünde tam da fatih'in belirttiği lokasyonda elinde poşetle beklemekteymiş. ekmekleri alıp herkesten önce tünele dalan arif ile fatih tabi ki kendilerine kuytu bir köşe bulma arayaşına girip, uygun yer olarak kazan dairelerini bulmuşlar.

burada muhtemelen bir kaç ısırıkta yarım ekmeği bünyelerine indiren akabinde gözlerine fer gelmiş topçular bir de çay olsa ne gider diye düşünürken fatih akyel soyunma odasında lucescu'nun hışmıyla karşılanmış. "neredesin sen? capone sakatlandı. oyuna gireceksin çık ısın" lafını duyan fatih "ulan roberto carlos sen mi büyüksün ben mi.....? " düşünceleri içerisinde sahaya çıkmış tekrar.

neyse efendim. ikinci yarı başlıyor bir penaltı oluyor ve 2-1. bu arada fatih akyel "ne zaman ayağıma top gelse sürüyorum roberto carlos'un üstüne, sürüyorum roberto carlos'un üzerine" demiş ve bunun üzerine hasan şaş'a yaptığı asistle galatasaray 2-2'yi yakalamış.

ali sami yen gazı almış yer gök inliyorken bir de orta yapıp jardel'e gol attırmaz mı? bütün millet kafayı yemiş o an oradaki herkes hayatının en mutlu anını yaşadığını düşünürken, fatih akyel de bu 2 asistle piyasada tavan yaptık düşünceleri içinde yedek kulübesine doğru koşup milletin üstüne atlamaya hazırlanırken karşıdan iki ellerini açıp sırıtarak "gelmeeee gelmeeee. kusucam valla kusucam kokoreçi!" diyen arif'i buluyor. ben bundan sonrasını yerlere yatmış gülüyor olduğumdan dinleyemedim.

eğer maç sonrasında soyunma odasında dansöz çağrılıp sıra gecesi yapıldıysa orasını bilemiyorum. 2-0'dan gelip real madrid'i kanırta kanırta yenmiş, şl'de yarı finale göz kırpmışsın ama işin içerisinde nereden bakarsan bak bir kokoreç hikayesi var.
 
1960'larda 2.5 Milyon Dolarlık Sahte Çek Bozdurmayı Başarmış Efsane Dolandırıcı: Frank Abagnale
Dolandırıcılıktaki ustalığıyla 2002 yapımı Catch Me If You Can filmine ilham veren Frank Abagnale'in neler yaptığına dair kısa bir özet.

2FGjs2mzlHBY9UGF-636384780108638313.jpg


sadece çek dolandırıcılığı yapmamış; kendini bir üniversiteye hoca, bir savcıya avukat ve bir hastane dolusu insana doktor olarak yedirmiş, bu mesleklerin her birinde aylarca bilfiil görev yapmış ve en nihayetinde dolandırıcılığın kitabını yazmış insan frank abagnale jr.

üstelik 16 yaşında bu işlere başlamış ve 20 yaşındayken zirveye çıkmıştır. tabi o dönemde iri yarı fiziğinin de etkisiyle kendini tanıtırken yirmilerinin sonlarında hatta otuzlarında olduğunu söylemektedir. sayısız insanı manipüle etmiş, birkaç defa nezaretten ve hatta bir kere de cezaevinden tamamen söylediği yalanların neticesinde bizzat tutulduğu yerlerin yöneticileri tarafından salınmıştır. en büyük hatayı kadınlara fazla fazla düşkün olarak yapmış, sürekli pilot gibi ortalarda dolanıp sayısız hostesle birlikte olduğundan bir süre sonra sağda solda kendisini görüp de polise ihbar eden eski arkadaşları nedeniyle işleri sarpa sarmaya başlamıştır.

FR0OEP95FYbhOFgR-636384780640199949.jpg


fransa'da yakalandıktan sonra perpignan'da bir cezaevinde kendi anlattığına göre hiç de insani olmayan koşullarda 6 ay yatmış, ardından isveç'e iade edilmiş ve orada da 6 ay cezaevinde kalmıştır. cezasının sonunda oradaki suçlarının cezasını çekmek üzere italya'ya iade edilecekken, onun özünde iyi olduğuna ve cezasını çektiğine inanan isveçli bir hakimin araya girmesiyle abd konsolosluğu tarafından pasaportu iptal edilmiş, böylece "yasadışı göçmen" haline gelen abagnale sınır dışı edilerek abd'ye gönderilmiştir. bindiği uçak havaalanına indiği anda pilot rolü yaparken öğrendiği teknik bilgiler sayesinde, uçağın tuvaletinden kaçmış ancak fazla uzun sürmeden kanada polisi tarafından yakalanmıştır.

qgTqXFJBd9NX8WAz-636384780864418350.jpg

Abagnale ve Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala) filmide kendisini canlandıran Leonardo DiCaprio.
işlediği suçlardan dolayı abd'de de yaklaşık 4 yıl cezaevinde kaldıktan sonra dışarı çıktığında bir iki iş bulduysa da eski mahkum olduğu anlaşılınca işten kovulan bu zeki dolandırıcı tam "acaba eski mesleğime geri mi dönsem" diye düşünürken, son şans olarak bir banka şubesine girip kim olduğunu anlatmış ve müdüre "ben personeline çek sahteciliği ile ilgili eğitim vereyim, beğenmezsen çıkar giderim ama beğenirsen hem 50 dolarını alırım hem de diğer şubeleri arayıp beni tavsiye edersin" demiş ve bu işi bir danışmanlık şirketi kurup zengin olmaya kadar götürmüştür.
 
Efsane doritos reklamları :) Arkadaşlar ortaokuldayken bunun gösterisini yaparlardı hey gidi günler.


[YOUTUBE]wBC3rQuhgSg[/YOUTUBE]
 
Pokemon Dünyasını Mükemmel Sananların Bünyesini Allak Bullak Edecek Bir Pokemon Teorisi
Birazdan okuyacağınız teoriden sonra çocukluğumuzun en güzel şeylerinden biri olan Pokemon dünyası size artık eskisi kadar masum gelmeyebilir.

3WHHTjxHsV3AFOLQ-636041799073638967.jpg


lazy demon'dan alıntıdır.

