BIR CIHAN IMPARATORLUGU: OSMANLI
"Osmanli'ya iki kita üzerinde hükmetmek yetmez. Zira Allah'in azmi iki kitaya sigmayacak kadar büyük bir davadir. Selçuklularin varisi biz oldugumuz gibi, Roma'nin da varisi biziz." -Ramazan Özey, Yigit Düstügü Yerden Kalkar, Tarih ve Düsünce, Agustos 2000, s.30- Orhan Gazi'nin oglu Murad Bey'e nasihati
Selçuklu Devleti'nin otoritesinin dagilmasinin ardindan ortaya çikan Anadolu beyliklerinden biri de Osmanli Beyligi'dir. Osmanli Beyligi, kisa sürede gelismis ve döneminin en önemli devletlerinden biri haline gelmistir. Türk-Islam bayragini yüceltme amaci tasiyan bu devlet, oldukça kisa bir süre içinde çesitli din, dil, irk ve mezheplere sahip milletleri semsiyesi altinda toplayan dev bir cihan devleti haline gelmistir. Memalik-i Osmaniye (Osmanli ülkeleri), üç eski kitanin birlestigi alani, diger bir deyisle Avrupa'nin güneybatisini, Afrika'nin kuzeyini ve Asya'nin güneybatisini kapsamaktadir. Devletin topraklarinin, en genis oldugu dönemde yüzölçümü 24 milyon km2'yi bulmaktadir. Güney Amerika kitasinin yüzölçümünün yaklasik olarak 21 milyon km2 oldugu gözönünde bulundurulursa, Osmanli Imparatorlugu'nun topraklarinin genisligi daha iyi anlasilmaktadir. Tarih boyunca güçlü ve büyük medeniyetlere ev sahipligi yapmis olan bu topraklarda kurulan en son ve en uzun ömürlü medeniyet Osmanli medeniyetidir. 600 yillik ömründe, 400 yil boyunca devletin en genis sinirlarini elinde tutan, gerileme dönemi dedigimiz 200 yil boyunca bile çok fazla toprak kaybetmeyen, yikilis dönemi olan 20. yüzyilin baslarina kadar gücünü ve etkisini muhafaza eden Osmanli, "cihan devleti" ünvanini fazlasiyla hak etmektedir. Kuskusuz böylesine büyük bir devletin bu kadar uzun ömürlü olmasini yalnizca askeri güçle açiklamak mümkün degildir. Osmanli Devleti'ni cihan devleti ünvanina layik kilan unsurlarin basinda temelini dayandirdigi ve gücünü aldigi manevi degerler gelmektedir. Herseyden önce Osmanli Devleti, devletin kurucusu olan Osman Gazi'ye Seyh Edebali tarafindan verilen su ögütler üzerine bina edilmistir:
Ey ogul, artik Bey'sin! Bundan sonra öfke bize, uysallik sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hosgörmek sana. Anlasmazliklar bize, adalet sana. Haksizlik bize, bagislamak sana...
Dünya senin gözlerinde gördügün gibi büyük degildir. Bütün fethedilmemis sirlar, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün isigina çikacaktir. Türk-Islam ahlakinin en güzel yansimalarindan biri olan Seyh Edebali'nin bu ögütlerinde de gördügümüz üzere, Osmanli Devleti'nin hareket noktasi Kuran'da tüm insanlara emredilen güzel ahlaktir. Iste bu ahlak Osmanli'yi küçük bir beylikken, 3 kitaya hükmeden bir devlet haline getirmistir. Osmanli'nin adalet anlayisi, hosgörüsü ve olusturdugu uzlasma ortaminin temelinde de Islam ahlaki vardir.
