Batı niye kalkındı?

Konu sahibi son olarak 3327 gün önce görüldü
Sual: Misyoner papazlar, (Avrupa Hristiyan olduğu için kalkınmış ve zengin olmuştur. Bu da Hristiyanlığın hak din olduğunu gösterir) diyorlar. Hristiyanlar içinde fakirler, Müslümanlar arasında zenginler de var. Japonların da, çoğu teknikte ileridir, zenginleri çoktur. Misyonerlerin sözüne göre, Japonların dininin hak olduğu söylenebilir mi?
CEVAP
Papazların sözü, hem yanlış, hem de maksatlıdır. Çünkü ne Avrupa Hristiyanlıkla idare ediliyor, ne de halkı Müslüman olan ülkeler İslamiyet’le, halifelikle idare ediliyor. Müslüman ülkeler, idareleri gibi kendileri de dinden uzak kaldıkları için papazların iddiası tamamen kasıtlıdır. Papazların, idarede hâkim olduğu çağlar, Hristiyanlar için yüz karasıydı. Bu tarihi gerçekleri gizleseler de, mızrak çuvala sığmaz.

Doğrusu şöyledir: Avrupa, Hristiyanlıktan uzak kaldığı için kalkınmıştır. Hristiyanlık dininin, devletlerin idaresine hiçbir etkisi yoktur. Hristiyanlık kalkınmaya zarar verdiği için laik olmaya çalışmışlardır. Yani Avrupalı, Hristiyanlığı devlet idaresine karıştırmamıştır. Zaten Hristiyanlıkta devleti yönetecek kanunlar, kurallar yoktur. Bir muhtarlığı bile idare edecek maddelerden yoksundur.

Müslümanların geri kalış sebebi de, dinlerinden yani İslamiyet’ten uzaklaşıp Batı’yı körü körüne taklit etmelerindendir. Osmanlı İslâmiyet'e sarıldığı zamanlar, büyük bir dünya devletiydi. İslamiyet’ten uzaklaşınca yıkıldı.

İslamiyet’in emrine uygun çalışan, kâfir de olsa kalkınır. Müslüman da, İslâmiyet'in emrine uymazsa elbette geri kalır. İslamiyet’te ilerlemeye mani olan bir hüküm olmadığı gibi, Hristiyanlıkta da ilerlemeyi emreden bir hüküm yoktur. Bozuk İnciller hikâyelerle doludur, içinde ne medeni hukuka, ne de ceza hukukuna dair maddeler vardır.

Müslümanların yanlış hareketleri İslâmiyet'e yüklenemeyeceği gibi, Hristiyanların İslam dininin emrettiği şekilde çalışarak teknikte ileri olmaları da, Hristiyanlığa mal edilemez.


Mazlumun âhı

Zulmedip de âh alma, kulak olmalı seste!

Mazlumun âhı çıkar, hep aheste aheste
.[/SIZE]
Batı+niye+kalkındı.png
 
Kalkınmaktan anladığımız nedir? Demokrasi mi ekonomi mi? İnsanlık mı nedir?
 
Batı rönesans ve reform yaşadı. Ondan :T:
 
Milyonlarca afrikalının kanını, toprağını sen sömürseydin sende kalkınırdın.
 
Baslik hatali olmus.... bati niye kalkindi ? Kalkinmazsa sanki daha guzel olcakmis gibi bir cumle olmus..

Dogrusu bati nasil kalkindi ? Olmaliydi
 
Din en buyuk etken din faktoru ... el acip gokten bekleyecegine topragi surseydin en basit anlatimla, sen de kalkinirdin...
 
Sömürü ve asimile etme politikası.
Bakis acim ve şahsi fikrim bu yönde.
 
Önce din adına savaşırdı batı.(Haçlı seferleri)
Birinci dünya savaşında milliyetçilik duyguları kabardı batının,birbirlerini yediler.
Ikinci dünya savaşındaki neden ırkçılıktı.Sonuç darmadağın bir Avrupa.