''hayatınızda pokemon izlediyseniz, sevdiyseniz ve orada yaşamak istiyorsanız, bir kez daha düşünmeniz gerekli. ilk olarak pokemonlar poketoplarının içinde napıyorlar sorusu geldi aklıma, eğer kuantum transferiyle ilgi bir şeyler biliyorsanız, bir şeylerin, ışınlanabileceğini ve bunun yansıyan bir kaç ayna düzeneği temel alınarak yapıldığını biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız da öğrendiniz, böylece fiziksel şeyler data olarak bir yerden bir yere aktarılabiliyor,(poketoplarının içi aynalıdır, fark ettiyseniz pokemon dünyasında ışınlanma o kadar garip bir şey değil)

poketopları ışınlanabiliyorlar 6'dan fazla pokeman yakaladığınızda olduğu gibi, şimdi pokemonlarınız poketoplarının içinde durmuyorlar, sadece bir yere aktarılıyorlar ama neresi? şimdi poketoplarını burda bırakıp en büyük problemlerden biri olan ash'in babasını ele alalım, ash'in babasına ne oldu? ya da diğer bütün çocukların ailelerine, brock niye bi ton çocuğa 10 yaşında bakmak zorunda kalmış? çünkü petrol ve enerji kaynaklarının azalmasından dolayı, büyük bir savaş çıkmış, ve büyük bir olayda bütün askerler ölmüş, efsanevi pokemonlar yüzünden vs. ash'in babasıda ölü,hatta bütün bellirli bir yaş üstü erkekler ölü hatta bir çok kadında, neredeyse çocuk oranının %1 i kadar yetişkin var, peki bunu baz alırsak, ash'in seyahetlerine kim para sağlıyor? ya da gym liderlerinin parasını kim ödüyor jenny ve joy'ların parasını? devlet? işte asıl eksikliklerden biri, pokemon dünyasında bir demokrasi örneği veya krallıklar yok, sadece belediyeler var, ama başta kim var? savaşı kim kazandı?

tabi ki savaşa silah sağlayan kişiler silph şirketi pokeballları pokedexleri hatta pokemonları en başta üreten ilk ve tek şirket, bu şirket "unknown" adında ki ilk pokemonu uzaylı dnasından üreten şirket ( arceus olayı tam yalan pokedex'i kendileri üretiyorlar ve pokemonlara meşruluk kazandırmak için kullanıyorlar) (pokemonların yapay olarak üretilebileceğini mewtwo'dan biliyoruz) (arceus'u tanrı olarak tanıyan bir pokedex var ama "unknown" kaynağı bilinmeyen pokemon olarak geçiyor orda bi yalan olduğu açık) ve bu şirket tüm herşeyin sahibi tüm marketlerin, pokemon hastanelerinin, tüm her şeyin, hatta jenny ve joy'ların bile (bulut atlasını izlediyseniz orada ki klon üreten şirketlerin yaptığı gibi düzeni sağlamak için üretilmişler)

TEyEYnkskPidYPW5-636041803255064522.jpg


bu şirket her şeyin tek yöneticisi ve petrol savaşından sonra düzen nasıl sağlanmış? küçük çocuklara doğada öyle üreyen başı boş pokemonları avlatarak, pokemonları avlıyor ve geliştiriyorlar niye? şampiyon olmak için gotta catch em all peki niye hepsini yakalamak zorundasın neden bütün herkes pokemon yakalamaya çalışıyor ve pokemon yakalamak neden bu kadar çok özendiriliyor, etrafta hiç enerji üreten bir şey gördünüz mü birkaç pikacudan oluşan jeneratör hariç ki bu da benim teoirimi destekliyor, işin asıl başlangıcı o eski pikachu jeneratörü işte büyük cevap pokemonları enerji kaynağı olarak kullanıyorlar, pokemonlar, poketoplarıyla yakalandıklarında bir yerde saklanıyor, tıpkı matrix'te makinelerin insanlara yaptığı gibi, silph de pokemonlardan enerji topluyor, o yüzden çocukları yakalamaya teşvik ediliyor, ash'in harçlığını bu şirket veriyor, o yüzden pokemon hastanesi bedava, o yüzden hiç benzinci yok, hava o yüzden bu kadar temiz, ve o yüzden pikachu topuna girmek istemiyor .

durun daha bitmedi, peki pokemonlar hiç savaş sırasında ölmüyorlar mı? insanları ve pokemonlar hiç yemek yerken gördünüz mü ? peki pokemonlaradan başka hayvan gördünüz mü? peki onlar ne yiyor? muhtemelen ölen pokemonları jenny'leri ve joy'ları yiyorlar. peki team rocket bu işin neresinde büyük savaştan hayatta kalan patronları giovanni ile pokemonları çalmaya ve en güçlü pokemonu elde etmeye çalışıyorlar ki silph'i devirebilsinler. giovanni gerçeği biliyor ama terörist gibi muamelesi görüyor, halbuki giovanni'nin gerçekten birinini incittiğini gören var mı? giovanni aslında devrimci lider ve roket takımı bir avuç devrimci, dünyayı yöneten tek şirket tarafından terörist olarak lanse ediliyorlar sadece.

dünyayı yok olmaktan kurtarmak için!
tüm insanlığı ulusumuzla birleştirmek için!
gerçeğin ve sevginin kötülüklerini açığa vurmak için!
amacımız yıldızlara ulaşıncaya kadar!

XB9uASNeFNFIV2HQ-636041806084824595.jpg


bu sözlerin bir anlamı olmalı değil mi ? dünyayı yok olmaktan kurtarmak ulus devlet gerçeğin ve sevginin kötülüklerini açığa vurmak? nasıl yani der gibi oldunuz evet pokemon, pokemonların avlandığı, enerji üretmek için kullanıldığı, ölünce yenildiği, ve bunları çocuklara yaptıran tek büyük bir şirket tarafından yönetilen bir kaos ütopyasıdır, hem de 1984'den cesur yeni dünyadan matrix'ten ve bulut atlasından daha karmaşık bir şekilde, ve bu hikaye allı pullu anlatılmaktadır, gerçeği bilenin ağzından değil, silph'in ağzından mutlulukla reklamı yapılarak, ve sizde bunu yediniz, pokemon dünyasını mükemmel sandınız, orada yaşamak istediniz, ve verilmeye çalışan mesajda bu, şirketler zaten her şey yolundaymış gibi hissetmenize neden olarak sizi köle haline getiriyorlar, yavaşça ısınan su ve kurbağa misali, her şey mükemmel hadi gidip pokemon yakalayalım, birilerinin dünyayı tek başına yönettiği bir yerde her şey yolundaymış gibi gözükür.''
 