OSMANLI'NIN ISLAM AHLAKI
Osmanli Devleti için Islam'in bayraktarligini yapmaktan, Islam'in adaletini ve ahlakini dünyaya yaymaktan daha büyük bir hedef yoktu. Bu nedenle de Osmanli, fethettigi topraklarda yine Kuran'da emredildigi gibi hiçbir zora ve baskiya basvurmadan Islam ahlakini yasatti ve hakim kildi. Osmanli için sadece Müslüman ve Türk halkin rahati ve mutlulugu degil, kendisine tabi olan her dilden ve her dinden insanin rahati ve mutlulugu önemliydi. Islam ahlakinin bir geregi olarak Osmanli padisahlari, kendilerinden yardim isteyen kisi -inançsiz da olsa- ihtiyaç içinde olana yardim etmis ve bunun Allah'a karsi olan sorumluluklarindan biri oldugunu bilmislerdir. Bu, iman edenlere Kuran'da bildirilen bir emirdir:
Eger müsriklerden biri senden eman isterse ona eman ver, öyle ki Allah'in sözünü dinlemis olsun. Sonra onu güvenlik içinde olacagi yere ulastir. Bu onlarin elbette bilmeyen bir topluluk olmalari nedeniyledir. (Tevbe Suresi, 6)
Osmanli için ele geçirdigi topraklarin tümü "vatan topragi" idi ve Dar'ül Islam (Islam yurdu) olarak kabul edilen bu topraklarda yasayan insanlarin hepsi de Islam'in halifesi olan padisaha emanet idiler. Osmanli padisahlarinin Allah ve peygamber sevgileri giristikleri her iste itidalli, adaletli, merhametli ve dolayisiyla da basarili olmalarini saglamistir. Osmanli yöneticileri kendilerini halkin islerini yapmak için Allah tarafindan görevlendirilen kisiler olarak görürlerdi ve halka hizmet götürmeyi ana görevleri sayarlardi. Piri Pasa'nin Yavuz Sultan Selim için sarf ettigi sözler bu gerçegi açikça gözler önüne sermektedir:
Kendilerini padisah bilmezlerdi. "Hak Teala'nin zavalli ve yoksul kullarinin ve yeryüzündeki tüm kullarinin güvenligini korumaya gönderdigi degersiz biriyim" buyururlardi... Cela-zade Mustafa, Selim-name, Ankara Kültür Bakanligi, 1990
Islam ahlakinin yasandigi ve hakim oldugu Osmanli topraklari ayni zamanda çok büyük alimlerin de vataniydi. Osmanli idarecileri askeri ve mülki erkana oldugu kadar, ilim ehlinin de fikirlerine önem verir, aldiklari kararlarda onlarla istisare ederlerdi. Adaletin saglanmasi için çok büyük gayret sarf ederlerdi.
Osmanli padisahlari, halka karsi devlet otoritesini kötüye kullanan idarecileri bu tutumlarindan meneden pek çok kanunname yayinlamislar, kendilerinin bizzat sahit olmadiklari ortamlarda bile halkin devletten razi olacagi bir sistem tesis etmislerdi. Devlet görevlilerinin kanun ve adalete aykiri davranmasini kesinlikle yasaklayan pek çok beyannameden birisi de Semendere kadisina gönderilen beyannamedir. Padisah bu beyannamede halkin kendisine Allah'in bir emaneti oldugunu belirttikten sonra, kanuna aykiri olarak Sancak beylerinin ve diger görevlilerin onlardan fazla bir sey almalarini zulüm saymakta ve bunu siddetle yasaklamaktadir. Bu emri yerine getirmekte ihmali ve kusuru görülenlerin derhal cezalandirilmalarini emretmektedir. Prof. Dr. Ismet Miroglu, Osmanli Yönetiminde Insana ve Hukuka Saygi, Tarih ve Medeniyet, Ocak 1999, s.16
Türk-Islam ahlakinin getirdigi adalet sistemi, Osmanli Devleti'ni çagdas devletlerden kat kat üstün kilan temel özelliklerden birisi idi. Osmanlilarin yasamaktan seref duyduklari Islam ahlaki, onlara kendi aleyhlerine olsa bile adaleti emrediyordu. Nisa Suresi'nde bildirilen bu ahlak özelligi, Osmanli'nin ve tüm Müslümanlarin üstün adalet anlayisinin da temel tasidir:
Ey iman edenler kendiniz, anne babaniz ve yakinlariniz aleyhinde dahi olsa Allah için sahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakindir. Öyleyse adaletten dönüp heva(tutku)lariniza uymayin. (Nisa Suresi, 135)
Türklerin ele geçirdikleri topraklarda, bu düsünce ve inançla, adaletli, sefkatli, merhametli, irk ve kabile taassubundan uzak bir siyaset izlemeleri, Türk idaresinin pek çok ülke tarafindan bir kurtarici olarak karsilanmasina sebep oldu.
