Önceleri tarikat dersleri istidatlı kimselere verilirmiş ama bugün herkese bu tür dersler verilebiliyor? Bunun ölçüsü nedir? Bir yerden ders alıp ta onu yapmayan başka bir tarikattan ders alabilir mi?
Tasavvuf yolunda ilerlemek için istidat yani maneviyata kabiliyet önemlidir, ama istidadı ölçmek için elimizde bir alet yoktur, bu konuda asıl olan sâlikin istek ve kararlılığı yani kendi iradesidir. Bu sebeple maneviyat yoluna girmek isteyenlere; taleb eden, isteyen manasına tâlib ve mürîd denir. Bu kararlılık neticesinde istidad ortaya çıkar ve gelişir. Başka bir deyişle maneviyata istidadı olsa bile bu yönde ciddi bir talebi bulunmayan bir insanın tarikatta ilerlemesi mümkün değildir. İnsanın tasavvufi eğitime meyletmesi de aslında ondaki istidadın bir göstergesidir. Bununla birlikte bazen Hakk dostları kabiliyetleri sebebi ile göz koydukları sâlikler üzerine eğilirler. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Ömer İbn Hattab ve gerçek ismi Ömer olan Ebu Cehil için“Ya Rabbi, iki Ömer’den birini İslam’a kazandır” diye dua etmesi buna örnek gösterilebilir. Bununla birlikte o (s.a.v) kapısına gelen hiç bir insanı geri çevirmemiş, seviyesine göre onları irşad etmiştir.
Bu konuda önemli olan başka bir nokta da başlangıçta az olan istidadın zaman içinde gelişmesinin mümkün olmasıdır. İnsanlar çeşit çeşit madenler gibi farklı şeylere kabiliyetlidir. Kimsinin hizmete, kiminin ibadete, kiminin okumaya istidadı olur. Manevi rehber herkesin durumuna göre bu kabiliyetleri geliştirir.
Son olarak, kapasitesi fazla olmasa da bazen mürşidler içinde bulunduğumuz asrın özel durumundan dolayı imanı güçlensin, yanlış yerlere gitmesin diye kapısına gelenleri geri çevirmeyip, onlara manevi virdler verebilmektedir. Başka bir değişle bazı sâlikler evliya olmasa bile hiç olmasa eşkıya olmasın diye sohbet meclislerine alınabilmektedir. Bunda da İslam adına umumi bir fayda vardır. Bu tür mülahazalarla maneviyat yoluna kabul edilenler kendilerine verilen fırsatı iyi değerlendirmelidir.
Tasavvuf yolunda ilerlemek için istidat yani maneviyata kabiliyet önemlidir, ama istidadı ölçmek için elimizde bir alet yoktur, bu konuda asıl olan sâlikin istek ve kararlılığı yani kendi iradesidir. Bu sebeple maneviyat yoluna girmek isteyenlere; taleb eden, isteyen manasına tâlib ve mürîd denir. Bu kararlılık neticesinde istidad ortaya çıkar ve gelişir. Başka bir deyişle maneviyata istidadı olsa bile bu yönde ciddi bir talebi bulunmayan bir insanın tarikatta ilerlemesi mümkün değildir. İnsanın tasavvufi eğitime meyletmesi de aslında ondaki istidadın bir göstergesidir. Bununla birlikte bazen Hakk dostları kabiliyetleri sebebi ile göz koydukları sâlikler üzerine eğilirler. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Ömer İbn Hattab ve gerçek ismi Ömer olan Ebu Cehil için“Ya Rabbi, iki Ömer’den birini İslam’a kazandır” diye dua etmesi buna örnek gösterilebilir. Bununla birlikte o (s.a.v) kapısına gelen hiç bir insanı geri çevirmemiş, seviyesine göre onları irşad etmiştir.
Bu konuda önemli olan başka bir nokta da başlangıçta az olan istidadın zaman içinde gelişmesinin mümkün olmasıdır. İnsanlar çeşit çeşit madenler gibi farklı şeylere kabiliyetlidir. Kimsinin hizmete, kiminin ibadete, kiminin okumaya istidadı olur. Manevi rehber herkesin durumuna göre bu kabiliyetleri geliştirir.
Son olarak, kapasitesi fazla olmasa da bazen mürşidler içinde bulunduğumuz asrın özel durumundan dolayı imanı güçlensin, yanlış yerlere gitmesin diye kapısına gelenleri geri çevirmeyip, onlara manevi virdler verebilmektedir. Başka bir değişle bazı sâlikler evliya olmasa bile hiç olmasa eşkıya olmasın diye sohbet meclislerine alınabilmektedir. Bunda da İslam adına umumi bir fayda vardır. Bu tür mülahazalarla maneviyat yoluna kabul edilenler kendilerine verilen fırsatı iyi değerlendirmelidir.