Lise Tarih Kitaplarında Pek Esamesi Okunmayan Önemli Bir Türk Devleti: Hazarlar
Museviliği benimsemiş tek Türk devleti olma özelliği taşıyan Hazarlar'ın tarihi.

vNQdDQdKgHyDVapT-636585387378752424.jpg


lise tarih kitaplarımızda pek esamesi okunmayıp üvey evlat muamelesi görse de tarihte kurulan türk devletleri arasında önemli bir yere sahiptir hazarlar. ortaya çıktığı 7.yy'da bıraktığı etkiler hiç şüphesiz küreseldir ve dünya tarihini derinden etkilemiştir.

bu devleti diğer türk devletlerinden ayıran özellik şüphesiz hanedan üyelerinin museviliği devlet dini haline getirmeleridir.ondan daha önemliside islam dini zuhur ettiğinden itibaren batı arabistandan, maveraünnehir ve kafkasya'ya kadar tüm devletler, ülkeler arap fatihler tarafından teker teker ilhak edilirken en onurlu mücadeleyi hazarlar vermişdir.bazen sendelediler, geri püskürtüldüler, yenildiler, yendiler ama güçlü arap orduları karşısında yıkılmadan dimdik durmayı becerebilen nadir imparatorluklardan biridir.


peki hakimiyet sahaları neresidir?
ilk başlarda batı göktürk imparatorluğunun vassalı olarak ortaya çıkmışlardır daha sonra batı göktürk imparatorluğu gerileyip sonunda 7.yy ortalarında tarih sahnesinden çekildiğinde hazarlar ve onların karadeniz-hazar bozkırlarındaki rakipleri bulgar birliği bağımsız kalmışlardır.

doğu avrupa ile batı orta avrasya'nın bozkır bölgesinde,aşağı idil boylarındaki kalbgahından ve kuzey kafkas bozkırlarından batıda dnyper nehrine ve doğuda şimdiki özbekistan'a yaklaşan bozkır bölgesine doğru uzanan geniş bir alana yayılmışlardır.


hazar kelimesinin anlamı nedir?
hazar kelimesinin kesin ne anlam ifade ettiği hala tartışma konusudur ama genel kanıya göre türkçe ''kaz'' yani ''başıboş dolaşmak'' veya ''ordan oraya göç etmek'' hazar=göçebe anlamı ortaya çıkmaktadır.


hazarlar'ın kökeni nedir?
bizans kayıtları hazarları türk olarak kaydetmiştir.hazarlar ise kendilerini ugor,avar,guz,barsil,onogur,bolgar ve savirler(sabar) ile akraba olarak görmektedirler.(hazar meliki yusuf'un mektubunda geçer).arap kaynakları da hazarları türk olarak tanımlar.

tarih camiasında hazarlar'ın türk kökenli olduğu kesin ve nettir ancak hangi boy veya kabile grubundan olduğu net değildir bu konuda çeşitli tezler vardır bunlar şöyledir:

ünlü rus doğu bilimci ve tarihçi wilhelm barhold,hazarlar'ın ''oğur'' kökenli olduğunu söyler.bunu da muhtemelen arap coğrafyacı istahri'nin ''bulgarlar'ın dili hazarlarınkine benzer'' kaydını temel alarak ortaya atmıştır.

hazar çalışmalarının kuruculuğunu yapmış sovyet tarihçisi ve arkeoloğu mihail artamanov da,temel olarak bu düşünceyi paylaşır ve hazarlar ve sabirler'in etnik olarak aynı olduğunu ileri sürer.

hazar tarihi konusunda önde gelen isimlerden douglas morton dunlop hazarlar'ın uygurlar ile akrabalığına kanıt olarak bazı verilerin mevcut olduğunu ifade eder. buna göre uygur kabilelerinden altısı ''ko-sa'' olarak adlandırılmaktadır ve ko-sa kelimesi hazar kelimesinin evrim geçirmemiş versiyonudur.aynı şekilde ünlü dil bilimci paul pelliot da ''ko-sa'' kelimesinin ''hazar'' kelimesi ile aynı olduğunu beyan etmiştir.

bazı uygur kabileleri orta asyadaki topraklarını terkederek batıya doğru çekilmişlerdir. 463 yılı dolaylarında onogurlar,saragurlar ve sonucnusu muhtemelen uygurlar karadeniz'in kuzeyinde gözükmektedirler.(yani hazar topraklarında).558 yılına geldiğimizde yine bir uygur kitlesi yine bu coğrafyada görünmekte ve burada bulunan sabir ve onogurlar bundan rahatsızlık ve endişe duymaktadır.uygurlar 569 yılında idil'in batısında ve 576 yılında bosporus'u(kerç) kuşatmışlardır.

başka bir ayrıntı ise seyyah ibn fadlan,hazarlar'ın en üst ünvanlarından birisi olan ''jawshygh-r'' terimi karşımıza çıkmaktadır.bu terimin sonu uygur olma ihtimali yüksektir.

buna kanıtlara karşı olarak mevcut uygur kitabeleri uygurlar ile hazarlar arasındaki lehçe yönünden bir bağlantıyı desteklememektedir.genel kanıya göre hazar lehçesi,''lir'' türkçesidir.uygur lehçesi ise ''şaz'' türkçesidir.

hazarlar'ın kökenine ait başka bir teori ise sabar kökenli olduklarıdır.hazarlar'ın başlıca şehirlerinden 2'si belencer ve semenderdir.sabarlarda da semender ve belencer isminde iki tane boy mevcuttur.''sabar'' kelimesi ''yol değiştiren,başıboş'' anlamına gelmektir yani hazar kelimesiyle aynı anlam taşımaktadır.10.yy arap tarihçilerinden mesudi '' iranlıların hazar dediği topluluk türkler tarafından sabar diye anılır'' şeklinde kaydı mevcuttur.


hazar imparatorluğunun ilk dönemi
hazarlar,651 yılına kadar batı göktürk devletine sadık bir şekilde bağlı kalmışlardır.daha sonra bağımszılığını ilan edip türk devletlerinin varisi sıfatıyla komşu kabile ve boyları önecelikle de bulgar kabilelerini kendi bünyesine katarak hızla büyümeye başlamıştır.

bulgarlar,hazarlara karşı inatla ama dağınık bir şekilde karşı koymuşlardır.bu savaşlarda öğrendiğimiz kadarıyla en aktif rol oynayan kişi bulgar kralı asparuh'tur.

bu 2 türk topluluğunun birbirleriyle kanlı bir şekilde devam eden güç mücadelesi hazarların lehine sonuçlanmıştır.batbay adındaki bulgarlar hazarlara boyun eğip mağlubiyeti kabul edip kuban bulgarları adıyla hazarlar'a dahil olmuşlardır.

hazarlar'a itaat etmek istemeyen bulgarlar ise ülkelerini bırakıp kaçtılar.bir kısmı kuzeye itil bulgaryasının kurulduğu mevkiye diğerleri ise asparuh önederliğinde batıya,bizans imparotorluğu semalarında şanslarını denediler.