Din ve vicdan hürriyeti, bütün Türk devletlerinde oldugu gibi, Osmanli Devleti'nde de titizlikle uygulandi. Osmanli topraklarinda kilise, havra ve camiler yan yanaydi. Bu nedenle basta Katolik Avrupa'nin kati baskilarina maruz kalan Ortodoks Balkan halklari olmak üzere pek çok halk, birçok kez, Hiristiyan yöneticiler yerine Müslüman Türk idarecilerin yönetimi altinda yasamayi tercih ettiler. Sadece Hiristiyanlar degil, XV. yüzyilin sonlarinda Ispanya'daki Yahudiler de kitleler halinde, adaletinden ve kendilerine saglayacagi din hürriyetinden emin olduklari Osmanli yönetimine sigindilar.
Önemli tarihçilerimizden Prof. Dr. Ismet Miroglu, Tarih ve Medeniyet Dergisi'nde yayinlanan bir makalesinde Osmanli'daki din ve vicdan hürriyetine detayli bir sekilde yer vermektedir. Miroglu'nun belirttigi gibi Rus kilisesinin zulmüne dayanamayan Kazaklar da din hürriyetini Osmanli idaresinde bulan halklardandir. Prof. Dr. Ismet Miroglu, Osmanli Yönetiminde Insana ve Hukuka Saygi, Tarih ve Medeniyet, Ocak 1999, s.19 Prof. Miroglu söz konusu makalesinde Antalya Patrigi Makarios'un, Ortodokslara zulmeden Katolik Polonyalilari Osmanli idaresiyle kiyaslayan su sözlerine de deginmektedir:
O imans izlar tarafindan öldürülen binlerce insana, kadin, kiz ve erkeklere agladik. Lehliler Ortodoks adini dünyadan kaldirmak istiyorlar. Allah Türklerin devletini ebedi eylesin. Zira Türkler vergi aldiktan sonra Hiristiyan ve Yahudilerin dinlerine dokunmazlar. Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Istanbul 1969, s. 193
Osmanli tarihi üzerine uzmanlasmis olan ünlü tarihçi Arthur Gibbons'un "Osmanli Imparatorlugu'nun Kurulusu" adli eserinde Osmanlilar hakkinda yer verdigi su tespitler de Osmanli hosgörüsünün ispati niteligindedir:
... Su bir gerçektir ki, Türkler yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken din hürriyeti fikrini temeltasi olarak koymus bir millettir. Sürekli Yahudi ve Hiristiyan tazyiklerine mukabil, Türklerin Balkanlar'a girmesinden sonra yerli gayrimüslimlerle yeni gelen Müslümanlar yüzyillarca ahenk içinde yasamislardir." A.Gibbons, Osmanli Imparatorlugu'nun Kurulusu, Çev. Ragip Hulusi, Ist. 1928, s.63
Iste tarihçilerin ve arastirmacilarin da sik sik dile getirdikleri bu adaletli ve hosgörülü anlayis, Osmanli yönetiminin Türk-Islam ahlakina has özelliklerinden kaynaklanmaktadir.
Asirlar boyunca sanli devletler kurmus, 3 kitaya hükmetmis bir milletin torunlari ve 21. yüzyilda yeni bir cihan devleti kurmaya aday bir milletin bireyleri olarak bizlere düsen ise, Osmanli'yi Osmanli yapan tüm maddi ve manevi degerlerin önemini dogru bir sekilde anlamak ve uygulamaktir. Osmanli örnegi göstermektedir ki, Türk Milleti çok genis bir cografyayi kolaylikla yönetebilecek bir birikime, yetenege ve güce sahiptir. Önemli olan Osmanli'nin üzerinde yükselmis oldugu degerleri iyi anlamak, bunlari yeniden ve çagimiza uygun sekilde yorumlamak ve uygulamaktir.