Artık amaç;asla Avrupa"yı bu denli bölen bir savaşa sürüklememekti.
1952 de başladı sıkı dostluk.
Birlik,beraberlik,dünya üzerinde eşit çıkarlar.
Montanunion doğdu,şimdiki Avrupa Birliği.
Birlik oldular.Sihir burda.

Sömürge politikası başka bir şey.
Ekspansiyon siyaseti her Avrupa ülkesinin kendi sömürdüğü bölgelerde ayrışır.
Oda ayrı bir konu.

Konuyu dine bağlarsak,Avrupa'da hiç bir ülke veya devlet veya devlet adamı kilise ile bağlarını tamamen koparmış bir konumda değildir.Böyle bir lüksü yok.
 
İslamiyetin "altın çağı" olarak sayılan zaman dilimine baktığımızda bence ön plana çıkan şey, batıya kıyasla bilime, sanata, teknolojiye, felsefeye, mühendisliğe, gök bilimlerine, edebiyata ve hukuka verdiği önemdir.

İslam tarihinin yükselişinden söz ederken, geçen kervanlara Aristo'nun kitaplarını ısmarlayan Farabi'den söz etmezsek haksızlık olmaz mı? Yada bir İbn'i Sina'yı, Harezmi'yi, Hayyam'ı...

Ne zamanki pozitif bilimlerin yerini din ağırlıklı konular aldı ve buna karşılık Avrupa koca bir rönesans yaşadı, o zaman karşılıklı rekabette geriye düştü. Anubis 'in tespiti bu açıdan değerli.

Daha önce forumda yazmış olduğum bir tartışma konusunda şöyle ifade etmiştim;

"Yazınızda belirttiğiniz ''rönesans ile materyalizmin güç kazandığı'' söylemine katılıyorum. Bu dönem, zaten bir çok kişi tarafından ''aydınlanma çağı'' olarak adlandırılmakta. Kilisenin baskılarına karşı bilimin ve sanatın önemli bir başkaldırısı vardır. Bunun yanı sıra pozitif bilimlerin ve bunu takiben modernleşmenin önü açılmıştır. Ancak burada sizinle anlaşamadığım kavram ''değerler erozyonu'' kavramıdır. Buna erozyon demek pek mantıklı gelmiyor. ''Değerler erozyonu'' derken ne anlattığınız önemli. Söz gelimi Rönesans döneminin en büyük etkisi skolastik düşünceyi yıkması ve kilisenin itibarını düşürmesidir. Düşünsenize... İnsanoğlu M.Ö. 350 lerden Orta Çağ Karanlığının bitimine kadar, yani 1400 lü yıllara kadar, karşılaştıkları sorunların cevabını Aristo-Akino Thomas-Kilise üçgeninde aradı hep. Yaklaşık 18 yüzyıl boyunca bu düşünce yapısıyla hareket etti. Örneğin denir ki; o zamanlar papazlar bir atın ağzında kaç diş olduğunu bu kitaplarda arıyordu. Kimsenin aklına atın ağzını açıp dişlerini saymak gelmezmiş. Rönesans bu akımın kırıcısı oldu ve haliyle o güne kadar ''değer'' olarak adlandırılan alışkanlıklar değişmeye başladı. Zaten bu çağın devamına baktığınızda karşınıza Galileo gibi, Kopernik gibi kiliseye karşı hayatları pahasına meydan okuyan isimler çıktığını görebilirsiniz. Bu isimler, rönesansın etkisinin bir ürünü olarak o çağda yetişti ve ilerledi. Ama daha önemlisi, modernleşme çağını başlatması oldu. Modernleşme dediğimiz, katolik kilisesinin popüleritesinin yitirmesi, halkı sömürdüğünün kitleler nezdinde daha fazla anlaşılması ve bunun sonucunda yeni mezheplerin -Protestanlık, Kalvenizm gibi- ortaya çıkması..."

(Mesajın tamamı için : bkz)
 
Çünkü kalkınmış olan Batı, işini doğru yapmaya ve disipline odaklanır, kalkınma sürecinde dinin baskısından kurtulmaları da etken tabii ki. Ama tek sebep bu olamaz.. son yüzyılda iki defa viraneye dönüp dünya üretiminin onda birini tek başına yapacak güce gelen Almanya var...
 
Geri