670 yılına geldiğimizde hazarlar sadece azak-hazar denizi arasındaki bozkırlara değil,kırım'ın büyük bir kesimine de içine alan karadeniz sahillerinin tamamının efendisi durumuna gelmişlerdir.kozmopolit bir imparatorluk haline gelmişti.bünyesinde birçok irili ufaklı kavim ve boy barındırıyordu.türlü fin kavimleri,burtaslar,desna ve orta dinyper boyundaki rus kavimleri,bazı macar boyları,bulgarlar,bazı yahudi kavimleri,gürcüler,ermeniler hepsi hazar demir yumuruğu altında zorla veya barış ile birleşmişlerdi.bu çok etnik yapıyı barındırmasına örnek olarak keza el'dad gadani ''hazarlar'ın ülkesinde kudus'den 6 aylık mesafede yaşıyorlar.sayıları çok fazladır. 25 devletten haraç alırlar. hatta onların himayesine ve cesaretine muhtaç olan ismaililer(müslümanlar) dahi onlara vergi öderler''

hazarlar,batı sınırında bulgarları sindirip kendi bünyesine dahil etmişlerdi ama diğer yandan kafkas ötesine fetih hareketlerinde bulunmuyorlardı.buranın zenginliklerinden haberdardılar yağma ve çapul amaçlı saldırıları mevcuttu ama sistematik bir şekilde seferler düzenlemiyorlardı.karşılarında bizans vardı.bizans güçlü bir düşmandı ve bu sıralarda bulgarlar ile uğraşıyorlardı. 2 cephede birden savaşıp 2 ateş arasında kalmak genç hazaryalıları zor duruma düşürebilirdi.

ama kısa bir zaman sonra istemeselerde güney sınırlarını korumak zorunda kalacaklardı.çünkü batı arabistan topraklarında yeni bir din ortaya çıkmıştı.''islam''. ve taraftarları çoğalmıştı.kadim sasani devletini 2 hamlede tarih sahnesinden silmiş bu toprakların efendisi olmuşlardı.bu arap fatihler'in önünde batı arabistandan hazar denizine kadar boş bir koridor açılmıştı.bu alandaki siyasi teşekküllerin hepsi müstakil şehir devletleri halinde,hepsi kendi başının çaresine bakan,birlikten yoksun şehir devletleriydi.tehlike büyüktü.yeni yeni,ayakları üstünde durmaya çalışan hazaryalıların karşısında yeni bir düşman belirmişdi.ne dağınık savaşan bulgarlara ne siyasi birlikten yoksun rus knezlerine ne de genellikle entrika üstadı bizans'a benziyordu.

tanrının cihat emrini yerine getiriyorlardı ''din allahın oluncaya kadar....''islam peygamberi muhammed vasıtasıyla öğrendikleri islam disiplinini pratiğe döküyorlardı.genç,diri ve güçlüydüler.kısa zamanda maveraünnehir,azerbaycan,ermenistan coğrafyasını fethettiler ve hazar denizi kıyısındaki derbent şehrine dayandılar.devrin 2 büyük gücü kafa kafaya gelmişti.bir tarafta asya'nın altın bozkırlarından gelen gök-tanrı'nın evlatları diğer tarafta ilahi kelimetullah için savaşan ve bir düzineden fazla etnik kimliğin birleşmesinden oluşan islam orduları.


ilk hazar-arap savaşları (642-652)
bu ilk dönem hazar-arap savaşlarındaki arap ordularının amacı işgal etmekten çok keşif yapmaktır öncü birlikleri şeklinde hazar topraklarına saldırılar düzenlemişlerdir.

müslümanların ilk tacizleri 642 yılında başlamıştı.derbend civarındaki ilk arap komutan buhayr ibn-i abdullah 641 yılında azerbaycan'a geçti ama halife ömer,buhayr ibn-i abdullah'dan haber alamayınca arkasından takviye kuvvet olarak abdurrahman ibn-i rabia'yu yolladı.bu tarihlerde ufak çaplı da olsa çatışmalar çıkmıştır ve hazarlar araplara kayıp verdirip geri çekilmelerini sağlamışlardır.

652 yılına gelindiğinde araplar yavaş yavaş daha düzenli bir şekilde saldırmaya başladılar.arapların hazarları terlettiği savaşlardan biri de bu tarihlerde meydana geldi.
halife osman'ın uyarılarına rağmen abdurrahman ibn-i rabia seçme birliklerini hazarlar'ın üzerine sürmüş ve ilk hedefini belencer olarak belirlemiştir ama hazarlar,bu arap saldırısına ani bir baskınla cevap vermiş araplara kayıp verdirtmiş ama geniş çaplı bir yenilgiye uğratamamışlardır.

araplar belencer şehrini kuşatmakta ısrarcıydılar.şehir surları etrafında kanlı bir mücadele veriliyordu.abdurrahman askerlerine ''cesur olun ! buluşma yeriniz cennettir'' nidalarıyla moral vermeye çalışıyordu ama savaşta abdurrahman'ın ölümü ve cesedin hazarlar'ın eline geçmesi müslüman araplar'ın ordusunun bozulmasına sebep oldu ve hazar kuvvetleri 4.000 arap'ı kılıçtan geçirdi.araplar geri çekilmeye mecbur kaldı.bu ordunun içine peygamber muhammed'in sahabelerinden ebu hureyre ve selman el-farisi'nin de bulunduğundan bahsedilmektedir.

araplar bu belencer bozgunundan sonra saldırılarına ara vermek zorunda kaldılar çünkü devlet merkezinde sorunlar baş göstermekteydi.halife osman katledilmişti ülkede isyan havası hakimdi.


ikinci arap-hazar savaşları
asıl arap saldırıları bu dönemde başlamıştır.merkezi otoriteyi sağlayan araplar artık daha güçlü bir şekilde hazarlara saldırmaya başlamış bu bölgeye daha büyük kuvvetler getirmişlerdir.