"Osmanli'ya iki kita üzerinde hükmetmek yetmez. Zira Allah'in azmi iki kitaya sigmayacak kadar büyük bir davadir. Selçuklularin varisi biz oldugumuz gibi, Roma'nin da varisi biziz." -Ramazan Özey, Yigit Düstügü Yerden Kalkar, Tarih ve Düsünce, Agustos 2000, s.30- Orhan Gazi'nin oglu Murad Bey'e nasihati
Selçuklu Devleti'nin otoritesinin dagilmasinin ardindan ortaya çikan Anadolu beyliklerinden biri de Osmanli Beyligi'dir. Osmanli Beyligi, kisa sürede gelismis ve döneminin en önemli devletlerinden biri haline gelmistir. Türk-Islam bayragini yüceltme amaci tasiyan bu devlet, oldukça kisa bir süre içinde çesitli din, dil, irk ve mezheplere sahip milletleri semsiyesi altinda toplayan dev bir cihan devleti haline gelmistir. Memalik-i Osmaniye (Osmanli ülkeleri), üç eski kitanin birlestigi alani, diger bir deyisle Avrupa'nin güneybatisini, Afrika'nin kuzeyini ve Asya'nin güneybatisini kapsamaktadir. Devletin topraklarinin, en genis oldugu dönemde yüzölçümü 24 milyon km2'yi bulmaktadir. Güney Amerika kitasinin yüzölçümünün yaklasik olarak 21 milyon km2 oldugu gözönünde bulundurulursa, Osmanli Imparatorlugu'nun topraklarinin genisligi daha iyi anlasilmaktadir. Tarih boyunca güçlü ve büyük medeniyetlere ev sahipligi yapmis olan bu topraklarda kurulan en son ve en uzun ömürlü medeniyet Osmanli medeniyetidir. 600 yillik ömründe, 400 yil boyunca devletin en genis sinirlarini elinde tutan, gerileme dönemi dedigimiz 200 yil boyunca bile çok fazla toprak kaybetmeyen, yikilis dönemi olan 20. yüzyilin baslarina kadar gücünü ve etkisini muhafaza eden Osmanli, "cihan devleti" ünvanini fazlasiyla hak etmektedir. Kuskusuz böylesine büyük bir devletin bu kadar uzun ömürlü olmasini yalnizca askeri güçle açiklamak mümkün degildir. Osmanli Devleti'ni cihan devleti ünvanina layik kilan unsurlarin basinda temelini dayandirdigi ve gücünü aldigi manevi degerler gelmektedir. Herseyden önce Osmanli Devleti, devletin kurucusu olan Osman Gazi'ye Seyh Edebali tarafindan verilen su ögütler üzerine bina edilmistir:
Ey ogul, artik Bey'sin! Bundan sonra öfke bize, uysallik sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hosgörmek sana. Anlasmazliklar bize, adalet sana. Haksizlik bize, bagislamak sana...
Dünya senin gözlerinde gördügün gibi büyük degildir. Bütün fethedilmemis sirlar, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün isigina çikacaktir. Türk-Islam ahlakinin en güzel yansimalarindan biri olan Seyh Edebali'nin bu ögütlerinde de gördügümüz üzere, Osmanli Devleti'nin hareket noktasi Kuran'da tüm insanlara emredilen güzel ahlaktir. Iste bu ahlak Osmanli'yi küçük bir beylikken, 3 kitaya hükmeden bir devlet haline getirmistir. Osmanli'nin adalet anlayisi, hosgörüsü ve olusturdugu uzlasma ortaminin temelinde de Islam ahlaki vardir.