muhammed bin ogbay, 692 yılında derbent şehrini ele geçirmiştir ama burada tutanamayarak geri çekilmek zorunda kalmışır.çünkü bu tarihlerde araplar'ın ağırlıklı gücü horosan isyanını bastırmakla meşgul olduğu için muhammed takviye kuvvet alamamıştı.

muhammed bin mervan,708 yılında derbent şehrini işgal etmişti.hazarlar bu saldırıya 710 yılında cevap verdi.öteden beri zaptetmek istedikleri albanya'yı ele geçirerek,derbent'i ve ülkenin kuzey kısmına hakim oldular.713 yılında derbent, mesleme taraından tekrar alınmıştır.mesleme derbent şehrinden ileri doğru gittiği esnada karşısına alp-tarhan komutasında hazar orduları çıktı.hazar ordusunun sayıca üstün olmasından dolayı mesleme,kamplarını,eşyalarını hatta haremini dahi bırakarak hızlı bir şekilde geri çekilmiştir.arapları geri atan hazarlar tekrar vakit kaybetmeden albanya topraklarından içeri daldılar.717 yılında 20.000 kişiyle azerbaycan'ın kuzey kesimini ele geçirdiler.

721 yılında hazarlar'ın üzerine gönderilen zübeyr el-nehrani komutasındaki arap ordusu merc el-hicare mevkinde bozguna uğrayarak suriye'ye doğru firar etmiştir.hazarlar,mağlup arap ordusunun kampını ele geçirmiştir ardından 722 yılında ermenistan'a girmişlerdir.

cerrah bin abdullah hakemi,büyük çapta bir orduyla hazarlar'ın üzerine doğru gider yüksek ihtimalle merkezden ve lojistik destekten uzak kaldıkları için hazar orduları savaşmadan derbent şehrine kadar geri çekilirler.

cerrah,derbent şehrine 35 km mesafedeki narvan şehrine yöneldi.burada hazar hakanın oğlu barcil,(derbent-nameye göre paşenk) komutasındaki hazar ordusuyla karşılaştı.taberi'ye göre arap ordularının sayısı 25.000 idi derbent-nameye göre ise 6.000 arap,4.000 mahalli prenslerin kuvvetlerinden oluşan bir orduydu.hazarlar ise 40.000 kişi kadardır(ibn el esir ve balami bu sayıyı veriyor yüksek ihtiml sayı abartı) vuku bulan savaşta araplar 4.000 kayıp verirken hazarlar 7.000 kayıp verip geri doğru çekilmişlerdir.

cerrah,seferini semender şehrine kadar sürdürmek niyetindeydi ama aldığı bilgiler hazar hakanının büyük bir ordu topladığı yönündeydi.acleyle geriye çekilerek kışı ''giş'' adlı köyde geçirdi.buradan halife yezid'e mektup yollayarak takviye istediğini belirtti.bu esnada halifeyezid öldü.yerine geçen halife hişam,cerrah'a takviye yolladı.cerrah,725 yılında gelen takviyeyle bahar geldiğinde harakete geçti ama bu sefer hazarya'ya saldırmayarak daryal geçidi üzerinden alan ülkesine saldırdı.

727-728 yılında mesleme azerbaycan taraflarından hazar üstüne yürüdü ve pek çok ganimetle geri geldi.bir sonraki sene selefi cerrah, daryal geçidi üzerinden başka bir sefer tertipledi.hazarya'ya giren mesleme,bizzat hazar hakanın ordusuyla karşı karşıya gelerek 1 ay kadar çarpıştı.şiddetli yağmur neticesinde mesleme eli boş dönmek zorunda kaldı.730 yılında hazarlar tekrar azerbaycan'a saldırdı.haris bin amr,hazarların saldırısnı geri pürskürttü.

sonunda hazarlar ardı arkası kesilmeyen arap saldırılarına cevap olarak ciddi bir hücum organize ettiler.731 yılında büyük bir hazar ordusu azerbaycan'a girdi.arap kaynaklarına göre hazar ordusunun başında hakanın oğlu barcil bulunuyordu.bu esnada hazar hakanı ölmüş hazar kağanlığını barcil'in annesi parsbit yönetiyordu.

cerrah,suriyeden gelecek takviye kuvveti beklemeden hazar kuşatması altındaki erdebil şehrine girdi.kalabalık bir hazar ordusu onu bekliyordu.(arap kaynakları hazar ordusunun 300.000 olduğunu söylesede bu çok abartılı bir rakamdır) araplar 2 gün boyunca hazar ordusuna direndiler.2.günün sonunda durum araplar açısından hiç de iç açıcı değildi en seçme birlikleri kılıçtan geçirilmişti.3.günün sabahında cerrah ibni abdullah el hakemi'nin yanında sadece yaralılar ve ölüler kalmıştı.hazarların hücumu sırasında araplar kaçarken cerrah '' cehenneme değil ey müslümanlar,cennete! allah yolunda yürüyün şeytan yolunda değil'' diye bağırmıştır.bu nidalar kısmen etkili olsada arap orduları kılıçtan geçirilmekten kurtulamadı çok büyük bir kısmı öldü,ölenler arasında cerrah ibni abdullah el hakemi de vardı.hazarlar,kafasını vucündan ayırdılar.haremi hazarların eline geçti.hazarlar çok büyük ganimet ele geçirdiler.cerrah'ın elinde bulunan 25.000 kişilik ordudan kurtulan sayısı 100 civarında kişiydi.

hazarlar savaştan sonra erdebil'e girdiler eli silah tutan tüm erkekleri öldürdüler.kadınları esir aldılar.büyük miktarda ganimet topladılar.rastladıkları her müslümanı kılıçtan geçirdiler.azerbaycan'ı yakıp yıkmaya devam ettiler.tebriz'e girdiler hatta diyarbakır'a kadar gidip musul civarına kadar ilerlediler.

halifelik bu büyük bozgun karşısında said ibn el-amr'ı görevlendirdi.hazarları geri pürskütmeyi başardı.cerrah'ın hanımları kurtarıldı.

mervan bin muhammed kafkas ötesi genel valisiydi.732 yılında güney dağıstanlı kabiler ile anlaşıp hazarlara saldırmaya karar verdi.derbent şehrine yöneldi.derbent kalesi ele geçirilemeyinece civardaki hazarların elinde olan yerler yakılıp,yıkıldı.hazar ordusu bu saldırıyı engellemek için orduyla geldiğinde mesleme,tüm eşyaları kampta bırakarak cebri yürüyüşle geri çekildi.

733 yılında mervan bin muhammed belencer şehrine saldırmayı planlıyordu.sefer sırasında şiddetli yağmur yağdığından seferden istenilen verim alınamamıştır sadece ganimet ele geçirilmiştir.

ardından merkeze dönerek halifenin huzuruna çıkıp hazarlar ile yapılan savaşların başarılı gitmemesinin sebebinin hazarların,arapların niyetini önceden öğrenip gerekli tedbirleri almasıydı ve hazarlar hemen büyük çapta ordu topluyorlardı.araplarda canlarının derdine düşüyorlardı.onun için mervvan halifeden 120.000 kişilik ordu tahsis etmesini istedi.

737 yılında mervan,hazarları yanıltmak için elçi gönderdi ve barış yapacağını söyledi.ve hazırlanan ordunun hazarlar'a karşı değil alanlar'a karşı olduğunu söyledi.fakat hakanın yolladığı elçi hazırlıklar tamamlanana kadar alıkonuldu.mervan daryal geçidi ve derbent geçidi olmak üzere 2 koldan hazarya'ya saldırmayı planlıyordu.2 ordunun hazırlıkları tamamlanınca elçi mervan'ın huzuruna getirildi.mervan elçiyi hakaret ederek ülkesine geç gitmesi için sarp ve dağlık yollardan yollandı.elçi hazar hakanının huzuruna geldiğinde araplar çoktan hazarya topraklarına girmişti.

endişe eden hazar hakanı beyleriyle toplantı yaparak geri çekilme kararı aldı.hakan,itil nehrinin sol sahiline,muhtemelen ural dağlarının kuzey kesiminde bir yere çekildi.saldırıdan geç haberi olduğu için 40.000 kişilik bir kuvvet toplayabildi.ordunun başına hazar-tarhan'ı geçirdi.araplar geçtikleri yerleri yakıp yıkmışlardı.çok sayıda at ve 20.000 aileyi esir almışlardır.

araplar gittikten sonra hazar hakanı tekrar ordu toplayıp orduyu mervanın peşinden yolladı.bu yollanan ordu mervan tarafından bozguna uğratıldı 10.000 hazar askeri kılıçtan geçirildi.hazar hakanı ordusunun yenildiği haberini alınca mervan'a barış teklif etti.mervan da müslüman olması aksi halde yerine başka birini tayin edeceğini duyurdu.hakan bunu kabul etti ve halife tarafından kendisine 2 fakih yollandı.mervan'ın yıldırım haraketı dediği bu savaş böylelikle sona ermiş oldu.

mervan,hazarlara da daha önce islamı kabul eden diğer kafkasya prenslikleri gibi muamele edeceğini düşünüyordu ama hazarya farklıydı.bu ülkeyi kontrol altında tutabilmek için bir arap genel vali ve güçlü bir ordu gerekiyordu.
bu yapılamadı çünkü islam devleti siyasi buhranlar yaşıyordu ve tansiyon her geçen gün yükseliyordu.bu durumda ülkesinden bu kadar uzakta bir noktaya güçlü bir ordu getirmek çok riskliydi.

bunun ardından hazar kağanı 3 yıl sonra yani 740 yılı civarında müseviliğe geçmiştir.mervan bu sırada dağlı prensler ile mücadele ediyordu ve devletin merkezinde emevi-abbasi çekişmesi devam ediyordu.hazarlar'a bundan dolayı askeri harekat düzenlenemedi.

743 yılında mervan kafkasyadan ayrılmak zorunda kaldı.halife velid'in öldürülmesi haberini alınca aceleyle dımeşk'e döndü ve 744 yılında kendi halifeliğini ilan etti.fakat 6 yıl sonra o da öldürülecek ve böylece emevi hanedanı dönemi sona erecekti.

islam devletinde hanedan değişikliğinden sonra yeni halife ebu cafer el-mansur olmuştu.mansur,hazarlar ile dostane ilişki sürdürmek niyetindeydi.753 yılında ermenistan genel valisi olarak atadığı yezid bin usayd es-sülemi,hazarlardan çekiniyordu.halife mansur dostluğu geliştirmek için yüksek ihtimal 759 yılında yezid'in hazar kağanının kızıyla evlenmesini söyledi.yezid,bu haberi alınca bagatur adlı hazar hakanına elçi yollayarak kızına talip olduğunu söyledi.kağan olumlu cevap verdi ve başlık olarak yezid 100.000 dinar bağışladı.yezid,kağanın kızıyla 2 yıl evli kaldı.2 çocukları oldu.daha sonra bu 2 bebeğiyle birlikte öldü.

762 yılında hazar kağanı bagatur bu haberi alınca kızının komlo sonucu öldürüldüğünü söyledi ve araplar'a savaş açtı.hazarlar,bab el-ebvab üzerinden ermenistan'a saldırarak pek çok müslümanı katletti.hazarlar 50.000 kişiyi esir aldı.musa ibni kab'ın komutasındaki arap ordusu kılıçtan geçirildi.mervan zamanında arapların eline geçen hamzin,lakz ve alan toprakları tekrar hazarların kontrolune geçti.

764 yılında hazarlar tekrar kafkas ötesine saldırdılar.yezid'in kontorlundeki ermenistan yağmalandı ,müslümanlar katledildi.diğer bir hazar ordusu ise tiflis'i zaptetmişti.halife mansur bu saldırıya karşı ordu sevketti.habin ibn abdullah er-revendi komutasında arap ordusu hazarlar'a mağlup olmuş ve er-revendi bu savaşta öldürülmüştür.

hazarların,araplar'a karşı son seferi 798 yılında vuku bulmuştur.hazarlar kafkas ötesine geçmiş ermenistan topraklarına girmiş.70 gün boyunca hristiyan ve müslümanları katletmiş.mallarını yağmalamışlardır


hazarların yıkılışı
10.yy'a gelindiğinde hazarların batısındaki rus devleti oldukça güçlenmişti.hazarya komşularına karşı hiçbiryerden yardım talep edemiyordu ve hazar imparatorluğunun son saatleri gelmişti.hazar imparatorluğuna ölümcül darbe 965 yılında rus krallığı tarafından indirilmiştir.9.yy'ın ikinci yarısında çıkan kabar isyanıda devletin zayıflamasında etkilidir.ruslar hazarların rızası ile idil nehri üzerinden hazar denizi sahilllerindeki islam topraklarına bir dizi saldırı düzenlemişti.buradaki şehirler hazarların ticaret ortaklarıydı.hazarlar kendi ayağına sıkmıştı.aynı zamanda bizans topraklarına da saldırmıştı rusya ve bizans ile de arası bozulmuştu.bizans,artık hazarlar yerine peçenekleri destekliyordu.hazarlar 2 ateş hattında kalmışlardı ve 965 yılında ruslar oğuzlar ile ittifak yaparak hazarlar'a saldırdılar.atil ve önemli sarkel kalesini işgal ettiler.bu saldırı neticesinde hazarlar bir daha toparlanamadı ve tarih sahnesinden çekildiler.