OSMANLI'NIN ISLAM AHLAKI
Osmanli Devleti için Islam'in bayraktarligini yapmaktan, Islam'in adaletini ve ahlakini dünyaya yaymaktan daha büyük bir hedef yoktu. Bu nedenle de Osmanli, fethettigi topraklarda yine Kuran'da emredildigi gibi hiçbir zora ve baskiya basvurmadan Islam ahlakini yasatti ve hakim kildi. Osmanli için sadece Müslüman ve Türk halkin rahati ve mutlulugu degil, kendisine tabi olan her dilden ve her dinden insanin rahati ve mutlulugu önemliydi. Islam ahlakinin bir geregi olarak Osmanli padisahlari, kendilerinden yardim isteyen kisi -inançsiz da olsa- ihtiyaç içinde olana yardim etmis ve bunun Allah'a karsi olan sorumluluklarindan biri oldugunu bilmislerdir. Bu, iman edenlere Kuran'da bildirilen bir emirdir:
Eger müsriklerden biri senden eman isterse ona eman ver, öyle ki Allah'in sözünü dinlemis olsun. Sonra onu güvenlik içinde olacagi yere ulastir. Bu onlarin elbette bilmeyen bir topluluk olmalari nedeniyledir. (Tevbe Suresi, 6)
Osmanli için ele geçirdigi topraklarin tümü "vatan topragi" idi ve Dar'ül Islam (Islam yurdu) olarak kabul edilen bu topraklarda yasayan insanlarin hepsi de Islam'in halifesi olan padisaha emanet idiler. Osmanli padisahlarinin Allah ve peygamber sevgileri giristikleri her iste itidalli, adaletli, merhametli ve dolayisiyla da basarili olmalarini saglamistir. Osmanli yöneticileri kendilerini halkin islerini yapmak için Allah tarafindan görevlendirilen kisiler olarak görürlerdi ve halka hizmet götürmeyi ana görevleri sayarlardi. Piri Pasa'nin Yavuz Sultan Selim için sarf ettigi sözler bu gerçegi açikça gözler önüne sermektedir:
Kendilerini padisah bilmezlerdi. "Hak Teala'nin zavalli ve yoksul kullarinin ve yeryüzündeki tüm kullarinin güvenligini korumaya gönderdigi degersiz biriyim" buyururlardi... Cela-zade Mustafa, Selim-name, Ankara Kültür Bakanligi, 1990
Islam ahlakinin yasandigi ve hakim oldugu Osmanli topraklari ayni zamanda çok büyük alimlerin de vataniydi. Osmanli idarecileri askeri ve mülki erkana oldugu kadar, ilim ehlinin de fikirlerine önem verir, aldiklari kararlarda onlarla istisare ederlerdi. Adaletin saglanmasi için çok büyük gayret sarf ederlerdi.
Osmanli padisahlari, halka karsi devlet otoritesini kötüye kullanan idarecileri bu tutumlarindan meneden pek çok kanunname yayinlamislar, kendilerinin bizzat sahit olmadiklari ortamlarda bile halkin devletten razi olacagi bir sistem tesis etmislerdi. Devlet görevlilerinin kanun ve adalete aykiri davranmasini kesinlikle yasaklayan pek çok beyannameden birisi de Semendere kadisina gönderilen beyannamedir. Padisah bu beyannamede halkin kendisine Allah'in bir emaneti oldugunu belirttikten sonra, kanuna aykiri olarak Sancak beylerinin ve diger görevlilerin onlardan fazla bir sey almalarini zulüm saymakta ve bunu siddetle yasaklamaktadir. Bu emri yerine getirmekte ihmali ve kusuru görülenlerin derhal cezalandirilmalarini emretmektedir. Prof. Dr. Ismet Miroglu, Osmanli Yönetiminde Insana ve Hukuka Saygi, Tarih ve Medeniyet, Ocak 1999, s.16
Türk-Islam ahlakinin getirdigi adalet sistemi, Osmanli Devleti'ni çagdas devletlerden kat kat üstün kilan temel özelliklerden birisi idi. Osmanlilarin yasamaktan seref duyduklari Islam ahlaki, onlara kendi aleyhlerine olsa bile adaleti emrediyordu. Nisa Suresi'nde bildirilen bu ahlak özelligi, Osmanli'nin ve tüm Müslümanlarin üstün adalet anlayisinin da temel tasidir:
Ey iman edenler kendiniz, anne babaniz ve yakinlariniz aleyhinde dahi olsa Allah için sahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakindir. Öyleyse adaletten dönüp heva(tutku)lariniza uymayin. (Nisa Suresi, 135)
Türklerin ele geçirdikleri topraklarda, bu düsünce ve inançla, adaletli, sefkatli, merhametli, irk ve kabile taassubundan uzak bir siyaset izlemeleri, Türk idaresinin pek çok ülke tarafindan bir kurtarici olarak karsilanmasina sebep oldu.