hazarlar'ın müseviliği devlet dini haline getirmeleri
hazarlar'ın museviliği tam olarak hangi tarihte kabul ettikleri hala tartışma konusudur ve net bir tarih yoktur. roma ve araplar arasında sıkışan hazarlar,bu iki büyük güçle aralarına mesafe koymak için museviliği bir vasıta olarak görmüş olabilirler.hristiyanlık veya islamı benimsemeleri romanın veya halifeliğin siyasi açıdanan egemenliğinin tanınmasını ima ediyordu.ancak diğer dönme hadislerinde olduğu gibi bu da bir gecede olup biten bir olay değildir.kuşkusuz aşama aşama düzeltilerek,sindirilerek musevilik devlet dini haline getirilmiştir.

hazarların,karaim mi yoksa rabbani museviliğine mi geçtiği çokca tartışma konusu olmuştur.zvi ankori'nin çalışması,eksik yönleri ne olursa olsun hazarların rabbani museviliği'e mensup olduğunu göstermektedir.rabbaniler ile birlikte karaim cemaatinin varlığını da dışlamaz.ancak hazarlarda halk tabanın hepsinin musevi olduğunu söylemek hatalı olur.hanedan arasında olduğu gibi halk tabanında musevilik çok geniş kitlelere yüksek ihtimalle ulaşmamıştır.


bazı arap müelliflerin hazarlar hakkında yazdıkları şunlardır
ibn rusta(920 civarı) : hazarların en büyük reisi yahudidir.işa(şad) ve büyük reisin temayülünü göstren kumandanlar ve büyüklerde musevidir.halkın geri kalanı türkler'in dinine benzer bir din üzerinedir.

ibn fadlan:(921-922 civarı) hazarlar ve kralları hep yahudidir.

ibn el fakih:(930 civarı) hazarların hepsi de yahudidir.fakat son zamanlarda musevileşmişlerdir.

mesudi:bu şehirde müslümanlar,hristiyanlar,yahudiler ve cahiliye dinine mensup kişiler bulunur.hükümdarları hazar kabilesindendir.halife harun reşid döneminde musevi olmuşlardır.

elimizde tam mansıyla hazarlar'ın ne zaman musevileştiğini göstren nadir kanıtlardan biri budur mesudi'nin ''harun reşid döneminde museviliği benimsediklerini söyleyen kaydı)

istahri:(951 civarı) yahudiler azınlığı teşkil edip çoğunluğu müslüman veya hristiyanlardır.

mukaddesi(985 civarı): haza'ı bol miktarda koyun,bal ve yahudi dolu zor bir ülke olarak tarif eder.

nedim:(987-988 civarı) onların en büyük hükümdarı musevi inancına riayet eder.

bekri:(1094 civarı) genellikle hazarlar müslüman ve hristiyan'dır.aralarında putperest de vardır.hükümdarları musevi dinine riayyet eder.

yakut:(1229 civarı) burada müslümanlardan çok kimse var.10.000 müslümanın olduğu söyleniyor.hükümdarları yahudidir.hazarlar müslüman ve hristiyandır.aralarında putperest de vardır.hükümdar maiyeti dışındakiler hristiyan ve müslümandır.

hazarlarının çoğunluğunun musevi olmadığını gösteren başka bir kanıt ise 9.yy başlarında ülkede çıkan kabar isyanıdır.melik obadya dini(musevilik) ve siyasi alanda yapmak istediği reformlara karşı çıkımıştı.obadya'nın yapmak istediği bu reformlar neticesinde feodaller isyan bayrağını kaldırmışlar bunun üzerine melik obadya guz ve peçenek kabilelerinin de yardımıyla bu isyanı bastırmıştır.bu çarpışmadan sağ kurtulan hazarlar madyarlar'a(macarlar) kaçarak kabarlar olarak anılmaya başlamışlardır.obadya'dan sonra yerine oğlu yezekiil ve torunu manassiya geçmiştir ama iktidarları kısa olmuştur.obadya ve en yakın halefleri her türlü sonucu göze alarak museviliği hazar devletinin resmi dini haline getirmeye çalıştıkları muhakkaktır.


hazarlar da devlet kurumları ve ticari hayat
arap kaynakları ülkenin başkentinin sarığşin ve hebnl(kitaptan aldığım alıntıda yazar bu şekilde okumuş kendiside yanlış olabileceğine dair şerh düşmüştür).kış mevsiminde yerel halk bu iki kentte yaşar,baharın gelişiyle bozkırlara gider ve bir dahaki kış gelinceye kadar bozkırda kalırlardı.hazar kağanları hali vakti yerinde müslümanları,varlıklarının miktarı veya zanatlarındaki başarıya göre atlı asker yetiştirme koşulu ile bir vergiye tabi tutarlardı.toplanan vergiler işa(şad) denilen devlet görevlisinin sorumluluğu altındaydı.her yıl peçenekler ile savaşılırdı.işa kendi birlikleriyle savaşa katılırdı.kraliyet ordusu 10.000 atlı süvariden oluşurdu.kağan kendini hiç göstermez sadece yalnız dör ayda bir gerçekleşen uzun seyehat için dışarı çıktığında görünürdü.hazar kağanının adet olduğu üzere 25 hanımı vardır.bu kadınların hepsi diğer komşu krallardan kendisine gelen kralların kızlarıdır.hükümdarlık süresi 40 yıldır.bu süreyi bir gün dahi aşsa tebaası ve saray mensupları tarafından aklını kaybettiği gerekçesiyle öldürülürdü.bir kaç kil yapının dışında oturdukları yerler keçe çadırdan oluşurdu.pazarları ve hamamları vardır.kralın sarayı nehirden biraz uzakta tuğladan yapılmıştır.

kral,tebaasının mülkiyeti üzerinde hak sahibi değildir.hazinesi,gümrük vergileri,kara,deniz ve nehir yollarının kullanımına bağlı olarak alınan bir tür öşür vergisi gelirine dayalıdır.ayrıca farklı yerleşim bölgelerinin halklarından,yiyecek,içecek vb ürünler üzerinden alınan düzenli vergilerdir.

kralın yahudilerden,hristiyanlardan,müslümanlardan ve purperestlerden oluşan 7 yargıcı vardır.2 müslüman,2 hristiyan,2 musevi ve 1 tane da şaman yargıç vardır.

ana besin kaynakları balık ve pirinçtir.bal ve bal mumu ülkelerine rus ve bulgar ülkelerinden gelirdi.dünyanın pek çok yrine ihraç ettikleri kunduz kürkü de yalnızca bulgar ve rus bölgesinde bulunurdu.semender adlı şehir bahçelerle dolu 4.000 üzüm bağı vardı.