Din ve vicdan hürriyeti, bütün Türk devletlerinde oldugu gibi, Osmanli Devleti'nde de titizlikle uygulandi. Osmanli topraklarinda kilise, havra ve camiler yan yanaydi. Bu nedenle basta Katolik Avrupa'nin kati baskilarina maruz kalan Ortodoks Balkan halklari olmak üzere pek çok halk, birçok kez, Hiristiyan yöneticiler yerine Müslüman Türk idarecilerin yönetimi altinda yasamayi tercih ettiler. Sadece Hiristiyanlar degil, XV. yüzyilin sonlarinda Ispanya'daki Yahudiler de kitleler halinde, adaletinden ve kendilerine saglayacagi din hürriyetinden emin olduklari Osmanli yönetimine sigindilar.
Önemli tarihçilerimizden Prof. Dr. Ismet Miroglu, Tarih ve Medeniyet Dergisi'nde yayinlanan bir makalesinde Osmanli'daki din ve vicdan hürriyetine detayli bir sekilde yer vermektedir. Miroglu'nun belirttigi gibi Rus kilisesinin zulmüne dayanamayan Kazaklar da din hürriyetini Osmanli idaresinde bulan halklardandir. Prof. Dr. Ismet Miroglu, Osmanli Yönetiminde Insana ve Hukuka Saygi, Tarih ve Medeniyet, Ocak 1999, s.19 Prof. Miroglu söz konusu makalesinde Antalya Patrigi Makarios'un, Ortodokslara zulmeden Katolik Polonyalilari Osmanli idaresiyle kiyaslayan su sözlerine de deginmektedir:
O imans izlar tarafindan öldürülen binlerce insana, kadin, kiz ve erkeklere agladik. Lehliler Ortodoks adini dünyadan kaldirmak istiyorlar. Allah Türklerin devletini ebedi eylesin. Zira Türkler vergi aldiktan sonra Hiristiyan ve Yahudilerin dinlerine dokunmazlar. Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, Istanbul 1969, s. 193
Osmanli tarihi üzerine uzmanlasmis olan ünlü tarihçi Arthur Gibbons'un "Osmanli Imparatorlugu'nun Kurulusu" adli eserinde Osmanlilar hakkinda yer verdigi su tespitler de Osmanli hosgörüsünün ispati niteligindedir:
... Su bir gerçektir ki, Türkler yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken din hürriyeti fikrini temeltasi olarak koymus bir millettir. Sürekli Yahudi ve Hiristiyan tazyiklerine mukabil, Türklerin Balkanlar'a girmesinden sonra yerli gayrimüslimlerle yeni gelen Müslümanlar yüzyillarca ahenk içinde yasamislardir." A.Gibbons, Osmanli Imparatorlugu'nun Kurulusu, Çev. Ragip Hulusi, Ist. 1928, s.63
Iste tarihçilerin ve arastirmacilarin da sik sik dile getirdikleri bu adaletli ve hosgörülü anlayis, Osmanli yönetiminin Türk-Islam ahlakina has özelliklerinden kaynaklanmaktadir.
Asirlar boyunca sanli devletler kurmus, 3 kitaya hükmetmis bir milletin torunlari ve 21. yüzyilda yeni bir cihan devleti kurmaya aday bir milletin bireyleri olarak bizlere düsen ise, Osmanli'yi Osmanli yapan tüm maddi ve manevi degerlerin önemini dogru bir sekilde anlamak ve uygulamaktir. Osmanli örnegi göstermektedir ki, Türk Milleti çok genis bir cografyayi kolaylikla yönetebilecek bir birikime, yetenege ve güce sahiptir. Önemli olan Osmanli'nin üzerinde yükselmis oldugu degerleri iyi anlamak, bunlari yeniden ve çagimiza uygun sekilde yorumlamak ve uygulamaktir.