2 tip hazarlı vardır.birincisine kara hazarlar denir.bunlar esmer il koyu siyah arasında,bir çeşit hintli gibidirler.birde göz alıcı biçimde güzel olan beyaz cinsleri vardır.hazar ülkesi balık tutkalı dışında ihraç edilebilir hiçbir şey üretmez.


son olarak
hazar kağanlığı çok bilinmese de kafkaslar ve doğu avrupanın siyasi kaderini derinden etkilemiştir.islam orduları karşısında tüm ülkeler diz çökerken hazarlar son ana kadar dirayetli bir şekilde ayakta kalmayı başarmışlardır.

kudus'ün fethi,istanbul'un fethi,attila'nın roma kuşatması vs ne kadar önemliyse hazarlar'ın da araplar ile 70-80 yıl boyunca savaşması o kadar önemlidir.eğer hazar kağanlığı düşseydi ve mervan hazar ülkesinin kontrolünü eline alsaydı don,dinyeper ve doğru avrupa semalarına büyük bir müslüman göçü olacaktı ve ardından avrupanın kapıları müslüman araplara açılmış olacaktı.hazaryanın bulunduğu ince hat ayakta kalmayı başarabilmiştir.karl martel'in franklarının pirenelerde yaptığı gibi hazarlarda kafkaslar da arapları durdurmuşlardır.

doğu avrupayı kurtarış bir anlamda rus knezliklerinin de işine yaramıştırki bu ruslar çok şanslı adamlar tarihte 2 defa türkler sayesinde ayakta kaldılar,diğeri timur'un altın ordayı yıkması.ama en fazla da bu ruslardan çekti türkler.yüzyıllar sonra orta asya'nın canına okuyan da yine bu rusların torunları oldu.
 
Yeniçeriler Üzerindeki Otoritenin Kaybolduğunu Gösteren Olay: Vaka-i Vakvakiye
Vaka-i Vakvakiye ya da diğer adıyla Çınar Vakası, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan bir isyan sonucu 30 kişinin vakvak ağaçlarına asılarak idam edilmesini ifade eden olay.

AARdbEOJKlZzDi31-636585254097567006.jpg


1656 yılında, bitmek bilmeyen girit savaşı devam ederken borçların fazlasıyla artması nedeniyle maaş ödeyemeyen devletin paranın değerini devalüe etmesi, düşük değerli bastırdığı yeni parayla yeniçerilere maaş ödemesi fakat bu paraları hiç bir esnafın kabul etmemesi sebebiyle padişahla görüşmek istemeleri ama geri çevrilmeleri neticesinde istanbul'da çıkmış bir isyandır. isyancılar (ki çoğu yeniçeridir) osmanlı bürokrasisinin bu ekonomik buhrandan sorumlu tuttukları en üst 30 kişisinin kellesini istemişlerdir.

QCj5rIGIREX2Udtt-636585254428687558.jpg


o sırada tahtta bulunan 14 yaşındaki 4. mehmed'in naibi valide hatice turhan sultan bu teklifi savuşturmaya, en azından bazılarını kurtarmaya çalışsa da, isyanı yatıştıramamış, en sonunda tüm listedeki kişileri idam ettirmek durumunda kalmıştır. idam edilenler at meydanı'nda (bugünkü alman çeşmesi civarı) bulunan ulu bir çınar ağcında asılmışlar, bu nedenle olay aynı zamanda çınar olayı olarak da anılır olmuştur.

slgnGhadPZNCPuCX-636585254517601003.jpg


osmanlı'nın 50 yıl içerisinde ihtişamının doruklarından düştüğünü ve yeniçeriler üzerindeki devlet otoritesinin kaybolduğunu en çarpıcı şekilde gösteren olaylardan biridir. kadınlar saltanatı döneminin son güçlü kadını hatice turhan sultan durumun vehametini bu olayla anlayıp, sadrazamlık makamına güçlü birini geçirmeyi uygun bulmuştur. köprülü mehmed paşa ile, onun işlerine asla karışmama anlaşması yapmış, böylece bu olaydan sonra köprülüler devri başlamıştır.
 


4 Nisan 1953 - DUMLUPINAR DENİZALTISI "VATAN SAĞ OLSUN"
— Alo Dumlu.
— Evet, Dumlu.
— Ben Üsteğmen Suat.
— Evet, efendim ben Selami
— Selami nasılsınız, biz geldik, şimdi bana durumu anlat.
— Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı, bataryayı sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik, şimdi manevra dairesi su ile dolu.
— Kaç kişisiniz orada?
— 22 kişiyiz.
— Diğer dairelerle irtibatınız var mı?
— Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar.
— Merak etmeyin 'Kurtaran' geldi biz buradayız.
— Efendim manometre 267 kadem gösteriyor doğru mu?
— Selami Kurtaran geldi şimdi kurtarma işine başlanıyor, ben biraz sonra yine gelirim.
— Peki efendim...

Denizaltındaki subay ve astsubay ve erlerin tümüne korkunç gerçek söylendi; kendilerini su yüzüne çıkaramayacaklarını buna imkân olmadığını bildirildi. Artık kendilerine başta söylenen “gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin '' telkininin yerine “konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigara da içebilirler '' denildi. Bunu duyan kahraman denizcilerimizin son sözleri “Sizler sağ olun! Vatan sağ olsun! '' oldu. O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar ve “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım, sen sallan gel ben boyuna bakayım… '' türküsünü söyleyerek büyük bir tevekkülle son nefeslerini verdiler.

Son sözleri “Vatan Sağ Olsun! '' diyerek şehit olan 81 denizcimiz bugün Çanakkale Boğazı nın derinliklerinde ebedi uykularındalar.

Vatan sağ ve onlara minnettardır, huzur içinde uyusunlar!
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri